ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Peygamberler > Güllerin Efendisi Hz.Muhammed (S.A.V)


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 16-06-2006, 18:24   #91
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Efendim
Varlığımın Sebepler Ötesi sebebi, Gönlümün Sultanı Efendim,

Merhamet dilendiğim kelimelerin gölgesinde içimin yankısını Sana yollamak istiyorum.
Yüreğimde çağlayanlar var, dinmeyen gözyaşlarım var Efendim. Gözyaşı ırmağına bıraktığım hasretlerim var. Ve bir damla gözyaşının sıcaklığında Sana yolluyorum tüm hasretlerimi, aşarak yüreğimin çöl kumlarını. Demet demet yıldızların kutlu rehberlerimdir, kapına yöneldiğim gecenin şu ıssız saatlerinde.
Gönül heybemde gözyaşlarım, geçtiğim yollara serpiyorum sadakam diye. Yürek tezgahında dokuduğum sancılarım var sadağımda, kuşandığım acılar var. İşte geldim kapına Efendim. Dilimde Senden dilendiğim şefaatin var.
Ey Nebi, inan ki Sensiz gündüzlerimiz bile geceye döndü. Alnımızı üfül üfül okşayan rahmet yüklü soluğundan mahrumuz yıllardır. Senin yokluğun, ölü ruhlara can veren nefesinin yokluğu, bizi ağyar ateşinde yaktı. Deden Hazreti İbrahim’e yakılan ateşten daha acımasızdı yandığımız ateşler.
Medet Sultanım! Hicranınla yanan ruhumuza parmaklarından yine boşaltmaz mısın kevserlerini oluk oluk?
Utancımız büyük. Adını bir bayrak gibi dalgalandıramadık gönül semalarında. Giremedik kalplere, adını sunamadık sana muhtaç sinelere.
Büyük utançlara kundaklandık; ama Sen Sultansın Efendim, ne olur himmetini esirgeme boynu bükük, yüreği yaralı ümmetinden. Yaralı yüreğimizi, Hazareti Eyyub’a bahşedilen ab-ı hayat gibi çağlayanlarla yıkayacağın günü bekliyoruz.
Bir gün gözlerimizden perdelerin kalkacağı ümidiyle yaşadık hep. Temessülünle şeref-kudum buyurduğun Ahmet Rufai Hazretlerine imrenir olduk. Biz de, günahkar dudaklarımızı Senin o pak ellerine dokunduracağımız günün hasretiyle bekliyoruz Efendim.
Seni, çiçek çiçek donanmış vefalarla kucaklayan Uhud’un bağrındaydın hani... En has şühedanın vefa kokan cennet mekanlarını ziyaret etmiştin... Ve orda demiştin ya “Kardeşlerime selam olsun!” diye... Ey Nebiler Sultanı Efendim! Bizleri, işaret buyurduğun o garip devirde gelen kardeşlerin sayıp ziyaret etmeyecek misin? Ayağı ve alnı beyaz sekili atların say bizi, aldığımız abdestlerimiz var günde beş vakit.
Ne olur Efendim, Mekke’den Medine’ye hicret eder gibi gel. Sen gel ki, güneşin bizi terk ettiği karanlık gecelerimize dolunaylar doğsun. Yeniden bestelensin “Tale’al-Bedru”lar. Hiç günahı olmayan çocuklarımız seslendirsin yine o yanık nağmeleri. Ellerinde demet demet güllerle bekleyen kadınlarımız, gözyaşı çağlayanlarıyla yıkasın yollarını...
“Ey Sevgili, En sevgili” Efendim! Seni anlayamayan nazarlara keşke, sana perdedar olan bir örümcek kadar vefalı olabilseydik. Anlayabilseydik kıymetini... Seni anlatabilseydik...
Keşke bir güvercin olabilseydik, dünyanın dört bir tarafına nur dağıtan ellerinden uçurduğun. Senin çağları aşan o kutsal çağrılarını taşıyabilseydik çağlardan çağlara ve deniz aşırı diyarlara.
"Ne olur gel Efendim! Çağın yetimleri var Seni bekleyen. Sana kasideler yazan bağrı yanık aşıkların var, ağıt yakanların var. Ağıdı dindirilecek öksüzlerin var.
Ve talihsiz devrin Asiye yüzlü, Meryem iffetli yetimleri var. Gözyaşlarına sünger olacağın sürmeli ceylanların var.
Sakat vicdanlarda çarmıha gerilmek istenen Mesih soluklu yiğitlerini ne olur daha fazla bekletme Efendim.
Ateşe atılmak istenen İbrahim’lerimiz var, Senin gül bitiren yağmurlarını bekliyorlar.
Bıçak altında tevekkülle bekleyen İsmail’lerimiz var; yoluna kurban olmayı bekleyen koç yiğitlerimiz var.
Biliyoruz, aşkına pervane olamadık. Yanlış ateşlerde yandı ruhumuz. Yanlış pazarlara sürüldük. Yalancı şafaklarla kandırıldık yıllar yılı. Sensizliğin girdabında zehrini yudumladık hayatın.
Onca günahlarımıza, bize yakışmayan kusurlarımıza rağmen, Senin büyüklüğün kadar büyüttük umutlarımızı. Dağlar kadar günahlarımız olsa da Sen kadar umutlarımız var. Hani diyorsun ya Efendim, “Benim şefaatim, ümmetimden günah-ı kebair işleyenleredir.” Kim bilir kaç günah kirinin içinde büyüttük bembeyaz umutlarımızı. Tutunduk verdiğin söze. Müjdenin ipekten çehresine sarındık.
Ey Nebi, kendisine yollanan salat-u selamları işiten vefalı dost. Sana yolladığımız salatu selamların sımsıcak gölgesinde beyaz dualarımızın aydınlığıyla yöneldik kapına. Temüssülünle, Sana meftunlarını sevindireceğin zamanı bekliyoruz.
Sireten şekil değiştirecek kadar büyük günahı olanların imdadına, sırf Sana yolladıkları salat-u selamlar hatırına yetişmiştim Efendim. Ve biz ahir zamanın garip insanları bir kere daha temessül edip imdadımıza yetişeceğin günün hasretini cekmekteyiz.
Yetiş imdada ya Resulallah, ne olur imdadımıza yetiş!
Gönül Kâbe’sinde, günahlarımıza rağmen yine de bir yer var Efendim teşrif buyuracağın. Yüreğimizin yanıklığıyla tütsülediğimiz gözyaşı dolu mahzenlerimiz var. Uyku nedir bilmeyen kirpiklerimiz var Seni bekleyen. Ne olur gel, gel ki:
“Kadem bastın gönül tahtına
A Sultanım safa geldin.” diyelim bağrı yanık aşıkların gibi.
Ey, “Levlake...” hitabının nazlı Sultanı, naz makamının Efendisi! Yıldızların, yoluna kaldırım taşları gibi dizildiği yüreği bulut bulut olan Sevgili!
“Yağarsın, taşlar bile yemyeşil filizlenir.”
Sen olmasaydın eğer, taşlardan daha katı yüreğimizde hiç yeşerir miydi yepyeni umutlarımız! İmanın gökkuşağı renkleri belirir miydi yağmur sonrası gibi! Yüreğimizin yamaçlarında boy verir miydi hiç, Sen kokan güller, olmasaydın Efendim!
Ve bir de Efendim, “Damar damar Seninle, hep seninle dolsaydık” koruyabilseydik “vefa”mızı... Açsaydı daim bizim de gönlümüzde vefa çiçekleri... Bir Molla Camii de biz olsaydık, ashabına kıtmir olmayı can-ı gönülden dileyen...
Kıtmirin olabilseydik ey şah-ı Rüsul! Sana sadık olabilseydik... Adına ve ashabına sahip çıkabilseydik ta haşre kadar...
Ashabı-ı Kehf’in kıtmiri gibi olsaydık... Onca günahlarımıza rağmen, “Senin ashabın cennete giderken ben nasıl cehenneme giderim?” diye inleseydik... İniltilerimizde bestelenseydi ümitlerimiz...
Kabul eder misin bizi Efendim, ashabının kıtmiri olarak?
Zira Efendim, “Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım” diyerek başımızı koyduğumuz olmuştur yastığa, tutunduğumuz an olmuştur düşlere.
Ne olur;
“Gel ey Muhammed (s.a.) bahardır
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır
Hac’dan döner gibi gel
Mirac’dan iner gibi gel
Bekliyoruz yıllardır”
Bir demet gül var elimizde, titreyen yüreğimiz var. Güllerimiz solmadan, gül kurusu ağlamadan yüreğimiz, ne olur gel Efendim!

Osman ALAGÖZ




  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-06-2006, 18:38   #92
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Cenâb-ı Allah, kıyâmet gününde mahlûkatı topladığında bir münâdî şöyle seslenir:
- Karşılıksız iyilik yapanlar nerede?
İnsanlardan bir cemâat kalkar, süratle cennete doğru yürür ve melekler onlara yetişip şöyle derler:
- Biz sizin süratle cennete koştuğunuzu görüyoruz, siz kimsiniz? Onlar da derler ki:
- Karşılıksız iyilik yapanlarız. Melekler tekrar:
- Sizin karşılıksız iyi davranışlarınız nelerdir, diye sorarlar. Onlar da:
- Biz zulme uğradığımızda sabrettik, bize bir kötülüğü dokunanı afvettik, derler. Onlara:
- Giriniz cennete, denilir.
Sonra bir münâdî daha:
- Sabır ehli nerede, der. Ve yine bir cemaat kalkar, süratle cennete doğru yürürler. Melekler onlara da yetişir ve:
- Sizin süratle cennete gittiğinizi görüyoruz. Siz kimsiniz, diye sorarlar. Onlar da:
- Biz, ehl-i sabırız,derler. Melekler tekrar:
- Sizin sabrınız neye karşıdır, derler. Onlar da:
- Biz Allah’a tâat hususunda sabrederiz, yine biz Allah’a isyandan kaçınmada sabırlıyız. Onlara denilir ki:
- Girin cennete!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-06-2006, 18:40   #93
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Enes b. Malik'den: Bir adam, Resûlullah'ın yanına geldi, onu devesine bindirmek istedi. Resûlullah da: "-Biz de seni devenin yavrusuna bindirelim" deyince, adam:
"-Ya Resûlullah, devenin yavrusuna nasıl bineyim?" dedi. Resûlullah da:
"-Her deve bi başka devenin yavrusu değil mi? " buyurdu.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-06-2006, 18:41   #94
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Hz.Aişe (r.a)'den: Bir defasında Resülullah ile beraber bir sefere çıkmıştım. 0 zaman zayıftım. Şişman değildim. Resûlullah yanındakilere: "-Siz önden gidin" buyurdu. Onlar epeyce ilerleyince bana:
"-Haydi gel, seninle yarışalım" dedi. Resûlullah ile yarış ettik. Ben onu geçtim.
Ben şişmanlayıncaya kadar sesini çıkarmadı. Bu arada ben de bu hâdiseyi unutmuştum. Yine Resûlullah ile birlikte bir sefere çıktığımızda, yanındakilere:
"-Siz önden gidin" buyurdu. Onlar ilerleyince de, bana:
"-Haydi gel, yarış edelim" dedi Bu seferki yarışta o, beni geçti ve: "-Ödeştik" diyerek gülmeye başladı.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-06-2006, 18:43   #95
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Nuayman, meddah ve şakacı birisi idi. Bir gün celepçilerin yanına giderek: "-Gücü kuvveti yerinde Arap bir kölem var. Satın alırmısınız?" diye teklifte bulundu. Onlar: "-Evet" deyince, Nuayman:
"-Çok konuşan biridir. Belki de size hürüm diyebilir. Eğer bu sebeple onu geri verecek olursanız, şimdiden satın almayın. Malımı da çürüğe çıkarmayın" dedi. Onlar da:
"-Hayır, onu satın alacağız" dediler. Süveybıt'ı Nuayman'dan on genç dişi deveye satın aldılar. Nuayman develeri götürürken celeplere: "-İşte bu da kölem" dedi. Bunu duyan Süveybıt:
"-Ben köle değil hür bir insanım!" dediyse de, celepçiler:
"-0, bize senin durumunu anlattı" dediler. Boğazına bir ip takarak onu götürdüler. Hz.Ebû Bekir gelince, durumdan haberdar oldu. Arkadaşlarını da yanına alarak celepçilere gitti. Develerini iade edip, Nuayman'ı geri aldı. Daha sonra hâdiseyi Resûlullah'a anlattılar. Resûlullah ve sahabe bu olayı bir sene unutmadılar. Hatırladıkça güldüler.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2006, 18:07   #96
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Cenâb-ı Hakk (azze ve celle), Kur'ân'da peygamberini methederken onlar hakkında: "azim sâhibi peygamberler" buyurmuştur. Peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- bu sıfata kemâliyle lâyık ve sahip idiler. On üç sene devam eden felâket ve haksızlık demleri O'-nun azim ve cesaretini asla sarsmamıştır.
Mekke'nin ileri gelenleri O'na tatbîk ettikleri zulüm ve haksızlıktan bıktıkları zaman, O'na, Arabistan'ın hükümdarlığını, zenginlik ve en güzel kadınlarını teklif etmişler ve bu da'vâdan vaz geçmesini söylemişlerdi. Onlar bütün bu iğfal edici va'dlerin bir fayda vereceğini sanmışlardı.Aslında bu va'd ler, en sağlam inşânı bile sarsıp, da'vâsından vazgeçirebilirdi. Fakat O, bütün bunlara ikrah nazarı ile bakmış, bütün bu aldatıcı va'dlere mukavemet etmişti. Bu şartlar altında amcaları Ebû Tâlib, kendilerini himayeden feragat edeceğini hissettirdiği zaman, gösterdikleri azim ve cesaret, insanlık târihinde benzerine rastlanmayan bir numunedir:
- Amca! Bir elime ayı bir elime güneşi koysalar, ben bu hak davadan
vazgeçmem!" buyurmuşlardı.
Hayatları boyunca müşriklerle ve diğer gayr-ı müslimlerle olan mücâdelelerinde azim ve cesaretin en güzel örneklerini vermişler, orduları sayıca az olmasına rağmen, büyük sayıdaki müşrik ordularını azim ve cesaretleri sayesinde perîşân etmişlerdir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-06-2006, 12:21   #97
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Aişe Ra'dan Rasulullah sav :
Kim bizim dinimizde, olmayan bir şey ortaya atarsa .onun ortaya attığı şey batındır.(buhari,i'tisam/20)

''Size Allahtan korkmanızı, basınızdaki idareciler Habesli bir köle dahi olsa onları dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. çünkü benden sonra sizden kim yasarsa o, pek çok dini ihtilaflara şahid olacaktır. Binaenaleyh size gereken, sünnetime ve doğru yolum üzerinde bulunan halifelerimin sünnetine sarılınız. Bu sünnetlere adeta dişlerinizi bir daha çıkarmamak üzere iyice batırınız.
sizi din adına sonradan ortaya atılan işlerden sakındırırım. çünkü sonradan ortaya atılan her iş bidattir, ve her bidat sapıklıktır. ''(tirmizi,ilim/16)

''Sakın sizden birini, emrettiğim ve nehyettim bir husus kendisine ulaşınca koltuğuna yaslanmış bir halde ''benim aklım ermez. Biz Allahın kitabında ne bulursak ona uyarız. '' derken bulmayayım.(tirmizi,ilim/10)

Seytan artık sizin topraklarrınızda tapınılmaktan ümidini kesmistir.
bundan baska amellerinizde küçümsediginiz seylerde kendisine itaat olunmasına ise coktan razı olmustur. O halde seytana uymaktan sakınınız. zira ben size öyle bir sey bıraktım ki, ona sımsıkı yapısırsanız ebediyyen sapmazsınız.O sey Allahın kitabı ve Peygamberin
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-07-2006, 15:19   #98
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Cenâb-ı Hakk (c.c.) Kur'ân'da:
- Onlar (mü'minler) ayakta iken, otururken ve yatarken (daima) Allah'ı zikrederler." (56)
"Nice adamlar vardır ki, hiç bir ticaret, hiçbir alışveriş onları zikrul-lahtan alıkoymaz." (57). buyurmaktadır.
Kur'ân tebliğcisi o büyük önder, bu emir ve sıfatların en canlı timsâli idiler.
Hz. Âişe -radıyallahu anha-vâlidemiz, bize Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'in, hayâtları boyunca hiç bir an Hakk'ı tenzih ve takdisten geri kalmadıklarını haber veriyorlar. Her lâhza zikrullah ile meşgul bulunuyorlardı. Otururken, yatarken, yürürken, uyurken, abdest alırken, seyahat ederken, evinden çıkarken, mescide giderken, düşmanla mücâdele ederken dâima Allah'ı zikreder, dâima O'nun adını takdîs ederdi.
Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanları zikre teşvik ederek şöyle buyururdu:
- Amellerinizin en hayırlısı, Rabbınızın katında en temiz derecelerinizi en çok yükselten, sizin için altın ve gümüş infak etmenizden ve düşmanla muharebeden daha hayırlı amel. Allah'ı zikretmektir. (58).
Ebû Said el-Hudrî, Efendimiz'e sordu:
- Yâ Resûlallah, kıyamet günü Allah katında derecesi en üstün olan kullar kimlerdir?" Allah Rasûlü şöyle buyurdu:
- Allah'ı çok zikredenler.(59)
Allah'ın Rasûlü için zikirler meşgul olmak insanları esaretten kurtarmaktan daha hoştu. Nitekim O:
- Allah'ı zikre oturup güneş doğuncaya kadar O'nu tek bir tahmid, teşbih ve tehlil etmem bana ismail evlâdından iki veya daha çok köleyi âzâd etmekten daha sevgilidir.(60)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-07-2006, 15:24   #99
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Hz. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, peygamberlerin sonuncusu, insanların en ekmeli ve Allah(cc)'ın habibi oldukları halde Allah (c.c.)'tan o derece korkarlardı ki, zaman zaman "Mahşer günü ne olacağım" buyurdukları ve yine Allah (c.c.) korkusundan mübarek gözlerinden yaşlar geldiği görülürdü.
Bir gün Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh- huzurlarında Nisa Sûresi'-nin: "Her milletten bir şahid getirdiğimiz ve onlara da seni şahid getirdiğimiz zaman (kâfirlerin hali) nice olacaktır." mealindeki 41. âyetini okuyunca; Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- 'in gözlerinden yaşlar boşanmıştı.
Şiddetli bir fırtına çıktığında kaygılanırlar, ne kadar mühim işleri olursa olsun hemen bırakıp kıbleye dönerler: "Ya Rabbi gelmesi muhtemel olan felâketlerden sana sığınırım." derlerdi ve hava açıldığı zaman da hamd ü sena ederlerdi.
Bir defa yine böyle şiddetli bir fırtına çıkmış; Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kaygılanmış, Hz. Âişe -radıyallahu anha-,O'nun niçin kaygılı olduğunu sorunca:
- Hûd kavminin uğradığı akıbete uğramadığımız! nereden biliyorsun? Hûd kavmi de bir bulut görmüşler, bu bulut bizim arazimizi sulayacak demişler, fakat o bulut onları helak etmişti." buyurmuşlardı. (Buharî, Müslim)
Hz. Übey b. Kâ'b -radıyallahu anh- der ki; "Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra, Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Ey imân edenler, Allah'ınızı hatırlayınız. Allah'ınızı zikrediniz. Zelzele yaklaşıyor. O'nun arkasından neler neler gelecek. Ölüm bütün maiy-yeti ve neticeleri ile önünüzdedir, "buyururlardı."
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ayrıca "siz benim bildiğimi bilseniz az güler, çok ağlardınız" buyururlardı. (Buharî-Müslim)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-07-2006, 16:22   #100
Göktan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: KUTLU DOĞUM HAFTASI

Peygamberler iki yol ile insanları Allah'a davet etmişlerdir. Bunların biri Allah'ın celâl ve kibriyâsını görerek insanları Cenâb-ı Hakk'ın azab ve gazabından inzar etmişlerdirki, bunlara "Münzirin" denir. Hz. Nuh -aleyhisselam-Hz. Musa -aleyhisselâm- gibi. Diğer bir kısmı ise Allah'ın cemâl tecellilerini görerek insanları sevgi, aşk ve muhabbete çağıran peygamberlerdir. Hz. Yahya -aleyhisselâm-, Hz. İsa -aleyhisselâm- gibi. Her iki sınıf peygamberler, devrin ihtiyacına göre Hakk yola davet için gönderilmişlerdir. Fakat Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bu iki hususa eşit seviyede değer veren bir peygamber olarak gönderilmiştir.
Bu i'tibarla Kur'ân'da:
"Şüphesiz biz seni rahmetimizin müjdecisi ve azabamızın habercisi olarak hak Kur'ân ile gönderdik. "(62) buyurulmaktadır.
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kur'ân lisaniyle gelmiş ve gelecek bütün günâhları afvolunduğu haber verilmiş (63) olmasına rağmen ayakları şişinceye kadar kıyamda dururlar, gece namazı kılarlar ve bunu gören bazıları O'na:
- Yâ Resûlallah sen Allah'ın mağfiretine uğramış bir peygambersin. Bu kadar neden kendini yoruyorsun?" dediklerinde; Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- cevaben:
- Bu büyük nimetin şükrünü eda etmiş olmak gerekmez mi? buyurmuşlardır.
Bu hadis-i şerif, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- 'in kulluk ve ibâdetinin Allah'tan korkmak endişesi ile değil. Allah sevgisi, zevkiyle olduğunu göstermektedir. Çünkü ona göre kıldığı iki rekât namazın zevki dünyanın bütün zevklerinden üstündü. Kur'an'ın ifadesiyle bütün inananlarda Allah sevgisi, herşeyden yüceydi (64).
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 22:19


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats