ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Serbest Bölüm > Haftanın Konusu


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 06-08-2008, 01:50   #1
Ayın Üyesi
 
Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,858
Lightbulb Ahir Zamanda Genç Olmak...

Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genç… Böyleyseniz işiniz
çok zor… Sahip olduğunuz imanı muhafaza etmek ise zorların zoru.
Peygamberlerin Efendisi de bu zorluğa yüzyıllar öncesinden işaret ederek
"Âhir zaman da imanı muhafaza etmek kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak
diyor" ve devam ediyor, "Kişi sabah evden imanlı çıkacak, akşam eve imansız
gelecek, akşam imanlı yatacak sabah imansız kalkacak".

Biraz geniş bir açıdan bakıldığında Peygamber Efendimizin üzerinde durduğu
âhir zaman bundan önceki zamanlarla bir çok benzerlikler gösteriyor. Bir
ikilem arasında kalan ve buhranlar geçiren âhir zaman Müslüman gençliği,
ateşin içine atılan Hz. İbrahim'i, Firavun'un sarayında yetişen Hz. Musa'yı,
Züleyha'nın karşısındaki
güzeller güzeli Hz. Yusuf'u, balığın karnındaki Hz. Yunus'u, yaralar
içindeki Hz. Eyyûb'u ya da sapıklar
içerisindeki Hz. Lût'u andırıyor.

Bu zaman İslamiyet’in çıktığı zamanla da benzerlikler gösteriyor. O zaman da
İslam’ı tercih edenler maddi
işkenceler altında ezilirken, şu zamanın Müslüman gençliği de belki maddi
işkencelerden daha ağır olan
manevi işkenceler altında huzursuz bir hayat yaşıyor.

Âhir zamanı âhir zaman yapan ise, bu yukarıda zikredilen durumlardan yalnız
birinin değil hepsinin bu
zamanda toplanmış olması. Yani ateş (manevi), firavun, züleyha (yarı çıplak
kadınlar), yara (manevi), işkence
(manevi), balık (nefis) ve sapık yedigeni içerisinde hapsedilmiş bir
Müslüman gençlik. Peki böyle dehşetli bir
zamanda Müslüman gençlik neler hissediyor? Ne mi hissediyor? Bir ikilem ve
onun yol açtığı bir buhran. Bir
tarafta Allah-u Teâlâ'nın emirleri, diğer tarafta zamanın câzibedar
fitnesinin gençleri kendi yörüngesine alma
cabası, ve ikisi arasında bocalayan âhir zaman Müslüman gençliği.

Elbette biliyor ki, Yaratan'ın emri her şeyin üstünde. Doğruyu biliyor,
ihlasın kırılmaması gerektiğini de
biliyor, ihlassızlığın zararlarını da. Ama bu bilmekle iş bitmiyor. Biliyor,
bilmesine ama bu câzibedar ve şiddetle
hücum eden günahlar karşısında mağlup oluyor. İstemeyerek de olsa şeytanın
tuzaklarından birine yem oluyor
ve giriyor günaha. Ardından gelen büyük bir pişmanlık… Edilen tövbeler…
Yapılan yeminler… Kılınan
namazlar… ve sonrasında yine bir tuzak ve yine bir mağlubiyet. Ve kişinin
kendisine atfettiği bir vasıf
"günahkâr". "Ben bir günahkârım, günahlardan kendimi alıkoyamıyorum" diye
içten içe mırıldanmalar. Ve
kendine atfedilen bu vasfın arkasından gelen yeis. Müslüman gencimizin
kendine atfettigi tek masum vasıf bu
mu?

Tabii ki hayır!

İkilem içinde kalan ve tövbe ettiği günahların kapısına tekrar tekrar
yanaşan bu gençlik, çevresine
bakıyor… Her taraf mübarek dolu. Evde kaldığı, okulda görüştüğü arkadaş
çevresi çoğunlukla mübareklerden
müteşekkil. Ama kendisi de o mübarekler içinde bir 'namübarek'. Bu
"namübarek" lik de ona büyük bir darbe
vuruyor ve günahkarlık vasfının yanına bir de bu vasıf ekleniyor. Gel
gelelim bu Müslüman gencimiz, insanların
kendi 'namübarek' liğini bilmesini istemiyor. İstemediği için de bu vasfı
gizleme yolunu tercih ediyor. Ve üzerine
mübarek' marka bir elbise giyerek insanlar arasında hayatını devam
ettiriyor. Görünüşte giyilen bu mübarek
marka elbise gencimizi biraz rahatlatmasına rağmen gerçekte onu üçüncü bir
uçuruma daha sürüklüyor. Nasıl
mı?

"Ben" diyor, "ikiyüzlüyüm, mübareklerin arasında bir mübarekken onlar
olmadığında ise bir 'namübarek' im.

'Günahkâr' lık ve 'namübarek' lik vasıfları masum gencimizi boğmaya
yetmiyormuş gibi yanına bir yenisi daha

ekleniyor. O da 'riyakârlık'. Ve bu üç enkaz altında boğulmaya başladı
âhir zaman gençliği.

Bu üç darbe yetmiyormuş gibi dördüncü darbe de beklenmedik bir yerden
geliyor. Âhir zaman gençliğinin çoğu sahip olduğu bu üç yüz kızartıcı vasfın
başkaları tarafından bilinmesini istemediğinden onları gizleme yoluna
gidiyor. Arkadaşlarının arasına çıkarken 'ihlâs' ve 'mübarek' marka
elbiselerini giyiyor. Dışarıya karsı daima mübarek görünümü çiziyor. Hâlbuki
Bediüzzaman hazretlerinin tabiriyle içi dışına bir çevrilse her şey ayan
beyan ortaya çıkacak. Birçok kişi kendi gerçek görünümünü sakladığı ve
vücudunun her tarafını kaplamış olan yaraları, üzerine giydikleri
elbiselerle örtmeye çalıştıklarından, onu gören karşıdaki kendini
'namübarek' hissediyor. Hâlbuki o kendini "namübarek" hisseden de
yaralarının üzerine giydiği mübarek marka elbiselerle ortalıkta. Kısacası bu
üç vasfa sahip olduğunu birçoğu düşünüyor ama düşünenler de bunu dışarı
vurmaktan kaçındıklarından herkes sadece bu gibi buhranları kendisinin
yaşadığını ve bu üç vasfa sadece kendisinin sahip olduğunu zannediyor. İste
Müslüman gençliği sarsan dördüncü deprem. 'Günahkâr' lıkta, 'namübarek'
likte ve 'riyakâr' lıkta yalnızlık.

Beşinci depreme geçmeden önce biraz psikolojiden bahsetmek gerekiyor.
Psikolojide şu vardır; eğer insanda bilişsel huzursuzluk diye bir durum
varsa insan bu huzursuzluğu gidermeden huzurlu bir hayat süremez. Bunu bir
örnekle açalım.

Mesela sigara içen bir adam, sigaranın zararlarını anlatan bir yazı
okuduğunda, sigaranın kansere yol açtığını ve her içilen sigaranın ömrü 5
dakika kısalttığını öğrenince bir bilişsel huzursuzluk yaşıyor. Yani bir
tarafta kendi yaptığı, diğer tarafta okuduğu haber. Kendisi ise ikisi
ortasında kalmış biçare bir nefer. Bu huzursuzlukla 'huzura doğru' yürümek
ise başlı başına bir zafer.

Bu insanın yapacağı ilk iş bu huzursuzluğu gidermek. Bu da iki türlü oluyor;
ya sigarayı bırakacak ki, gayet zor ama bu ikilemden ve bilişsel
huzursuzluktan kurtulmanın da en selametli çaresi, ya da yaptığı işi
rasyonalize (mantıksallaştıracak) edecek. Nasıl mı? İlk önce kendisi gibi
sigara içen büyük zâtları arayacak "Bak Cumhurbaşkanımız, Başbakanımızda da
içiyor; sanatçıların çoğunun ağzından sigara hiç düşmüyor" diyecek. Sonra
"Hem Ahmet 60 senedir içiyor ama sapasağlam, hem sigara içerek daha az
yaşayacağım ama yaşamım daha keyifli olacak" gibi yaklaşımlarla kendini
rahatlatma yoluna gidiyor. Diğer bir çare olarak da okuduğu haberi
yalanlamak yoluna gidiyor ve o habere münafi bir başka habere cankurtaran
simidine yapışır gibi sarılıyor. Kısacası çaldığı minareye bir kılıf
uydurarak bir nevi huzur buluyor… Ama sahte bir huzur…

Aynen böyle de, islediği günahların büyük azaplara yol açtığını ve bunun da
cehennemi intaç ettiğini,
kimsenin görmediği günahları meleklerin ve Allah-u Teâlâ'nın gördüğünü bilen
âhir zaman Müslüman genci,
giriyor bir bilişsel huzursuzluğa… Günah işlemekten kendini bir türlü
muhafaza edemiyor. Günahlardan da
yakasını kurtaramadığı için bilişsel huzursuzluk devam ediyor.

En iyisi yapılan bu işi rasyonalize edeyim, yani yaptığım işe bir kılıf
bulayım diyor. Tam başlayacakken
birden düşünüyor "Şimdi işlediğim günahı haklı mı çıkarayım" deyip küfrün
kapısına yanaşmaktan
korkuyor. Böylece rasyonalize yolu da kapanmış oluyor. Belki de en derin
depremi bu anda yaşıyor. Iki arada
bir derede, aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misali.

İste yaptıkları günahları ne rasyonalize edebilen ne de onlardan
kurtulabilen âhir zaman genci bilişsel
huzursuzluk içinde hayata devam etmek zorunda kalıyor. Böylece daima
psikolojik olarak sorunlar yaşıyor, gün
geçtikçe daha da asabileşip daha da alıngan hale geliyor. Kendisine daima
hakaret ediyor ve karamsarlaşarak hayatını zehir ediyor.

Bir kısmı bu beş sarsıntı altında hayatlarına aksak devam ederken, imanı
zayıf olanları çok daha büyük
sarsıntılar bekliyor. İmanı zayıf olan bir kısım Müslüman genci içinde
bulundukları durum o kadar sıkıyor, o
kadar sıkıyor ki, boğulmamak için, kendisi gibi birkaç kişi aramaya
başlıyor. Ama aynı grup içinde bulunduğu
arkadaşlarına bakıyor. Onların hepsi mübarek, kendisine benzeyen kimse yok.
O kapı da kapandı.

Mevlâna’nın nasihatini dinlemeyip de olduğu gibi görünüp ya da göründüğü
gibi olamayanlar bu biçare gencimizi daha hazin bir maceraya sürüklüyorlar.

Eğer âhir zamanın bu Müslüman genci sağlam bir imani ders almamışsa, bu
bilişsel huzursuzluğu gidermek için akla gelmedik yollar deniyor. Artık
îmânî derslerin yapıldığı mekânlara uğramak istemiyor. Uğrasa yeni şeyler
öğrenecek, ama dışarı çıkınca onlara zıt hareketlerde bulunacak, bilişsel
huzursuzluk daha da artacak.

Hem kendisi o gruba ait değil ki, o 'namübarek', onlar ise mübarek,
mübareklerin arasına ancak mübarekler
girer .

Bir kısmı bu yolu seçip îmânî dersleri bırakırken diğer bir kısmı da yine bu
sebeplerle îmânî derslerin
yapıldığı evlerde kalmasına rağmen oraları terk ediyor. "Ben onların
arasında yaşayamam, onlar çok temiz
safi, mübarek insanlar, benim ise öyle kusurlarım var ki, onlar arasına
giremem." gibi mülahazalarla bir kale
hükmünde olan evlerinden çıkıp kendini düşmanın kucağına bırakıyor.
Bediuzzaman hazretlerinin tabiriyle bir
sineğin ısırmasından kaçarken yılan ısırmalarına hedef oluyor.

Bu îmânî derslerden haberi olmayan diğer bazıları daha da ileri giderek
küfre doğru adım adım yaklaşıyor.

Kendi işlediği günahı inkar edemiyor, bilişsel huzursuzluğunu gidermek
istiyor. Bunun için çareler ararken, Cehennem'in, meleklerin hatta
'ın
yokluğunu arzu ediyor. Ve bu uğurda bulduğu küçücük delillere can
havliyle sarılarak onları büyük bir delilmiş gibi görüp mukaddesatın
inkarına yanaşıyor. Ve Bediuzzman'in dediği "her günahta küfre gidecek bir
yol vardır" sözünün fiili tasdikçileri arasına giriyor.

Bu kadar zor durumda bulunan âhir zamanın bu muzdarip gençlerine elbette ki
bir çok müjdeler var. İlk
olarak Allah'u Teâlâ, "Eğer kendisinden yasaklanmakta olduğunuz günahların
büyüklerinden kaçınırsanız, sizin
küçük günahlarınızı örteriz ve sizi çok hoş bir yere (cennete) koyarız"
buyuruyor. Ve başka bir âyette ise, "Ey
nefisleri aleyhine günah işlemekle ömürlerini israf eden kullarım! Günahlara
bulaştık diye Allah'ın rahmetinden
ümit kesmeyin! Şüphesiz ki
bütün günahları bağışlar" müjdesi ile
âhir zamanin günaha saplanan biçare
gençleri bir nebze olsun rahatlatılıyor. Bununla beraber, Yüce Rabbimizin
Gafûr (çok bağışlayan), Tevvâb
(tövbeleri tekrar tekrar kabul eden), Rahîm (kullarına çok merhamet eden) ve
Settâr (ayıpları ve günahları
örten) isimleri biz gençliğin imdadına yetişiyor ve onlara yeni kapılar
açıyor.

Yüce Allah'tan sonra müjde, âlemlerin efendisi Hz. Muhammed aleyhisselâmdan
geliyor. O da âhir zamanın
bunalmış gençlerini teselli edercesine şöyle buyuruyor: "Eğer siz
(sahabeler) benim dediklerimden birini
yapmazsanız, cehenneme girersiniz, ancak öyle bir zaman gelecek ki,
söylediklerimden birini yapan cennete
girecek" Müjdeler devam ediyor. Asrımızın âlimi Bediuzzaman Said Nursi'de
âhir zaman gençliğine hitaben diyor ki, "Sizler bu meşakkatlere sabretmekle
sahabelerin küçük kardeşleri oluyorsunuz."

Tabii, bu müjdelere güvenip de yan yatmak âhir zaman gençliğine yakışan bir
hareket değil. Peki bu
durumda neler yapılması gerekiyor. Aslında is nefsin dizginini eline
alabilmekten geçiyor. Nefsin dizginini eline almanın en tesirli yolunu yine
Peygamberimiz bildiriyor. O da nefsi aç bırakmak, yani diğer bir deyişle
oruç tutmak. Âhir zaman Müslüman gençliğinin en azından haftanın Pazartesi ve
Perşembe günlerini oruçlu
geçirmesi gerekiyor. Ta ki nefsin dizginini eline alabilsin ve nefsi
kendisinin değil, kendisi nefsin efendisi olsun.

İş oruç tutmakla bitmiyor. Onun zikirlerle desteklenmesi gerekiyor. Kur'an
bizlere Yusuf aleyhisselâmın
Züleyha'nın karşında, Yunus aleyhisselâmın balığın karnında, Eyyub
aleyhisselâmın hastalıklar ve yaralar
karşısında, İbrahim aleyhisselâm ateş içerisinde okuduğu duaları ders
veriyor. Bizler âhir zaman ateşinin
içinde, nefis balığının karnında, cazibedar bir fitne olan yarı çıplak
kadınların karşısında, manevi yaralar
altında ezilen Müslümanlar olarak bu duaları çokça zikretmemiz gerekiyor. Bu
dualar nasıl ki, peygamberlerin
bulundukları dehşetli durumlardan kurtulmasına vesile olmuş inşallah bizlere
de faydası olur. Onun için bu
duaları sabah-akşam en az 33'er defa tekrarlamak gerekiyor.

