ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Peygamberler > Güllerin Efendisi Hz.Muhammed (S.A.V)


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 12-01-2007, 22:27   #1
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 121
Varsayılan Gül aşkın mihrabıdır










Gül AŞKIN MiHRABIDIR


Baskalari gülü bir çiçek diye sever belki de. Ama biz, gülü �gül� oldugu için severiz. Bizim için gül sevgilidir, gül güzelliktir, gül coskudur. Gül, esmanin esyaya tecellisinin esraridir. Gül asktir, gül sevinçtir, gül bahar mustusudur... Gül, ezelle ebed arasindaki bütün zamanlarin en güzelinden yansimalar tasidigi için güzeldir. Ve katmer gül; rengini sehit kanindan, kokusunu Efendimiz (A.S.)�in mübarek teninden aldigi için çiçekler sultanidir.

Bu sebeple olsa gerek, gülün kokusuyla kendimizden geçeriz. Baska bir aleme gideriz. Yol buluruz mâverâya... Biz güle, gülistanda açan katmer güllere �Peygamberlik Gülzarinin Essiz Gülü�nün remzi oldugu için vurgunuz. Ve gülü her kokladigimizda salâvat getiririz, O�nun terinin kokusundan bir zerreyi teneffüs ettigimizden...


Gülü tarife ne hacet; gül Sevda-yi Muhammedî�dir. Gülün sevdasi kalbimizin hâfi tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmistir. Ve bizler, gönlü gülsen olan insanlara meftun oluruz, Kainatin Solmayan Gülü�nün askiyla... Gün gelir, gözyasiyla gül sulariz. Bir gül için bin dikene su veririz. Ve biliriz ki, güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde gül vardir.


O, askimizin mihrabindaki gül... O, alemlere rahmet olarak gönderilen bir rasûl... O, çöl sicagindaki bir kevser selâlesi... O, tesrifiyle kainati aydinlatan ve isik bahseden sonsuz bir nur sulesi... Gündüzleri dünyayi isitan günes ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yildizlar, O�nun sönmeyen isiginin en mütevazi kandilleri... Sera da, süreyya da O�nun nuruyla aydinlanir... O�nun sîreti bir amaç, O�nun sünneti bir hidayet, O�nun sureti gönüllere ülfet ve nimet veren bir âb-i hayat... Ruhumuz O�na asik... O, gül mushafli sevdamizin sembolü... O, onsekiz bin alemin emsali olmayan gülü...

Divan sairimiz Fuzûlî Su Kasidesinde:
�Suya versün bagban gülzâri zahmet çekmesün
Bir gül açilmaz yüzün tek, verse bin gülzâre su.�
diye O Gül�ün dünyaya bir kere gelecegini, bahçivanin bin gül bahçesini sulasa, sele verse dahi O�nun yüzü gibi bir gül açilmayacagini en lâtif bir biçimde ifade ediyor...


Lâkin, O Gül�ün sevdasini kelimelerle anlatmak, dizelerle vasfeylemek ne mümkün? O, �levlâke, levlâk...� sirrinin muhatabi olan hayat güftesi... O, tebessümünden cennetler yaratilan mutluluk bestesi... O, bütün çaglarin önünü aydinlatarak ademoglunu karanliktan kurtaran yaratilmislarin en yücesi... O, Rabbimizin terbiyesiyle yetismis bir ahlâk abidesi... O, çaresizlerin çaresi... O, kimsesizlerin kimsesi... O, hurma kütügünün bile hasretinden inledigi bir ülfet çesmesi... O, vefanin zirvesi... O, insanlarin en sabirlisi, en hosgörülüsü, en azimlisi, en kararlisi... O, yigitlik ve cömertlik timsali... O, kainatin bir numune-i imtisali... O, efendiler efendisi... O, Allah�in müjdesi... O, insanligin müjdecisi... O; hem �Halîl�, hem �Habîb�, hem �Siddîk�, hem �Emîn�... O, sevgi tohumlari atip, kardeslik duygulari yeserten; topraga yagmur, karanliga nur ve gönlümüze sürur olan sevgililer sevgilisi...

O�nda toplanmistir bütün güzellikler... O, hep �ümmetim, ümmetim� diyen, �nefsim� demeyen Hâtemül Enbiyâ tacinin sahibi... O, Sidretü�l Münteha�nin misafiri... O, Gâye Insan... O, Mahser günündeki tek siginak... O, kirik gönüllerin mimari... O, Hakk�a giden yolun rahmet kapisi... O, Islâm�i bütünüyle hayatinda billurlastiran, bizatihi Islâm�in kendisi olan Habib-i Kibriya... O, çöle inen nuru bütün cihana yayarak tebligini tamamlayan nebiler nebisi... O, tek Rehber... Asiklar O�nun için yanar... Sadiklar O�nun için aglar... Rüzgar O�nun yadiyla eser... Bülbüller O�nun kokusunun olmadigi yerlerde susar... O�nun izinden gitmeyen saadet bulamaz. O�nun nuruna pervane olmayan mahserde kurtulamaz...


O, ilâhi nizamin namütenahi güzelligini bahsetti gönüllerimize... O, ruhlarimiza üfledigi sonsuzluk askiyla hilkatin esrarini ögretti bize... O�nsuz ne farki vardi gündüzlerin geceden?.. O�na gelen vahiyle aydinlandik, karanlik her düsünceden... O olmasaydi, sonsuzluk iklimine ulasamazdik... O olmasaydi, dünyadaki bu sarp yokuslari asla asamazdik... O�nunla kalbimize nur olup, ilham doldu... O�nunla isik buldu gece, gündüz ve aksam... O�nsuz baharlar kisti... O�nsuz insanlik, öksüz ve yetim kalmisti...
Kainatta mütecelli olan esma-yi ilâhiyye�yi sahsinda en mükemmel biçimde tebarüz ettirip, en mücellâ keyfiyetiyle temsil eden gaye insan O�dur. O�nun her kelâmi hakla batili ayiran bir kistas; O�nun her hükmü sasmaz bir adalettir. O�nun hayati tebligini temsille geçmis ve cihana en iyi tebligin temsil oldugunu göstermistir.

O, iztiraptan çatlamis dudaklara merhem, kurakliktan çoraklasmis gönüllere zemzem, insanligini kaybetmis ruhlara erdem ve alev alev yanan sinelere bir meltem gibi serinlik; bizlere cennet-âsâ baharlar ikram eder...
O�nun gelisi, gecelerin ebedi bir gündüze dönüsüdür... Ve O�nunla Islâm�in nuru tulû etmistir. O, ümmetini küfrün yakici sicagindan imanin serin iklimine kavusturmus, karanliktan nurun aydinligina çikarmistir.


Uykuda bile uyanik kalmanin keyfiyetine vasil olan gönül erleri, nurani isiltilarin semavi izdüsümlerini O�na teslimiyette bulurlar. Muhakkak ki, sema ile arz arasinda meydana gelecek bir kutlu bulusma �Gül Devri�nden ilham alan bir iklimde gerçeklesir. O Gül�ün namütenahi güzelligi kalplere yansidiginda, gecesi olmayan bir gündüz tecelli edip, gönüllerde gül tomurcuklarinin açilmasina vesile olur.


Unutmayalim ki, en karanlik devirlerde bile dikenler arasinda goncaya durmustur güller... Gülün çevresindeki dikenler, gül kokusuyla hemhâl olunca güle dönüsür birer birer... Bizler, �Gül� kokusunun ikliminde insanligimizi yeniden kesfettigimiz zaman; rahmet, bereket ve hidayet yagmurlariyla madde ve mana planinda dirilecegiz.

Mekanin ve zamanin ölü noktalarina Gül Devri�nden gelen esintilerle hayat üflemeye muktedir olacagiz. Gül yüzlüler göz yasiyla gül sularken, tomurcuk veren güllerin açilmasini beklemektedir... Gonca güller açildigi zaman vuslat bahari gelecek, gönlümüz saduman olacaktir. Kalpler O�na baglanip râm oldugunda, yanlisliklar bütün neticeleriyle ortadan kalkacaktir...





Gül Efendim

Güzel'e güzel demek kadar tabi bir sey var mi ?
Bu alemdeki tüm güzellikler, O-cc- yarattigi icin güzel.


Ya yaratilanlarin en güzeline ne demeli !
Nasil isimlendirmeli !
Haya ediyorum, Efendim. Hicab ediyorum, Efendim.

Bu günahkar ve acizin dilinden SENI anlatmak ne cü'ret.
Haddime düsmez efendim.

Rabbim ismini ismine katmis, ismini isminden ayirmamis, "Habibim" buyurmus.

Sen Habibullahsin, Sen Rahmeten li'l aleminsin, Hatemu'l Enbiya Seyyidi'l Mürselin'sin efendim.

Havz-i Kevser sahibi Resulu's Sekaleyn'sin efendim.
Sen Nur. sen cansin can'da canansin efendim.
Sen Usve-i hasene ve A'la huluki'l azimsin efendim.

Makam-i Mahmud'un sahibi Sefiu'l Muznibin'sin efendim.

Ah Efendim, vah Efendim, Sah efendim.
Gül efendim. Güllerin efendisi, Gülizar-i Bahcevan efendim.
Gülen efendim, ne olur bizleri de güldür efendim.
Askin ile yanan gönüller, hasretin ile aglayan gözler...

Bilirim, yeterli degildir anlatmaya seni bu sözler...

Olur mu bu bedendeki cana rahat, daim seni özler...
Özlem yetmez, yansin ugruna Ya Resulallah... Sallallahu aleyhi Vesellem...





Ey gün yüzlü güzel!


Bilir misin sevenlerin ne haldedir?
Yagmur damlalarinin usûl usûl çiselerkenki ferahligini, 1400 yil bahar öncesinden
tasiyan rüzgârlar hissettik ya dogdugumuz gün, kulaklarimiza okunan ezanlarda biz.
Ve günlerden birgün, ebedî kurtulusa çagrini duyduk ya sinelerimizde.
Hani zaten görür görmez âsik oluvermistik, Kalu Belâ�da ümmetini oksayan nazarlarina.
Anlatamadik ne kendimize ne baskalarina yüregimizin dilini.
Ancak bir gülün açisini görünce sebnemlerin serinliginde, ya da seherde sakiyan
bülbülleri dinleyince, bir garip bugu doldu gözlerimize senden ayriligin tarifsiz hüznünde.
Dudaklarimizda anlami sirli bir gülümseyis, gözlerimizde bir kutlu özlemle bakakaldik ya seyrine ardindan izlerinin.
Onca dügümü çözmeye çalisirken ki heveslerimiz, hayatin boynuna takilan renkli boncuklar gibi gözlerimizi aldi ya.
Avuçlarimizdan dökülen zamana sasip da bakarkenki çocuklugumuzla �neydi, ne degildi?�
diye geçiveriyordu hayatimiz. Hani bir garip oyuncaklarla doldurduk ya kucaklarimizi.
Ve böyle yasayip gidiyorduk ya hep.
Bir gün ama bir gün, bir çiçek çaldi, gafleti delip de gönül kapimizi, ya da
bir sessiz ölüm haberinin ürküten fisiltisi.
O zaman seni umduk yanimizda. Isiga üsüsen pervanelere döndük aydinliginda.
Can havliyle Senin ögrettigin kelimeleri aradik dagarcigimizda. Bir bilinmez
hazinenin anahtari oluverdi her kelimen.
Varligimizin sebebini anlamak üzere kuruldugunu gördük kâinatin çarklarinin.
Ezberlenmis isimler dilimize yapismaktan öteye geçemezken içtik mânâlarini ellerinden.
Içtikçe susadik; susadikça içtik; içtikçe kandik.
Derinlere, en derinlere, girdi her nefesin gönül topragimizda. Tohum oldu her
sözün, ekildi içimize bereketinle. Sonra dualarin ve aminlerimiz birlesti. Nisan
oldu mevsimi yagmurlarin. Yagdi, yagdi, yagdi. Suya kanan her bir tohum çatlayip,
bir kutlu Tûba�ya döndü. Salindi meyveleri, adi:
Güzellik, sevgi, merhamet, cömertlik olan. Yaradan�in ahlâkina özendi her kul
senin aynanda. �Yaradan dost, Yaradan Vedûd, Yaradan Rahman� dedin ya. Silindi
gözlerimizden Cennet ve Cehennem. Silindi O�ndan gayri ne varsa.
Bir O, bir tek O...
Yerimizde duramaz olduk, miraçlara yollandik aydinliginda.
Ögrettigin her isim, kâinatta yansiyan gösterdigin her isim; bir nefes oldu kutlu
yolculugumuzda. Ne güzel miraçti bu, ne nurlu bir yoldu bu Yarabbi!.. Karinca bir adim, agaçlar bir adim, yeryüzü bir adim, yildizlar bir adim, feza bir adim... Ve gönül hepsinden de koca bir adim. Önde sen giderken isiginin etegine yapistik biz; milyarlarca el.
Cesaret alip da Rabbin Habibi olusundan, haykirdik Sidretü�l�Münteha�da:
Ya Rab! Biz de sevdik Seni!
Kimimiz agladi, agladi, gözyaslarindan ummanlara dönerken bagri. Kimimiz hayretle
gülümsedi el ele tutusup günesle ve ayla.
Kimimiz her mahlukun tavafini sezip sonra özenip semalara kalkti yildizlar ve atomlarla.
Kendimizden geçtik kullugun sonsuz hazziyla.
Tahiyyatlara oturduk kâinatin temsilcisi sifatiyla, hiçligimizi fark edip Yaradan�in
huzurunda. Secdelere vardik askimizin görülüp sezilmez doruklarinda.
Kanatlar, kanatlar, kanatlarla sarildi emaneti yüklenen sirtimiz meleklerin yurdunda.
Tebriklerle musafahalasmaya durdu insanlar ve melekler.
Haya perdesini o an hissettik meleklerin temizligini görüp de vicdanimizda. Pismanlik
bir kor gibi yakti yüreklerimizi, günahlarimizi hatirlayinca.
�Hani Rabbim; Sen bu kadar iyi, güzel, cömertken, hani Rabbim; malikim, halikim,
sahibim Sen�ken, hani Rabbim; Sen böyle sevginde sabirliyken, hani Rabbim; her
seyden öte Sen Sen�ken... Ve ben Sen�in her seye muhtaç, âciz, hakir kulunken;
nasil da yanildim, nasil da sastim, nasil da kandim?!...�
Her gönül ardina bakip kavruldu günahlarinin atesinde. Bir �ah!� çekti ki sineler,
parçalanircasina. Bir �ah!� çekti ki ruhlar, çatlarcasina.
Semalar hiçkiriklarla sarsildi bir zaman.
Sonrasi, sonra yankilandi bir müjde Resul yüreginden kâinata:
"Ey günahta asiri giden kullarim. Allah�in rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz."
O an sekine indi inanan gönüllere.
Kullarim deyisteki sefkat, kullarim deyisteki sahiplenis, tesellisi oldu yanik bagirlarin.
Sonra ne yapacagimizi bilmezligin saskinligindayken �nasuh� tevbesini ögrettin ey Resul, sefkatli sesinle.
Nasuh secdesi yankilandi bütün gönüllerde.
Sürseydi de sonsuzlara dek hiçbir inanan, vazgeçmezdi yine de secdeden bir an.
Nasuh zaten buydu, bastan asagi sonsuzlara kadar günaha pismanlik yemini. Yandi
gözyasinin atesinde ne varsa; yakildi her sine.
Bir gönüller kaldi ortada.
Bir gönüller yanmadi korda.
Sevgisiyle doluyken Allah ve Resulü�nün, secdeye vardi basi gönlün. Ve ateslere
uzandi sefkatli elleriyle gülümseyerek her gönül.
Bunu da yaratan Sensin ey Allah�im diye oksamak istedi kivilcimlari. Ve Ibrahimlesirken
her inanan gönül, cennet bahçelerine dönerken atesler, kivilcimlarin her biri
oldu binlerce gül.
Ve duyuldu sesi Rabbin cennetin semalarinda:
Selâm olsun inananlara."

GEL EY SEVGiLi...



Yaradan Rabbimin adiyla okudum.

Ey Muhammed seni okudum...

Okudum, cogaldi harflerim, irmaklarim, yildizlarim...

Tum kitaplara senin isminle yazildim.

Dogdum, Muhammede dogdum.

Asiksam, Muhammede asigim. Olursem, Muhammede olurum. Gelirsem, Muhammede gelirim.



Yusuf oldum kuyularda hep seni bekledim, Huseyin oldum kerbelada, Kuruyan dudaklarimla sayikladim ismini, Gelsinde irmaklar tasiyan ellerinden, Abi hayat akitsin icime diye bekledim. Bekledim, kapandi yollarim, uzattim parmaklarimi, Hallac gibi dograndi ellerim. Hic seni soyleyemedim. Daglandi dudaklarim. Yazdim gozyaslarimla mekkenin daglarina: Ey sevgili, sen gel diye...

Aglama duvarini bir ciban gibi sirtinda tasirken, Yorulan kollariyla tas atan Kudus'um ben. Kaldirimlarimda atesler yukselirken, Geldin optun beni alnimdan, Serinleyip sarildim taslara yeniden. Ey Muhammed... Ey Sevgili. Ey Badi Sabah. Ey Uzerimize dogan ay. Ey Guzelliklerin sahikasi. Ey Sefaat pinari.

Her dusmem gul ayaklarina kapanmamdir, Bogrumden yedigim her kursunla tutarim ellerinden. Her sarkimda seni soylerim. Her tebessumum senindir. Hep seni beklerim: Sen bir gelsen diye ey Sevgili...

Sevgili... Ben Veyselim, Kenan illerinde hasretini soluyan, Hirkana burunurum karanlikta kayboldugumda, Dort taraftan vururlar bana, Vururlarda soyletemezler sensizligi, Sumeyye gibi develer ayirir bedenimi... Hamzayim Ey Sevgili, Uhuddayim tam onundeyim, Vahsinin mizragi deler gecer yuregimi, Gelde oksa ne olur oyulmus kalbimi, Hind degil hasretin acitir onu...

Ben Grozniyim, Kesmirim, Kandaharim... Saraybosnayim, Hamayim, Buharayim... Bagdattim, Morayim, Taskentim... Dogu Timor'um, Turkistan'im, Ahiska'yim... Halepce'yim, Kirim'im, Istanbul'um, Ben kursunlara evlat vermis anneyim. Kursunlardan sakinan bedeniyle seni ozleyen, Tas atan bir filistinliyim. Ben okul kapisinda beklesen ve aglayan, Karanfil dagitan kizim. Gel op bizi alnimizdan, Gel sev bizi kanayan yaralarimizdan. Ey sevgili... Ey Muhammed...

Gittin ya gul yuzlu sevgili. Kirildim gittiginden beri. Kirildikca yandi canim. Carmihta civilenen benim ellerim, Benim ayaklarim. Harami sofralarda sergilenen benim basim. Beni bir agacta kistirdilar, Kor bir testereyle bicildim. Agladim, kurudu goz pinarlarim, Agladim, hasretine turku yaktim. Agladim, gel diye ey sevgili...

Sevgili... Omerim, Aliyim, Osmanim, Vuruldum bir niyaz vaktinde, Kanim dagildi kitabin sayfalarina. Seni yazdim bir damla kanla, Isminin dolastigi semaya, Bir bastan bir basa: Sen gel diye Ey sevgili...

Ey sevgili... Kirildi mi disin? Dikenler acitti mi ayaklarini? Deve iskembeleri kirletti mi elbiselerini? Medine yollarinda yoruldun mu? Taifte taslar kanatti mi gul yanagini? Kirildi mi kalbin bize? Kirgin misin sevgili?

Ne care Bekirler yok simdi, Aliler, Osmanlar, Omerler yok. Halidler gitti, Musablar gitti. Hatice yok, Zeynep yok, Fatima yok. Muminlerin annesi sofra acmaz evlerimizde. Kedilerin babasi dolasmaz sokaklarimizda. Biz ne cok yetim olduk da, Senin gibi oksayanimiz yok artik. Gel bir oksa ne olur. Yaralarimizdaki irinler azdi. Canimiz acidi. Bir merhamet et, bir gulumse efendim. Bir gorun puslu sehirlerin ustunde. Bir ses ver puslu yureklerimize. Bekler dururuz her seherde, Sen gel diye ey Sevgili...


Ey Sevgili... Buralara bir hal oldu: Ne yakup inliyor simdi, Ne Misirda ruya goruluyor, Zuleyhalar yalanci, Yedi adam ne yapsin, Magaralarin kapilari da kapali. Musa vurunca asasini, Oynamiyor yer yerinden. Yol vermiyor kizildeniz. Sakinmiyor Ibrahimi atesler, Su tasimiyor karinca. Ethemin baliklari getirmiyor igneleri denizden. Buralara bir hal oldu: Sen yoksun, buralar duman oldu efendim.

Bir mektubun gelmedi buralara... Bir Nesaci sormaz halimizi. Bir yalniztir dustu ocagimiza. Bir karanlik coktu basimiza. Ay aydinlatmiyor, Gul kokmuyor. Yoklugun karabasanlar gibi cokunce sinemize, Dagildi hanemiz, Dagildi yuregimiz, Dagildi birligimiz...


Sevgili affet bizi: Bir deve olamadik, Hasretinden catlayip olecek. Bir kuru agac olamadik, Yokluguna kanli gozyaslar dokecek. Bir Bilal olamadik, Sensiz ses vermeyecek. Bir Ebu zer olamadik, Alip basini gidecek.




Ey sevgili, Ey sefaat sahibi, Affet bizi. Affet...

Simdi bir sarki duser dilimize, Bir ask iner yuregimize. Bir el tutar elimizden. Bir af fermani gelir otelerden. Bir sen gelirsin. Bir sen gelirsin. Biz bin seviniriz: Sevgilim Muhammed diye... Sevgilim Muhammed diye... Meleklerle yaris ederiz...


Gel sevgili!

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-2007, 21:22   #2
Er
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1
Varsayılan Ynt: GÜL AŞKIN MİHRABIDIR

TEŞEKKÜR EDERİM.DAHA YENİ NEFSİM UYANMAYA BAŞLADI.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-04-2007, 23:54   #3
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 121
Varsayılan Ynt: GÜL AŞKIN MİHRABIDIR


eyvallah Allah razı olsun rabbim hiç bir zaman nefsimize uydurmasın inş
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 07:51


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats