ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 20-06-2007, 17:20   #1
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
Varsayılan ::::::::::Hak-Batıl Savaşı:::::::::




HAK-BATIL SAVAŞI


Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a salat ve selam biricik önderimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e, ailesine, ashabına ve onun yolunu takip eden müminlerin üzerine olsun.

İnsanlık tarihi boyunca hak-batıl savaşı sürüp gitmektedir. Bu savaş Hz. Âdem’in oğulları Habil ve Kabil ile başlamış ve günümüzde de olanca şiddetiyle devam etmektedir. Çünkü cahili düzenin esası “Şeytana ibadet” İslamın esası ise Allah’a ibadettir. Bu böyle olduğundandır ki Cahiliyye ile İslam arasında tabi bir zıtlık, bir uzlaşmazlık vardır. O bakımdan Cahili düzenler ve onun Uluhiyyet ve Rububiyet taslayan günümüzdeki uzantıları, egemen oldukları ortamda Allah’a ibadete davet eden hareketin yeşermesine imkan ve fırsat tanımazlar. Nitekim tarihi olaylar buna şahittir.

Bu Mücadele Kaçınılmazdır

“(Resulum!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peyda ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (25/31), “Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.” (6/112), “Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık...” (6/123)

Ayetlerden anlaşıldığı üzere çarpışma kaçınılmazdır. Allahu Teala kafirleri sınamak, müminlerin imanlarındaki sadakati ölçmek, münafıkları temizlemek, safların ayrışması, hak davanın pekişmesi gibi bir takım hikmetlere binaen günahkarları müminlere düşman kılmıştır. Bizim ifademizle bunun manası “Ateşle barut bir arada durmaz.”şeklinde açıklanabilir Bugün bizlere “Tekarubu’l-Edyan” (dinler arası diyalog ) diye sunulan sözde barış safsatalarının ne dinen ne de aklen uygulanması mümkün değildir. Nitekim bizlere barışın ancak diyalog yolu ile çözümleneceğini empoze eden batı ve yandaşlarının her geçen sene askeri bütçeye daha fazla kaynak ayırdıklarını ve silahlanmaya en fazla önemi verdiklerini görmekteyiz. Bu bizlere onların niyetlerini açıklamak için yeterlidir.

Bu Çatışmanın Sebepleri

“Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, aziz ve hamid olan, Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysa ki Allah her şeyi görür.” (85/8,9), “... Sen sadece Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun...” (7/126), “(Onlara) şöyle de: Ey kitap ehli! Yalnızca Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?...” (5/59)

Allahu Teala ayetlerde kafirlerin Müslümanlara olan kinlerinin sebebini bildirmektedir. Ashabı Uhdud’un ateş çukurlarına atılması, İman eden sihirbazların öldürülmesi, Ehli Kitab’ın Müslümanlar yerine Putperestleri desteklemesinin asıl etkeni iman ve küfür meselesidir. Bugün yeryüzündeki savaşları sadece “Çıkar Savaşı” olarak adlandırmak İslam’a göre doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Bu Kînin Tezahürleri

Sürgün: “Kavminin cevabı sadece: “Lut ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!” demelerinden ibaret oldu.” (27/56), “Kafir olanlar peygamberlerine dediler ki: “Elbette sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!...” (14/13)

Günümüzde de müslümanların sosyal hayattan tecrit edilmeye çalışılması, üniversitelerdeki bacılarımıza; “Ya bizim gibi başımızı açarsınız ya da sizi okuldan atarız”, bizlere “Ya bizim gibi laik olursunuz ya da İran’a” gibi sözler bu zihniyetin birer parçasıdır.

İstihza (Alay etmek): “Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeye görsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar.” (36/30)

Maddi baskılar: “Onlar: Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.” (63/7)

Sermayenin yeşil sermaye diye isimlendirilip Müslüman iş adamlarına karşı uygulanan ambargo, kurban derilerinin üzerinde çevrilen dolaplar, Mekke müşriklerinin zihniyetinin günümüze yansımasıdır.

Küfre teşvik: “Sizin de kendileri gibi kafir olmanızı isterler ki onlarla eşit olasınız...” (4/89)

Taviz vermek: “Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.” (68/9)

Kuran’a düşmanlık: “İnkar edenler: Bu Kuran’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız dediler.” (41/26) “Ayetlerimiz apaçık kendilerine okunduğunda, kafirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar kendilerine ayetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar...” (22/72)

Günümüzde Kuran ilimlerinin öğretildiği müesseselere karşı yürütülen sinsi planlar –yaz Kuran kursuna gidecek çocukların ilkokulu bitirme yaşında olması zorunluluğu gibi- bu günkü din düşmanları ile Mekke müşrikleri arasında hiçbir fark olmadığını bizlere göstermektedir.

Savaş: “... Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler...” (2/217)

Ayetleri çoğaltmak mümkündür. Bilmemiz gereken bugün ümmet olarak başımıza gelen bütün musibetler kitabımızda zikredilmektedir. Bize düşen bunları iyi öğrenip tedbirimizi her türlü almaktır ki başımıza bu belalar geldiğinde abandone olmayalım. Kafirlerin bunları yapması normaldir. Çünkü Rabb’imiz bunları bize haber vermektedir. Asıl garip olan bizlerin şaşkınlık içine düşmesi ve dinimizi korumamız için gerekli olan fedakârlığı yapmamamızdır.

Zulüm hiçbir zaman payidar olamamıştır. Gelecekte de olmayacaktır. Nitekim Rabb’imiz Kur’an’ı Kerim’de zalimler hakkında:

“... Zalimleri mutlaka helak edeceğiz!...” (14/13) buyurarak zalimlerin akıbetini bizlere bildirmektedir. Peki ol demesiyle her şeyi değiştirebilecek Rabb’imiz niçin bu zalimleri helak etmemektedir de bizim başımıza musallat kılmaktadır. Bunun başlıca iki sebebi vardır:

1) İmtihan: “Elif. Lam. Mim. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “iman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Ant olsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar.” (28/1,4)

2) Zalimlerin azabının artması için sure: “İnkar edenler sanmasınlar ki, kedilerine mühlet vermemiz, olar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyorum. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (2/178)

Yasin Suresi’nde kavmini Hakka çağırdığı için kavmi tarafından öldürülen yiğidin kıssası da bizler için ibretler ile doludur. Allahu Teala o kavim hakkında: “Ondan sonra, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, zaten indirecekte değildik. Sadece korkunç bir ses oldu, hemen sönüp gittiler. " Dikkat etmemiz gereken burada öldürülen sadece yiğit bir müslümandır ve Allahu Teala onun için o kavmi helak etmiştir. Helak etme şekli olarak ise Allahu Teala biz onların üzerine bir ordu indirecek değiliz. Yani; “Kim onlar ki biz onlara bir ordu gönderelim. Onların işi basit bir rüzgardır”. Bugün de yeryüzünde bırakın bir Müslüman’ı binlerce kardeşimiz hunharca öldürülmekte, işkencelerde inlemektedir. Rabbimiz dilerse onların hepsini ordularla değil bir rüzgârla yerle bir eder. Unutmayalım ki yerlerin ve göklerin orduları Rabb’imizin emrindedir. O dilerse sebepleri stop ettirir ol der ve her şey yoluna girer. Önemli olan bizlerin olaylar karşısındaki tavrıdır. Nitekim Kuran’a baktığımızda insanların bu tavırlara karşı iki sınıfa ayrıldığını görüyoruz.

Birinci sınıftaki insanlar Müslüman olduğu halde, imanı zayıflardan bir kısmı küfrün karşısında bizim duracak dermanımız yok diyorlar. Bunlar kafir komutan Calut’un askerleri karşısındaki Müslüman komutan Talut’un askerleri arasındaki imanı zayıfların “... Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler...” (2/249) diyenlerin söylediğini tekrarlıyorlar.

İkinci sınıftakiler ise Talut (as) kıssasının devamında olduğu gibi “Allah’ın huzuruna varacaklarına inananlar: “Nice az sayıda bir birlik Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah (c.c) sabredenlerle beraberdir, dediler.”

“Bir kısım insanlar, müminlere: “Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!” dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha artırdı ve “Allah (c.c) bize yeter. O ne güzel vekildir!” dediler.” (2/173)

“Müminler ise, düşman birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve Rasulunun bize vaat ettiği! Allah ve Rasulu doğru söylemiştir, dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve Allah’a bağlılıklarını artırdı.” (33/22)

Mümine yakışan Allah (c.c)’ın en güçlü olduğuna iman etmesidir. “... Onlar kendilerini yaratan Allah (c.c)’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi?...” (41/15)

Allahu Teala muhakkak ki dinini tüm dünyaya hakim kılacaktır.

“...Kafirler istemeseler de Allah (c.c) nurunu tamamlayacaktır...” (9/32, 61/8)

“(Resulum!) İnkar edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!” (3/12)

“Ey Muhammed! De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur.” (İsra 81)

Bu konudaki ayet ve hadisleri çoğaltmamız mümkündür. Bilmemiz gereken bizler sonu belli olan bir mücadelenin içindeyiz. Allahu Teala bizlere vaat ettiği gibi dinini bütün dünyaya hakim kılacaktır. Bizler bu süreç içerisinde içinde bulunduğumuz halimizi, sorunlarımızı, açmazlarımızı her konuda olduğu gibi Allah ve Rasulune götürüp ona göre hal ve hareketlerimizi tanzim etmeliyiz. Bugün ümmet olarak içinde bulunduğumuz durumun sebebini peygamber efendimiz bizlere şöyle haber vermektedir:

1) Cihadı terk: “... Allah yolunda cihadı terk ederlerse, Allah onların üzerine öyle bir bela indirir ki tekrar dinlerine geri dönecekleri zamana kadar bu belayı üzerlerinden kaldırmaz.” (Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel)

2) Dünya sevgisi ve ölüm korkusu: Rasulullah (sav) buyurdu ki; “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir. Dinleyenlerden biri: O gün bizim az oluşumuzdan mı böyle olacaktır? Deyince Rasulullah (sav): “Bilakis sizler o gün çok olacaksınız, fakat sizler sel üzerinde akıp giden çer-çöp gibi olacaksınız. Allah (c.c) düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma duygusunu çekip alacaktır. Sizin kalbinize ise vehn sokacaktır” buyurdu. Yine dinleyenlerden biri: “Vehn nedir?” deyince Rasulullah (sav) “Dünyayı sevmek ölümden hoşlanmamaktır” buyurdu. (Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel)

Meselemizin belki de en önemli boyutu peygamber efendimiz tarafından bu hadisi şerifte beyan edilmiştir. Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmamak. Ümmet olarak yaşantımızı gözden geçirdiğimizde dünyanın bizlere ne kadar nufuz ettiği ortadadır. Tabi ki dünyaya olan bağlılık arttıkça ahirete olan bağlılık da o nispette azalacaktır. Nitekim Allahu Teala: “Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” (26/129) ikazı ile dünyaya fazla meyleden kavimleri uyarmıştır. Bizler de bu ikazı iyi kavrayıp dünya hayatımızı İslam gözü ile bir daha gözden geçirmeliyiz. Unutmayalım ki camdan evde oturanlar başkasının evine taş atamazlar.

3) İzzet’in yanlış yerde aranması: Müslümanların kafirler karşısındaki bozgununun sebebi ne askeri, ne maddi v.s. bunun tek sebebi imandaki noksanlık, izzetin ve yüceliğin kaynağını teşkil eden noktada idi.

Geçmişte ümmet bozguna uğradı Tatar istilası, haçlı seferleri ama bunların hepsinde ümmet bildi ki Tatarlar ve haçlılar alçaktı, barbardı İslam da onlarda çok yüce idi. Fakat Müslümanların bu son haçlı hücuma karşı takındıkları tavır böyle olmadı... Akide ile kendini aziz bilmek, iman ile kendini aziz bellemek tavrı değildi, takındıkları bu tavır. Bunun yerine onlar nefsi zillet, psikolojik yıkım ile karşı karşıya kaldılar... İsterseniz buna: Gözlerin kamaşması da diyebilirsiniz...

Allahu Teala dinini hakim kılacaktır. Önemli olan bizim çorbadaki tuzumuz meselesidir. Her Müslüman bu konuda üzerine düşen vazifeleri yerine getirmek zorundadır. Vazifelerimizi kısaca küfre karşı manevi ve maddi hazırlık olarak iki başlık altında ele alabiliriz.

Manevî Hazırlık

“... Müminlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır.” (30/47) Allahu Teala kitabında yardım edeceği insanları müminler olarak isimlendirmektedir. Bizler vaat olunan yardıma mazhar olabilmek için müminliğin gereken sıfatları ile muttasıf olmamız gerekir. Bu çerçevede her Müslüman kendini ilmen ve amelen geliştirmek için çaba sarf etmelidir.

Sahabenin savaş öncesi mücahitlere yaptığı şu tavsiye de reçete niteliğindedir: “Şunu bilin ki biz düşmanlarımızla sayı ve silahımızla savaşmıyoruz. Bizim onlara karşı savaşımızdaki en büyük silahımız bizim mümin olmamız günahlardan sakınmamızdır. Günahlardan sakınınız. Çünkü biz de onlar gibi günah işleyecek olursak, bizimle onlar arasında bir fark kalmaz. Bu sefer onlar sayı ve silah üstünlüklerinden dolayı bize galip gelirler. Yine Abdullah b. Revaha (ra), Mute’de Bizans Ordusunun çokluğunun görülmesi üzerine, neler yapılacağına dair istişarede bulunulduğunda şöyle demiştir: “Biz şimdiye kadar düşmanlarımıza karşı sayıca ve silahça üstün olduğumuz için hiçbir savaş kazanmış değiliz. Biz düşmanlarla inancımızın verdiği üstünlükle savaştık...” diyerek bizlere çözüm yolunu göstermişlerdir. Çözüm her husus da olduğu gibi ihlaslı ve takvalı olabilmektir. Bizler takva silahı ile kuşanabilirsek -ki elde edilmesi en zor silah- küfrün tankı, topu, teknolojisi hiçbir işe yaramaz. Rabbimiz Ebabil kuşlarını gönderir, küfrü yerle bir eder. Nitekim Feth suresinde “And olsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (48/18) Bu ayette Allahu Teala’nın müminlerden razı olması, onlara güven duygusunu vermesi ve feth müjdelemesi onların kalplerindeki niyeti bildiği ve bu niyetin halis olduğundan dolayıdır.

Maddî Hazırlık

“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz...” (8/60)

Dikkat etmemiz gerekir ki ayeti kerimede düşmanlık Allahu Teala’ya izafe edilerek Allah’ın düşmanları olarak zikredilmektedir. Yani Allahu Teala kendi düşmanlarına karşı ve ona düşmanlık etmeleri hasebiyle bizim düşmanımız olan kafirlere karşı bizden güç hazırlamamızı emretmektedir. Peki Allahu Teala Haşa kendi dinini korumaya muktedir değil midir ki bizlerden böyle bir güç oluşturmamızı istemektedir.

Allahu Teala’nın bizlere güç hazırlamamızı emrettiği bu ayeti kerimeyi kendinden bir önceki ayeti kerime ile birlikte düşünmemiz daha yerinde olacaktır. Enfal 59. ayeti kerimede: “Kafirler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar bizi aciz bırakamazlar” buyurarak bizleri müjdelemektedir. Kafirler bizi aciz bırakamazlar ama yine sizler kulluk vazifesi olarak gücünüz yettiği kadarı ile hazırlık yapın gerisini merak etmeyin. Allahu Teala bizlere her zaman olduğu gibi merhametiyle muamele ederek alt taban koymayıp emri güç nisbetiyle orantılamıştır. Dolayısıyla bunun alt tabanı yoktur. Her Müslüman gücü nispetinde hazırlık yapmalı bunun yolların araştırmalıdır. Bizler gücümüzün yettiğini yerine getirirsek muhakkak ki Allah (cc) gücümüzün yetmediği hususlarda vaat ettiği üzere (29/69) bizim önümüzü açacaktır ve Allah katında mesuliyetimizden kurtulacağızdır.

“Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları geri koydu; onlara “oturanlarla beraber oturun” denildi.” (9/46)

Hepimizin bildiği gibi yapacağımız her iş için önce araştırma yapar akabinden onun için gerekli olan alt yapıyı hazırlar sonra o işe girişiriz. Ayette de bu ifade edilmiştir. Serin gölgeliklerde yatıp bu iş maddi ve manevi hiçbir hazırlık yapmayan kimselere Allah (cc) hiçbir zaman cihad imkanı nasip etmeyecektir. Nitekim atalarımızın namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz sözü de bu konuda oldukça manidardır.

Sonuç Olarak

“Şundan hiç şüphe edilmesin ki, emperyalizm yapabileceklerinin tümünü yapmıştır. Kafirler İslami hareketleri yok etmek için giriştikleri bu hummalı faaliyetleri ile aslında hakkından gelemeyecekleri güç yetiremeyecekleri nesli terbiye etmektedirler.

Kurtuluş gününün çok yakın olduğunda hiç şüphe yoktur. Şafak her halükarda sökecek, çok yakın bir gelecekte ufukta nur gözükecektir. Artık bu uyanıştan sonra İslam alemi bir daha uykuya dalmayacak, bu dirilişten sonra bir daha asla yıkılıp yok olmayacaktır. Zira İslam aleminin helaki takdir edilmiş olsaydı, elbette bugüne kadar çoktan helak olurdu. Bunun yanısıra mücadelesinde kendisine rehberlik eden akidesi de ölmeyecektir, çünkü bu akide kaynağını Allah’ın ruhundan almaktadır. Allah ise diri ve ölümsüzdür.” (Seyyid Kutub, Tarihte Düşünce ve Metod, Arslan yayınları, İstanbul 1977, s. 7)

Tüm İslam milletleri için yeryüzünde muayyen tek bir yol bulunduğu gün geçtikçe daha bir belirginleşmektedir. İslam milletlerinin izzet kazanması, içtimai adaleti sağlayıp emperyalizmin belalarından, azgınlık ve fesatlarından kurtulması ancak bu yol sayesinde mümkündür. Önlerindeki tek çıkar yol budur, onlar için bundan başka ikinci bir yol bulunmadığında da şüphe yoktur. Müslümanlar kurtuluşlarını sağlayacak bu yoldan uzak kalamazlar. Bu yol Allah yolunda canlar ve mallar ile cihad etmekten başka bir şey değildir. Ve bunun için merhum M.A Ersoy’un dediği gibi: “Zevke dalmak şöyle dursun vaktimiz yok mateme”

Bazı insanların iddia ettikleri gibi cihadın günümüz realitesiyle çelişmesi yada bu realiteye göre bu yolun Kızıldeniz’e doğru gitmesi bu yolun çıkmaz olduğu veya deniz ile kesileceği anlamına gelmez. Çünkü yol ilahi ise dağlar veya denizler bu yolu değil, bu yol dağları ve denizleri kesecektir. Şanı yüce Rabb’imiz biz müslümanlara bu yolu emretmişse, denizi uzaktan görünce akli endişelerle durmamız değil, nakli hakikatlerle denize doğru yürümemiz gerekir. Bu mutmainlikle yürüyüp ayaklarımız denize değdiği zaman, hiç kuşkumuz olmasın ki denize ayaklarımız değil, Musa (as)’ın asası değmiş olacak ve Kızıldeniz yarılacaktır.



Seyyâf KESKİN
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 04:50


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats