![]() |
| | #21 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Sakal-ı şerifin kıymeti Sual: Peygamber efendimizin sakal-ı şerifi, hırkası veya başka bir eşyası ile bereketlenmeye putçuluk diyenler var. Onu methetmeye, Onu vesile ederek yardım istemeye şirk diyenler var. Bu konuyu açıklar mısınız? CEVAP Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği, (Habibim) buyurduğu O sevgili Peygamberi övmek, (Her istediğini vereceğim) müjdesi ile şereflenmiş olan o en yüksek Peygamberi vesile etmek, hiç şirk olur mu? Sakal-ı şerife hürmet hiç putçuluk olur mu? Resulullahı, Allahü teâlâ övmüştür. Kendisi de, kendisini överek, Allahü teâlânın kendisine ihsan etmiş olduğu nimetleri saymıştır. Bunları hakikati bildirmek için söylediğini, yoksa peygamberlik vazifesini yapmamış olacağını defalarca bildirmiştir. Resulullah efendimizi övmek ibadettir. Eshab-ı kiramın hepsi övmüştür. Bunlardan Hassan bin Sabit ve Kab bin Züheyrin uzun methiyeleri meşhurdur. Kab, kasidesinde çok övmüştü. Resulullah efendimiz, bunu beğenip, Kab�ın kusurunu af buyurup, mübarek hırkasını ona hediye etmişti. Bu hırka-i saadet, şimdi Topkapı sarayındadır. Uzun zaman Resulullah efendimize hizmetle şereflenen Enes bin Malik, kendisi ile beraber bir sakal-ı şerifin defnolunmasını vasiyet etti. Allahü teâlânın huzuruna sakal-ı şerif ile birlikte çıkmak istedi. (Buhari) Peygamber efendimizin, sakal-ı şerifinin mübarek kıllarını, bereketlenmeleri için insanlara verdiği, Kütüb-i sittede yazılıdır. Kadı İyad, diyor ki: Resulullah efendimizin faziletlerinden birisi de şudur ki, Halid bin Velid, başında, sarığı arasında bir sakal-ı şerif taşırdı. Bunu taşıdığı her savaşta zafer kazanırdı. Hâlid, mübarek bir kılı sebebi ile muradına kavuşuyor da, Resulullah efendimizin mübarek zat-ı şerifini vesile ederek Allahü teâlâdan dilekte bulunanlar kavuşmaz olur mu? (Şif�a) Çok kıymetli bir itikad kitabı olan Nur-ül-İslam�da aynen şöyle buyuruluyor: Peygamber efendimizin eşyaları ile bereketlenmek, Onun mübarek gözleri önünde yapılmış, sabit bir iştir. Resulullah efendimiz de, bu işi beğenip kabul buyurmuştur. Onun vefatından sonra da bu iş devam etmiştir. Çünkü Allahü teâlâ, Onun kendi eşyalarına, dokunduğu şeylere ve mübarek tenine dokunan şeylere birçok meziyetler vermiştir ki, bunlarla bereketlenilir ve faydalanılır. Hazret-i Ebu Bekir�in kızı Hazret-i Esma, Peygamber efendimiz hayatta iken giydiği bir cübbe çıkarıp, (Şifa bulmaları için, biz bunu yıkayıp hastalara veriyoruz) dedi. Abdülkasım bin Me�mun hazretlerinin yanında, Peygamber efendimizin bir çanağı vardı. Bundan su verdiği hastalar şifa bulurlardı. Peygamber efendimiz abdest aldığı zaman, Eshab-ı kiram, Onun abdest suyuna dokunmak ve düşen bir kılını almak için yarışırlar ve bununla bereketlenirlerdi. O da bu hareketlerini kabul buyururdu. Hatta, mübarek başını tıraş ettiği zaman, bereketlenmek için, mübarek saçını, Eshabı arasında paylaştırmasını Ebu Talha hazretlerine emrederdi. (Buhari) Hazret-i Ebu Cuhayfa diyor ki: (Resulullah efendimiz, öğle sıcağında çıkıp abdest aldı. Oradakiler kalkıp, Onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler. Bir de ben, onun mübarek ellerini tutup yüzümün üstüne koydum. O sıcakta mübarek elleri, kardan daha soğuktu ve miskten daha güzel kokuyordu.) [Buhari] (Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifadesi, faziletli ve salih kimselere dokunarak bereketlenmenin meşru olduğunu gösteriyor. Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullah bir yarası olan kimseyi tedavi ederken, işaret parmağını yere koyar ve kaldırıp, �Bismillahi türbetü erdina biriki ba�dina liyüşfa bihi sekimüna biizni Rabbina� derdi.) [Müslim] İmam-ı Nevevi buyuruyor ki: (Hadis-i şerifin manası şöyledir: İşaret parmağını mübarek ağız suyu ile ıslatıp, sonra toprağın yapışması için yere koyar, sonra illetli ve yara olan yere sürer ve bu elini sürerken, Allahü teâlânın ism-i şerifiyle bereketlenmek için bu duayı okurdu.) Hadis-i şerif kitaplarında, Eshab-ı kiramın Peygamber efendimizin eşya ve eserleriyle; teri, gözyaşı ve ağız suyu ile bereketlendiklerine dair misaller çoktur. Resulullah efendimizin sakal-ı şerifinin bazı telleri, halifeler, müslüman hükümdarlar tarafından korunmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Bir kısmı Osmanlı Sultanlarının hazinelerindedir. Allahü teâlâ, onlara rahmet eylesin. Bu mübarek tellerden birkaçı, Kuzey Irak�ta Süleymaniye�ye bağlı Halepçe kazasının Beyare nahiyesindedir. Benim gözlerim önünde bunlar vesile edilerek kıtlığın bitmesi ve yağmurun yağması için dua edildi ve hemen bol bol yağmur yağdı. Düşmanların hücumu esnasında bunlar vesile edilerek dua edilmiş ve müslümanlar, düşmanın şerrinden korunmuşlardır. Bu anlattıklarımız, buralarda yaşayan müslümanlarca malumdur. Bunlarda şüphe etmenin yeri yoktur. Bunlarda şüphe edenler, Yusuf suresinin 93-96. âyet-i kerimelerine baksınlar: ([Yusuf aleyhisselam,] şu gömleğimi götürün de, babamın yüzüne koyun, [gözleri] görecek duruma gelir ve bütün ailenizi bana getirin, dedi. Kafile ayrılınca, babaları: �Eğer bana bunamış demezseniz, inanın ben Yusuf�un kokusunu alıyorum� dedi. Çevresindekiler: �Allah�a yemin ederiz ki, sen, hâlâ eski şaşkınlığındasın� dediler. Müjdeci gelip, gömleği Yakub�un yüzüne sürünce, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakub, �Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?� dedi.) [Nur-ül-İslam s.122-125] Nur-ül-İslam�dan aldığımız bu yazıdan da anlaşılacağı gibi, mübarek eşyalarla bereketlenmek çok güzel bir iştir, putçulukla hiçbir ilgisi yoktur. Bir misal daha verelim: Resulullah efendimiz aleyhisselam çarşıya çıkıp, bir entari satın aldı. Giderken gördü ki, bir a�ma oturmuş, (Allah rızası için ve Cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir) diyordu. Almış olduğu entariyi buna verdi. A�ma, entariyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resulullah efendimizin mübarek elinden geldiğini anladı. Çünkü, Resulullahın bir kere giydiği her şey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A�ma dua ederek, (Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, benim gözlerimi aç) dedi. İki gözü hemen açıldı. (Zad-ül Mukvin) |
| |
| | #22 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Resulullah sevgisinin önemi Sual: Bir misyoner, �Siz, peygamberinizi, tanrıdan çok seviyorsunuz. Tanrının ismi anılınca hiç umursamıyorsunuz da, peygamberinizin ismi geçince hemen salevat okuyorsunuz. Bir de Allah ismi ile peygamberin ismini ayırmaz, yan yana söylersiniz. Allah aşkına şunu yap dense, yapmıyorsunuz da, peygamber aşkına dense hemen yapıyorsunuz� diyor. Buna ne demeliydim? CEVAP Misyonere, �Biz Peygamberimizi çok sevdik de ne yaptık, sizin gibi tanrı mı dedik, tanrının oğlu mu dedik? Putunu yapıp boynumuzda mı taşıdık? Putunun önünde günah mı çıkarttık? Kendi gözünüzdeki merteği görmüyor, bizim gözümüzde saman çöpü arıyorsunuz� demeliydiniz. Müslüman, Resulullahı, Allah�ın emri olduğu için sever. Biz, Allahü teâlâyı sevdiğimiz için, Resulünü seviyoruz. Müslüman, niye haramlardan kaçar? Niye namaz kılar, niye oruç tutar? Peygamberi sevdiği için mi, yoksa Allah�ı sevdiği için mi? Elbette Allah�ı sevdiği için. Allahü teâlâ, Resulü için habibim diyor, Onu çok seviyor, bizim de sevmemizi ve Ona uymamızı istiyor. Bir âyet meali şöyledir: (Resulüm de ki; Allah�ı seviyorsanız, bana uyun. Bana uyanları Allah sever!) [Âl-i İmran 31] Allah�ın sevgisi ile Peygamberin sevgisi farklı olmadığı gibi, Allah�ın emri ile, Peygamberin emri de ayrı değildir. Bunu ayrı gösterenler kâfirdir. Bir âyet meali şöyledir: (Allah�ın emirleri ile, peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150-151] Salevat getirmemizi de emreden Allahü teâlâdır. Bir âyet meali şöyledir: (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] Müslüman, sadece Allah�ın resulünü değil, diğer Müslümanları da sevmesi gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Müminleri Allah için seven ve kâfirleri Allah için düşman bilen, ancak o zaman Allahü teâlânın sevgisine kavuşur.) [Mektubat-ı Masum Faruki 3/58] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Cenab-ı Hak, Kur'an-ı kerimde Resulüne itaat etmenin kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kesin ve çok kuvvetli olduğunu bildirmek için de (Muhakkak böyledir) buyurdu. Bazı doğru düşünmeyenlerin bu iki itaati birbirinden ayrı göstermelerine meydan vermedi. (1/152) Sultan Mahmud-i Gaznevi, birkaç adamını, Şeyh Ebül-Hasen-i Harkani hazretlerine gönderip onu yanına çağırmıştı. �Eğer gelmek istemezse, (Allah�a, Resulüne ve sizden [Müslümanlardan] olan âmirlere itaat edin) mealindeki âyeti okuyun� demişti. Şeyh hazretleri de gelmek istemeyince, kendisine bu âyeti okudular. O ise, (Allah�ın itaatine o kadar çok dalmış bulunuyorum ki, Resule itaat etmekten haya ediyorum. Âmire itaate vakit nerede?) dedi. Şeyh hazretlerinin [sekr halindeki] bu sözü, Allahü teâlânın itaatini, Resulünün itaatinden ayrı bildiğini göstermektedir. Şeriatın, tarikatın ve hakikatin bütün basamaklarında, Resulullaha itaat, Allahü teâlâya itaattir. Resulullaha itaat ile olmayan Allah�a itaat, dalalettir, sapıklıktır. Mehene şehrinin şeyhi, üstad Ebu Saîd-i Ebül Hayr ile otururken, Horasan�daki seyyidlerin büyüklerinden Seyyid Ecel de yanlarında idi. Bir meczup içeri girdi. Şeyh hazretleri, onu, Seyyidin üst yanına oturttu. Sonra seyyide dönerek, (Size olan saygımız, Resulullahı sevdiğimiz içindir. Bu meczubu ise, Allahü teâlâyı sevdiğimiz için yüksek tutuyoruz) dedi. Allahü teâlânın sevgisi ile, Resulullahın sevgisini ayıran böyle sözleri doğru yolun büyükleri uygun görmez. Allah sevgisinin, Resulullaha olan sevgiden çok olmasının, tarikat sarhoşluğundan ileri geldiğini bilirler. Böyle sözlere izin vermezler. (1/153) (Allah ismi ile peygamberin ismini ayırmaz, yan yana söylersiniz) demesi de yanlıştır. Çünkü Habibinin ismini kendi isminin yanından ayırmayan Allahü teâlâdır. İmanda da, itaatte de kendi isminin yanında bildirmiştir. Bu husustaki bazı âyet-i kerime mealleri şöyledir: (Allah�a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin ve uyun ki doğru yolu bulun.) [Araf 158] (Allah ve Resulüne itaat edin.) [Enfal 1, 20, 46, Ahzab 33, Maide 92, Tegabün 12, Mücadele 13, Nur 54] (Allah�a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.) [Muhammed 33] (Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71] (Resule itaat eden, Allah�a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (De ki, �Allah�a ve Peygambere itaat edin! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32] (Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14] (Allah�a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13] (Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36] (Allah�a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah�ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfal 13] (Allah�a ve Resulüne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.) [Al-i İmran 132] (Allah�a ve resulüne itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez.) [Hucurat 14] (Allah�a ve Resulüne itaat edenler, Allah�ın kendilerine lütuflarda bulunduğu nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir.) [Nisa 69] Ayrıca, Allah ve Resulüne itaat etmenin müslümanlık, karşı gelmenin sapıklık, kâfirlik olduğu, iman ve itaat edenlere Cennet nimetlerinin olduğu, inkâr ve karşı gelenlere Cehennem azaplarının olduğu, bunların Cehennemde (keşke Allah�a ve Resulüne itaat etseydik) diyecekleri başka âyetlerde de bildirilmiştir. [Ahzab 31, 36, 66, Nur 51,52, Feth 17, Tevbe 71] Sadece Habibine uymayı da bildiriyor: (Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54] (Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7] (O, kendiliğinden konuşmaz. Onun [din ile ilgili] her sözü vahiy iledir.) [Necm 3-4] (İhtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64] (Namaz kılın, zekat verin, Resule itaat edin ki size merhamet edilsin.) [Nur 56] (Kimi, ona [Resulüme] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56] Habibini övüyor: (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28] (Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmez, tükenmez, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4] (Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21] (Sen razı oldum diyene kadar Rabbin sana [çok nimet] verecek!) [Duha 5] (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] (Senin şânını, şöhretini yücelttik.) [İnşirah 4] Bu âyetin tefsirinde deniyor ki: Ezan, ikamet, teşehhüd, hutbe gibi bir çok yerde benimle beraber adını andırmak suretiyle şanını yücelttik. (Celâleyn) Senin ismini doğuda, batıda, yeryüzünün her yerinde yükselttim. (Savi tefsiri) [Batıya doğru, bir tul derecesi gidilince, namaz vakitleri 4 dakika gecikiyor. Her 28 km gidişte, aynı vaktin ezanı birer dakika sonra tekrar okunuyor. Böylece, yer yüzünün her yerinde, her an ezan okunmakta, Muhammed aleyhisselamın ismi, Allahü teâlânın ismi ile beraber her an, her yerde işitilmektedir.] Öyle bir yükseltme, yüceltme ki kendi ismini Habibinin ismi ile birlikte andırdı, Ona itaati kendisine itaat olarak gösterdi, melekler Ona salât etti, müminlere de Ona salevât getirmeyi emretti, Onu ismiyle değil, hep Resulüm, Habibim gibi güzel sıfatlarla andı. (Beydavi) Cenab-ı Hak Resulünün nâmını dünya ve ahirette de yükseltti. Hiçbir şehadet getiren, hiçbir namaz kılan yoktur ki şehadet kelimesini ve Resulullahın mübarek adını zikretmiş olmasın. (Katâde) (Allahü tealâ buyurdu ki: �Ben anıldıkça habibim sen de benimle birlikte anılmak suretiyle şânını yükselttim.) [Ebu Ya'la, İbni Hibban] |
| |
| | #23 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Resulullaha mahsus hükümler Sual: Her hususta Peygamberimize uymak gerekir mi? CEVAP Peygamber efendimizi bazı hususlarda taklit caiz olmaz. Çünkü sadece Ona ait haram ve farzlar var idi. Bu konuda Mevahib-i Ledünniyye�de buyuruluyor ki: Yalnız Peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela kurban kesmek, kuşluk namazı, sabah namazının sünneti ile gece namazı kılması, misvak kullanması, istişare ile iş görmesi, gördüğü yerde ve zamanda münker bir işi değiştirmesi, ölen fakir bir Müslümanın borcunu ödemesi, başladığı işi bitirmesi sadece Peygamber efendimize mahsus farzlardan idi. İnsanlara müdara etmesi [insanlarla iyi geçinmesi, ahiret için dünyalık vermesi] de farz idi. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Rabbin için kurban kes.) [Kevser 2] (Geceleri kalk namaz kıl.) [Müzemmil 2] (Bir iş yapacağın zaman arkadaşlarınla istişare et.) [A. İmran 159] Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Vitir namazı, sabah namazının sünneti ve iki rekat kuşluk namazı bana farz, sizlere sünnettir.) [İ. Ahmed, Taberani] (Ümmetime zor gelmeseydi gece namazını onlara da mecburi kılardım.) [Müslim] (Ben misvak kullanmakla emrolundum.) [İ. Ahmed] (Borçlu ölen müminin borcunun ödenmesi benim üzerimedir.) [Müslim] (Farzları yapmam gibi müdara etmem de emredildi.) [Tirmizi] Peygamber efendimizin, zekat, sadaka alması haram idi. Zengin değildi ama, zengin de olsa zekat vermesi farz değil idi. Öldürülmesi gereken birinin katline yahut dövülmesine gizlice işaret etmesi de haram idi. Açıkça söylemesi gerekirdi. Miras bırakması, yazı yazması, şiir söylemesi, soğan sarmısak gibi çirkin kokulu şeyleri yemesi de haram idi. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Biz Peygamberler, miras bırakmayız. Bize kimse vâris olamaz. Bizden kalanlar sadaka [vakf] olur.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Bir dinarım bile vârislerime miras kalmaz. Zevcelerimin ve memurlarımın nafakasından başka bıraktığımın hepsi sadaka [vakf]dır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi] (Ben sadaka alıp yemem.) [Müslim] (Şiir söylemem.) [Ebu Davud] [Ancak atasözü gibi olan hikmetli beyitleri söylerdi. (Tirmizi)] (Yanıma melek geldiği için soğan sarmısak yemem.) [Hakim] (Biz, ümmi bir milletiz.) [Buhari] (Yazı yazmadığı âyetle de sabittir.) Kendini istemeyen kadını nikahında tutması ve kitap ehli kâfir kadınla evlenmesi de haramdı. Önceleri, hanımını boşamak caiz idi. Hafsa validemize bir talak vermiş idi. (Ey habibim, Ona geri dön! Çünkü o çok oruç tutar, çok namaz kılar. Cennette de senin hanımındır) mealindeki vahiy ile Ahzab suresinin, (Boşadığın hanımlarından istediğini tekrar nikahlamanda, sana günah yoktur) mealindeki 51. âyeti üzerine, onu tekrar nikahladı. Daha sonra, hanımlarını boşaması ve başka kadınlarla evlenmesi de haram edildi. Resulullahın hanımları müminlerin anneleri olduğu için, Onun hanımları ile evlenmek de Müslümanlara haram edildi. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Peygamberin hanımları, müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6] (Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen sana helal değildir.) [Ahzab 52) (Ey iman edenler, Resulullahı üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikahlamanız asla caiz olmaz, büyük günahtır.) [Ahzab 53] |
| |
| | #24 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Resulullahın çok evlenmesi Sual: Peygamberimiz niye çok evlenmiştir? CEVAP Resulullah efendimiz, önce 25 yaşında iken, 40 yaşında dul bir kadın olan Hz. Hatice ile evlendi. 25 yıl onunla yaşadı. Peygamber efendimiz, ilk zevcesi Hz. Hatice hayatta iken başkası ile evlenmedi. Hz. Hatice validemizin vefatından uzun bir müddet sonra, 55 yaşında iken, Allahü teâlânın emri ile Hz. Âişe�yi nikahladı. Mekke, Medine gibi Ekvatora yakın yerlerde kızlar erken yaşta mesela dokuz yaşında büluğa eriyorlar. Rusya, Hollanda gibi soğuk ülkelerde ise, büluğa erme yaşı uzuyor. Bu bakımdan ekvatorla kutuplar mukayese edilmez. Hz. Âişe validemiz 9 yaşında iken nikahlandı, daha sonra evlendi. Hz. Âişe, kendisinin, ezvac-ı tahiratın hepsinden daha üstün olduğunu söyler, Allahü teâlânın nimetlerini sayar, (Resulullah benimle evlenmeden önce, Cebrail aleyhisselam, benim resmimi Resulullaha gösterip �Bu senin zevcendir� demişti) derdi. O zaman canlı resmi yapmak haram olmamıştı ve resmi, insan da yapmamıştı. Resulullah efendimiz, Âişe validemize buyurdu ki: (Seni üç gece rüyada gördüm. Melek, beyaz ipek üzerindeki resmini bana gösterdi. Bu senin zevcendir, dedi. Rüyada, meleğin gösterdiği resmini unutmadım.) [Buhari ve Müslim] Resulullah efendimize, Hz. Âişe�den başka, hiçbir zevcesinin yatağında (vahiy) gelmedi. Bu da, Hz. Âişe�nin Allahü teâlâ indinde kıymetinin pek çok olduğunu göstermektedir. Ümmi Seleme validemiz Hz. Âişe için bir şey söyleyince, Resulullah efendimiz, (Âişe için beni incitme. Bana vahiy, yalnız Âişe�nin yatağında iken gelmektedir) buyurdu ve Ümmi Seleme validemiz de, tevbe etti. Diğerlerini dini sebeplerle veya ihsan ederek nikah etti. Bunların hepsi dul ve çoğu da yaşlı idi. Birkaç örnek: Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan�a hicret etmişti. Habeş padişahı Necaşi, İsevi idi. Müslümanlara sorular sorup, aldığı cevaplara hayran kalarak imana geldi. Ubeydullah bin Cahş, papazlara aldanıp, hıristiyan olmuştu. Karısı Ümmi Habibe�yi de dinden çıkarıp zengin olmaya zorladıysa da, o, fakirlik ve ölüme razı olacağını, ama dinden çıkmayacağını söyleyince, sefalet içinde sürünmesi için bunu boşadı. Hz.Ümmi Habibe, Mekke müşriklerinin baş kumandanı Ebu Süfyan�ın kızı idi. Resulullah, o zamanlarda, onlarla, çok çetin savaşlar yapıyordu. Resulullah efendimiz, Hz.Ümmi Habibe�nin dininin kuvvetini ve başına gelenleri işitince, Necaşi�ye mektup yazıp, (Ümmi Habibe ile nikahımı yapıp buraya gönder) buyurdu. Necaşi daha önce Müslüman olduğu için mektuba çok hürmet edip, oradaki müslümanları sarayına davet ederek, ziyafet verdi. Nikah yapılıp, hediye ve ihsanlarda bulundu. Bu suretle, Hz.Ümmi Habibe, imanının mükafatına kavuştu. Onun sayesinde, oradaki müslümanlar da rahat etti. Bu nikah, Ebu Süfyan�ın ileride müslüman olmasını hazırlayan sebeplerden birisi oldu. Hz. Ömer, dul kalan kızı Hz. Hafsa�yı alması için Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman�a teklif etti ise de olumlu cevap alamadı. Durumu öğrenen Resulullah efendimiz, çok sevdiği üç arkadaşının üzüntülerini giderip onları sevindirmek için, (Ya Ömer, kızını, bu ikisinden daha iyisi ile evlendireyim) buyurdu Hz. Ömer şaşırdı. Zira onlardan daha iyisinin olmadığını biliyordu. (Ya Ömer kızınla ben evleneyim) buyurdu. Beni Mustalak kabilesinden alınan yüzlerce esir arasında, Cüveyriyye, kabilenin reisi Haris�in kızı idi. Bunu satın alıp azat ederek, kendilerine nikah edince, Eshab-ı kiramın hepsi, (Resulullahın ailesinin, annemizin akrabasını hizmetçi olarak kullanmaktan haya ederiz) dedi. Hepsi, esirlerini azat etti. Bu nikah, yüzlerce esirin azat olmasına sebep oldu. İnsafı olana da, bu üç misal, elbette yetişir. İkinci bir husus, her bakımdan, insanların en üstünü olduğu halde, sadece birkaç yıl dokuz ailesi ile yaşamıştı. O zamanlar, zaten hep savaşlarla uğraşıyor, evinde az kalıyordu. Genç kızlarla evlenme imkanı olduğu halde evlenmemişti. Savaşlarda, Ona canlarını feda eden o aslanlar, kızlarını Ona vermezler mi idi? Ama O, istemedi. Resulullah efendimiz, halasının kızı Zeyneb�i, evlatlığı Zeyd ile evlendirdi. Epey sonra, Hz. Zeyd, boşayacağını söyledi. (Boşama) buyurdu ise de, Allahü teâlâ, Resulünün buna mani olmamasını istedi. Hz. Zeyd boşayınca, Allahü teâlâ, Resulüne onu nikah eyledi. (Mevahib) Çok evlenmesinin önemli bir sebebi de, dini bildirmek içindi. Hicab âyeti gelip, kadınların yabancı erkeklerle oturmaları, konuşmaları yasak edilince, yabancı kadınları kabul etmedi. Hz. Âişe�den sormalarını emretti. Soranların çokluğundan, Hz.Âişe, hepsine cevap vermeye zaman bulamıyordu. Bu hizmeti kolaylaştırmak ve Hz. Âişe�nin yükünü hafifletmek için, gerektiği kadar hanımı nikah etti. Kadınlara ait yüzlerle ince bilgileri, kadınlara, mübarek hanımları yolu ile bildirdi. Hanımı bir tek olsaydı, bütün kadınların ondan sorması güç ve hatta imkansız olurdu. Bir âyet-i kerime meali: (Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6] |
| |
| | #25 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Peygamber efendimizi rüyada görmek Sual: Rüyada Peygamberimizi gören muhakkak Onu mu görmüş olur? CEVAP Rüyada Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamı hakiki şekliyle gören, muhakkak Onu görmüş olur. Çünkü şeytan Onun şekline giremez. Fakat şeytan başka şekle girip görünebilir. Resulullah efendimizi tanımayan kimsenin, bunu ayırması kolay olmaz. Bazı âlimler de, (Peygamber efendimizi değişik şekilde görmek, yine Onu görmek olur. Fakat bu, o kişinin dindeki noksanlığına alamettir. Peygamber efendimizi rüyada gerçek şekliyle gören ve mümin olarak ölen herkes Cennete gider) buyurmuşlardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Ben her surette görünürüm.) [Deylemi] (Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez. Ebu Bekri Sıddıkı gören de, gerçekten onu görmüştür. Şeytan onun da suretine giremez.) [Hatib] (Beni rüyada gören, uyanıkken görmüş gibidir.) [İbni Mace] (Beni rüyada gören, Cehenneme girmez.) [İbni Asakir] Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: İbni Sirin'e göre, rüyayı gören, Resulullahı vefatı zamanında bulunduğu şekil üzere görmüşse hakikaten onu görmüş demektir. İbni Arabi hazretleri gibi bazı âlimler ise, (Resulullahı hayatta bulunduğu şekilde görmek şart değildir) dedi. Resulullahı bilinen sıfatları üzere görmek, bizzat Peygamber efendimizi görmektir. Bilinen sıfatlardan başka şekilde görmek, Resulullahın misalini idrak etmektir. Peygamberlerin cesetleri yer değiştiremez. Bundan dolayı Peygamber efendimizi bulunduğu surette görmek, Onun hakikatini idrak etmektir. Vasıflarından başka bir şekilde görmek ise, misalini idrak etmektir. Kadi İyad'a göre, Resulullahı bilinen sıfatından başka bir şekilde görenin rüyası tevile, tabire muhtaçtır. İmam-ı Nevevi ise, (sahih olan rüyayı gören her iki surette de Resulullahı hakikaten görmüştür. İster bilinen sıfatı üzere, isterse bilinen sıfatından başka bir surette görsün) dedi. Resulullahın gençlik, orta yaşlılığı ve ihtiyarlık zamanlarında ve ömrünün sonunda olan bilinen suret ve sıfatlarından birisi üzerine görülen rüya tabire muhtaç değildir. Eğer bunlardan birisine benzemiyorsa, tabire muhtaç olur. Bunun için bazı tabircilere göre, bir kimse, Resulullahı yaşlı görse, selamete erişmeye; genç görse, bu kimsenin iyi hâlli oluşuna, şöhrete erişmesine ve onun düşmanına galip gelmesine delalet eder. Tebessüm ettiğini görse, rüya sahibinin sünnet-i seniyeye uyduğuna delalet eder. Resulullahı kızgın bir şekilde görmek, o kimsenin hâlinin kötü olmasına delalet eder. Güzel bir surette görmek, rüya sahibinin dince güzelliğine, mübarek bedeninde noksanlık görmek, rüyayı görenin noksanlığına delalet eder. Çünkü Resulullah gayet parlak bir ayna gibidir ki, o aynaya bakan kendi şeklini görür. Resulullahı böyle uygun şekillerde görmekte büyük faydalar vardır. Çünkü Resulullahı bu durumda görmekle