ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Peygamberler > Güllerin Efendisi Hz.Muhammed (S.A.V)


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 09-02-2007, 18:39   #1
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2006
Yaş: 27
Mesajlar: 1,064
Varsayılan Candan Aziz Peygamber



Ümit Şimşek



Peygamber, mü’minlere, kendi canlarından daha yakındır.

Ahzâb Sûresi, 33:6



PEYGAMBER ile ümmeti arasındaki gönül bağını en tatlı bir üslûpla ortaya koyan âyetlerden birisi de bu âyettir.

Bu âyette, yaşayan bir peygamber vardır. O, geçmiş bir zamanda ömür sürmüş ve sonra toprağa karışmış, tarih olup gitmiş bir lider değildir. Onun ilişkileri de sadece kendi zamanında, kendi komşuluğunda yaşamış insanlarla sınırlı kalmamıştır. O, Allah tarafından gönderilen bir elçi olarak tebliğini tamamladıktan sonra bir tarafa çekilmiş, insanlarla ilgisi kalmamış biri de değildir. O, varlıkların en üstünü olarak, hiç kimsenin ulaşamayacağı, görüşemeyeceği, muhatap olamayacağı bir yerde de değildir.

O, Kur’ân âyetinin tabiriyle, mü’minlere çok yakın, hattâ kendi canlarından da yakın bir konumdadır.

Bu tanımda zaman ve mekân ayırımı da yoktur. Dünyanın neresinde ve hangi çağda yaşarsa yaşasın, herbir mü’min için, kendisine canından daha yakın bir peygamber vardır. Bu konuda zaman ve mekân farkını abartmamak gerekir; çünkü bu dünyanın mekânı da, zamanı da pek dardır. Peygamber ile mü’minler arasındaki gönül bağı ise, ebedî âlemlerde sürüp gidecek bir muhabbet alışverişidir. Öyle bir yerden dünyaya bakınca, onun doğusu ile batısı arasında, yahut birkaç bin sene öncesi ve sonrası arasında kimse bir fark göremez.

“Canlarından daha yakın” ifadesi, mü’minlerden başkasına, abartı gibi görünebilir. Ancak Muhammed Aleyhisselâmı peygamber olarak kabul eden bir mü’minin aklı da, kalbi de, nefsi de bu ifadede zerre kadar abartı olamayacağını bilir.

Çünkü o, bir mü’min olarak, kendisinin Peygamber için ne kadar değerli olduğunu bilir.

Dünyada kendi kardeşi, anne-babası veya evlâdı için yıllar boyunca sabahlara kadar gözyaşı döken kim var?

İnsanın en yakınına bile göstermediği bu yakınlığı, o aziz Peygamber, ümmeti için göstermiş, gecelerini Rabbine ümmeti için yakararak geçirmiştir. Zaten Kur’ân da onu ümmetine çok düşkün, çok şefkatli, çok merhametli olarak tanımlar.

Buna karşılık, mü’minler de dünyanın dört bir yanından ona salât ü selâmlar gönderir.

Her an bu dünyanın minarelerinden onun adı anılır.

Naatlarda, dualarda, Allah’a sunulan en içten niyazlarda onun yâdı geçer.

Onun ve ümmetinin karşılıklı duaları, Yer ve Gökler Rabbinin dergâhında beraberce dinlenir.

Hiçbiri geri çevrilmez o duaların.

Çünkü o duaları ilham eden, onları cevaplandırandan başkası değildir.

Zaten aklın tek başına çözemeyeceği pek çok sorunun cevabı da işte burada yatar:

Niçin sevgilerin en derini gider ve gelir birbirini hiç görmemiş insanlar arasında? Niçin onun gelişinden yüzlerce sene sonra insanlar hâlâ onu canından aziz bilir? Niçin hâlâ onun adına şiirler söylenir? Dünya gözüyle görülmemiş bir sevgili niçin böylesine özlenir?

Bu sorular, bu akl ü fikrile cevaplandırılabilecek sorular değildir. Çünkü Peygamber ile ümmeti arasındaki bu benzersiz muhabbet bir alın yazısıdır ki, Yüce Yaratan, onunla her ikisini birbirine bağlamıştır.

Sonuç olarak, bu muhabbette, Peygamber ile ümmetini birbirine bağlayanın rahmeti görünür.

Çünkü muhabbet Onun rahmetinden gelir; gönüller de Onun emrindedir.

Kur’ân mü’minlere Peygamber sevgisinden bahseder.

Gönüller bu fermanı dinler.

Ve mü’minler, Allah Resulünü canlarından aziz bilir.

Artık Peygamber onlara, onlar Peygamberlerine tutkundur—hiçbir şeye tutkun olmadıkları kadar.

Yüzyılların ötesinden sâlatlar ve selâmlar gider ve gelir.

Yüzyıllar boyunca dünyanın her karışında, atmosferin her zerresinde bu salât ve selâmlar yankılanır.

Nihayet sevgililerin kavuştuğu bir ebedî âlem açılır.

Allah’ın rahmetiyle başlayan bir öykü, Allah’ın rahmetiyle biter.

Sevenler ve sevilenler, sevdirenin muhabbeti altında muratlarına ererler.


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-02-2007, 18:51   #2
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2006
Yaş: 27
Mesajlar: 1,064
Varsayılan Ynt: Candan Aziz Peygamber

Hz. Peygamber'in ideal modelliği
5.4.2006- Yeni Şafak Gazetesi

Doç. Dr. BAYRAM ALİ ÇETİNKAYA

Cumhuriyet Üniv., İlahiyat Fak.,Öğr. Üyesi



Hz. Peygamber, bizim için ve bütün insanlık için her bakımdan ideal bir örnek, ideal bir insan modelidir. Bu nedenle, Hz. Peygamber'e karşı Batı'da tarih boyunca büyük karalama girişimleri ve kampanyaları olmuştur. Bu kampanyaların sonuncusu karikatürel boyutlar kazanmıştır. Oysa, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir O ve O'nun hayatı, uygulamaları, O'nun bu özelliğini çok net bir şekilde gözler önüne serer. Peygamberimiz'in diğer dinlere mensup insanlara nasıl davrandığını, savaşları nasıl yürüttüğünü, Mekke'nin fethi gibi tarihin akışını değiştiren büyük bir "devrim"i nasıl kansız gerçekleştirdiğini hatırlatmak bile O'na isnad edilenlerin bütünüyle yalan ve gerçek dışı olduğunu göstermeye yeter.

GÖNÜLLERİ FETHETTİĞİ İÇİN...

İslâm'la birlikte kabileler ve fertler arasında bazıları uzun yıllardan beri süregelen kavgalar büyük çapta önlenmiştir. Ancak zaman zaman çeşitli sebepler yüzünden Müslümanlar arasında huzur bozucu ihtilaf ve çekişmeler çıktığı da olmuştur. Hz. Peygamber bu tür olayları câhiliye zihniyeti olarak değerlendirmiş ve anında önlemeye çalışmıştır.

Peygamberimiz'in küçük Şehir-Devleti kısa bir sürede hızla genişlemiş ve on yıl süren siyasal ve sosyal çalışmadan sonra, son nefesini verdiği sırada, 3 milyon kilometre kareden fazla bir alana yayılmıştır. Bu alan, Rusya hariç, Avrupa büyüklüğünde ve o zaman üzerinde milyonlarca insanın yaşadığı bir alandır ve fethi, savaş alanında düşman saflarında yalnızca 250'ye yakın kişi öldürülmüştür. Müslümanların kaybı, on yıllık bir dönemde ortalama ayda bir şehittir. İnsan hayatına verilen bu değer, insanlık tarihinde eşsizdir.

Burada ilginç bir durumla karşılaşmaktayız ki, o da şudur: Peygamberimizin yaşadığı zaman diliminde yapılan 9 önemli savaşta, düşman kaybının toplamı 216, Müslümanların kaybı ise 138'dir.

İşte bu kadar az kayıpla, İslâm'ı bu kadar geniş bir coğrafyaya yayan Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed'in hayatı, "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." ilkesi üzerine kurulmuştur. Rahmet ve Barış Peygamberi'nin hayat felsefesini ortaya koyan bu evrensel ilke de, Batı'daki bir takım ideolojik ve dinsel takıntılı kişi ve kuruluşların Hz. Peygamber hakkındaki düşüncelerinin ne kadar önyargılı, tutarsız ve maksatlı olduğunu göstermektedir.

Hayatta bulunması mümkün bütün insanî yönler, O'nun tarafından da yaşanmıştır. Ancak, Hz. Peygamber ile diğer insanların hayatı arasında bir fark gösterilecekse, o da Hz. Peygamber'in hayatının bütün Müslümanlara, hatta bütün insanlara model olmasında aranmalıdır. O'nun hayatında tabiî sınırları aşan hiçbir şey olmamıştır. Böyle bir hal olmuşsa, daha alışkanlık halini almadan Yüce Allah müdahale etmiştir.

Müslümanlar için Hz. Peygamber, ölümlü bir insandır; ama ayrıca Allah'ın en mükemmel yarattığı ya da İslâm sûfîlerinin dediği şekliyle el-İnsanü'l-Kâmil'dir (Yetkin İnsan). Her Müslüman için Hz. Peygamber'in sahip olduğu erdem ve faziletlere sahibi olmak ve ona benzemek bir ideal aynı zamanda bir hedeftir. Bundan dolayı, Müslümanlar için Hz. Peygamber, kendine karşı katı, ötekilerine karşı da cömert, yardımsever ve bağışlayıcı demek olan ruh soyluluğunun ve yüce gönüllülüğünün mükemmel ve tartışmasız modelidir.


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-02-2007, 18:52   #3
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2006
Yaş: 27
Mesajlar: 1,064
Varsayılan Ynt: Candan Aziz Peygamber

PEYGAMBER SEVGİSİ

Bunun yanında Peygamber aşkı, bütün Müslümanların kalbinde bir muhabbet yoğunluğu meydana getirir. Dolayısıyla "bu aşk, Allah aşkı için anahtardır; çünkü Allah'ı sevmek için, öncelikle Allah bizi sevmelidir ve Allah da elçisini sevmeyen birini sevmez."

Müslümanların hayatında sevgi, Allah'ın Hz. Peygamber'e ve Hz. Peygamber'in de Allah'a sevgisi gibi modelle şekillenir. Beşerî varlıklar için, Allah sevgisi, Peygamber sevgisini beraberinde getirir ve Hz. Peygamber ile onun manevî mirasçıları olan Allah dostlarını sevmek de, Allah sevgisinin zorunlu bir sonucudur.

Üstelik, insanlar için doğal olan bir çok sevgi düzeyi vardır; romantik sevgi, çocukları ve ebeveyni sevmek, sanat ve doğada güzelliği sevmek, bilgi sevgisi ve hatta iktidar, servet ve şöhret sevgisi; ancak bu son sevgiler dünyaya yönelik maddî bir kazanımı olduğundan, ruhun gelişme ve olgunlaşmasındaki katkısı azdır.

Dolayısıyla "İslâmî bakış açısında, bütün dünyevî sevgi, Allah'da olmalıdır ve Allah sevgisinden ayrılmamalıdır; Allah'ı dışlayan ve O'ndan yüz çeviren her sevgi, ruhu harabeye çevirir." Nitekim İslâm bilge ve sufîleri, ancak Allah sevgisinin gerçek olduğu ve diğer bütün sevgilerin metaforik olduğu öğretisini dillendirmişlerdir. "Ancak metaforik sevgi, kendi düzeyinde gerçektir ve eğer uygun olarak anlaşılırsa ve bütün sevginin Kaynağı'na, yani Allah'a sevgi için bir basamak olarak kullanılırsa, gerçekte İlâhî bir hediyedir."

İnananlar için anne ve babalarından daha sevgili olan Hz. Peygamber'in güleryüzlülüğünün oluşturduğu sevgi, insanların gönüllerini fethetmiştir. Bu sevgi nedeniyle hiçbir sahabisi O'na asla kırgın olmaz, O'nunla beraber bulunan O'ndan bir daha ayrılmayı göze alamazdı. Bunun için ashabı O'nu babalarından, analarından, susuzluktan kıvrılan bir zamanda içilen buz gibi sudan daha çok severlerdi.

Bütün insanlara sevgi ve merhametle davranan Hz. Peygamber, düşmanlarına karşı bile şefkatliydi. Sevgi ve muhabbet sembolü olan Allah Rasulü, insanlar için yaşayan bir merhamet ve hoşgörü numunesiydi. Bu özelliği sebebiyledir ki, Yüce Allah onu âlemlere rahmet olsun diye göndermiştir.

Öfkelerin sınır tanımadığı, kinlerin en fazla alevlendiği anlarda Hz. Peygamber'in birkaç cümlesi bütün anlaşmazlıkları çözer, öfkeleri, kinleri söndürür, anlaşmazlıkları ortadan kaldırarak ortamı sevgi ve muhabbet denizi haline dönüştürürdü. Medine'deki Evs ve Hazrec kabilelerinin yıllar süren düşmanlıkları, O'nun çabalarıyla yerini dostluğa ve kardeşliğe terk etmiştir.

İktidar, dostluk ve sevgi gibi hem maddî ve hem de manevî güce sahip olan Hz. Peygamber, kendi kimlik ve kökenini hiçbir zaman unutmamıştır. Aynı zamanda bu hususu da başkalarına hiçbir çekinme göstermeden insanlara ilan etmiştir: "Ben ne bir kralım, ne de zorbayım; bilakis Kureyş'ten kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum" demiştir.

Peygamberimizin sevgi ve merhameti sadece Arap veya diğer insanlara yönelik değildi; inancı, rengi veya ırkı, makam veya cinsiyeti ne olursa olsun Allah'ın yarattığı tüm mahlukatı kapsamaktaydı. Düşünen varlıkların dışındaki diğer canlıları da ihmal etmeyen Son Peygamber, hayvanları sever, ashabın da hayvanlara kötü davranmamaları konusunda uyarılarda bulunurdu.


  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 08:04


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats