Müzik, kelime olarak Yunancadaki "Musaların Sanatı" anlamına gelen "mousike" sözcüğünden gelmektedir. Arap dilindeki (mûsîkî / mûsîkâ) kelimesi de aynı köktendir"Mûsî", "nağmeler"; "kî" ise "ölçülü ve zevkli" anlamına gelmektedir.
Müzik kelimesi, Yunan mitolojisinde bilim ve sanat tanrıçası "Müz" isminden kaynaklanmaktadır.
Müzik konusu tarih boyu hemen bütün medeniyetlerin konusu ve problemi olmuş bir konudur. İnsanlar tarihin her döneminde müziğin gizemli dünyasından istifade etmeye çalıştıkları gibi, müzik sebebiyle meydana gelen bir takım olumsuzluklardan da şikayetçi olmuş ve bunun önünü almaya çalışmışlardır.
İslâm tarihinde de tarih tekerrür etmiş, insanlar müziğin gizemli dünyasından kendilerini alamamışlar, bununla beraber çeşitli sebeplerden dolayı olumsuz sonuçlarından da kaçınamamışlardır. Bu da müziğin meşruluğunu tartışma konusu yapmıştır. Yaptığımız araştırmada konu ile ilgili vardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:
I- Kur'ân-ı Kerim'de ses sanatı olarak "müzik" kavramını ifade eden özel bir kelime ve kavram bulunmamaktadır. Ancak müziğin muhtevası, icrası ve sonuçlarını ilgilendiren ve bu hususlarda temel ölçü sayılacak kurallardan söz eden bir çok ayet-i kerime yer almaktadır. Bu kuralları şu şekilde özetleyebiliriz:
1- Müziğin, insanları yolundan alıkoymaması. 2- Din ve dince mukaddes kabul edilen şeyleri alay konusu etmemesi. 3- Dini sorumluluk ve görevleri ihmal edecek seviyede olmaması. 4- Dini değerlere aykırı konularda propoganda özelliği taşımaması. 5- Söz veya icrâsında yalan, iftira, zinaya teşvik gibi dince yasaklanan hususların yer almaması. 6- İbadet gibi telakki edilmemesi. 7- Kur'ân okuma ve dinleme kültürünün önüne geçmemesi. 8- İnsanları nefsânî arzularına esir edecek bir icra, muhteva ve seviyede olmaması. 9- insanları dini ya da dünyevî faydalardan tamamen uzak bir şekilde faydasız şeylerle meşgul etmemesi. 10-Maddi ya da manevi her hangi bir zarar unsuru taşımaması.
Bazı alimler türü ve muhtevası ne olursa olsun "müzik" kavramına giren her türlü ses sanatını haram saymışlardır. Bu husustaki bazı görüşler ve delilleri şöyledir:
1- "insanlardan öyleleri vardır ki, halkı farkettirmeden ve hiçbir bilgiye dayanmadan yolundan saptırmak ve dini alaya almak için boş söz ve eğlendirici sözler (lehve'l-hadîs) satın alırlar. işte onlar için hor ve hakir edici bir azap vardır. [Lokman / 6]
Tirmizî'nin Ebu Ümâme el-Bâhilî'den naklettiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Şarkıcı kadınların alım ve satımı, onlar üzerinden para kazanmak ve onların karşılığında alınan ücretler helal değildir. Teâlâ'nın şu sözü onlar hakkında nazil olmuştur: "insanlardan öyleleri vardır ki..." [Tirmizî, Buy'u, 51; Beyhakî, Sünen, IV, 14; Vâhidî, Esbâbü'n-Nüzûl, Beyrut, ts, 260]
Sahabeden İbni Mes'ud, İbni Abbas, Ebu Ümâme ve Cabir b. Abdullah; Tabiinden Mücahid, İbn Cüreyc, ikrime, Hasan-i Basrî ve Mekhûl burada geçen "lehve'l-hadîs"den maksadın şarkı olduğunu söylemişlerdir. [Âcurrî, Tahrîmü'n-Nerd ve'ş-Şatranç ve'l-Melâhî] Bir rivâyette Mücâhid bunu "Davul" (Tabl) şeklinde tefsir etmiştir. [Taberî, Câmiü'l-Beyân, X, 204]
İmam Kurtubi (ö. 671/1273), müfessirlerin bu konudaki görüşlerini nakletikten sonra: "Bu konuda en doğru görüş, "Lehve'l-Hadis"ten maksadın şarkı olduğunu ifade eden görüştür. Peygamber (s.a.v.) ve ashab-ı kirâmdan nakledilen görüşler de bunu gerektirir" demektedir. [Ahkâmu'l-Kur'ân, XIV, 53 ]
İbn Arabî (ö. 543/1148) "Lehve'l-Hadis"in yorumunda "şarkı ve çalgı aletleri", "batıl olan herşey" ve "darbuka" şeklinde üç ayrı görüş olduğunu söyledikten sonra, en doğru görüşün "Lehve'l-Hadis"ten maksadın "batıl olan herşey" olduğunu savunan ikinci görüş olduğunu ifade etmiştir [Ahkâmu'l-Kur'ân, III, 1481-1482].
Şafii fakihlerinden İbn Hacer Heytemî (ö. 974/1567) [Heytemi, Zevâcir, II, 175] ile bazı Hanbeli fakihleri [İbn Kudâme, Muğnî, XII, 43] bu âyete dayanarak şarkının haram olacağını; Hanefî fakihlerinden İbn Âbidîn de bu âyete dayanarak mübah şekliyle bile olsa şarkının mekruh olduğunu ifade etmiştir [Reddü'l-Muhtâr, V, 46].
Muhamed Hamdi Yazır (ö. 1361/1942) ise konuyu şöyle özetlemektedir: "Tefsir alimlerinin bir çoğu "Lehve'l-Hadis"i şarkı ile tefsir etmişlerse de araştırmacıların tercihi ayetin zahiri gereği genel bir mana ifade etmesidir. Bununla beraber burada asıl azarlamanın hikmeti şununla anlatılmıştır: "Bilmiyerek yolundan saptırmak ve onu alaya almak". Yani saptırdığını hissettirmeden, yaptığı işin akibetini sezdirmeden dini ve ahlakı bozmak ve yolu ve onun hak diniyle eğlenmek için. [Hak Dini Kur'ân Dili, V, 3839]
2- "Onlar yalan yere şahitlik (zûr) etmezler, faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler". [Furkân (25), 72]
Mücâhid (ö. 104/722) bu ayette geçen "ez-Zûr" kelimesini şarkı (gınâ) [Taberî, Câmiu'l-Beyân, IX, 420]; İbn Hanefiyye (ö. ) de şarkı (gınâ) ve eğlence (lehv) şeklinde tefsir etmişlerdir [Ebu Hayyân, Bahru'l-Muhît, VIII, 132].
İbn Kayyım el-Cevziyye ve bazı Hanbeli fukahası, Muhammed b. el-Hanefiyye'nin ayette geçen "ez-Zûr" kelimesini "şarkı" (ginâ) şeklinde açıklaması ile ayette geçen "Lağv" kelimesinin, "terkedilmesi gereken her türlü batıl ve yanlış şey" manasına gelmesinden hareketle müziği batıllar arasında sayarak haramlığını ifade etmişlerdir. [İbn Kudâme, Muğnî, XII, 43; İbn Kayyım, a.g.e., s., 6]
Birisi, İbni Abbas'a: "Şarkı hakkında ne dersiniz? Helal mıdır, Haram mı? "diye sorduğunda İbni Abbas (r.a.) "Ben ancak 'ın kitabında haram dediğine haram derim" cevabını vermiştir.
Adam: "O helal mıdır?" diye sorduğunda İbni Abbas: "Öyle birşey diyemem. Sen hak ile batılı bilir misin? Kıyamet günü geldiğinde şarkının yeri neresi olur?" diye sormuş.
Adam: "O batıl ile beraber olur" diye cevaplayınca, İbni Abbas: "Şimdi git, sen kendi fetvanı verdin" demiştir.
İbni Kayyım el-Cevziyye bu görüşlerden hareketle şarkının haram olduğunu ifade etmiştir.[Hükmü'l-İslâm fi'l-Gınâ, s., 28]
3- "Ama kim Rabbinin azametinden korkup ta kendini hevadan (kötülükten) alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir." [Nâziât (79), 40-41]
İbn Kayyım'a göre müzik nefsin hevasından olduğuna göre ayetin ifade ettiği mefhum gereği sakınılması gerekir.[Âcurrî, Tahrîm, 219]
4- ", ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitabı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir." [Zümer (39), 23]
"Sözlerin en güzeli Kur'an olduğuna göre dinlenilmesi gereken şey de Kur'an olmalıdır. Nitekim bu aynı zaman da bütün peygamberlerin sünnetidir" diyen İbn-i Teymiyye (ö. 728/1328), Kur'an-ı Kerim'deki dinlemek ve okumakla ilgili ayetlerle, mü'minlerin Kur'an dinlerken duydukları coşkuyu anlatan ayetleri de zikrederek "okunması, dinlenilmesi ve coşulması gereken tek şey varsa o da Kur'an'dır. Dolayısıyla aynı fonksiyonları icra etmek maksadıyla şarkı gibi başka şeylerin kullanılması caiz değildir" görüşünü ileri sürmüştür. [İbn Teymiyye, Mecmûatü'l-Fetâvâ, XI, 533]
Hadislerde ise müziğin hükmü şöyle yer almaktadır:
1- Hâkimin bir rivâyeti şöyledir: "Bu ümmetten bir topluluk sabahlara kadar yiyip, içip ve eğlenecekler, sabaha ise domuz olarak çıkacaklardır.. Orada bir takım kabile ve yerleşim yerleri sabaha kadar darmadağın edilecek ve sonra da "bu gece falancalar, falancaların evleri tarumar edilmiş" denilecektir. Onların üzerine, Lut kavminin üzerine gönderildiği gibi taş yağdırılacak ve köklerini kesen rüzgar gönderilecektir. içki içmeleri, faiz yemeleri, ipek giymeleri, dansöz-şarkıcı kadınlar edinmeleri ve akraba ile ilişkileri kesmelerinden ötürü bu rüzgar, öncekileri köklerinden söküp attığı gibi onları da köklerinden söküp atacaktır"[Hâkim, Müstedrek, el-Fiten ve'l-Melâhim, 280/ 8572; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 259]
Zeylaî bu hadis-i şerifi şarkının haramlılığına delil olarak ileri sürmüşlerdir.[Zeylaî,Tebyîn, VI, 13-14]
3- Ebu Amir veya Ebu Malik el-Eş'arî'nin peygamberimizden şunu işittiği rivyet edilmiştir: "Ümmetimden öyle topluluklar çıkacak ki, zinayı, ipeği, içkiyi, ve çalgı aletlerini helal sayacaklar. Yine bazı topluluklar, büyük bir koyun sürüsüyle dağın başında konaklaycak, onlara bir fakir ihtiyacı için geldiğinde "yarın gel "diyecekler. Allah-u Teâlâ da onları bir gece ansızın helak edecek, dağı başlarına yıkacak. Diğer bir kısmını da domuz ve maymun sûretine çevirecektir. Bu uygulama kıyamete kadar sürecektir"[Buhârî, Eşribe, 7; Beyhakî, Sünen, X, 221].
Hanefî fakihlerinden Fahreddin Zeylaî bu hadisi şarkının haramlılığına delil olarak zikretmiştir.[Tebyîn, VI, 13]
4- Nâfi'den rivâyet edilmiştir: "İbn Ömer bir gün zurna sesi işitti. Parmaklarıyla kulaklarını tıkayarak yoldan çekildi ve "Ey Nâfi' bir şey işitiyormusun?" dedi. Ben "Hayır" dedim. Bunun üzerine parmaklarını kulaklarından kaldırdı ve "Ben Peygamber (s.a.v.) ile beraberdim. Bunun gibi birşey işitti ve aynen böyle yaptı"dedi[Ebû Dâvûd, Edeb, 60, Beyhakî, Sünen, X, 222; Şuab, 5120].
5- İbn Abbas (r.a.) Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Şüphesiz Yüce ve Ulu Rabbim, size içki, kumar ve davulu yasaklamaktadır."[Beyhakî, Sünen, X, 221]
6- Başka bir rivâyet de şöyledir: "Şüphesiz ve rasulü, içki, kumar, davul ve tambur'u yasaklamışlardır." [Beyhakî, Sünen, X, 222]
7- Kuteybe (r. a) peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Zil şeytanın müzik aletidir." [Müslim, Libas ve Zînet, 27]
8- Müslim, Saîd b. Cübeyr, İbn Abbas tarikiyle rivâyet edildiğine göre Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: " Teâlâ size içki, kumar, davul, ud ve yahudilerin kutlama günlerini size yasakladı" [İmam Ebu Hanîfe, Müsned, (Aliyyü'l-Kârî şerhi ile beraber), Beyrut, 1985, s. 461].
9- Ebu Hureyre (r.a.)'den, Peygamber (s.a.s.)'in şöyle dediğini işittiği rivâyet edilmiştir: " Teâlâ, kıyâmet günü, tevbe etmeden ölen ağıtçılara ateşten bir gömlek giydirir ve onları bütün insanlara teşhir eder." [Heysemî, Mecma', III, 13; Beyhakî, Sünen, IV, 63]
10- Ümmü Atıyye'den rivâyet edilmiştir: "Peygamber (s.a.s.) bizden ağıt yapmamak üzere söz aldı." [Müslim, Cenâiz, 10]
Bu konuda söylenilen sözler bu kadar da değildir.
Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehirdir, kalbi karartır. (Dürr-ül mearif)
İlahileri çalgı ile, ney çalarak okumak bid'attir. Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur. (S.Ebediyye)
musiki eğlencedir, eğlence ibadete karışmaz. İlahi söylemek, Resulullahı (sav) övmek ibadettir. Bu müzikle yapılmaz. Resulullah efendimiz (sav) de bundan menetmiştir (Kimya).
Müziğin kendisini dinlemek değil meselemiz, haram olduğunu bilsin ve illa istiyorsa dinlesin. Ancak ilahi ile karıştırmasın, ilahi dini bir fiildir, eğlence değildir.
Hızlı ve sinsi bir şekilde dinin içine müzik sokulmaya çalışılıyor. Çünkü dini bozmanın en kolay yollarından biri budur.
Hıristiyanlığı aslından uzaklaştıran önemli unsurlardan biri de Kiliselere müziğin sokulmasıdır. İslamiyet’i de Hıristiyanlığın durumuna düşürmek için müziğe ağırlık verilmektedir.
Bir gazete haberi şöyledir: “Yedikule Zindanları, iftardan sonra zindan duvarlarını sarsacak kadar tempolu bir konsere tanıklık etti. Mustafa Özcan’ın Kur’an tilavetinden sonra Avusturya’dan gelen ve daha çok Türk Tasavvuf Musikisi icrasıyla tanınan Abdurrahman Toprak, soğuktan titreyen kalabalığı kendine eşlik ettirmeye çalışarak ilahi söyledi.
Ardından bir zamanların ‘Yeşil Pop’çuları sahneye çıktı. Daha sonra heyecanla Yusuf İslam’ın geldiği müjdelendi.
Hip Hop şarkılarıyla İslam çağrısı yapan, ramazan münasebetiyle özel olarak getirtilen Amerikalı müzik grubu Native Deen (Yerli Din) de sahnede yerini aldı.
Her biri en fazla 20 yaşında üç tane çikolata renkli Afro-Amerikan, başlarındaki beyaz takkeler ile koşarak sahneye fırladı.
Grubun üyeleri Joshua Salem, Naim Muhammed ve Abdülmelik Ahmed sahnede izleyici ile kurdukları diyalog açısından Yedikule Zindanlarındaki kalabalığı adeta kendinden geçirdi.
En fazla ortaokul öğrencisi oldukları her hallerinden belli çocuklar, başlarına beyaz namaz takkelerini geçirmiş sahnenin hemen önünde ‘hip hop’ figürleriyle dans ettiler.
Gece, Native Deen’in genç üyeleri ile öncüleri olan Yusuf İslam’ın birlikte söylediği sazlı sözlü ‘Taleal Bedru’ ile noktalandı...”
Ramazan aylarında yoğunlaştırılan bu faaliyetler projenin birinci aşamasıdır: Bu aşamada maksat, dinimizce haram olan müziği meşru hâle getirmek. !!!!!!!!!!!!!!!
Daha sonra da, müziği Hıristiyanlıkta olduğu gibi ibadetin bir parçası haline sokmak. Birinci aşamada hayli yol alındı.
Ramazanda pek çok otelin kapısında, “Canlı müzik eşliğinde iftar” afişlerini gördük. İşte İstanbul’da beş yıldızlı bir otelin ilanı: “Zengin bir mönünün sonunda Çeşmi bülbül Fasıl Grubu eşliğinde her akşam iftar...
” Dört kız, ellerinde tambur, kanun ve ud eşliğinde, “Ben yanarım yane yane”, ”Sordum sarı çiçeğe...” ilahilerini seslendiriyorlar iftarda. Ardından saz eserleri... Akşama kadar için oruç tutan, akşam genç kızların seslendirdiği Klasik Türk Müziği eşliğinde iftar ediyor.
Şapla şeker karıştı. Eskiden saflar ayrı ve netti. Kim ne yaptığını biliyordu. İçki içen meyhaneye, eğlenecek olan eğlence yerine, ibadet edecek olan da, camiye giderdi.
Haram işleyen de günahını bildiği için üzülürdü. Yaptığını meşru görmediği için de küfre düşmezdi. Şimdi her şey birbirine karışmış durumda. İbadet mi yapıyor, eğleniyor mu belli değil.
Bütün bunlar müziği ve haramları meşrulaştırmanın, haramı helali birbirine karıştırmanın yani “Dini sulandırma” projesinin bir parçasıdır.
Görünüşe bakıldığında bu davranışlar halkın cahilliğine veriliyorsa da, bu o kadar basit bir olay değildir.
Müslümanlar bu hâle planlı bir şekilde, belli bir proje doğrultusunda getiriliyor. Bu projenin içeride ve dışarıda bayraktarlığını yapan pek çok kimse var.
Rock Müziğin başını çeken Cat Stevens diğer ismi ile Yusuf İslam’ın takip ettiği çizgi hayli enteresan.
Önce İslam âlimlerinin kitaplarından ve çevresindeki Müslüman kimselerden müziğin haram olduğunu öğrenip Müslüman olmasıyla beraber müziği de bırakıyor. Daha sonra birden fikir değiştiriyor.
Bu değişikliği de kendince şöyle yorumluyor:
“Başlangıçta müzik konusunda şüphelerim oluşmuştu. Daha sonra Kur’ana ve hadislere baktım, müzik ile ilgili bir şey göremedim. İyi, faydalı şeyleri İslamiyet emrediyor. Müzik iyi ve faydalı olduğuna göre, haram olamaz diye yorumladım. Yeniden çalışmaya başladım...”
Binlerce İslam âlimi, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere dayanarak müziğin haram olduğunu söylüyorlar; bu ise, göremedim, diyor. Demek ki bir yönlendirenler var.
Kendisine, “Yedikule’de hip-hop grubu Native Deen ile birlikte sahneye çıktınız. Bu hip-hop tarzını nasıl buluyorsunuz?” diye soruyorlar,
o da, “Native Deen, gençleri İslam’a ve ’a çağırıyor. Albümleri insanlık adına son derece olumlu mesajlar içeriyor. Bence gayet de başarılı bir hip-hop örneği ortaya çıkarıyorlar” diyor.
Yani dinimizin haram kıldığı müzik vasıtasıyla gençler İslam’a çağrılıyor.
Böyle çağrılarla gelenlerin İslami anlayışının ve yaşayışının ne olduğunu bilmek zor değildir
İngiliz Cat Stevens(Yusuf İslam), İngiltere’de müzik eğitimini tamamlayan Yusuf İslam’ın yetiştirmesi Azeri Sami Yusuf ve Amerikalı Native Deen gibi şarkıcılardan sonra şimdi de İngiliz kültürünün hakim olduğu Malezya’da ortaya çıkan şarkıcı İmad üzerinden, “İslami Müzik” adı altında İslam âlemine dolayısıyla İslamiyete müzik sokulmaya çalışılıyor.
Son çalışmasının tanıtımı için İstanbul’a gelen ve basında geniş yer verilen İmad’ın ramazan ayında İngilizce, Arapça, Fransızca ve Türkçe “müzikli ilahi” albümleri çıkmış.
Sanatçı bir aileden geldiğini söyleyen İmad, 14 yaşında medrese eğitimi aldığını, okulda hocalarının sesinin güzel olduğunu fark ederek kendini müziğe yönlendirdiklerini ifade ediyor.
Burada çaktırmadan ince bir mesaj veriliyor. Nedir bu? Medrese, dini eğitim verilen bir yer. Dolayısıyla müziğin dini açıdan bir sakıncası olmadığını, hatta medrese tarafından yönlendirildiğini vurgulamış oluyor.
“İslami Müzik” dedikleri nedir, diğer müziklerden farkı nedir? Aslında fark yok aralarında. Fark denebilecek tek şey bestelerde, “ ” “Peygamber” gibi kelimelerin ve isimlerin geçmesi. Bir şeyin “İslami” olabilmesi için, dinî kaynaklarda geçmesi, emredilmesi gerekir.
Dinimizin asli kaynakları olan Kur’an-ı kerimde ve Hadis-i şeriflerde müziğin yeri yoktur. Aksine İslam âlimleri, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere dayalı olarak söz birliği ile müziğin İslamda yeri olmadığını, haram olduğunu bildirmişlerdir.
Bunun için müzik kelimesinin “Tasavvuf” veya “İslam” kelimesi ile yan yana gelmesi mümkün değildir. “İslami Müzik” saçmalığını savunmak, zemzemin içine şarap katmak gibi çirkindir.
Bu, zemzeme yapılacak en büyük hakarettir. Birileri, vazifeleri gereği kasıtlı olarak bunu yapabilir fakat Müslümanların buna alet olması affedilebilir hata değildir.
Bazıları, Peygamber Efendimizin Medine’ye teşriflerinde, kadınların tef eşliğinde karşılamalarını, “Talea’l-Bedru”yu söylemelerini ve Hz. Aişe’ye kadınların tef çalıp oynamalarını dinletmesini delil göstermeye çalışıyorlar.
Büyük İslam alimi İbn-i Hacer hazretleri bunların Benî Neccâr cariyeleri, köleleri olduğunu zaten kendilerinin”Bizler Benî Neccar’ın cariyeleriyiz, Muhammed ne güzel komşudur!” dediklerini bildirmiştir.
Hz. Aişe’nin, Peygamberimizin yanında kasidelerini dinlediği kadınlar da birer cariyedir, hür kadın değildir. Görüldüğü gibi tef çalıp kaside okuyan kimseler küçük çocuklarla cariyelerdir. Bunun böyle olduğunu İmam-ı Buharî de bildirmiştir.
Çalgı aleti eşliğinde söylenen, ilahinin, şarkının, kasidenin dinimizde haram olduğunda söz birliği vardır. Hatta ilahinin müzik aleti ile söylenmesi ile ibadete müzik sokulduğu için haramdan öte küfür olduğu bildirilmiştir.
Hadis-i şeriflerde, “İlk tegannî eden şeytândır” “Müzik, kalbde nifâk hâsıl eder”, “'ü teâlâ, beni âlemlere rahmet olarak ve çalgıları, cahiliye âdetleri ve putları yok etmek için gönderdi” buyurulmuştur.
Harama helal diyen ve haramı ibâdete karıştıran kâfir olur. Resulullah efendimizin geldiği bir evde, küçük kızlar tef çalıp şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı bırakıp, Resulullahı övmeye başladılar. “Benden bahsetmeyin!
Beni övmek (mevlid, ilahi) ibâdettir. Eğlence, oyun arasında ibâdet caiz değildir” buyurdu (Kimya-i saadet). Tef, çalgı çalarak veya oyun arasında Kur’an okuyan, ibadet eden kâfir olur, dinden çıkar. (Tergib-üs-salât)
Ramazan aylarında yoğunlaştırılan bu faaliyetler projenin birinci aşamasıdır: Bu aşamada maksat, dinimizce haram olan müziği meşru hâle getirmek. !!!!!!!!!!!!!!!
maksadım buradaki yazılanlara karşı çıkmak değil sadece aklımda bir kaç soru işareti oluştu onları sormak istiyorumm hadisler ve ayetler ışığında müziğin kesinlikle haram olduğu belirtilmiş bir müslüman olarak buna karşı çıkamayız elbet mesela alıntı yaptığım yazıda denilmiş ki yusuf islam ve aynı müzik türünde ilerleyen diğer sanatçılar dinimize müziği karıştırıyor meşru hale getiriyor vb.. vb... genellikle yabancı sanatçılardan bahsedilmiş onların yaşamış olduğu yerlerde müslüman kesim az olduğu için hitap ettikleri ya da etmek istedikleri şahıslar biz değiliz belki de bir müslüman olarak bizim kesinlikle şarkı, türkü ya da neşid dinlemememiz gerekiyor yani ilahi fln da yasak bize tamamdır kabull yani ne yusuf islam dinleyeceğiz ne de sami yusuff ama şöyle düşünürsek bu sanatçıların hitap etmek istediği kesim gayri müslimse: işler değişebilir mi? yani islama davetin çeşit çeşit yollardan olduğunu biliyoruz tabi bu haram bir yoldan olmamalı ama onlara hoş gelecek, daha cazip yollardan davet olmalı mı olmamalı mı? yani belki bu sanatçıların amacı sadece gayri müslimlere hitap etmek onlara Allah dedirtebilmek o zaman bu yazılarda onlara sui zan yapılmış olmuyor mu? yani bilemiyorum sözlerim inş yanlış anlaşılmadıı bilemiyorum insanların maksadı farklı olursa bazı kurallar değişebilir mi ve bu kadar zann doğru mu yanlış mı? sürçi lisan ettiysek affola maksadım yanlış anlaşılmasın lütfenn selametlee
1- Müziğin, insanları yolundan alıkoymaması. 2- Din ve dince mukaddes kabul edilen şeyleri alay konusu etmemesi. 3- Dini sorumluluk ve görevleri ihmal edecek seviyede olmaması. 4- Dini değerlere aykırı konularda propoganda özelliği taşımaması. 5- Söz veya icrâsında yalan, iftira, zinaya teşvik gibi dince yasaklanan husus*ların yer almaması. 6- İbadet gibi telakki edilmemesi. 7- Kur'ân okuma ve dinleme kültürünün önüne geçmemesi. 8- İnsanları nefsânî arzularına esir edecek bir icra, muhteva ve seviyede olma*ması. 9- insanları dini ya da dünyevî faydalardan tamamen uzak bir şekilde faydasız şeylerle meşgul etmemesi. 10-Maddi ya da manevi her hangi bir zarar unsuru taşımaması.
Daha yakında bu konu paylaşılmıştı
ifrata tefrite kaçan yanları olmakla birlikte alıntıladığım bölüm en itidalli nokta ...ortası yani
şahsen hakikatin üzerini örten,kulluğu unutturan..Allah tan öne geçen her şey sakattır
İnsan zayıf varlık..taviz tavizi doğuruyor
Şahsen müziğin afyon olduğu kanaatindeyim..denge korunmazsa
tıpkı komedi gibi
ölçü ve kıstas olmazsa tabi
Yukardaki ölçülere dikkat etmeli
maksadım buradaki yazılanlara karşı çıkmak değil sadece aklımda bir kaç soru işareti oluştu onları sormak istiyorumm hadisler ve ayetler ışığında müziğin kesinlikle haram olduğu belirtilmiş bir müslüman olarak buna karşı çıkamayız elbet mesela alıntı yaptığım yazıda denilmiş ki yusuf islam ve aynı müzik türünde ilerleyen diğer sanatçılar dinimize müziği karıştırıyor meşru hale getiriyor vb.. vb... genellikle yabancı sanatçılardan bahsedilmiş onların yaşamış olduğu yerlerde müslüman kesim az olduğu için hitap ettikleri ya da etmek istedikleri şahıslar biz değiliz belki de bir müslüman olarak bizim kesinlikle şarkı, türkü ya da neşid dinlemememiz gerekiyor yani ilahi fln da yasak bize tamamdır kabull yani ne yusuf islam dinleyeceğiz ne de sami yusuff ama şöyle düşünürsek bu sanatçıların hitap etmek istediği kesim gayri müslimse: işler değişebilir mi? yani islama davetin çeşit çeşit yollardan olduğunu biliyoruz tabi bu haram bir yoldan olmamalı ama onlara hoş gelecek, daha cazip yollardan davet olmalı mı olmamalı mı? yani belki bu sanatçıların amacı sadece gayri müslimlere hitap etmek onlara Allah dedirtebilmek o zaman bu yazılarda onlara sui zan yapılmış olmuyor mu? yani bilemiyorum sözlerim inş yanlış anlaşılmadıı bilemiyorum insanların maksadı farklı olursa bazı kurallar değişebilir mi ve bu kadar zann doğru mu yanlış mı? sürçi lisan ettiysek affola maksadım yanlış anlaşılmasın lütfenn selametlee
kardeşim demek istediğini çok güzel anlıyorum. ilk eapda kulağa hoş gelmiyorda değil. ama biz hakiki manada tebliğ yaptık mı ki onları kazanmak için taviz vermek yoluna gidelim.
sende çok iyi biliyorsun ki rabbani yolda tebliğ için bizim örnek olarak almamız gereken kişi alemlerin efendisi yüce peygamberimizdir. ( s.a.s )
bilirsin ki allahın resulü nasıl karşı çıkardı taviz vermeye nasıl kızardı tebliğ adında dine yeni şeylerin sokulmasına.
yani bizler müslümanız diyorsak allahın ayetlerini hiçe sayamayız. biz bu cüzi irademizle bu yolu düşünebiliyoruzda alemlerin rabbi düşünmez mi ?
kardeşim benim bildiklerim bu kadar . ayrıca şahıs şahıs eleştirmek istemem ama sami yusuftan da kimse böyle bir şey beklemiyor zaten. islama hizmet etmek isteyen bir şahsı islam karşıtı propaganda yapan tv lerde işi olamaz.
kardeşim demek istediğini çok güzel anlıyorum. ilk eapda kulağa hoş gelmiyorda değil. ama biz hakiki manada tebliğ yaptık mı ki onları kazanmak için taviz vermek yoluna gidelim.
sende çok iyi biliyorsun ki rabbani yolda tebliğ için bizim örnek olarak almamız gereken kişi alemlerin efendisi yüce peygamberimizdir. ( s.a.s )
bilirsin ki allahın resulü nasıl karşı çıkardı taviz vermeye nasıl kızardı tebliğ adında dine yeni şeylerin sokulmasına.
yani bizler müslümanız diyorsak allahın ayetlerini hiçe sayamayız. biz bu cüzi irademizle bu yolu düşünebiliyoruzda alemlerin rabbi düşünmez mi ?
kardeşim benim bildiklerim bu kadar . ayrıca şahıs şahıs eleştirmek istemem ama sami yusuftan da kimse böyle bir şey beklemiyor zaten. islama hizmet etmek isteyen bir şahsı islam karşıtı propaganda yapan tv lerde işi olamaz.
neyse ilgin için allah razi olsun. selametlee..
evt doğru diyorsun abi ama ne bileyim bu yazı baya bi uç noktada yazılmış gibi geldi bana eleştiriler babında... tabi insanların niyetini bilebilmemiz mümkün değil Allah hepimize hidayet versinn