![]() |
| | #11 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,696
| Dünyalık için dinlerini verenlerin hali Bütün insanlara önce lâzım olan şey, kendi anladığı veya sapık kimselerin anladığı gibi değil “Ehl-i sünnet” âlimlerinin kitaplarında bildirdikleri gibi, bir îman etmektir. Çünkü, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın yolunu bildiren, Kur'an-ı kerimden murâd-ı ilâhîyi anlayan, hadis-i şeriflerden murâd-ı peygamberîyi çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyâmette kurtuluş yolu, bunların gösterdiği yoldur. Allahü teâlânın Peygamberinin ve Onun Eshâbının yolunu kitaplara geçiren, değiştirilmekten ve bozulmaktan koruyan, “Ehl-i sünnet” âlimleridir. Dört mezhepte ictihâd derecesine yükselmiş olan âlimlere ve bunların yetiştirmiş oldukları büyük âlimlere “Ehl-i sünnet” âlimleri denir. Ehl-i sünnetin reîsi ve kurucusu, İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe Nu'mân bin Sâbit,tir. Evliyanın büyüklerinden olan Sehl bin Abdüllah Tüsterî diyor ki, “Eğer Mûsâ ve Îsâ aleyhimesselâmın ümmetlerinde, imam-ı a'zam Ebû Hanîfe gibi bir zat bulunsaydı, bunlar yahudiliğe ve hıristiyanlığa dönmezdi”. Her bid'at sahibi, dört mezhebi bırakıp Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde mânaları açık olmayan îtikat bilgilerinde, yanlış tevil yaparak, yanlış mâna çıkardığı için, hak yoldan ayrılmıştır. Hâlbuki, Peygamberimiz buyurdu ki, “Kur'an-ı kerimden kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mâna çıkaran kâfirdir”. Bunun için , namazdan, îmandan haberi olmıyanların, para kazanmak için, piyasaya sürdükleri, uydurma tefsîrlerinin, yaldızlı reklâmlarına aldanmamalı, bunları almamalı, okumamalıdır. Dinlerini bu şekilde dünyaya satanlar hakkında, Bekara sûresinde meâli, “Câhiller, ahmaklar, dünyadaki zevk ve lezzetlere kavuşmak için, dinlerini, îmanlarını verdi. Âhıretlerini satıp, dünyayı, şehvetlerinin istediklerini aldılar. Kurtuluş yolunu bırakıp, helâke koştular. Bu alış verişlerinde birşey kazanmadılar. Bunlar, ticâret ve kazanç yolunu bilmedi. Çok ziyân etti” olan onaltıncı âyet-i kerimesi gönderildi. Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden çıkarılan ilimler içinde, kıymetli ve doğru olan, yalnız “Ehl-i sünnet” âlimlerinin anladıkları ve bildirdikleridir. Ehl-i sünnet âlimleri, bu ilimleri, Eshâb-ı kirâmdan öğrendi. Bunlar da, Resûlullahdan öğrendiler. Her mülhid, her bid'at sahibi ve her câhil, tuttuğu yolun, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uygun olduğunu sanır ve iddiâ eder. Bunun için Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden çıkarılan her mâna, makbûl ve mûteber değildir. Sadece Ehli sünnet alimlerinin bildirdikleri doğrudur. |
| |
| | #12 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,696
| Peygambersiz anlamak mümkün değil İslâmiyette aklın ermediği şeyler çoktur. Fakat, akla uymayan birşey yoktur. Ahiret bilgileri ve Allahü teâlânın beğenip beğenmediği şeyler ve Ona ibadet şekilleri, eğer aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akıl ile doğru olarak, bilinebilselerdi, binlerce peygamberin gönderilmesine lüzum kalmazdı. Tam akıl, şaşmayan, yanılmayan akıldır. Değil aklın erişemeyeceği şeylerde, kendi günlük işlerinde bile, hiç yanılmadığını kim iddia edebilir? Böyle bir iddiaya, kimse inanır mı? Yeryüzünde hiç bozulmayan ve değiştirilemeyecek birşey vardır ki, o da Allahü teâlânın Kur’an-ı kerimi ve Resulullahın hadis-i şerifleri, yani mübarek sözleridir. Hadis-i şerifler, rastgele insan sözü değildir ve vahiy ile bildirilmiş sözlerdir. Kur’an-ı kerimin açıklamasıdır. Bu açıklamalar olmasaydı, bizim Kur’an-ı kerimi tam olarak anlamamız mümkün olmazdı. Çünkü, arapça bilmekle Kur’an-ı kerim anlaşılamaz. Anlaşılabilseydi, açıklamaya, peygambere lüzum kalmazdı. Bununla ilgili örnekler çoktur. Mesela, cuma ile ilgili ayette, sadece, “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrı yapıldığında, Allahı anmaya koşun...” buyurulmaktadır. Eğer Peygamber efendimiz bildirmeseydi, bu ayette zikredilen “Namaz”ın, “Cuma namazı” olduğunu nereden bilecektik? Hangi Kur’an ayetine dayanılarak, bu namazın beş vakit namazdan herhangi biri değil de, “Cuma namazı” olduğunu ve farzının da iki rekat olduğunu bilecektik? Yine Kur’an-ı kerimin herhangi bir yerinde “hutbe”den kesinlikle söz edilmediğine göre, farz olan hutbenin okunacağını nasıl bilecektik? Peygamberin rehberliği şarttır. Peygambersiz de dini yaşamanın mümkün olduğunu sanmak, peygamberi devre dışı bırakmak, en büyük cehalettir. Cehalet değilse hıyanettir. Ahirette azaplardan kurtulmak, sonsuz saadete kavuşmak, ancak Muhammed aleyhisselama tâbi olmaya bağlıdır. Onun gösterdiği yolda giden, Allahü teâlânın sevgisine kavuşur. Ona tâbi olan, Allahü teâlâya sadık kul olmak saadetine erer. Dünyaya gelmiş olan yüzyirmidörtbinden fazla peygamberin en büyükleri, Ona tâbi olmayı istemiştir. Hz. Musa, Onun zamanında bulunsaydı, o büyüklüğü ile beraber, Ona tâbi olmayı severdi. Hz. İsa’nın gökten inip, Onun yolunda yürüyeceğini herkes bilir. Onun ümmeti olan müslümanlar, Ona tâbi oldukları için, bütün insanların hayırlısı ve en iyileri oldu. |
| |
| | #13 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 314
| s.a benim yazdığım soruya hala cevap gelmedi inş ayrıca kuranı kerimi ulul elbeb da tezekkür edebilir ve kıyamete kadar azda olsa bir gurup ulul elbeb hayattadır öyüzden Allahu teala buyuruyor eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun ama günümüzde zikir ehlinee sormadan kafalarına göre ayetlere mana verilmektedir ve bu faydasız ilim bizi yozlaştırmaktan başka birşey değildir 3 / AL-İ İMRAN - 7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi). O (Allah) ki; Kitab'ı, sana O indirdi. O'ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan rasihun (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir. |
| |
| | #14 |
| Banned Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 50
Mesajlar: 66
| Önce Vuslat kardeşime cevap vermek istiyorum. Çok doğrudur eğer Rabbim ben kuranda her şeyden örnekler verdim, bu kitaptan sorumlusunuz diyorsa sorduğunuz soruya da cevap vermiş olmalı. Yaradan cehennemde ebedi kalacaklardan bahsederken kendisini inkâr edenleri asla affetmeyeceğinden bahseder. Verdiği örneklerde bu cins örneklerdir. Yoksa günahla sevabın terazide tartılıp yüzde 49 sevap gelirse cehennemde ebedi kalacaksın anlamı çıkmaz bu ayetlerden. Rabbim yapılan her şeyin kayıt altına alındığından bahsederken verdiği örneğe lütfen bakınız. En küçük tokum olan hardal tanesi kadar yapılanların bile hesap edildiğini söyler. Değerli arkadaşım Yaradan bizleri yarattığında beden olarak üç konudan özellikle bahseder. Birincisi aceleci olarak yaratılmıştır der. İkincisi de zayıf yaratıldığımızdan bahseder. Üçüncüsü de tartışmaya çok açık olduğumuzu söyler. Bu zayıflık elbette beden değil ruh yapısı olduğunu da söylemeliyiz. Böyle yaratılmış olan bir varlığın hatasız olması asla düşünülemez. Yani bizlerin elbette hataları olacaktır, günahlarımızda olacaktır. Düşünün peygamberlerin dahi günah işlediğinden örnekler yok mu kuranda. Rabbim Muhammet suresi 19. ayetinde bile peygamberimize kendi günahların için dua et demiyor mu? Şimdide bakalım sizin sorunuza cevap ayetler neler varmış kuranda? (Meryem Suresi 71 ayet: İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleşmiş bir hükümdür. 72 Sonra biz, korunup sakınanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerinde çökmüş bırakacağız.) Bu ayeti okuduğumuzda peygamberler dâhil olmak üzere demek ki en küçük günahımız için ya da başka bir nedenle bu konuda fikir dahi yürütmem, cehenneme uğrayacağız. Peygamberler dâhil dedim çünkü içimizden hiç kimse yok ki oraya uğramasın diyor Rabbim. Ayetin devamında ise sorduğunuz sorunun cevabı niteliğinde. Korunup ve sakınanları kurtaracağını söylüyor. Rabbim elbette cezamız bittikten sonra, ya da geri kalanını bağışladıktan sonra, bu konuda daha fazla fikir yürütmemek gerekir. Önemli olan ayetin son kısmında veriliyor. Zalimleri yani iman etmeyen kötülük üzerine yaşamını kuranları ise dizleri üstünde ebedi bırakacağını açıklıyor. Şimdide bakın Yaradan bu konuya benzer bir ayetinde ne söylüyor bizlere. (Nisa suresi 31.ayet;Eğer yasaklandığınız günahların büyüklerinden uzak kalırsanız, diğer kötülüklerinizi örteriz ve sizi nimet ve bereket dolu bir varış yerine ulaştırırız.) Ayete dikkat ettiğinizde yasakladığı büyük günahlardan korunmak şartıyla ki bu günahların en büyüğü Allah ı inkâr etmek ve ona şirk koşmaktır, bunların haricinde diğer günahları örteceğinden bahsediyor. Ama dikkat ederseniz diğer ayetlerinde de yapılanların cezasının çekileceğinden bahseder. Ayetin son kısmı önce söylediğim ayeti tasdikler nitelikte dikkat ederseniz. Nimet ve bereket dolu varış yerine ulaştırmaktan bahsediyor. Demek ki cehennemde günahlarımız kadar kaldıktan sonra, cennete ulaştırılacağımızı böylece açıklamış oluyor Rabbim. Zaten kuran adaletini hatırlarsanız kısasa kısas der ama yaptığımız iyiliğe on kat sevap yazarken, işlediğimiz günah için ise yaptığımız kadar yazacağını söyler. İşte bu kuran adaleti bolluk ve bereketli Rabbim in adaleti. Demek ki her şeyi kurandan çıkarabiliyormuşuz şükürler olsun. Anlamak isteyene tabii ki. İnşallah sorduğunuz konuyu doğru anlamış ve izah edebilmişimdir Vuslat kardeşim. Allah a emanet olunuz. SAYGILARIMLA Halukgta. |
| |
| | #15 |
| Banned Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 50
Mesajlar: 66
| Sayın Lokman Aşkın kardeşim önce benim yazdıklarıma ve sorduklarıma bir cevap bulamadım, genelde daha önce yazılan yazılar ekleniyor, böylelikle karşılıklı konuşmalar havada kalıyor. Konuda açıklığa kavuşmuyor tabii ki. Yazınızda Kuranı kerimin muhatabı peygamberimizdir demişsiniz burada muhatap yerine tebliğ edilen demek daha doğru olacaktır. Ayetleri okuduğunuzda elçi olarak peygamberimiz özellikle belirtilirken, hitap edilen tüm iman edenlerdir. Bakın bir ayette Rabbim ne diyor. (Nahl sur 44;Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri/Kuran'ı vah yettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık-seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.) Ayete baktığınızda Rabbim peygamberimize ayetleri bildirdiğini söylüyor ama bakın muhatap olanların, yani bizlerin derin derin düşünmemizi akıl yürütmemizi nasıl istiyor. Yaradan peygamberimizden bahsederken bakın ne diyor. (İsra sur.54; Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik.) Bu ayete dikkat edelim lütfen, peygamberimize ne diyor? Biz seni onlara üzerine vekil göndermedik. Şimdide sizin söylediklerinizde karşılaştıralım. Siz kuranın muhatabı peygamberimiz diyor ve onu yalnız kendisinin anlayacağını söylüyorsunuz. Bu durumda yalnız kendisi anlıyorsa bizim vekilimiz durumuna düşer, çünkü bizlere aktarmakta tek sorumlu kendisi olmuş oluyor sizin savınıza göre. Daha önce sormuştum cevap alamadım. Madem yalnız kendisi anlaya biliyordu kuranı, neden hadis yazımını yasakladı? Neden bizlere kuranın yanında onları da yazılı ulaştırmadı da tam tersini söyleyerek hadis yazımına karşı çıktı? Tüm bunları savunmak peygamberimizin hâşâ görevini tam yapmadığını söylemekle aynıdır. Dört halife devrinde de yasaktı çok sonra islamın mezheplere bölünmesiyle yazılmaya başlandı lütfen bunları iyi düşününüz çünkü hep aynı şeyleri yazmak istemiyorum. Peygamberimize rabbim ilmide vererek o devrin cahil insanlarına ayetleri anlatıp hatta ikna ederek büyük bir görevi de vardır. Ama ondan daha başka görevler beklemek çok yanlıştır. Çünkü görevi veren RABBİM, ama bizler kendi kafamızdan o kadar görevler yüklüyoruz ki Allah bizleri affetsin, adeta kurana şirk koşarak yeni bir kitap edinmişiz. Bakın Yüceler yücesi Rabbim peygamberimizi ne maksatla görevlendirdiğini söylüyor. (Enam sur. 48. ayet: Biz o gönderilen elçileri, müjdeciler ve uyarıcılar olmaktan öte bir şey için göndermiyoruz. İman edip hayrı ve barışı yerleştirenlere korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.) (Yasin Suresi 69. Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vah yedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kuran’dan başka şey değildir NOT: Bu ayeti lütfen unutmayınız: Ankebut Suresi 51. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır Düzenleyen: halukgta , 19-08-2008 - 13:10. |
| |
| | #16 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 314
| s.a halukgta kardeşim yazınız için allah razı olsun meryem suresi 71 de evet mutlaka herkes cehenneme uğrayacaktır bu rabbimizin kesin bir hükmüdür sonra biz takva sahiplerini oradan kuratrdık diyor bu demek değildir günahları kadAR YANIP ÇIKACAKLAR takva sahiplerinin orada adeta cehennemi göürüp Allaha sonsuz hamd ve şükrederek oradan çıkmaları sözkonusu kaf 32 de cennet takva sahiplleri içnn olduğunu söliyor nisa 31 dise dediğiniz gibi büyük günahlardan sakınırsak ufaklarının örtüleceğini söliyor 32deise Allahtan unun fazlını isteyin diyor fazlın gelebilmesi için mutllaka Allah hayattayken ulaşmayı dilememiz lazım ancak böyle takva sahibi olabiliriz Allaha ulaşmayı diledikten sonra biizi Allaha ulaştırmaya vesile olcak olan kişiyi Allahtan istiyoruz MAİDE 35 öyle diyor Ey amenu olanlar Allaha karşı takva sahibi olun sizi kim Allaha ulaştırmaya vesile olacaksa onu Allahtan isteyin ve biz bu gösterilen hidayetçi ye vardığımız zaman mü'min 15 e göre Allah katından bizim üzerimize bir ruh gönderiyor o ruh bizm ruhumuza senin Allaha ulaşma güünün geldi diyor ve bizim ruhumuz Allaha ulaştıran sıratı mustakime gidiyor mücadele 22 de de ancak o ruhun bize gelmesiyle KALBİMİZE iiman yazılıyor iman yazılmasıyla biz NEFS tezkiyesine başlıyoruz böylece Allahın katından nefsimizin kallbine FAZL nurları geliyor başlangıçta nasıl takva sahibi olacağımızıda Allahu teala şöyle buyuruyor Allahu teala enfal 29 da buyuruyor Ey iman edenler eğer Allaha karşı takva sahibi olursanız Allah siizin günahlarınızı örter buyuruyor. demekki Allaha inanarak takva sahibi olunmuyor nasıl takva sahibi olacağımıızıda rum 31 de belirtmiş 30 / RUM - 31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. demekki takva sahibi olabilmemiz için Allaha ulaşmayı dilememiz lazım peki Allaha ulaşmayı dilemzsek ne olur yunus 7ve8 e göre Allahın Ayetlerinden gagil olup kazandığımızderecelere gereğince varacağımız yerde ateştir KEhf suresi 105 tede Allaha ulaşmayı inkarc edeini amelleri boşa geder. 10 / YUNUS - 7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. 10 / YUNUS - 8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). 18 / KEHF - 103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen). De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?” 18 / KEHF - 104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar. 18 / KEHF - 105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız bir insan istediği kkadar inanıyorum desin Allaha Allaha ulaşmayı dilemedikçe kurtuluşu söz konusu değildir inşallah Allaha ruhumuzu ulaştırma konusunu daha açık isterseniz daha açık yazarız Allah razı olsun |
| |
| | #17 |
| Banned Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 50
Mesajlar: 66
| Vuslat kardeşim yazdıklarınız çok doğru gerçekten takva sahibi olmak ve Allaha ulaşmaya çalışmadıkça kurtuluşa ermek asla mümkün değildir. Gerçek olan doğru bir insan olup hayırda yarışarak Rabbimi bolca tespih edip onun emirlerini uygulamakla ona yaklaşabiliriz. Yoksa bizler kuranı anlayamayız diyerek başka velilerin yazdıklarına iman edip asla kuranda geçmeyen konularla meşgul olursak gideceğimiz yer bellidir. Yanlız bir konuya açıklık getirmek isterim. Meryem sur. 71. ayetinde bahsedilen açıklama konusunda yaradan hiç açıklamadığı halde siz hep birlikte cehennemi görüp oradan sanki bir seyahat ve ibretlik gezi gibi yapıldığını bahsetmişsiniz. Böyle bir açıklık getirilmemiş rabbim tarafından. Ayete dikkat ederseniz takva sahiplerinin kurtarılacağını belirtiyor. Takva sahibi olmak günahsız olmak anlamını taşımaz. Yaradan sizleri yaratırken aceleci ve zayıf yarattım der ayetlerinde böyle bir insanın hata yapmaması, günah işlememesi herhalde mümkün olmasa gerek. Ayete dönersek demek ki oraya bir ceza için gelinmiş ki kurtarılıyor, tabi kalınacak zamanı Allah bilir. İman etmeyenler ise kalıyor. Rabbim cenneti bile kısımlardan yani kademe kademe olduğundan bahseder. Örneğin yine kuranı düşündüğünüzde herkesin yaptıklarının cezasını çekeceği uyarısını yapar ve kıl kadar haksızlık olmayacağını söyler. Tüm bunları düşündüğünüzde bir adaletin olduğu ve yapılanların karşılığını iyi ya da kötü cezasının verileceği açıklamaları yapılır kuranda. Elbette günahların affedileceğinden de bahseder onun için dua etmemizden de bahseder. Tüm bunları birleştirdiğinde rabbim dikkat edin sizin düşündüğünüz gibi iman edenleri bile birçok ayetinde hem uyarmış ve tehdit etmiş, hem de gönüllerini almıştır. Burada sizin yaptığınız ancak bir tahmin, cehennemi görmek için uğrandığı konusu. Doğrusu bunu söylemek yanlış olur. Çünkü açıklanmamış bir konuda konuşmamızı Yaradan haram kıldığını söyler. Herkesin uğrayacağını söylemesi açıklık getirilmemişse bir cezanın çekileceği anlamını taşır. Yoksa Yaradan ibret olsun diye bakın buradan geçirdim açıklaması yapardı bizlere. Sonunda tekrar söylüyorum kurtarılacaklarından bahsediyor. Bir hüküm var ve sonunda kurtuluş. Sayın arkadaşım benim düşüncem kuran ayetlerinin salt ön yüzünden algılandığı gibidir, ben aslında burada bunu anlatmak istiyor demem. Çünkü Yaradan ben açıkça anlattım diyor ve birazda akıl etmemizi istiyor, ama kendi fikrimizi katarak değil işin ve oluşun sonunda neler olacağını tahmin ederek tabi. Rahmana emanet olunuz. SAYGILARIMLA Halukgta |
| |
| | #18 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,367
| Körlerle Sağırlar Birbirlerini Ağırlar /// Aklıma Bu söz geliverdi Birden |
| |
| | #19 |
| Ayın Üyesi Katılım Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 932
| |
| |
| | #20 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| |
| |
| Konu Araçları | |
| |