![]() |
| | #21 |
| Banned Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 50
Mesajlar: 66
| Değerli arkadaşlarım ben Yaradan ın doğru yolunu arayan bir kulum, sizler kullandığınız kelimelerle alaycı olsanız dahi ben asla kızmadım ve kızmayacağımda. Sebebi belki birinizden doğru birşeyler öğrenirim diye. Bu dünyada kör olanlar Rabbim in ayetlerini görmezden gelip, onları bizler anlayamayız diyenlermidir, yoksa Rabbim okumamızı ve düşünmemizi istediğinde ayetlerini, düşünmeye çalışıp doğruyu arayanlarmıdır. cevabını siz verin. |
| |
| | #22 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| Alıntı:
Kızmak konusuna gelince ; burada oluş maksadınızdan ötürü kızmayacaksınız tabii ki , çünkü kendi sitelerinizde kaplan gibisiniz , ehl-i sünnet sitelerinde kuzu! neden ? bir kişiyi daha kandırabilirmiyim , yoldan saptırabilirmiyim diye düşünüyorsunuz , hoş görünerek. Oysa ben hanifçilerin ! sitesine geldiğimde daha ilk mesajımda hakaretlerin biri bin para oluyor , ilk mesajda ne salak demedikleri kaldı , ne de aptal. Ve yönetimden bana uyarı geldi. Neden ? bir kişiyi doğru yola çekerim diye ... Onun için bu edebiyatlara karnım tok ... Sizin hakkınızda oluşan genel kanıyı söyliyeyim mi ? Maksadınız araştırmak doğruyu aramak değil. İbadetleri yapmak zor geliyor size namazı azalt , orucu azalt , ordan kıs , burdan kıs ... başka düşüncelerimde var onları polemik olmaması için yen içinde bırakıyorum. | |
| |
| | #23 |
| Banned Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 50
Mesajlar: 66
| Sayın Ruberu arkadaşım, benim sitem sizin siteniz diye bir düşüncem olsaydı, sizlerin söylediği gibi, körler sağırlar birbirini ağırlar devam ederdim. Ama bakın ben her yerde bulunmaya çalışıyorum. Siz hanifçilerin sitesi diyorsunuz önce Hz. İbrahimden bu yana hanifliğin ne olduğunu bilmelisiniz, sanki kötü bir sözcükmüş gibi bahsetmişsiniz. Size yapılanlara gelince, onlar eğer kurandan nasiplenmiş olsalardı sabırla anlatır ve doğruya davet ederlerdi. Her insan yaptıklarından kendileri sorumludur. Rabbim in ayetlerini anlatırken şahsi düşüncelerimizden arınmış olmalıyız. Benim hakkımda söylediklerinize gelince onu Rabbim e bırakıyorum, eğer amacın söylediğiniz gibi ise ben biliyorumki azapların en büyüğünü tadacağım ve cehennemin odunu olmaktan kurtulamayacağım. Ya söyledikleriniz gibi değil ise, işte ozaman siz hazırlayınız kendinizi dostum. Bana isnat ettiklerinizi huzuru mahşerde göreceğiz. Allah hepimizi doğru yola ulaştırsın inşallah. |
| |
| | #24 | ||
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| Alıntı:
Bende heryerde bulunmaya çalışıyorum , mezhepsizlerle mücadelem her kulvarda devam edecek inşAllah. Çünkü siz batılsınız ... Şimdi ben Kurana uyuyorum onun içinmi batılım gibi laflar edeceksin ezberlediğim türden. Batıllığınız Kurandan dolayı değil , Kuranı kendinize uydurmaya çalışmanızdan dolayı. Bu arada hanifliğin ne olduğunu biliyorum , ama beni tanımamışsın galiba ben orada hanifçilerin ! dedim ve yanına ünlem işareti koydum emmi. Alıntı:
Bak emmi bunca zamanlık hukukumuz var ben sana hitap ederken sen diyorum , son cümlemde genel kanımı söyledim hanifçiler hakkında ve sizin diye başladım ... Sizin hakkınızda oluşan genel kanıyı söyliyeyim mi ? Ama tabiiki üstüne alınmak isteyen istediği gibi alınabilir bence sorun yok | ||
| |
| | #25 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,696
| . SÜNNET’İ TERKETME TEHLİKESİ Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar. (Darimi, Mukaddime 16) İslam tarihinde çeşitli dönemlerde çeşitli sapmalar yaşandı. Farklı mezhepler, İslam’ın özünden uzaklaşarak çeşitli sapkın itikatlara sahip oldular, sapkın uygulamalara giriştiler. Hariciler’den Batiniler’e, Fatımiler’den Mutezile’ye kadar çeşitli fırkalar, çeşitli sapkınlık dereceleriyle, Kuran’ın ve Allah Resulü'nün (s.a.v.)yolundan saptılar. Son dönemlerde bu sapmalara bir yenisi daha eklenmiş bulunuyor. Bazı insanlar, Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetini reddediyorlar. "Kuran’ı okuruz, Resulullah’tan (s.a.v.) gelen bir açıklamaya muhtaç olmadan onu kendi başımıza anlarız"diyorlar. "Yalnızca Kuran"diyerek, Kuran’ın hayata geçirilmesi ve uygulanması anlamına gelen sünnete yüz çeviriyorlar. Oysa "yalnızca Kuran"sloganı ile ortaya çıkan bu "sünnet’i terketmiş İslam"akımı, bizzat Kuran’ın hükümlerini göz ardı etmektedir. Çünkü sünnet, Kuran’ın bir açıklamasıdır ve daha da önemlisi, Kuran’da bizzat emredilmiştir. Allah (c.c.), ümmeti yalnızca Kitap’a itaatle yükümlü kılmamış, aynı zamanda Resulullah’a (s.a.v.) itaati de farz olarak emretmiştir. Bu nedenle, İslam ancak sünnetle birlikte gerçek İslam olur. Kuran, ancak sünnetin yardımıyla ümmet tarafından anlaşılıp uygulanabilir. Sünnet ise, Resulullah’ın (s.a.v.)sahih hadislerinin toplanması ve sonra da büyük alimler tarafından yorumlanması oluşan Ehl-i Sünnet itikadıdır. İşte bu kitapçık, "sünneti terketmiş İslam"tehlikesine karşı, Ehl-i Sünnet itikadının temellerini genç nesl aktarmak ve bu itikadın önemini vurgulamak için yazılmıştır. Kuran’ın Emrettiği Sünnet Kitaba başlamadan önce, "sünneti terketmiş İslam"tehlikesine cevap vermek gerekir. Öncelikle bilinmelidir ki, sünnet, Kuran’dan ayrı değildir. Sünnet; son ilahi kitap Kuran’ın -Kuran’ın ifadeleriyle- son peygamber, alemlere rahmet, büyük ahlak sahibi, müminlere pek düşkün, onların sıkıntıya düşmesi kendisine çok ağır gelen, onların ağır yüklerini üzerlerindeki taassup zincirlerini indiren Allah (c.c.) elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından ortaya konmuş evrensel yorumudur. Bu yorum olmadan Kuran’ın anlaşılması ve hayata geçirilmesi mümkün olmaz. Örneğin, Kuran müminlere; diğer müminlere karşı şefkatli olmayı, güzel söz söylemeyi, tevazulu davranmayı emretmiştir. Kafirlere karşı ise, sert ve caydırıcı olmayı farz kılmıştır. Temizliği şart koşmuştur. Ancak bunların nasıl gerçekleştirileceği Kuran’da detaylandırılmaz. Nasıl şefkat gösterileceği ya da "sert ve caydırıcı"davranılacağı, bunların ölçüsü bildirilmemiştir. Peki mümin, bunların nasıl ve ne ölçüde uygulanacağını nereden öğrenecektir. Kuran şu hükmü verir: "Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır." (Ahzap Suresi, 21) Resulullah (s.a.v.), örnektir. Mümin, Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetine bakar ve uygulamaları oradan öğrenir. Nitekim sünnete bakıldığında hemen görülür ki, Resulullah (s.a.v.) ümmetine her konuyu öğretmiş, onların izzet ve şerefine yaraşır davranışları göstermiştir. Bunda küçük işlerle meşguliyet gibi bir basitlik değil, en küçük ayrıntıyı bile ihmal etmeme derecesinde bir ciddiyet, sorumluluk ve hassasiyet yatmaktadır. Bu durum, Resulullah (s.a.v.)’ın ümmetine Kuran ile birlikte bir de "hikmet”i öğretmekte oluşunun bir sonucudur. Bir ayet, bu konuyu şöyle açıklar: "Andolsun ki Allah, mü’minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler." (Ali İmran Suresi, 164) Resulullah’a İtaat Resulullah’ın (s.a.v.) müminler için taşıdığı hayati önem, ona hitap eden ayetlerde şöyle vurgulanır: "Şüphesiz, biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ki Allah’a ve Resûlü’ne iman etmeniz, O’nu savunup-desteklemeniz, O’nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O’nu (Allah’ı) tesbih etmeniz için. Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir." (Fetih Suresi, 8-10)Resulullah’a biat eden, Allah’a biat etmiştir. Bu ilahi kural, bir başka ayette şöyle açıklanır: "Kim Resulullah’a itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur..."(Nisa Suresi, 80) Dikkat edilirse, ayette "Resulullah’a itaat"kavramı üzerinde durulmaktadır. İşte bu kavram, Resulullah’ın (s.a.v.) az önce değindiğimiz "örnek olma"vasfının yanında, ikinci bir vasfını, "hüküm koyucu"özelliğinden kaynaklanmaktadır. Kuran göstermektedir ki, Resulullah’ın (s.a.v.) emirlerine ve koyduğu kullara uymak, aynı Allah’ın (c.c.) kitabındaki ayetlere uymak gibi farzdır. Nitekim bir başka ayet, Resulullah’ın (s.a.v.) sözkonusu yasaklama ve emretme yetkilerini şöyle açıklar: "Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır." (Araf Suresi, 157)Bir diğer ayette ise şöyle denir: "... Resul size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun..." (Haşr Suresi, 7) Bu ayetler, peygamberin, Kuran’da haram kılınmış olan şeylerin dışında da bazı şeyleri ümmetine yasaklayabileceğini göstermektedir. Bu nedenledir ki, peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurur: "Sizi bir şeyden men ettiğim zaman ondan kesinlikle kaçının. Bir şey emrettiğimde ise, onu gücünüz yettiğince yerine getirin."(Buhari, İ’tisam 2) Başka ayetlerde de peygamberin sözkonusu "hüküm koyucu"özelliği haber verilir. Müminlerin anlaşamadığı herhangi bir konu, Resulullah’a (s.a.v.) götürülecek ve o karar verecektir: "Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." (Nisa Suresi, 59) Resulullah’ın (s.a.v.) sözkonusu hüküm verici özelliği o denli kesindir ki, buna itaat etmeyen, hem de kalbinde bir sıkıntı duymadan, seve seve itaat etmeyenler mümin sayılmazlar: "Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar." (Nisa Suresi, 65) Bir başka ayet, Resulullah’ın (s.a.v.) hükmünün kesinliğini şöyle vurgular: "Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır." (Ahzab Suresi, 36)Resulullah’ın (s.a.v.) bu "hüküm verici"vasfına karşı çıkmak, onun verdiği hükme karşı gelmek ise küfürdür ve cehennemle cezalandırılır: "Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..." (Nisa Suresi, 115) Peygamberin hüküm koyuculuğu ve örnek olma vasfı, Kuran’da bu denli muhkem bir biçimde açıklanmışken, Resulullah’ı (s.a.v.) sünnetinden yüz çevirmeyi savunmak, kuşkusuz Kuran’a aykırı bir düşüncedir. Muhammed Esed’in de veciz bir şekilde ifade ettiği gibi "her yaptığı işte ve her emrinde ona ittiba etmek, İslam’a ittiba etmenin kendisidir. Onun sünnetinden uzaklaşmak ise islam’ın hakikatinden uzaklaşmaktır."(Muhammed Esed, el-İslam ala Mufterakit-Turuk, s. 110)Nitekim Ashab-ı kiram da öyle yapmış, her işlerinde Kuran’la birlikte Kuran’ın hayata geçmiş hali olan Resulullah’a (s.a.v.) uymuşlardır. Bir sahabeden şu söz aktarılır: Tirmizi, Menakıb 7/147 "Biz hiç bir şey bilmezken Allah bize Muhammed’i (SAV) peygamber olarak gönderdi. Biz, Muhammed’i neyi, nasıl yaparken görmüşsek, onu öylece yaparız. " (Nesai, Taksir 1) |
| |
| | #26 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,696
| Nuh’un Gemisi Şu halde, "Kur’an’a dönelim, fakat sünnete ihtiyacımız yok"düşüncesinin İslam’a uygun bir düşünce olmadığı ve İslam’ı bilmemekten kaynaklandığı ortadadır. Bu görüşün sahipleri, muhtedi Profesör Muhammed Esed’in örneği ile, bir köşke girmek isteyen fakat, kapısını açabilecekleri anahtarı kullanmayı istemeyen kimselere benzemektedirler. Sünnetin kendisine sarılanları kurtardığı kesindir. Dahhak şöyle der: "Cennet ile sünnet aynı konumdadır. Zira ahirette cennete giren, dünyada sünnete sarılan kurtulur."(Tefsiru Kurtubi, xıı, 365) İmam Malik de sünneti Nuh aleyhisselamın gemisine benzetmiş ve "kim ona binerse, kurtulur, kim binmezse boğulur"demiştir. (Süyuti, Miftahu’l Cenne, s. 53-54) Sünnet o denli büyük bir kurtuluş yoludur ki, Kuran, Resulullah’ın (s.a.v.) emir ve yasaklarını "hayat verecek şeyler"olarak tanımlar: "Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız." (Enfal Suresi, 24) Tüm bu ayetler, "sünnet’i terketmiş İslam"kavramının, Kuran’a aykırı bir batıl inanç olduğunu göstermektedir. Din, kitap ve Resulullah’la (s.a.v.) birlikte bir bütündür. Birinin eksilmesi sözkonusu olamaz. Resulullah’ın (s.a.v.) örnek davranışlarını, öğrettiği hikmetleri ve verdiği hükümleri bize ulaştıran kaynak ise Sünnet’tir, Ehli-Sünnet itikadıdır. Şu halde, bu itikad, "Nuh’un gemisi”dir. II. RESULULLAH'A İTAAT YA DA SÜNNET'E TABİYET Size sarıldıkça sapıtmayacağınız iki şey bıraktım. Onlar Allah’ın kitabı ve benim sünnetimdir. (Tirmizi) İnsanlık tarihine bakıldığında hayatın peygamberle başladığı görülür. Çünkü bir elçi olmadan dinin anlaşılması ve uygulanması mümkün değildir. Bu yüzden her ümmete yol gösterici olarak bir elçi gönderilmiştir. Allah, diğer peygamberlere olduğu gibi Hz. Muhammed’i de mükemmel bir din, dosdoğru bir yol üzerinde göndermiştir. Ve onu kıyamete kadar bütün insanlığa peygamber kılmıştır. Elçiye itaat, ona saygı ve sevgi, onun yaşam tarzını uygulama ve onun sünnetini yerine getirme inananlar için bir sorumluluktur. Nitekim, Kuran’da peygambere itaat, Allah’a itaat ile birlikte değerlendirilmektedir. Müminlere anlaşmazlığa düştükleri konularda kendilerine yol gösterici olarak Kuran’ı ve peygamberimizin sünnetlerini almaları emredilmiştir. Kuran-ı Kerim’de bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurulmaktadır. "Hayır öyle değil. Rabbine andolsun. Aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisa Suresi, 65) Bu ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi Hz. Muhammed’in uygulamaları, Kuran gibi kesin ve hatasız bir hüküm kaynağıdır. Çünkü sünnet Kuran’ın yorumu, açıklanması ve hayata dönüştürülmesinin diğer adıdır. Bu yüzden Kuran’ın hayata dönüştürülmüş şekli olan Peygamberimizin sünnet-i seniyyesi konusunda mümin erkek ve kadınlar için herhangi bir tevil getirme ve itaatsizlik etme hakkı yoktur. "Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir kadın ve mümin bir erkek için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, gerçekten o apaçık bir sapıklıkla sapmıştır." (Ahzab Suresi, 36)Bu konu ile ilgili diğer bir ayette Allah şöyle buyuruyor. "Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü, "işittik ve itaat ettik"demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır." (Nur Suresi, 51) Kuran’da Resulullah’a (s.a.v.) itaati konu alan tüm ayetlerde itaatin tüm müminler üzerinde bir zorunluluk olduğunu anlatılıyor. Bu yüzden peygamber uygulamalarında masumdur ve bu uygulamalar Allah’ın koruması altındadır. Diğer bir deyişle sünnet kapsamı içerisine alınan her şey aslında vahye dayalıdır. "O hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O’nun söyledikleri yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir." (Necm Suresi, 3-4) Bu durumda, eğer bir konuda ihtilaf başgösterirse İslamın iki temel kaynağı olan Kuran ve sünnete başvurmak müminler için diğer bir zorunluluktur. "... Aranızda bir anlaşmazlığa düşerseniz bunu Allah’a ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." (Nisa Suresi, 59) Ayrıca Peygamber, vahiy yoluyla Allah’tan aldığı Kuran ayetlerini sadece insanlığa ulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda onun açıklanması görevini yerine getirir. Peygamberimizin sünnetine bu açıdan bakarsak onun Kuran’ın yorumlanması şeklinde algılayabiliriz. Peygamberimizin sünneti, eğer bu anlamda değerlendirilirse yanlış anlaşılmalardan, tahrifattan ve istismardan korunmuş olur ve anlaşılması kolaylaşır. Diğer bir ayette ise, "De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın"(Al-i İmran Suresi, 31) buyurulmuştur. Bu yüzden Allah’ı sevmenin göstergesi Resulullah’a uymaktır. İnsan Resulullah'a (s.a.v.) uymakla gerçekte Allah’a uymuş olduğunu ortaya koymaktadır. Hiçbir mümin Allah’a itaati yeterli görüp Resulullah'a (s.a.v.) itaati terkedemez. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sünnete uyanları şu şekilde müjdelemektedir. "Kim, sünnetimi ihya ederse, beni ihya etmiş olur. Kim beni ihya ederse cennette benimle beraberdir."(Tirmizi) Peygamberimiz (s.a.v.) sünnet-i seniyyeye uyanları böyle müjdelerken, Kuran-ı Kerim’de Peygambere isyanın ne kadar büyük sonuçlar doğuracağı şu şekilde anlatılıyor. "Kim Allah’a ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır." (Nisa Suresi, 14) Bütün bu gerçeklere rağmen sünnet-i seniyyenin önemini anlamayanlar ve ona dil uzatanlar, doğrudan doğruya Resulullah’a (s.a.v.) dil uzatmış ve O’na eziyet etmiş olur. O’na eziyet eden ise Allah’a (c.c.) başkaldırmış olur. Bunlar hem dünyada, hem ahirette Allah’ın (c.c.) lanetine maruz kalır, amansız bir azaba uğrarlar. Allah’ın Kuran-ı Kerim’de "sen büyük bir ahlak üzerindesin"dediği, Hz. Ayşe’nin "O’nun ahlakı Kuran’dan ibarettir"dediği Resulullah’ın (s.a.v.), söz ve davranışları insanların için bir model teşkil etmelidir. İnsanlık, O'nu örnek almadığı takdirde güzel ahlaktan uzak kalacağı gibi, dünya ve ahiret saadetini de elde edemeyecektir. Sünnet-i senniyeyi terkedenler büyük bir sevap kaybına uğrayacaklar, hesap gününde Resullullah'ın şefaatinden de mahrum kalacaklardır. Ayrıca, ümmetine karşı son derece şefkatli, onlara gelecek zarara karşı alabildiğine hassas olan Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetinden yüz çevirmek inanılmaz bir vicdansızlık ve nankörlüktür. "Andolsun size içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir." (Tevbe Suresi, 128) Hz. Muhammed’in (s.a.v.) uygulamalarına ayrıntılarla meşguliyet gözü ile bakanlar, peygamberin İslam dinindeki yerini anlayamamışlardır. Elçinin üzerine yüklenen görev, hiç bir ayrıntıyı gözden kaçırmayan bir sorumluluk bilincini gerektirmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) ticaretten sağlığa, yardımlaşmadan eğitime kadar sayısız konuda bu yüzden bizi bilgilendirmiştir. Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetindeki temel prensip uygulanabilir olmasıdır. "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz"(Buhari) hadisi bunun en belirgin göstergesidir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hanımı Hz. Ayşe ise onun ashabına daima kolaylıkla üstesinden gelebileceği amelleri emrettiğini söylüyor. Bu yüzden onun sünneti toplumun her kesiminden insanın örnek alabilmesine uygundur. Onun yaşantısı her mümin için bir uygulama örneğidir. Bir diğer konu ise Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetinin terkedilmesi ile birlikte ortaya çıkan zararlı bazı sonuçlardır. Bilgisizlik, tembellik gibi sebepler yüzünden bir kısım müslümanlar, sünnetten hüküm vermek yerine kendi akıllarından yada kendilerine göre bilgili gördükleri, aslında İslam'dan bihaber insanlardan hüküm çıkararak İslam dünyasına bid’at fitnesini sokmuşlardır. İlerleyen bölümlerde ayrıntılarıyla değineceğimiz bu zararlı akımlar, İslam dininin özünün anlaşılmasında ve uygulanmasında sıkıntılara sebep olmuştur. Bu sıkıntıları günümüzde halen yaşamaktayız. İslam dünyasındaki siyasi ve ekonomik dağınıklık, Allah’ın (c.c.) kitabından ve peygamberin (s.a.v.) sünnetinden ayrılma ile meydana gelmiştir. Müminler aynı peygamberin ümmeti olmanın şuurunu kavrayıp ona layık ümmet olmaya çalışmadıkları sürece İslam coğrafyasındaki bu istikrarsızlığın sona ermesi beklenemez. Bu yüzden müslümanların tek çıkış yolu Allah’ın (c.c.) kitabına ve Peygamberimizin (s.a.v.) sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmalarıdır. O’nun hayatı ve yaşam tarzı incelendiğinde hayata yaklaşımının tek boyutlu olmadığı görülmektedir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı ile ilgili günümüze ulaşan güvenilir hadis rivayetlerinde çok çarpıcı örnekler vardır. Peygamberdir, devlet başkanıdır, ordu komutanıdır, askerdir, tüccardır. Namaz kılan, oruç tutan, gece namazlarına kalkan, devamlı dua, tefekkür ve zikir halinde derinlik sahibi bir insandır. Evlenen, alışveriş yapan, hastaları tedavi eden, çocuklarla şakalaşan, arkadaşlarıyla güreşen, eşiyle yolda yarışan tevazu dolu bir önderdir. Allah’a (c.c.) kulluk vazifesini yerine getirmek yalnızca peygamberin uygulamalarını gereğince kavrayıp uygulamakla mümkündür. Bunun için ise başvuracağımız ilk kaynak hadis kitaplarıdır. Hadis kitapları Hz. Muhammed’in (s.a.v.) özellikle peygamberlik görevini sürdürdüğü dönemde söylediği sözlerin, yaptığı hareketlerin, O’nun şahsi özelliklerini küçük büyük demeden toparlanmalarından oluşmuştur. Bu kitaplarda kullanılan hadislerin, bütün sünni İslam alimleri tarafından kabul edilen kaynaklardan elde edilmesine büyük özen gösterilmiştir. |
| |
| | #27 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,696
| Alıntı:
| |
| |
| | #28 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 314
| s.a halukgta kardeşim meryem suresi 71 i adeta seyahat gibi anlattığımı sölemişsiniz inş aşığya daha önce hazır olan bir yazımız var onu okursanız daha açıklığa kavuşur konu inş sizi çok seviyorum CEHHENNEMDEN ÇIKIŞ VARDIR DİYEN HERKESİN ARTIK TÜM KAPILARI KAPANDI.ÇÜNKÜ BU KONU İLE İLGİLİ BİZE VERDİKLERİ ÖZELLİKLE ZİLZAL 7,8, MERYEM 71 GİBİ AYETLERİN ASIL ANLAMI NE DEMEK İSTEDİKLERİ AYETLERLE İSPATLANDIİNŞALLAH ,SONUÇ CEHENNEMDEN ÇIKIŞ YOK!!!!!!..BUNLARIN HEPSİNE CEVAP AŞAĞIDA İNŞAALLAH. CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MIDIR? Kur anı kerim de cehhenneme girenlerin oradan çıkıp cennete gireceğine dair bir tek ayet dahi yoktur.cehenneme girenlerin cehennemde ebedi kalacağını söyleyen 45 ten fazla ayet i kerime vardır Kur anı kerim de.Bu ayetlerin isim ve numaraları şöyledir: ARAF- 36 MUMİNUN - 103 AHZAB - 64 ve 65 MÜCADELE - 17 AL -İ İMRAN - 86, 87, 88 ve 116 NAHL - 29 BAKARA - 39,81,161ve 162,167,217,257,275 NEBE - 21 22 ve 23 BEYİNNE - 6 NİSA - 14,93,169 CİN - 23 RAD - 5 EN AM - 128 SAFFAT - 9 ENBİYA - 99 SECDE - 14 FURKAN - 68 ve 69 ŞURA - 45 FUSSİLET - 28 TAHA - 101,127 HAŞR - 17 TEGABUN -10 HUD - 106 ve 107,38 ve 39 TEVBE - 17,63,68 İNTİFAR - 14 15 ve 16 YUNUS - 27,52 MAİDE - 37,80 ZUHRUF - 74 MUHAMMED - 15 ZÜMER - 40,72 MÜMİN - 76 İşte bu kadar ayet cehhenneme girenlerin orada ebedi kalacağını söylemektedir.bu ayetlerden en önemlisi ve de cehenneme girenlerin asla bir daha oradan çıkamayacağını belirten ayet müminun 103 tür.bu ayetin kelime kelime meali şöyledir: ıÜüMU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne). Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır. VE MEN : KİMİN ENFUSEHUM : NEFSLERİNİ HAFFET : HAFİF Fİ : İÇİNDE MEVAZİNUHU : MİZANI CEHENNEME : CEHENNEMİN FE ULAİKELLEZİNE : İŞTE ONLAR HALİDUN : EBEDİYYEN HASİRU : HÜSRANA DÜŞÜRÜR İŞTE BU AYET İ KERİME APAÇIK HER KİMİN SEVAP TARTILARI GÜNAH TARTILARINDAN AĞIR GELİRSE ONUN CEHENNEMDE EBEDİ KALACAĞINI SÖYLEMEKTEDİR.ALLAH U TEALA TARTI HESABI YAPMIŞ. GELELİM YANLIŞ TEFSİR EDİLEN VE BU KONUYLA İLGİLİ ÇELİŞKİLİ GÖRÜLEN KUR AN AYETLERİNE İŞTE BUNLARDAN BAZILARI: ıÜüZİLZÂL-7: Fe men ya''mel miskâle zerretin hayren yerahu. Artık kim zerre kadar hayır işlerse onu görür. ZİLZÂL-8: Ve men ya''mel miskâle zerretin şerren yerahu. Ve kim zerre kadar şerr işlerse onu görür. insanlar işte bu 2 ayet i kerimeye bakarak herkesin yaptığının cezasını yada mükafatını göreceğini söylemektedirler.oysaki Allah u teala burada kim ne yaparsa onu diğer dünyada göreceğini söylüyor.kim ne yapmışsa onun cezasını yada mükafatını görür demiyor.kim dünyada hangi ameli işlemişse onun derecelerini mizan tartılarında yada kendisine ait amel kitabında görür demek istiyor. hatta bazı mealciler burdaki meallere cezasını yada mükafatını görür yazmışlar.oysaki Allah sadece görür demiş bu ayetlerde.İşte diğer dünyada yaptıklarımızın bizlere amel defterlerimizde gösterileceğine dair ayetler: İSRÂ-13: Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren). Bütün insanların kuşunu (kazandıkları ve kaybettikleri dereceleri) boynunda bağladık (boynuna astık). Ve kıyâmet günü ona, neşredilmiş kitabı (üç boyutlu olarak boşlukta oynayan hayat filmini) çıkarırız. İSRÂ-14: Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben). Kitabını oku (hayat filmini izle)! Bugün hasib (hesap görücü) olarak (hayat filmindeki) nefsin(in cennete veya cehenneme gideceğini gösteren negatif ve pozitif derecelerinin neticeleri) sana kâfi oldu BU AYETLERE GÖRE DEMEKKİ İNSANLARIN BU DÜNYADAKİ İŞLEDİĞİ TÜM AMELLER ONA DİĞER DÜNYADA GÖSTERİLECEK.YANİ HER YAPTIĞININ CEZASINI ÇEKECEK DİYE BİR ŞEY YOK.ALLAH MİZANA GÖRE HESAP YAPMIŞ.GÜNAH TARTILARI AĞIR GELENLER CEHENNEME GİRİP ORADA EBEDİ KALACAK,SEVAP TARTILARI AĞIR GELENLER CENNETE GİRİP ORADA EBEDİ KALACAK. Gelelim bu konu ile ilgili bir diğer ayet i kerimeler:ıÜü 19 / MERYEM - 71 Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen). Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür. 19 / MERYEM - 72 Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen). Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız. BU AYET İ KERİME DE ALLAH U TEALA İNSANLARIN CEHENNEME GİRMEDEN ÖNCE 2 GRUBA AYRILDIĞINI SÖYLÜYOR.BİRİNCİ GRUP TAKVA SAHİPLERİ O GÜN YANİ HERKESİN CEHHENNEME GİRECEĞİ GÜN, TAKVA SAHİPLERİ CEHHENNEM AZABINI TATMADAN SADECE GÖRMEK İÇİN CEHENNEME SOKULUP HEMEN ÇIKARILIYORLAR.SADECE CEHHENNEMİN NASIL BİR YER OLDUĞUNU GÖRÜP ALLAH A HAMDETMELERİ İÇİN ALLAH ONLARA CEHHENNEMİ GÖSTERİYOR.2.Cİ GRUP İSE CEHHENNEMLİKLER, ONLARDA CEHHENNEM KAPISININ ÖNÜNDE TAKVA SAHİPLERİ ÇOK KISA BİR SÜRE SONRA ÇIKTIKTAN SONRA DİZ ÜSTÜ BEKLİYORLAR VE BİR SÜRE ÖYLE KALIYORLAR.DAHA SONRA TAKVA SAHİPLERİ EBEDİ KALMAK ÜZERE CENNETE, ZALİMLERDE EBEDİ KALMAK ÜZERE YÜZ ÜSTÜ CEHENNEME SÜRÜLÜYORLAR. Şimdi bazı insanlar bu takva sahiplerininde bir süre cehhennemde yanıp çıktıktan sonra cenete gireceğini söylüyor.bizde onlara söylüyoruz ki allah cehhenneme uğramaycak hiç kimse olmayacak demişse vede peygamberlerde buna dahilse peygamberler de mi cehennem azabını tadacak.2 inci cevap olarak ta meryem süresinde bu ayetlerden bir önceki ayetler verilebilir. işte o ayetler: MERYEM - 68 Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyâtîne summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ(cisiyyen). Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve şeytanları, mutlaka haşredeceğiz (toplayacağız). Sonra onları, cehennemin etrafında diz üstü çökmüş olarak hazır kılacağız. MERYEM - 69 Summe le nenzianne min kulli şîatin eyyuhum eşeddu aler rahmâni ıtiyyâ(ıtiyyen). Sonra bütün gruplardan onların hangisi, Rahmân'a karşı daha çok asi (azgın) olduysa, onları mutlaka ayıracağız. MERYEM - 70 Summe le nahnu a’lemu billezîne hum evlâ bihâ sıliyyâ(sıliyyen). Sonra ona (cehenneme) maruz kalmayı en çok hakedenleri, elbette en iyi Biz biliriz. İŞTE ALLAH U TEALA KUR ANDA CEHHENNEME GİRECEK OLANLARIN CEHENNEME GİRMEDEN ÖNCE DİZ ÜSTÜ BIRAKILACAKLARINI SÖYLÜYOR.YANİ HİÇ KİMSE MERYEM 71 VE 72 DEKİ AYETLERE BAKIPTA, HERKES BİR SÜRE CEHHENNNEMDE KALACAK VE SONRA DİĞER GERİ KALAN MÜMİNLER KURTULACAK DİYEMEZ.ÇÜNKÜ ALLAH ZALİMLERİ DİZ ÜSTÜ BIRAKACAĞIZ DEDİĞİ MERYEM 72 DE TAKVA SAHİPLERİNİ KURTARDIKTAN SONRA YA DA TAM O ESNADA VEDE ONDAN SONRA BİR SÜRE DAHA ZALİMLERİ DİZÜSTÜ BIRAKACAĞIZ DİYOR.MERYEM 68 DE DE ZALİMLERİN CEHHENNEME GİRMEDEN ÖNCE CEHHENNEMİN DIŞINDA DİZ ÜSTÜ BIRAKILACAKLARINI SÖYLEDİĞİNE GÖRE DEMEKKİ BU DİZ ÜSTÜ BIRAKILIŞ CEHHENNEMİN DIŞINDA OLACAK VE BU OLAYDAN ÖNCE TAKVA SAHİPLERİ CEHHENNEMİ GÖRÜP ÇIKMIŞ OLACAK. KISACASI SEVAP TARTILARI GÜNAHLARINDAN AĞIR GELENLER CEHHENEME UĞRAYARAK AMA ÇOK KISA BİR SÜREDE BİR KAÇ SANİYEDE AÇI ÇEKMEDEN ORDAN ÇIKIP EBEDİ KALMAK ÜZERE CENNETE GİRECEK. GÜNAH TARTILARIDA SEVAP TARTILARINDAN AĞIR GELENLER YANİ CEHENNEMLİKLER İSE, TAKVA SAHİPLERİ CEHHENNEMİ SADECE GÖRMEK İÇİN GİRİP ÇIKTIĞI O KISA SÜRE ESNASINDA VEDE ONDAN SONRA KISA BİR SÜRE DAHA DİZ ÜSTÜ BEKLEYECEK VE DE DAHA SONRA YÜZ ÜSTÜ CEHHENNEME EBEDİ KALMAK ÜZERE GİRECEK |
| |
| | #29 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 4,988
| |
| |
| | #30 |
| Banned Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 50
Mesajlar: 66
| Vuslat kardeşim önce Allah razı olsun elinden geldiğince detaylı aktarmışsınız. Aslında bahsettiğiniz ayetleri tüm meallerle karşılaştırdığımda genelinde ebedi kalıcıdırlar olarak görüyorum, fakat tek bir mealde ise birkaç ayet için uzun süre kalıcıdırlar çevirisi yapılmış. Tabi doğrusunu Rabbim bilir. Belkide siz haklı olabilirsiniz. Eğer sizin düşünceniz doğru ise ozaman şunu düşünerek size hak verebilirim. Yaradan yapılan kötülüğün karşılığı olarak yapılan miktar kadar deftere kaydedildiğini söyler. Ama yapılan bir iyiliğin bazı yerde on kat, bazı yerlerde başak örneğinde olduğu gibi yediyüz kat sevap yazılacağından bahseder. Bukadar lehimize yapılan bir hesaptan eğer hala tartılar eksik çıkıyorsa doğrusu cehennemi hak etmişiz demektir çıkıyor ortaya. Sayın arkadaşım haklı olabilirsin ama tam emin olmadığım bir konuda çok fazla konuşmam. Örneğin Meryem sur. 71. ayette geçenler gibi. Önemli olan Yaradan ın kuranda açıkca emrettiklerini yaşamak, Kuran ın yanına kitaplar koyarak şirk koşmadan iman etmek. Tekrar teşekkür ederim yazdıkların doğrultusunda daha detaylı araştırmalarım olacaktır Allah ın izniyle, amacımız Rabbim in doğru yolunu bulmak değilmi zaten. Allah yolunu açık etsin inşallah kardeşim. Sonsuz saygılarımla. |
| |
| Konu Araçları | |
| |