Her gün Kur'ân-i Kerim'den bir parça okumak, ve âhir zaman fitnesine karşı
bir kalkan vazifesi gören
Sekine' ye devam etmek, Allah
'in bin bir isminin bulunduğu 'Cevşen' ile
O'nun dergahına yanaşmak,
bataklıktan kurtulmanın diğer çareleri arasında yer alıyor. Kur'an'dan bu
zamanda özellikle okunması gereken
parçayı ise âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz şöyle bildiriyor;
"Kim onun (Deccal'in) cehenneminin
belasına uğrarsa Allah
'tan yardım dilesin ve Kehf Sûresi'nin ilk ayetlerini
okusun ki ateş İbrahim (as)'a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve
selametli olsun"

Son olarak da şunu unutmamak gerekiyor. Âhir zamanı âhir zaman yapan yol
açtığı bu manevi bunalım. Eğer
bu bunalım olmasa bu zaman belki de âhir zaman olmayacak. Hem böyle bir
zamanda böyle bir bunalımda olmak gayet normal. Anormal olmayan ise normal
olmamak. Kısacası eğer böyle bir bunalımda bir nebze olsun kendimizi
hissedemiyorsak asıl tehlike kapımızda demektir. Sahip oldukları takva
Neticesinde bu bunalıma sahip olmayanlar ise sözümüzün haricindedir.


(alıntı)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-11-2008, 11:54   #2
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1,621
Varsayılan Yanıt: Ahir Zamanda Genç Olmak...

Haftanın konusu AHİR ZAMANDA GENÇ OLMAK seçilmiştir...

Son zamanlarda fazlasıyla dert ettiğim ve kafama taktığım bir konuyu,Haftanın konusunu ararken anında bulmak bir nevi işaret gibi geldi açıkçası.
Tüm kardeşlerimizin okuması temennisiyle...
Ve bu çok anlamlı konuyu bizlerle paylaşan Hande kardeşimize Teşekkürlerimle

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-11-2008, 19:34   #3
Ayın Üyesi
 
Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,858
Varsayılan Yanıt: Ahir Zamanda Genç Olmak...

ben teşekkür ederim bu önemLi konuyu gündeme getirdiğiniz için
faydaLanabiLirsek ne mutlu
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-11-2008, 22:50   #4
cengiz hacılar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Ahir Zamanda Genç Olmak...

bu gün ki genç neslin en büyük sorunu ..
genç olduğu halde gençliğinin kıymetini ,zamanlarını taat üzre geçirememeleri,zamanlarını ve körpeliklerini zayi etmeleri,ellerine ve dillerine hakim olamamaları,ahir zamandaki gençliğin en büyük sorunu maalesef..
Ahir zamanda genç olmak zor biliyorum ..Ahir zamanda mü’min genç olmanın da,
kolay olmadığını da biliyorum. Ama doğuda batıda yaşanıp nazarımıza ilişen
milyonlarca örnek bize zor olmanın imkansız da olmadığını açıkça
göstermekte..
ahir zamanda genç olmak ateşler içinde yanmaktır,ahir zamanda mümin genç olabilmek ateşler içinde yanmamaktır..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-11-2008, 11:16   #5
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 4,994
Varsayılan Yanıt: Ahir Zamanda Genç Olmak...

Alıntı:
Bu üç darbe yetmiyormuş gibi dördüncü darbe de beklenmedik bir yerden
geliyor. Âhir zaman gençliğinin çoğu sahip olduğu bu üç yüz kızartıcı vasfın
başkaları tarafından bilinmesini istemediğinden onları gizleme yoluna
gidiyor. Arkadaşlarının arasına çıkarken 'ihlâs' ve 'mübarek' marka
elbiselerini giyiyor. Dışarıya karsı daima mübarek görünümü çiziyor. Hâlbuki
Bediüzzaman hazretlerinin tabiriyle içi dışına bir çevrilse her şey ayan
beyan ortaya çıkacak. Birçok kişi kendi gerçek görünümünü sakladığı ve
vücudunun her tarafını kaplamış olan yaraları, üzerine giydikleri
elbiselerle örtmeye çalıştıklarından, onu gören karşıdaki kendini
'namübarek' hissediyor. Hâlbuki o kendini "namübarek" hisseden de
yaralarının üzerine giydiği mübarek marka elbiselerle ortalıkta. Kısacası bu
üç vasfa sahip olduğunu birçoğu düşünüyor ama düşünenler de bunu dışarı
vurmaktan kaçındıklarından herkes sadece bu gibi buhranları kendisinin
yaşadığını ve bu üç vasfa sadece kendisinin sahip olduğunu zannediyor. İste
Müslüman gençliği sarsan dördüncü deprem. 'Günahkâr' lıkta, 'namübarek'
likte ve 'riyakâr' lıkta yalnızlık.
şu ara kaleme alayım dediklerime öyle güzel tercüman olmuşki bu yazı bu bölüm...

Allahımızdan diliyorum gençlerin ayağının yönünü nefislerinin eline denetimine vermesin inş. yoksa son hüsran olacak hemde toplum olarak hepimizi çarpan bir hüsran ki Allah muhafaza buyursun....

gülüm çok önemli bir konuyu gündeme getirmişsin Rahman senden razı olsun inş.Çünkü gençlikte yapılan ibadetler diğer zamanlara oranla çok üstün olduğu gibi yalıştan el çekmek yada düşmemek için dikkat etmekde çok daha üstündür..

hem ne denmiş "madarratı def celbi menaifden evladır"

Allah musab gibi fatıma gibi gençlerimizin sayısını artırsın inş.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-11-2008, 00:16   #6
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 66
Varsayılan Yanıt: Ahir Zamanda Genç Olmak...

Ahir zamaninda genc olmak cok zor... Her ne kadar gunahtan uzak durmaya çalissakta bir yerde belimizi bukuyorlar...
Rabbim gençlerimize cok cok sabir versin... Bu zamanda gençler olarak biz kendimizi gunahtan koruyabilmek için, degil farz, sunnet ve nafile ibadetlere cok dikkat etmeliyiz ki imanimiza sahip cikmaliyiz... Gunah isledigimizde içimizi acitmiyorsa eger... cok yaziktir... imanimizin korumasi yetersiz kalmistir demektir... namaz vakti geçiyorda bizim içimiz rahatsa... Allah korusun, nefsi cok buyutmusuz demektir...

Rabbim bu zamanda bizleri, arkadaslarimizi ve akrabalarimizi ve bizden sonra gelecek nesilleri korusun... Imanimizi farzlarla, sunnetlerle, nafilelerle korumaya ozen gostermeliyiz... Allahim iman islam aski versin... Cok zor, gerçekten cok zor...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-11-2008, 18:59   #7
Ayın Üyesi
 
Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,858
Varsayılan Yanıt: Ahir Zamanda Genç Olmak...

Amin...amin...
Allahım sen bizi nefsimizLe baş başa bırakma
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-11-2008, 19:08   #8
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 293
Varsayılan Yanıt: Ahir Zamanda Genç Olmak...

Ahir zamanda genç olmak ? Değerini bilirsek ,kıymetini bilirsek eğer melekleri bile imrendirecek bir mevkiye sahip olmak demektir hakkın katında ... Gençlikte islami yolda atılan bir adım ile yaşlılıkta atılan bir adımın arasında fark şüphesizki Allahın huzurunda çok şey teşkil eder. Hele hele bu bir de ahir zamanda , firavunların, Ebu leheplerin , Ebu cehillerin cirit attığı bir zamanda ki genç ise mükafat aklımızın alamayacağı kadar büyük olur . Rabbim cümlemize şu ahir zamanın Muhammedleri,Musaları,Fatımala rı ve Ayşeleri olmayı nasip eylesin ...

Düzenleyen: Genc_ReaList , 14-11-2008 - 00:22.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Etiketler
ahir zamanda, genç olmak

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 17:30


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats