ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 30-08-2008, 13:15   #1
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
Varsayılan Kalbi Hastalıklarımızın Farkında mıyız?

BİRİNCİ LEM'A
HAZRET-İ YUNUS İBNİ METTÂ Alâ Nebiyyinâ ve Aleyhissalâtü Vesselâmın münâcâtı, en azîm (en büyük,değerli) bir münâcattır ve en mühim bir vesile-i icabe-i duadır (Duanın kabulüne vesiledir).
Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın kıssa-i meşhuresinin(Meşhur kıssasının) hülâsası (Özeti):

Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı (Gürültülü,sıkıntılı) ve karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette,
Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerdenoldum. (Enbiyâ Sûresi: 87.)
münâcâtı, ona sür'aten vasıta-i necat( Kurtuluş vesilesi) olmuştur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-08-2008, 13:37   #2
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
Varsayılan Yanıt: Kalbi Hastalıklarımızın Farkında mıyız?

Şu münâcâtın sırr-ı azîmi (büyük sırrı) şudur ki:
O vaziyette esbab bilkülliye (tamamen) sukut (devre dışı oldu) etti. Çünkü o halde ona necat (Yardım elini ) verecek öyle bir Zat lâzım ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semâya ( hava,gök boşluğuna) geçebilsin. Çünkü onun aleyhinde gece, deniz ve hut (Hz Yunusu yutan balık) ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine musahhar (Emri altına alan) eden bir Zat onu sahil-i selâmete (Kurtuluş sahiline) çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı. Demek esbabın (sebeplerin) tesiri yok. Müsebbibü'l-Esbabdan (sebepleri yaratan Allah'tan) başka bir melce (sığınılacak yer) olamadığını aynelyakin (Görürcesine) gördüğünden, sırr-ı ehadiyet (Allah'ın birliğinin her bir varlıkta görünmesinin sırrı), nur-u tevhid ( Allah'ın birliğinin herşeyi aydınlatıcılığı) içinde inkişaf ettiği için, şu münâcat birden bire geceyi, denizi ve hût'u musahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hût'un karnını bir tahtelbahir (denizaltı) gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağvâri emvac (Dehşetli dalgalar) dehşeti içinde, denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahrâ (meydan), bir meydan-ı cevelân (gezinti yeri) ve tenezzühgâhı (kusursuz bir gezinti alanı) olarak o nur ile semâ yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdit ve tazyik eden o mahlûkat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn (kabak ağacı) altında o lûtf-u Rabbânîyi (Allah'ın ikramını,yardımını) müşahede etti.
İşte, Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın birinci vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle(gaflet bakışıyla), onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan (dönen) küre-i zeminimizdir(dünyamızdır). Bu denizin her mevcinde (dalgasında) binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizi (ahiret hayatımızı) sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hûtundan bin derece daha muzırdır (zararlıdır). Çünkü onun hûtu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hûtumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-08-2008, 13:44   #3
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 72
Varsayılan Yanıt: Kalbi Hastalıklarımızın Farkında mıyız?

Kalp hastalıklarının, en büyük devası tövbedir. Bolca tövbe etmek; yaptığımız, kötü işler ve hatalı ameller için hakka sığınmak ve onun bağışlayıcı kudretine güvenmek, tam bir teslimiyet ile ondan af dilemek tövbe etmek, günah ve hatalarımızdan kurtulmamıza; kalp gözümüzün açılıp feraha ermesine vesile olacaktır. Dua ile kurtulamayacağımız hastalık, elem, keder yoktur.
İnşlh. rabbim bizleri dualarını kabul buyurduğu kullarından eyler.
****************************** ****************************** ***********
Ey güzel isimlerin en hürmetlisi, bu isimlerin hürmetine, ismi azam hürmetine, Resulun iki cihan serveri, peygamberlerin sonuncusu, ümmetliği ile iftihar olduğumuz Hz.Muhammet Mustafa(s.a.v.) hürmetine, Habibi Ekrem Hürmetine, Furkan-ı Hakim Hürmetine ve nice canlar, ağzı dualı, alnı secde de, eli tesbihli, bedeni abdestli, ruhu yıkanmış, sana kulluk için dünyevi hayattan arınmış, nerde bir muhtaç görse canı pahasına koşmuş, yetimin öksüzün kimsesizin kimsesi olmuş, vicdanı hak korkusu ile dolmuş, sırat zamanında adımına burak gönderilmiş, mahşer zamanında yüzü nurlarla dolmuş ilahi kullarının hürmetine, El Afüvv, bizleri bağışla, bizleri sana kulluk mesleğinden ayırma, İslamiyet ışığını söndürme, Et-Tevvab, nice dedikoducuların, ara bozucuların, vatan millet hayinlerinin şerlerinden sakın bizleri, günümüz kıyamet alemetleri ile dolmuşken sen bizleri bu alemetlerin şerrinden koru, Er Rauf, bizleri güzel İslam dini ve anlayışı ile terbiye eyle El Berr…
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-08-2008, 13:48   #4
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 72
Varsayılan Yanıt: Kalbi Hastalıklarımızın Farkında mıyız?

SEKİZİNCİ DEVÂ

Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü'z-zünub (günahların keffareti) olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki, "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker.

Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekvâ etmezsen, şu muvakkat bir hastalıkla daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür; ondan feryad et. Çünkü, bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz (sonsuz) yaralar açılır. Bahusus (özellikle) âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden (hayal ettiğinden) , adeta, güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var. İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat'î ilâç ve kat'î şifa verici bir tiryak (ilaç) olan iman ilâcını aramak ve itikadını (inancını) düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.
Evet, Allah'ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen mânevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz'î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-08-2008, 13:49   #5
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
Varsayılan Yanıt: Kalbi Hastalıklarımızın Farkında mıyız?

Amin.

Madem hakikî vaziyetimiz budur. Biz de, Hazret-i Yunus Aleyhisselâma iktidaen (Uyarak), umum esbabdan (bütün sebeplerden) yüzümüzü çevirip, doğrudan doğruya, Müsebbibü'l-Esbab (sebeplerin yaratıcısı) olan Rabbimize iltica edip
Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Sûresi: 21:87.)demeliyiz ve aynelyakin (kesinlikle) anlamalıyız ki, gaflet ve dalâletimiz(Meşru daire dışına çıkma) sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve hevâ-yı nefsin zararlarını def edecek yalnız o Zat olabilir ki, istikbal taht-ı emrinde (emri altında), dünya taht-ı hükmünde(hükmü altında), nefsimiz taht-ı idaresindedir(idaresi altındadır). Acaba Hâlık-ı Semâvat ve Arzdan (yeri ve gökleri yaratandan) başka hangi sebep var ki, en ince ve en gizli hâtırât-ı kalbimizi (kalbimizden geçeni) bilecek? Ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüz bin boğucu emvâcından(dalgalarından) kurtaracak (hâşâ) Zât-ı Vâcibü'l-Vücuddan (Varlığı olmazsa olmaz olan Allah'tan) başka hiçbir şey, hiçbir cihette, Onun izin ve iradesi olmadan imdad edemez ve halâskâr (kurtarıcı) olamaz.

Düzenleyen: Nurullah... , 30-08-2008 - 13:52.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-08-2008, 14:04   #6
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
Varsayılan Yanıt: Kalbi Hastalıklarımızın Farkında mıyız?

Madem hakikat-i hal böyledir. Nasıl ki Hazret-i Yunus Aleyhisselâma o münâcâtın neticesinde hûtu ona bir merkûb (bir binek), bir tahtelbahir(denizaltı) ve denizi bir güzel sahrâ (meydan) ve gece mehtaplı bir lâtif suret aldı. Biz dahi o münâcâtın sırrıyla

demeliyiz.
Senden başka ilâh yoktur cümlesiyle istikbalimize, Sen her noksandan münezzehsin. kelimesiyle dünyamıza, Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum. fıkrasıyla nefsimize nazar-ı merhametini celb etmeliyiz (Çekmeliyiz). Tâ ki, nur-u İmân (iman nuruyla) ile ve Kur'ân'ın mehtabıyla ( Kur'anın aydınlatmasıyla) istikbalimiz tenevvür etsin( Işıklanıp aydınlansın) ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet (dostluk) ve tenezzühe (gezinti yerine) inkılâp etsin. Ve mütemadiyen(aralıksız) mevt (ölüm) ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar(asırlar) emvâcı (dalgaları) üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde, Kur'ân-ı Hakîmin tezgâhında yapılan bir sefine-i mâneviye (Manevi bir gemi) hükmüne geçen hakikat-i İslâmiyet (islam hakikatlerinin) içine girip, selâmetle o denizin üstünde gezip, tâ sahil-i selâmete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin. O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün (Gezintinin) manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret (ibaret bakışıyla) ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. Hem o sırr-ı Kur'ân'la, o terbiye-i Furkaniye( Kur'anın terbiyesi) ile, nefsimiz bize binmeyecek, merkûbumuz (bineğimiz) olup, bizi ona bindirip, hayat-ı ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıtamız olsun.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-08-2008, 14:14   #7
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
Varsayılan Yanıt: Kalbi Hastalıklarımızın Farkında mıyız?

Elhasıl: Madem insan, mahiyetinin câmiiyeti (Yapısının tüm unsurları) itibarıyla, sıtmadan müteellim olduğu (üzüntü duyduğu) gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından (sarsıntılarından) ve kâinatın kıyamet hengâmında(zamanında) zelzele-i kübrâsından (büyük sarsıntılarından) müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî( mikroskobik canlı, Gözle görünmeyen mikroplar gibi) bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden( büyük gök cisimlerinden) zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cenneti dahi müştakane (Aşık olmuşcasına) sever. Elbette, böyle bir insanın Mâbudu, Rabbi, melcei (sığınılacak kimsesi), halâskârı (kurtarıcısı), maksudu (maksat edindiği) öyle bir Zat olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda (Emri, tasarrufu altında), zerrat (zerreler) ve seyyârat (Tüm gök cisimleri) dahi taht-ı emrindedir(emri altındadır). Elbette öyle bir insan daima Yunusvâri (Hz.Yunus gibi)

demeye muhtaçtır.

Bitti

Düzenleyen: Nurullah... , 30-08-2008 - 14:18.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 14:55


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats