![]() |
| | #1 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 45
| Risâle-i Nur, yalnız cüz'î bir tahribâtı ve bir küçük hâneyi tâmir etmiyor; belki küllî bir tahribâtı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kal'ayı tâmir ediyor. Ve yalnız husûsi bir kalbi ve has bir vicdânı ıslâha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedârik ve terâküm eden müfsid âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umûmiyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umûmun ve bâhusus avâm-ı mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların veşeâirlerin kısmen kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdân-ı umûmiyeyi, Kur'ân'ın i'câzıyla ve geniş yaralarını, Kur'ân'ın ve îmânın ilâçlârıyla tedâvi etmeye çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve binler tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir. İşte bu zamanda, Kur'ân-ı Mücizü'l-Beyânın i'câz-ı mânevîsinden çıkan Risâle-i Nur, o vazifeyi görmekle beraber, îmânın hadsiz mertebelerinde terakkiyât ve inkişâfâta medâr olmuştur ve olmaktadır." Bu paragrafın lügatçesi: Teraküm:Birikme,yığılma Müfsid:Bozucu Rahne:Yara Mücerreb denenmiş |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Risâle-i Nur, yalnız cüz'î bir tahribâtı ve bir küçük hâneyi tâmir etmiyor; belki küllî bir tahribâtı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kal'ayı tâmir ediyor. ALLah senden razı oLsun Üstad'ım.. 80 küsür yıLLık hayatını tamire adamışsın..tahribe diiL.. bizLerse ne kadar tahripkarız.. |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| üstadın koyduğu sabit hizmeti... kendi tahripleriyle hizmet adı altında kullananlara lanet olsun...lanet olsun....lanet olsun.... |
| |
| | #4 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| Alıntı:
Ravi: İbnu Mes'ud Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır." Kaynak: Tirmizi, Birr 48, (1978) Hadis No : 5332 Ravi: Ebu'd-Derda Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Laneti çok yapanlar kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar." Kaynak: Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Davud, Edeb 53, (4907) Hadis No : 5333 Ravi: Semüre İbnu Cündüb Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gadabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın." Kaynak: Ebu Davud, Edeb 53, (4906); Tirmizi, Birr 48. (1977) Hadis No : 5334 Ravi: Ebu Hureyre Tanım: Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü! Müşriklere beddua et, onları lanetle!" denilmişti. Şu cevabı verdi: "Ben rahmet olarak gönderildim, lanetleyici olarak değil!" Kaynak: Müslim, Birr 87, (2597) Yanlış varsa buna yanlışla yaklaşarak doğru bulunmaz.. Belki farkında değilsindir yanlışının ama Efendimiz (s.a.v) bile kendisi lanetleyici olarak gönerilmedim diyerek bu kadar ılımlı yaklaşırken bizlere onun yolunu itmek düşmez.. Daha dikkatli olalım mümin kardeşim | |
| |
| | #5 | |
| Teğmen Katılım Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 186
| Alıntı:
| |
| |
| | #6 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 45
| Diyalog ve Hoşgörü hakkında Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Abdulkadir Badıllı ağabey'in yorumu Diyalog, Fransızca bir kelime olup “dialoque” şeklindedir. Manası, iki veya daha çok kişinin beraber oturup, herhangi bir mevzuyu tartışıp konuşması demektir. Ancak birkaç senedir “Dinlerarası Diyalog” veya “Semavi Dinler Arasında Diyalog” tarzında bir girişimin başlamasına öncü ve vesile olmuş çok muhterem, çok müttaki ve çok alim olan Fethullah Gülen Hocaya, dinin ve vicdanın kabul edip kaldıramayacağı kadar ağır gıybetler ve şeni’ ittiham ve iftiralar yapılmaktadır. O çok ağır ittihamları yapan çevreler, doymak ve usanmak bilmez bir hırs ile meseleyi gündemde tutmaya devam ediyorlar. Fethullah Gülen Hocanın Bediüzzaman Hazretleriyle bir münasebeti, bir bağlılığı olduğu için, o çok aşırı taarruzlarının bir ucunu Bediüzzaman’a da uzatmak istiyorlar. Baş mı, haşhaş mı tefrik edemediğim bir kişinin yandaşları tarafından o vefakar, cefakar ve 8 yaşından 88 yaşına kadar Kur’an, iman, din, İslamiyet, millet ve memleket için cansiperane, fedakarane hizmet etmiş ve İslam tarihinde –Peygamber(asm) ve sahabelerinden sonra– ilimde, mantıkta, müteşabihatı te’vilde, şeriat, tefsir ve hadis usulünde; ayrıca cihadda, ihlas ve takvada vesaire vesairede misli çok nadir bir allame-i cihan, bir mürşid-i nigahban ve bir mütefekkir-i azam hakkında şeni’, kaba bühtanlar ve cahil bir ehl-i imana bile ya-kışmayacak galiz ittihamlar yapılıyor. Her ne ise... Şimdi Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken, şu oldukça genişletilen diyalog dedikleri şeyle bir münasebeti olup olmadığı, İslam şeriatı açısından bunun bir mahzuru olup olmadığı nok-tasını dinin usulünü bilenlere bırakarak, onun iki teşebbüsünü anlatalım: Birincisi: Şubat 195l’de Üstad’ın izin ve müsaadesiyle talebesi İnebolulu Salahaddin Çelebi, İslam hattıyla yazılmış Risale-i Nurlardan derlenmiş Zülfikar kitabını, Hıristiyanlığın bir nevi dinî reisi olan Papa’ya, müellifi Hz. Bediüzzaman namına göndermiş. Zülfikar kitabını teslim alan Papalık Başkatibi de, Hz. Üstad’a mektupla şu mukabelede bulunmuştur. “Papalık Makam-ı Âlisi Kalem-i Mahsusu Başkitabet No: 232247 Vatikan Dairesi 22 Şubat 1951 “Efendim! “Zülfikar nam el yazısı olan güzel eseriniz, İstanbul’daki makam-ı vekâleti vasıtasıyla Papa Hazretlerine takdim edilmiştir. Bu nazik saygınızdan dolayı gayet mütehassis olduklarını bildirirken, üzerinize Cenab-ı Hakkın lütuflarını dilediklerini tebliğe beni memur ettiklerini arzeylerim. Bu vesileyle saygılarımı sunarım efendim. İmza Vatikan Beyin Başkatibi”[29] Papa’ya gönderilen Zülfikar kitabı neydi, neden bahsedi-yordu? Cevap: Zülfikar kitabı üç ana bölümden ibaret çok harika bir kitaptır. Bu bölümler: 1. Kur’an’ın Allah(cc) kelamı olup mu’cizatlı olduğu. 2. Risalet-i Muhammediyenin hakkaniyetinin harika hüccet ve delillerle ispatı. 3. İnsan öldükten sonra, tekrar dirilip haşrolunacağının is-patlarından ibaret bir kitap. Nur risaleleri içinden hususiyle bu kitabı seçip göndermesinin herhalde ve elbette bir mana ve bir hikmeti vardı. Kur’an, Risalet-i Ahmediye ve haşir gibi, imanın üç büyük rükünlerini Hıristiyan aleminin reisine tebliğ etmesi herhalde bir vazife idi. İkinci Teşebbüsü: 1953 yaz aylarında, yanına üniversiteli talebelerinden birisini alarak, İstanbul Fener Patriği Athenagoras ile görüşmüştür. Bu görüşmede Hazret-i Üstad Patrik’e sormuş: “Hıristiyanlığın din-i hakikisi olan tevhid ve nübüvveti kabul ettiğiniz gibi; Hz. Muhammed’i(asm) de peygamber ve Kur’an-ı Kerim’i de kitabullah olarak kabul ederseniz ehl-i necat olacaksınız.” Patrik Athenagoras cevabında: “Ben kabul ediyorum.” deyince, Bediüzzaman: “O halde siz bunu dünyanın diğer ruhani reislerine de söylüyor musunuz?” Patrik: “Söylüyorum amma, onlar kabul etmiyorlar” demiş.[30] Bediüzzamanın Papa’ya gönderdiği Zülfikar kitabıyla, Hıristi-yanların başı ve reisine yazılı bir tebligatta bulunduğu gibi, şu Fener Patriği’ne de şifahi bir tebligatta bulunmuştur. Şu iki mühim teşebbüs, yani İslam dini adına İslamın temel akidesini tebliğinde olsun, yazımızın üst taraflarında eserlerinden yaptığımız alıntılardaki manalar olsun dinimize, İslam akidesine ters düşen yanlış bir şey var mıdır?.. Şeriat, usuliddin ve akaid ilimlerine dayanarak “Vardır!” diyen varsa, hemen fikir meydanına çıksın görüşelim. Kuytu köşelerde, karanlık mihrakların emirber neferliğinde fısıltı ile şeriatsız bir şekilde konuşmasınlar. Mevzuya bir iki nokta daha ilave edelim: 1. Tevhid akidesini ve İslam dininin temel prensiplerini ehl-i kitaba (Hıristiyan ve Yahudilere) tebliğ etmenin iki yolu vardır. Birisi, mektup ve kitap göndermekle; ikincisi şifahi görüşerek tebliğ etmektir. Bu iki tebliğ yolu, şahsî teşebbüs ve girişimdir. Kuvvetli müslüman devletler, maalesef şimdiki devirde mevcut olmadığından, devletten devlete umumi tebligat yapılamamakta, gereği de yerine getirilememektedir. Halbuki, Kur’an bu tebligat ve davetin yapılmasını emrediyor. [31] diyor. Ve bu çağrı ve nida, Kur’an-ı Kerim’in daha birçok ayetlerinde geçmektedir. Bu durumda Bediüzzaman Hazretleri bu emre uyarak, şahsen Hıristiyan ruhanilerinin en ileri gelen-lerine o tebliğ ve daveti yapmamalı mıydı?.. Yani bazı alim-i cahillerin, örümcekli kafalarındaki gibi; ta ezelden onları (yani Hıristiyan siyasilerini değil, ruhani dindarlarını) kendimize ebedi can düşmanı ve bî-eman hasım olarak sayıp asla ve kat’a hiçbir görüşme, hiçbir yanaşma göstermeme tarzında mı olmalıydı?.. Hayır!.. [29] Emirdağ Lâhikası, s. 62.; Mufassal Tarihçe-i Hayat, C. 3, s. 2042. [30] Şu ahirki hadisenin izahatı için bkz.: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, C. 3, s. 1837. [31] Âl-i İmran Suresi, 64. |
| |
| | #7 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| ALLah razı oLsun abLa.. ben de ekLemiştim ama oLsun.. tekrar aLLah razı oLsun.. "Et-tekrar-ı ahsen, veLev kane yüzseksen.." http://ilahi-tr.org/index.php/topic,....html#msg34016 dipnot: şimdie kadarki yazıLarınız için de ALLah razı oLsun.. |
| |
| | #8 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 45
| cümlemizden kardeşim |
| |
| | #9 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Oct 2006 Yaş: 22
Mesajlar: 607
| lanetleyen değil dua eden olmalıyız |
| |
| Konu Araçları | |
| |