![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| İnsanlığın iftihar tablosunun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O'nun dünyayı şereflendireceği güne kadar akın karadan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu; dünya âdetâ umumî bir mâtemhâne, varlık da tıpkı bir kaostu.. O'nun eşyanın yüzüne çaldığı nur sayesinde, zulmet ziyâdan ayrıldı, geceler gündüze kalboldu; kâinat kelime kelime; cümle cümle, fasıl fasıl okunur bir kitap haline geldi.. ve her şey âdetâ yeniden dirildi ve gerçek değerini buldu. Evet, O'nun yeryüzünü şereflendirmesi; kâinat çapında bir vak'a ve yer-gök adına en büyük bir hâdise olduğu gibi, aynı zamanda insanlığın da yeniden dirilişi sayılır. O, elindeki, cihanları aydınlatan, o nûrefşân mesajıyla, dünyayı yeniden göklere göre tanzim edeceği, varlığın perde arkası hakikatlarına tercüman olacağı, eşya ve hâdiselere yeni tefsir ve yeni yorumlar getireceği güne kadar varlık bütünüyle manâsız, ruhsuz, birbirinden kopuk ve birbirine yabancı gibiydi; cansızlar âdetâ, abesler resm-i geçidinde birer figür, canlılar "natürel seleksiyon"un dişleri arasında ve her gün başka bir ölüm ağında.. bu kara yalnızlıkta insanlar ise, her an başka bir ayrılıkla inleyen birer yetim, birer mazlum, birer mağdur vaziyetindeydi. O'nun neşrettiği nûr sayesinde birden bire karanlıkların büyüsü bozuldu, şeytanlar bozguna uğradı ve dalâletler gidip gayyâyı boyladı.. eşyanın mahiyeti değişti; tahripler tamire dönüştü, inkırâzlar da onarım hazırlığı şekline girdi.. dünya üzerindeki konup-göçmeler, gelip-gitmeler birer resm-i geçit halini aldı; doğumlar birer toy-düğün, ölümler de birer "şeb-i arûs" oldu. ZAMAN GAZETESİ BU HAFTA'YA HAS NELER YAPABİLİRİZ? O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdır. Bu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği nûru tanımak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz. * Akşamları çocuklarımıza,ailemize Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz. * Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz. * Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz. * Bir gül satın alarak yanında da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz. * İki Cihan Serveri, “Beni Hûd, Vakıa, Mürselat sûreleri ihtiyarlattı.” (Tirmizi, Tefsir, 57) buyuruyor. Bu sûrelerde içerisinde kıyamet sahnelerinin resm edildiği ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmıştı. Bizler de bu günlerde bu sûrelerin muhatabının kendimiz olduğunu düşünerek Hûd, Vakıa ve Mürselat sûrelerini okuyabiliriz. * Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andığımız zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu İlahi emir doğrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma fî ilmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî biadedi ilmike ve biadedi ma’lûmâtike. [via] Salât-ı Tefriciye Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihî’l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–reğâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–ğamâmu bivechihi’l–kerîmi ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lûmin leke. sevgili kardeşler yaklaşmış olan kutlu doğum haftasını en içten ve en samimi duygularımla ve dileklerimle kutluyorum umarım islam alemi için bir dönüm noktası olur EFENDİMİZ'i(s.a.v.) daha iyi anlamamız açısından hayırlı olur. Allah'a emanet olun. |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Doğumuyla âlem hayat buldu Hazreti Muhammed (sas) Miladi 571’de, Hicret’ten 53 sene evvel, Fil Vakası’ndan 2 ay sonra, Rebi’ul-Evvel ayının 12’nci gecesi sabaha karşı Mekke’nin Haşimoğulları Mahallesi’nde, Safa Tepesi yakınında bir evde dünyaya geldi. O’nun doğmasıyla âlem yeniden hayat buldu, karanlıklar dağıldı, bütün âlemler aydınlandı. Doğduğu gece şu hadiseler ve mucizeler meydana gelmiştir: 1. Kâbe’deki lat, uzza ve menat gibi yüzlerce put yere düşmüştür. 2. İran kisrasının Medayin’deki sarayının burçları yıkıldı. 3. Mecusilerin yani ateşe tapanların bin yıldan beri yanan ateşi aniden sönüverdi. 4. Mukaddes sayılan Sava Gölü’nün suyu çekilerek kurudu. 5. Şam tarafında bin yıldan beri kuru bir vadi olan ve suyu akmayan Semave Nehri dolup taşarak akmaya başladı. 6. Hazreti Muhammed’in (sas) doğduğu geceden itibaren şeytan ve cinlerin gayb haberlerini öğrenmeleri için semaya çıkmaları yasaklanmıştır. Böylelikle kahinlere, sihirbazlara gaybi hadiselerden haber veremez oldular. |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Efendimiz (sas) evde ne yapardı? Sahabe ve ondan sonra gelen tâbiîn efendilerimizden, Peygamber Efendimiz’in (sas) evde ne yaptığını merak eden kimseler bu soruyu Hazreti Âişe’ye yöneltmişlerdir. Onun verdiği cevap, bize Peygamber Efendimiz’in (sas) ne kadar sade bir yaşantı sürdüğünü bildirmektedir: “Herkes evinde ne yaparsa onu yapardı. Elbisesini yamar, ayakkabısını tamir eder, koyunlarını sağar, kendi işini kendi yapardı.” |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| En güzel örnek Peygamberimiz (sas) Kur’an–ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’in bize üsve–i hasene (en güzel örnek) olduğu belirtilmektedir. Öyleyse O’nun yaşantısı bizim için örnek oluşturmalıdır. “O, herkese karşı merhametli idi. Hiçkimseye mübarek elini kaldırmamıştır. Kendisiyle alakalı hiçbir şeyden intikam almamıştır. Ev içinde çok yumuşak ve güleryüzlü idi. Herkesin hediyesini kabul ederdi. Hediye getirene kat kat fazlasını verirdi. Önemli misafirleri gelince süslenirdi. Gümüş yüzük takardı. Misvak ve tarağını yanından ayırmazdı. Geceleri gözlerine sürme çekerdi. Başı hep öne eğik idi. Kimseden bir şey beklemezdi. Yana ve geriye bakacağı zaman, bütün bedeni ile dönüp bakardı. Şakalaşır fakat şakasında da mutlaka doğruyu söylerdi. Öfkelendiği zaman yüzünü çevirirdi. Sevindiğinde gözlerini kırpardı. Arkadaşlarının güldüğüne güler, onların hayret ettiğine o da hayret ederdi. Hastaları ziyarete gider, cenazelerde bulunurdu. Sahabenin işlerine yardım eder, çocuklarını kucağına alırdı.” |
| |
| | #5 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| İşte gerçek Peygamber sevgisi Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî, çok cesur bir sahabi idi, Bizans’a esir düşmüştü. Bizans komutanı onun cesaretini duymuştu. Bu cesur insanı kendi tarafına çekmek isteyen Bizans komutanı Hıristiyan olması şartıyla onu iktidarına ortak yapma teklifinde bulundu. Aldığı cevap “hayır”dı. İşkencenin akla hayale gelmeyenini tatbik etmişler dininden dönmeyince de idamına karar vermişlerdi. Bu karar üzerine Abdullah ağlamaya başladı. Bizanslılar şaşkındı; zira kafasını defalarca kaynar suya sokmuşlar, atların arkasına bağlayıp sürüklemişler, bütün bunlara katlanan birinin ağlamasına anlam verememişlerdi. Ona Korkuyor musun? diye sorduklarında; “Böyle bir tek canla gideceğim diye üzülüyorum. Arzu ederdim ki başımdaki saçlarım adedince başım olsun, onları sevdiğim ALLAH ve Rasulüne feda edeyim. Ama şu anda buna sahip değilim ve sadece bir can feda edebiliyorum.” |
| |
| | #6 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Allah’ın Rasûlü isterse... Kaderin bir cilvesidir ki Abdullah bin Übey münafıkların başı olmasına rağmen oğlu Abdullah samimi bir Müslümandı. Babasının Rasulullah (sas) hakkında kötü sözler söylediğini duyan Abdullah; “Ya Rasulullah! Babamın hakkınızdaki sözlerini duydum. Onu öldürmek istiyor musunuz? Eğer onu öldürmek istiyorsanız bana emir verin, başını huzurunuza getireyim. Herkes bilir ki babama karşı muhabbetim fazladır. Başkası öldürürse, ihtimal ki o adama karşı nefsimde bir düşmanlık meydana gelir ve belki bir kâfire karşı bir mü’mini öldürmüş olurum” diyordu. Evet hiçbir yakınlık müslümanlığın getirdiği kardeşliğin önüne geçmez. Yine hiçbir yakınlık insanı İslam’dan ayıramaz. Her şey bir tarafa ALLAH ve Resulü diğer tarafa. Yani hep ALLAH’ı ve Rasûlünü isteme. İşte ufuk insanların ahlakı. |
| |
| | #7 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Nebiler Sultanı Aşk bahçesinin yanık bülbülü Hazreti Mevlâna, Peygamberimiz (sas)’in üstün vasıflarıyla alakalı olarak: “Eğer ben Nebiler Sultanı’nın (sas) vasıflarının şerhini durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez.” demiştir. Sahabi efendilerimizden Amr bin As (ra), “Benim gözümde Resulullah’tan (sas) daha sevgili ve daha büyük bir kimse yoktur. Ne var ki, O’na olan saygımdan dolayı gözüm O’na doya doya bakamıyordu.” demiştir. İmam Kurtubi de, “Nebiler Nebisi’nin (sas) güzellikleri bize tamamıyla gösterilmemiştir. Gösterilmiş olsaydı, gözlerimiz O’na bakmaya takat getiremezdi.” diyerek İki Cihanın Saadet Güneşi’nin güzelliklerini anlatmaya çalışmışlardır. |
| |
| | #8 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Peygamber evine benzeyen ev Gönüller sultanı Mevlana Hazretleri bir gün hizmetçisine: “Bu gün evimizde yiyip içecek bir şey var mı?” diye sormuştu. Hizmetçisi de “Hayır hiçbir şey kalmadı.” diye cevap verince sevince gark olup ellerini Yüce Dergah’a açarak şöyle demiştir: “Allah’ım! Sana şükürler olsun ki, evimiz bugün Peygamber (sas) evine benziyor.” |
| |
| | #9 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Mî'râc mucizesi Mi'rac sözlükte; Yükseğe çıkmak, İsra da; Geceleyin yürümek demektir. Peygamber Efendimiz hicretten bir buçuk yıl önce Recep ayının 27. gecesi Mekke'deki Mescid-i Haramdan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüş, oradan da göklere yükselmiş, Melekût alemini seyretmiştir. Allah'ın sonsuz kudretinin bir eseri ve Peygamberimizin en büyük mucizelerinden biri olan Mi'rac hadisesine müşrikler inanmadılar. Çünkü onlar, yüce Allah'ın büyüklüğünü, kudretinin genişliğini anlamaktan acizdiler. Onlar, sınırlı bir düşünce ve batıl bir inanca sahip olduklarından Mi'raç mucizesini kavrayacak seviyede değildiler. Müminler hiç tereddüt etmeden Mi'racı kabul ettiler ve inandılar. Hz. Ebû Bekir'e Mi'rac olayı anlatıldığı zaman O; "Bunu Muhammed söylüyorsa doğudur" dedi ve Peygamberimizi tasdik etti. Bundan sonra kendisine "Tasdik edici" manasına gelen "Sıddık" unvanı verildi. Mî'râc hediyesi namaz Herhangi bir seyahatten dönen kimse yakınlarına hediyeler getirdiği gibi, Peygamberimiz de mukaddes Mi'rac yolculuğundan önemli müjdeler ve hediyelerle dönmüştür. Mi'rac gecesi Peygamberimiz (s.a.s.) yükseldiği yüce makamda Allah'a kavuşmuş, arada hiç bir vasıta olmadan İlâhi Vahye (hitaba) mazhar olmuştur. Bu makamda kendisine üç şey verilmiştir: 1- Bakara sûresinin son iki ayeti, (Âmenerresûlü) 2- Ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların cennete gireceği müjdesi. 3- Mi'rac hediyesi olarak beş vakit namaz. İslâm'ın şartlarından biri ve dinin direği olan namaz, Mi'rac gecesinde farz olmuştur. |
| |
| | #10 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,134
| Peygamberimiz örnek bir aile reisi idi. O, hanımlarına karşı çok nazik bir eş, çocuklarına karşı da şefkatli bir baba idi. Peygamberimiz ev işlerinde hanımlarına yardım eder, evin ihtiyaçlarını çarşı ve pazardan alarak eve kendisi getirirdi. O, ne kadın ne de hizmetçi hiç kimseyi dövmemiş ve incitmemiştir. Peygamberimizin evi, dünyadaki aile yuvalarının en mutlusu idi. Bu yuvada kavga-gürültü yoktu. Huzur vardı. Peygamberimiz evde daima güler yüzle hareket eder, hanımlara karşı kırıcı söz söylemez, kaba davranışta bulunmazdı. O, müslümanların da aynı davranışta bulunmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur: «Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davranandır.» Peygamber Efendimiz, erkeğin, eşinin davranışlarını hoşgörü ile karşılamasını da istemiş ve şu tavsiyede bulunmuştur: «Bir kimse eşinden nefret etmesin; çünkü hoşuna gitmeyen huyları varsa, buna karşılık hoşlanacağı huyları da vardır. |
| |
| Konu Araçları | |
| |