![]() |
| | #1 |
| Ayın Üyesi Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,858
| Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genç… Böyleyseniz işiniz çok zor… Sahip olduğunuz imanı muhafaza etmek ise zorların zoru. Peygamberlerin Efendisi de bu zorluğa yüzyıllar öncesinden işaret ederek "Âhir zaman da imanı muhafaza etmek kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak diyor" ve devam ediyor, "Kişi sabah evden imanlı çıkacak, akşam eve imansız gelecek, akşam imanlı yatacak sabah imansız kalkacak". Biraz geniş bir açıdan bakıldığında Peygamber Efendimizin üzerinde durduğu âhir zaman bundan önceki zamanlarla bir çok benzerlikler gösteriyor. Bir ikilem arasında kalan ve buhranlar geçiren âhir zaman Müslüman gençliği, ateşin içine atılan Hz. İbrahim'i, Firavun'un sarayında yetişen Hz. Musa'yı, Züleyha'nın karşısındaki güzeller güzeli Hz. Yusuf'u, balığın karnındaki Hz. Yunus'u, yaralar içindeki Hz. Eyyûb'u ya da sapıklar içerisindeki Hz. Lût'u andırıyor. Bu zaman İslamiyet’in çıktığı zamanla da benzerlikler gösteriyor. O zaman da İslam’ı tercih edenler maddi işkenceler altında ezilirken, şu zamanın Müslüman gençliği de belki maddi işkencelerden daha ağır olan manevi işkenceler altında huzursuz bir hayat yaşıyor. Âhir zamanı âhir zaman yapan ise, bu yukarıda zikredilen durumlardan yalnız birinin değil hepsinin bu zamanda toplanmış olması. Yani ateş (manevi), firavun, züleyha (yarı çıplak kadınlar), yara (manevi), işkence (manevi), balık (nefis) ve sapık yedigeni içerisinde hapsedilmiş bir Müslüman gençlik. Peki böyle dehşetli bir zamanda Müslüman gençlik neler hissediyor? Ne mi hissediyor? Bir ikilem ve onun yol açtığı bir buhran. Bir tarafta Allah-u Teâlâ'nın emirleri, diğer tarafta zamanın câzibedar fitnesinin gençleri kendi yörüngesine alma cabası, ve ikisi arasında bocalayan âhir zaman Müslüman gençliği. Elbette biliyor ki, Yaratan'ın emri her şeyin üstünde. Doğruyu biliyor, ihlasın kırılmaması gerektiğini de biliyor, ihlassızlığın zararlarını da. Ama bu bilmekle iş bitmiyor. Biliyor, bilmesine ama bu câzibedar ve şiddetle hücum eden günahlar karşısında mağlup oluyor. İstemeyerek de olsa şeytanın tuzaklarından birine yem oluyor ve giriyor günaha. Ardından gelen büyük bir pişmanlık… Edilen tövbeler… Yapılan yeminler… Kılınan namazlar… ve sonrasında yine bir tuzak ve yine bir mağlubiyet. Ve kişinin kendisine atfettiği bir vasıf "günahkâr". "Ben bir günahkârım, günahlardan kendimi alıkoyamıyorum" diye içten içe mırıldanmalar. Ve kendine atfedilen bu vasfın arkasından gelen yeis. Müslüman gencimizin kendine atfettigi tek masum vasıf bu mu? Tabii ki hayır! İkilem içinde kalan ve tövbe ettiği günahların kapısına tekrar tekrar yanaşan bu gençlik, çevresine bakıyor… Her taraf mübarek dolu. Evde kaldığı, okulda görüştüğü arkadaş çevresi çoğunlukla mübareklerden müteşekkil. Ama kendisi de o mübarekler içinde bir 'namübarek'. Bu "namübarek" lik de ona büyük bir darbe vuruyor ve günahkarlık vasfının yanına bir de bu vasıf ekleniyor. Gel gelelim bu Müslüman gencimiz, insanların kendi 'namübarek' liğini bilmesini istemiyor. İstemediği için de bu vasfı gizleme yolunu tercih ediyor. Ve üzerine mübarek' marka bir elbise giyerek insanlar arasında hayatını devam ettiriyor. Görünüşte giyilen bu mübarek marka elbise gencimizi biraz rahatlatmasına rağmen gerçekte onu üçüncü bir uçuruma daha sürüklüyor. Nasıl mı? "Ben" diyor, "ikiyüzlüyüm, mübareklerin arasında bir mübarekken onlar olmadığında ise bir 'namübarek' im. 'Günahkâr' lık ve 'namübarek' lik vasıfları masum gencimizi boğmaya yetmiyormuş gibi yanına bir yenisi daha ekleniyor. O da 'riyakârlık'. Ve bu üç enkaz altında boğulmaya başladı âhir zaman gençliği. Bu üç darbe yetmiyormuş gibi dördüncü darbe de beklenmedik bir yerden geliyor. Âhir zaman gençliğinin çoğu sahip olduğu bu üç yüz kızartıcı vasfın başkaları tarafından bilinmesini istemediğinden onları gizleme yoluna gidiyor. Arkadaşlarının arasına çıkarken 'ihlâs' ve 'mübarek' marka elbiselerini giyiyor. Dışarıya karsı daima mübarek görünümü çiziyor. Hâlbuki Bediüzzaman hazretlerinin tabiriyle içi dışına bir çevrilse her şey ayan beyan ortaya çıkacak. Birçok kişi kendi gerçek görünümünü sakladığı ve vücudunun her tarafını kaplamış olan yaraları, üzerine giydikleri elbiselerle örtmeye çalıştıklarından, onu gören karşıdaki kendini 'namübarek' hissediyor. Hâlbuki o kendini "namübarek" hisseden de yaralarının üzerine giydiği mübarek marka elbiselerle ortalıkta. Kısacası bu üç vasfa sahip olduğunu birçoğu düşünüyor ama düşünenler de bunu dışarı vurmaktan kaçındıklarından herkes sadece bu gibi buhranları kendisinin yaşadığını ve bu üç vasfa sadece kendisinin sahip olduğunu zannediyor. İste Müslüman gençliği sarsan dördüncü deprem. 'Günahkâr' lıkta, 'namübarek' likte ve 'riyakâr' lıkta yalnızlık. Beşinci depreme geçmeden önce biraz psikolojiden bahsetmek gerekiyor. Psikolojide şu vardır; eğer insanda bilişsel huzursuzluk diye bir durum varsa insan bu huzursuzluğu gidermeden huzurlu bir hayat süremez. Bunu bir örnekle açalım. Mesela sigara içen bir adam, sigaranın zararlarını anlatan bir yazı okuduğunda, sigaranın kansere yol açtığını ve her içilen sigaranın ömrü 5 dakika kısalttığını öğrenince bir bilişsel huzursuzluk yaşıyor. Yani bir tarafta kendi yaptığı, diğer tarafta okuduğu haber. Kendisi ise ikisi ortasında kalmış biçare bir nefer. Bu huzursuzlukla 'huzura doğru' yürümek ise başlı başına bir zafer. Bu insanın yapacağı ilk iş bu huzursuzluğu gidermek. Bu da iki türlü oluyor; ya sigarayı bırakacak ki, gayet zor ama bu ikilemden ve bilişsel huzursuzluktan kurtulmanın da en selametli çaresi, ya da yaptığı işi rasyonalize (mantıksallaştıracak) edecek. Nasıl mı? İlk önce kendisi gibi sigara içen büyük zâtları arayacak "Bak Cumhurbaşkanımız, Başbakanımızda da içiyor; sanatçıların çoğunun ağzından sigara hiç düşmüyor" diyecek. Sonra "Hem Ahmet 60 senedir içiyor ama sapasağlam, hem sigara içerek daha az yaşayacağım ama yaşamım daha keyifli olacak" gibi yaklaşımlarla kendini rahatlatma yoluna gidiyor. Diğer bir çare olarak da okuduğu haberi yalanlamak yoluna gidiyor ve o habere münafi bir başka habere cankurtaran simidine yapışır gibi sarılıyor. Kısacası çaldığı minareye bir kılıf uydurarak bir nevi huzur buluyor… Ama sahte bir huzur… Aynen böyle de, islediği günahların büyük azaplara yol açtığını ve bunun da cehennemi intaç ettiğini, kimsenin görmediği günahları meleklerin ve Allah-u Teâlâ'nın gördüğünü bilen âhir zaman Müslüman genci, giriyor bir bilişsel huzursuzluğa… Günah işlemekten kendini bir türlü muhafaza edemiyor. Günahlardan da yakasını kurtaramadığı için bilişsel huzursuzluk devam ediyor. En iyisi yapılan bu işi rasyonalize edeyim, yani yaptığım işe bir kılıf bulayım diyor. Tam başlayacakken birden düşünüyor "Şimdi işlediğim günahı haklı mı çıkarayım" deyip küfrün kapısına yanaşmaktan korkuyor. Böylece rasyonalize yolu da kapanmış oluyor. Belki de en derin depremi bu anda yaşıyor. Iki arada bir derede, aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misali. İste yaptıkları günahları ne rasyonalize edebilen ne de onlardan kurtulabilen âhir zaman genci bilişsel huzursuzluk içinde hayata devam etmek zorunda kalıyor. Böylece daima psikolojik olarak sorunlar yaşıyor, gün geçtikçe daha da asabileşip daha da alıngan hale geliyor. Kendisine daima hakaret ediyor ve karamsarlaşarak hayatını zehir ediyor. Bir kısmı bu beş sarsıntı altında hayatlarına aksak devam ederken, imanı zayıf olanları çok daha büyük sarsıntılar bekliyor. İmanı zayıf olan bir kısım Müslüman genci içinde bulundukları durum o kadar sıkıyor, o kadar sıkıyor ki, boğulmamak için, kendisi gibi birkaç kişi aramaya başlıyor. Ama aynı grup içinde bulunduğu arkadaşlarına bakıyor. Onların hepsi mübarek, kendisine benzeyen kimse yok. O kapı da kapandı. Mevlâna’nın nasihatini dinlemeyip de olduğu gibi görünüp ya da göründüğü gibi olamayanlar bu biçare gencimizi daha hazin bir maceraya sürüklüyorlar. Eğer âhir zamanın bu Müslüman genci sağlam bir imani ders almamışsa, bu bilişsel huzursuzluğu gidermek için akla gelmedik yollar deniyor. Artık îmânî derslerin yapıldığı mekânlara uğramak istemiyor. Uğrasa yeni şeyler öğrenecek, ama dışarı çıkınca onlara zıt hareketlerde bulunacak, bilişsel huzursuzluk daha da artacak. Hem kendisi o gruba ait değil ki, o 'namübarek', onlar ise mübarek, mübareklerin arasına ancak mübarekler girer . Bir kısmı bu yolu seçip îmânî dersleri bırakırken diğer bir kısmı da yine bu sebeplerle îmânî derslerin yapıldığı evlerde kalmasına rağmen oraları terk ediyor. "Ben onların arasında yaşayamam, onlar çok temiz safi, mübarek insanlar, benim ise öyle kusurlarım var ki, onlar arasına giremem." gibi mülahazalarla bir kale hükmünde olan evlerinden çıkıp kendini düşmanın kucağına bırakıyor. Bediuzzaman hazretlerinin tabiriyle bir sineğin ısırmasından kaçarken yılan ısırmalarına hedef oluyor. Bu îmânî derslerden haberi olmayan diğer bazıları daha da ileri giderek küfre doğru adım adım yaklaşıyor. Kendi işlediği günahı inkar edemiyor, bilişsel huzursuzluğunu gidermek istiyor. Bunun için çareler ararken, Cehennem'in, meleklerin hatta 'ın yokluğunu arzu ediyor. Ve bu uğurda bulduğu küçücük delillere can havliyle sarılarak onları büyük bir delilmiş gibi görüp mukaddesatın inkarına yanaşıyor. Ve Bediuzzman'in dediği "her günahta küfre gidecek bir yol vardır" sözünün fiili tasdikçileri arasına giriyor. Bu kadar zor durumda bulunan âhir zamanın bu muzdarip gençlerine elbette ki bir çok müjdeler var. İlk olarak Allah'u Teâlâ, "Eğer kendisinden yasaklanmakta olduğunuz günahların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi çok hoş bir yere (cennete) koyarız" buyuruyor. Ve başka bir âyette ise, "Ey nefisleri aleyhine günah işlemekle ömürlerini israf eden kullarım! Günahlara bulaştık diye Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Şüphesiz ki bütün günahları bağışlar" müjdesi ile âhir zamanin günaha saplanan biçare gençleri bir nebze olsun rahatlatılıyor. Bununla beraber, Yüce Rabbimizin Gafûr (çok bağışlayan), Tevvâb (tövbeleri tekrar tekrar kabul eden), Rahîm (kullarına çok merhamet eden) ve Settâr (ayıpları ve günahları örten) isimleri biz gençliğin imdadına yetişiyor ve onlara yeni kapılar açıyor. Yüce Allah'tan sonra müjde, âlemlerin efendisi Hz. Muhammed aleyhisselâmdan geliyor. O da âhir zamanın bunalmış gençlerini teselli edercesine şöyle buyuruyor: "Eğer siz (sahabeler) benim dediklerimden birini yapmazsanız, cehenneme girersiniz, ancak öyle bir zaman gelecek ki, söylediklerimden birini yapan cennete girecek" Müjdeler devam ediyor. Asrımızın âlimi Bediuzzaman Said Nursi'de âhir zaman gençliğine hitaben diyor ki, "Sizler bu meşakkatlere sabretmekle sahabelerin küçük kardeşleri oluyorsunuz." Tabii, bu müjdelere güvenip de yan yatmak âhir zaman gençliğine yakışan bir hareket değil. Peki bu durumda neler yapılması gerekiyor. Aslında is nefsin dizginini eline alabilmekten geçiyor. Nefsin dizginini eline almanın en tesirli yolunu yine Peygamberimiz bildiriyor. O da nefsi aç bırakmak, yani diğer bir deyişle oruç tutmak. Âhir zaman Müslüman gençliğinin en azından haftanın Pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu geçirmesi gerekiyor. Ta ki nefsin dizginini eline alabilsin ve nefsi kendisinin değil, kendisi nefsin efendisi olsun. İş oruç tutmakla bitmiyor. Onun zikirlerle desteklenmesi gerekiyor. Kur'an bizlere Yusuf aleyhisselâmın Züleyha'nın karşında, Yunus aleyhisselâmın balığın karnında, Eyyub aleyhisselâmın hastalıklar ve yaralar karşısında, İbrahim aleyhisselâm ateş içerisinde okuduğu duaları ders veriyor. Bizler âhir zaman ateşinin içinde, nefis balığının karnında, cazibedar bir fitne olan yarı çıplak kadınların karşısında, manevi yaralar altında ezilen Müslümanlar olarak bu duaları çokça zikretmemiz gerekiyor. Bu dualar nasıl ki, peygamberlerin bulundukları dehşetli durumlardan kurtulmasına vesile olmuş inşallah bizlere de faydası olur. Onun için bu duaları sabah-akşam en az 33'er defa tekrarlamak gerekiyor. Her gün Kur'ân-i Kerim'den bir parça okumak, ve âhir zaman fitnesine karşı bir kalkan vazifesi gören Sekine' ye devam etmek, Allah'in bin bir isminin bulunduğu 'Cevşen' ile O'nun dergahına yanaşmak, bataklıktan kurtulmanın diğer çareleri arasında yer alıyor. Kur'an'dan bu zamanda özellikle okunması gereken parçayı ise âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz şöyle bildiriyor; "Kim onun (Deccal'in) cehenneminin belasına uğrarsa Allah'tan yardım dilesin ve Kehf Sûresi'nin ilk ayetlerini okusun ki ateş İbrahim (as)'a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selametli olsun" Son olarak da şunu unutmamak gerekiyor. Âhir zamanı âhir zaman yapan yol açtığı bu manevi bunalım. Eğer bu bunalım olmasa bu zaman belki de âhir zaman olmayacak. Hem böyle bir zamanda böyle bir bunalımda olmak gayet normal. Anormal olmayan ise normal olmamak. Kısacası eğer böyle bir bunalımda bir nebze olsun kendimizi hissedemiyorsak asıl tehlike kapımızda demektir. Sahip oldukları takva Neticesinde bu bunalıma sahip olmayanlar ise sözümüzün haricindedir. (alıntı) |
| |
| | #2 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1,621
| Haftanın konusu AHİR ZAMANDA GENÇ OLMAK seçilmiştir... Son zamanlarda fazlasıyla dert ettiğim ve kafama taktığım bir konuyu,Haftanın konusunu ararken anında bulmak bir nevi işaret gibi geldi açıkçası.Tüm kardeşlerimizin okuması temennisiyle... Ve bu çok anlamlı konuyu bizlerle paylaşan Hande kardeşimize Teşekkürlerimle |
| |
| | #3 |
| Ayın Üyesi Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,858
| ben teşekkür ederim bu önemLi konuyu gündeme getirdiğiniz için faydaLanabiLirsek ne mutlu |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| bu gün ki genç neslin en büyük sorunu .. genç olduğu halde gençliğinin kıymetini ,zamanlarını taat üzre geçirememeleri,zamanlarını ve körpeliklerini zayi etmeleri,ellerine ve dillerine hakim olamamaları,ahir zamandaki gençliğin en büyük sorunu maalesef.. Ahir zamanda genç olmak zor biliyorum ..Ahir zamanda mü’min genç olmanın da, kolay olmadığını da biliyorum. Ama doğuda batıda yaşanıp nazarımıza ilişen milyonlarca örnek bize zor olmanın imkansız da olmadığını açıkça göstermekte.. ahir zamanda genç olmak ateşler içinde yanmaktır,ahir zamanda mümin genç olabilmek ateşler içinde yanmamaktır.. |
| |
| | #5 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 4,994
| Alıntı:
Allahımızdan diliyorum gençlerin ayağının yönünü nefislerinin eline denetimine vermesin inş. yoksa son hüsran olacak hemde toplum olarak hepimizi çarpan bir hüsran ki Allah muhafaza buyursun.... gülüm çok önemli bir konuyu gündeme getirmişsin Rahman senden razı olsun inş.Çünkü gençlikte yapılan ibadetler diğer zamanlara oranla çok üstün olduğu gibi yalıştan el çekmek yada düşmemek için dikkat etmekde çok daha üstündür.. hem ne denmiş "madarratı def celbi menaifden evladır" Allah musab gibi fatıma gibi gençlerimizin sayısını artırsın inş. | |
| |
| | #6 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 66
| Ahir zamaninda genc olmak cok zor... Her ne kadar gunahtan uzak durmaya çalissakta bir yerde belimizi bukuyorlar... Rabbim gençlerimize cok cok sabir versin... Bu zamanda gençler olarak biz kendimizi gunahtan koruyabilmek için, degil farz, sunnet ve nafile ibadetlere cok dikkat etmeliyiz ki imanimiza sahip cikmaliyiz... Gunah isledigimizde içimizi acitmiyorsa eger... cok yaziktir... imanimizin korumasi yetersiz kalmistir demektir... namaz vakti geçiyorda bizim içimiz rahatsa... Allah korusun, nefsi cok buyutmusuz demektir... Rabbim bu zamanda bizleri, arkadaslarimizi ve akrabalarimizi ve bizden sonra gelecek nesilleri korusun... Imanimizi farzlarla, sunnetlerle, nafilelerle korumaya ozen gostermeliyiz... Allahim iman islam aski versin... Cok zor, gerçekten cok zor... |
| |
| | #7 |
| Ayın Üyesi Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,858
| Amin...amin... Allahım sen bizi nefsimizLe baş başa bırakma |
| |
| | #8 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 293
| Ahir zamanda genç olmak ? Değerini bilirsek ,kıymetini bilirsek eğer melekleri bile imrendirecek bir mevkiye sahip olmak demektir hakkın katında ... Gençlikte islami yolda atılan bir adım ile yaşlılıkta atılan bir adımın arasında fark şüphesizki Allahın huzurunda çok şey teşkil eder. Hele hele bu bir de ahir zamanda , firavunların, Ebu leheplerin , Ebu cehillerin cirit attığı bir zamanda ki genç ise mükafat aklımızın alamayacağı kadar büyük olur . Rabbim cümlemize şu ahir zamanın Muhammedleri,Musaları,Fatımala rı ve Ayşeleri olmayı nasip eylesin ... Düzenleyen: Genc_ReaList , 14-11-2008 - 00:22. |
| |
| Etiketler |
| ahir zamanda, genç olmak |
| Konu Araçları | |
| |