rüyayı görenin durumu bilinir ve gafletten uyanır. Diğer peygamberleri de rüyada görmek böyledir. Çünkü şeytan, peygamberlerin ve melaikenin suretine giremez. Rüyada Resulullahı görenin durumu iyi ve gönlü şen olur. Eğer o kimse üzüntülü ve kederli ise, üzüntü ve kederinden kurtulur veya hapis ise hapisten çıkar. Resulullahı görenler, muhasara altında veya kıtlık içinde iseler onlar bu gibi durumlardan kurtulur ve mazlum iseler zafere kavuşurlar. Eğer korku hâlinde iseler emin olurlar. Resul-i ekremin kendisine teveccüh gösterdiğini veya bir şey öğrettiğini yahut namazında ona iktida ettiğini yahut Resulullahın güzel bir şey yedirdiğini veya layık bir elbise giydirdiğini, veya ona hayırlı dua ettiğini gören, iyilikle emreden ve kötülükten nehyeden kişi olur. Rüyayı gören âlim ise, ilmi ile amel eder. Abid ise, feyze kavuşur. Günahkâr ise, tevbe eder, kâfir ise, hidayete erer. Rüya sahibi korku içinde ise, düşmanlarından emin olur. Kendisine şefaat edilir. Çünkü Resulullah efendimiz şefaat sahibidir. Rüyada Resulullahı görmek, sözünde doğru ve vaadinde durmaya delalet eder. Bazen de büyük bir makama nail olur. Rüya sahibi yolcu ise ve kuraklık çekiliyorsa, yağmurun yağmasına delalet eder. Çünkü su bulunmayan yerde, Resulullahın mübarek parmakları arasından su akmış idi. Resulullah bir yerde rengi değişmiş veya bir a'zası noksan görülürse, bu rüya o yerde dinin zayıflamasına ve bid'atin meydana çıkmasına delalet eder. Resulullahın üzerinde eski elbise görmenin tabiri de böyledir. Resulullahın vefat ettiğini görenin kendi akrabasından şerefli bir zatın vefatına delalet eder. Eğer Resul-i ekremin bir yerde cenazesini görse, orada büyük bir musibet olur. Resulullahın, kendisine dünya malından veya yiyecek ve içecek bir şey verdiğini gören, verilen şeyin şerefi nispetince erişeceği bir hayra delalet eder. Bir kimse rüyada onun mübarek elbiselerinden birini giyse veya Peygamber efendimiz kendisine elbisesini verse, o kimse mülke erişir. Fakir ise, zengin olur, bekârsa evlenir. Resulullahın sürme çektiğini gören, dininde salih olur. Onun çok güzel olduğunu görmek, rüya sahibinin çok dindar olduğuna delalet eder. Resulullahı buğday benizli gören, heva ve hevesi terk eder, tevbe etmeyi tercih eder. Beyaz tenli olduğunu gören, Allah�a tevbe eder. Güzel amel yapar ve yolunu düzeltir. Resulullahın sakal-ı şeriflerinin siyah olduğunu ve beyazlık bulunmadığını gören, sevinç ve büyük bir ucuzluğa kavuşur. Sakalına aklık karıştığını görenin kuvvetli oluşuna ve düşmanına galip gelmesine delalet eder. Resul-i ekremi kendi mescidinde veya harem-i saadetinde gören, kuvvet, izzet ve yüceliğe erişir. Resulullahın kabri şerifini gören, zengin olur, hapis ise kurtulur. Kabr-i şerifi ziyaret ettiğini gören, büyük bir mala erişir. Resulullahın peşinden yürüdüğünü görenin, sünnete uyduğuna delalet eder. Resulullahı ayakkabısız görse, rüya sahibinin cemaatla namazı terk ettiğinden, ona, cemaatla namaz kılması için emrettiğine delalet eder. Resulullahın mestlerini giydiğini görmesi, Resulullahın o kimseye Allah yolunda cihad yapması için emrettiğine delalet eder. Resulullah ile müsafeha yaptığını görenin sünnet-i Resulullaha uyduğuna delalet eder. Resulullah kendisine rüyada hurma ve bal gibi güzel ve hoş bir şey ikram etse, Kur'an-ı kerimi ezberler ve ona verilen şey miktarınca ilim elde eder. Peygamber efendimizin hutbe okuduğunu gören, iyilikle emir ve kötülükten nehyeder. Resulullahın kendisine bir şey verdiğini gören kimse, ilme nail ve hakka tâbi olur. Resulullahın kendisine verdiği şeyi almadığını görse, o kimse bid'at işler. Resulullahı uzun boylu bir delikanlı suretinde görmek, insanlar içinde çıkacak fitneye delalet eder. Resul-i ekremi yaşlı bir şekilde görse, insanların afiyette olmalarına delalet eder. Resulullahın kendisine kızdığını veya kendisiyle mücadele ettiğini veya sesini onun sesinden daha fazla yükselttiğini görenin, dinde çıkaracağı bir bid'ate delalet eder. Resulullahın herhangi bir yerde vefat ettiğini gören, o sene orada vefat eder. Peygamber efendimizi rüyada görmek için Peygamber efendimizi rüyada hakiki şekliyle görebilmek için düzgün itikada sahip olmak, ibadetleri yapıp haramlardan kaçmak ve çok salevat-ı şerife getirmek lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Âyet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, öteki Cumaya varmadan beni rüyada görür.) [Şir'a] Hz.Ömer, (Bir mümin, Abher namazını kılıp da Resulullahı rüyasında görmezse, ben Ömer değilim. Yemin ederim ki, Allahü teâlâ, bu namazı kılanın işini görür, dilediğini verir, günahı ne kadar çok olsa da, hepsini affeder, ölürken susamaz, kabrine çiçekler döşenir. Kabrinden kalkarken de, başına keramet tacı konur) buyurdu. Hz. Ali de, (Resulullahı görmek istediğim zaman, Abher namazını kılarım) buyurdu. Abher namazı, 4 rekatlık nafile bir namazdır. İkinci rekatta, oturulunca Ettehiyyatüden sonra salli barik okunur. Her rekatta bir Fatiha, on defa Kadir suresi okunur. Sonra rükudan önce, 15 defa Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber tesbihi okunur, sonra rükuya varılır, rükuda 3 defa Sübhane rabbiyel azim dendikten sonra 3 defa yukarıdaki tesbih okunur. Sonra doğrulup, kavmede, yani ayakta iken aynı tesbih 3 defa daha okunur. Secdeye varılır, 3 Sübhane Rabbiyel a'ladan sonra, aynı tesbih 5 defa okunur. Daha sonra ikinci secdeye gidilir. İki secde arasında tesbih okunmaz. Diğer 3 rekat da böyle tamamlanır. Selamdan sonra konuşmadan Kadir suresi on defa okunur. Sonra aynı tesbih 33 defa okunup Cezallahü Muhammeden anna ma hüve ehlühü denir. Resulullah efendimizi rüyada gören müslüman, ölene kadar o hâlini muhafaza ederse Cennetliktir. |
| |
| | #26 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Resulullah efendimizin isimleri Sual: Peygamber efendimizin çok isminin olduğunu duydum, bunlar nelerdir? (Manalarıyla beraber yazarsanız memnun olurum.) CEVAP Muhammed aleyhisselam efendimizin 400�e yakın ismi Mevahib-i ledünniyye'de vardır. Bunlardan bir kısmının manası alfabetik olarak kısaca şöyle: Abdullah: Allah�ın kulu. Âbid: Kulluk eden, ibadet eden. Âdil: Adaletli, doğru, doğruluktan, haktan ayrılmayan. Ahmed: En çok övülmüş, sevilmiş. Ahsen: En güzel. Alî: Çok yüce. Âlim: Bilgin, bilen. Allâme: Çok bilgili. Âmil: İşleyici; iş ve hareket adamı. Aziz: Çok yüce, çok şerefli. Beşîr: Müjdeleyici. Burhan: Sağlam delil. Cebbâr: Kahredici, galip. Cevâd: Cömert. Ecved: En iyi, en cömert. Ekrem: En şerefli. Emin: Doğru ve güvenilir. Fadlullah: Allah�ın ihsanı, fazlı. Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran. Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran. Gâlip: Hâkim ve üstün. Gani: Zengin. Habib: Sevgili, çok sevilen. Hâdî: Doğru yola götüren. Hâfiz: Muhafaza edici. Halîl: Dost. Halîm: Yumuşak huylu. Hâlis: Saf, temiz. Hâmid: Hamd edici, övücü. Hammâd: Çok hamd eden. Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan. Kamer: Ay. Kayyim: Görüp gözeten. Kerîm: Çok cömert, çok şerefli. Mâcid: Yüce ve şerefli. Mahmûd: Övülen. Mansûr: Zafere kavuşmuş. Masûm: Suçsuz, günahsız. Medenî: Şehirli, bilgili ve görgülü. Mehdî: Hidâyet eden, doğru yola ileten. Mekkî: Mekkeli. Merhûm: Rahmetle bezenmiş. Mes'ud: Mutlu. Metîn: Sağlam, özü ve sözü doğru, itimat edilir. Muallim: Öğretici. Muhammed: Yerde ve gökte çok övülen. Muktefâ: Peşinden gidilen. Muslih: Islah edici ve düzene koyucu. Mustafa: Çok arınmış. Mutî: Hakka itaat eden. Mu'tî: Veren, ihsan eden. Muzaffer: Zafer kazanan, üstün. Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli, feyzli. Müctebâ: Seçilmiş. Mükerrem: Şerefli, yüce, aziz, hürmet ve tâzime erişmiş. Müktefî: İktifâ eden. Münîr: Nurlandıran, aydınlatan. Mürsel: Elçilikle gönderilmiş. Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş. Müstakîm: Doğru yolda olan. Müşâvir: Kendisine danışılan. Nakî: Çok temiz. Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini. Nâsih: Öğüt veren. Nâtık: Konuşan, nutuk veren. Nebî: Peygamber. Neciyyullah: Allah�ın sırdaşı. Necm: Yıldız. Nesîb: Asîl, temiz soydan gelen. Nezîr: Uyarıcı, korkutucu. Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk. Nûr: Işık, aydınlık. Râfi: Yükselten. Ragıb: Rağbet eden, isteyen. Rahîm: Müminleri çok seven, acıyan. Râzî: Kabul eden, hoşnut olan. Resûl: Elçi. Reşîd: Akıllı, olgun, iyi yola götürücü. Saîd: Mutlu. Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan. Sadullah: Allah�ın mübarek kulu. Sâdık: Doğru olan, gerçekçi. Saffet: Arınmış, seçkin. Sâhib: Mâlik, arkadaş; sohbet edici. Sâlih: İyi ve güzel huylu. Selâm: Noksan ve ayıptan emin. Seyfullah: Allah�ın kılıcı. Seyyid: Efendi. Şâfi: Şefaat edici. Şâkir: Şükredici. Şems: Güneş. Tâhâ: Kur'an-ı kerimdeki rümuz ismi. Tâhir: Çok temiz. Takî: Haramlardan kaçınan. Tayyib: Helâl, temiz, güzel, hoş. Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri. Vâiz: Nasihat eden. Vâsıl: Kulu Rabbine ulaştıran. Velî: Veli, sahip, dost. Yasîn: Gerçek insan, insan-ı kâmil. Zâhid: Masivadan yüz çeviren. Zâkir: Allah�ı çok anan. Zeki: Temiz, akıllı. |
| |
| | #27 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Vedâ Hutbesi Hamd, Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder, Ondan bağışlanmak diler ve Ona tevbe ederiz. Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allahü teâlâya sığınırız. Allahü teâlânın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed [aleyhisselam] Onun kulu ve resulüdür. Ey Allah�ın kulları! Size, Allahü teâlâdan korkmanızı ve Ona itaat etmenizi vasiyet ederim. Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamıyacağım. Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz [Mekke] nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da böyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur. Eshabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bu günkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp de birbirinizin boynunu vurmayın! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur. Eshabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın. Allahü teâlânın emriyle, faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü, ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib�in oğlu Abbas�ın faizidir. Eshabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib�in torunu İyas bin Rebîa�nın kan davasıdır. Ey insanlar! Harp edebilmek için haram ayların yerlerini değiştirmek, küfürde çok ileri gitmektir. Bu, kâfirlerin kendisiyle dalâlete düşürüldükleri bir şeydir. Bir sene, helal olarak kabul ettikleri bir ayı, öbür sene haram olarak ilan ederler. Cenab-ı Hakk�ın helal ve haram kıldıklarının sayısına uydurmak için bunu yaparlar. Onlar, Allahü teâlânın haram kıldığını helal, helal kıldığını da haram ederler. Elbette zaman, Allahü teâlânın yarattığı gündeki şekil ve nizamına dönmüştür. Ey insanlar! Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurma gücünü ebediyen kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, bu onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakının! Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahü teâlâdan korkmanızı vasiyet ederim. Siz, kadınları, Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allahü teâlâ adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız; onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları bundan sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları vardır. Meşru bir şekilde, meşru örf ve âdete göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir. Size öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldıkça yanlış yola sapmazsınız. 0 da, Allah'ın Kitabı ve Resulünün Sünneti'dir. Ey müminler! Sözümü iyi dinleyin ve iyi muhafaza edin! Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun. Eshabım! Nefsinize (kendinize) de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey insanlar! Allahü teâlâ her hak sahibine hakkını vermiştir. Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem�in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası çok olan Müslümandır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. Sakat siyah bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyin ve itaat edin. Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz. Ey insanlar! Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmamalısınız: 1- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın. 2- Allah'ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmeyin. 3- Zina etmeyin. 4- Hırsızlık yapmayın. Lâ ilahe illallah Muhammedün resulullah deyinceye, [yani Müslüman oluncaya] kadar insanlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allahü teâlâya aittir. Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? Eshab-ı kiram; �Allahü teâlânın dinini tebliğ ettin. Vazifeni yerine getirdin. Bize vasiyet ve nasihatte bulundun, diye şehadet ederiz� dediler. Bunun üzerine Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, mübarek şehadet parmağını kaldırarak cemaat üzerine çevirip indirdiler ve; �Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab!� dediler. |
| |
| | #28 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Resulullah efendimizin vefatı Sual: Peygamber efendimizin vefatı nasıl oldu, bir vasiyette bulundu mu? CEVAP Resulullah efendimizin, hicretin onbirinci yılı, Safer ayının yirmi yedinci günü, mübarek başı ağrımaya başladı. Kendisinden sonra, Ebu Bekri Sıddıkın halife seçilmesi için, vasiyet yazdıracağını bildirip kalem getirilmesini emir buyurdu. Hz. Abdurrahman emirlerini yapmaya giderken (Sonra getirirsin, şimdi dursun!) buyurdu ve mescid-i âlem minbere çıkıp Eshabına nasihat verdi ve helalleşti. Sonra, Ebu Bekri Sıddıkın üstünlüğünü, kıymetini, kendisinden çok hoşnut olduğunu bildirdi. Birkaç gün sonra hastalık arttı. Ensar-ı kiram, çok üzüldü. Hz. Abbas�ın oğlu Fadl ile Hz. Ali bu hâli Resulullah efendimize haber verdi. Merhamet buyurarak, sıkıntıya katlanıp ve bu ikisinin koltuğuna girip tekrar mescid-i şerife gelip minbere çıktı. Ensara dönüp buyurdu ki: (Ey Eshabım! Benim ölümümü düşünüp telaş ediyorsunuz. Hiçbir peygamber, ümmeti arasında sonsuz kaldı mı ki, ben de sizin aranızda sonsuz kalayım? Biliniz ki, ben Rabbime kavuşacağım. Size nasihatim olsun ki, Muhacirin büyüklerine saygı gösterin!) Sonra (Ey Muhacirler! Size de vasiyetim şudur ki, ensara iyilik edin! Onlar size iyilik etti. Evlerinde barındırdı. Geçinmeleri sıkıntılı olduğu halde, sizi kendilerinden üstün tuttular. Mallarına sizi ortak ettiler. Her kim, Ensar üzerine hakim olur ise, onları gözetsin, kusur edenleri olursa affetsin. Allahü teâlâ, bir kulunu dünyada kalmak ile, Rabbine kavuşmak arasında serbest bıraktı. O kul, Rabbine kavuşmak istedi) buyurdu. Ebu Bekri Sıddık, bu sözün ne demek olduğunu anlayıp, canımız sana feda olsun ya Resulallah! diyerek ağladı. Resul-i ekrem ona, sabır ve katlanmak lazım geldiğini emretti. Mübarek gözlerinden yaş akıyordu. (Ey Eshabım! Din-i İslam yolunda sıdk ve ihlas ile malını feda eden Ebu Bekir�den çok razıyım. Ahiret yolunda arkadaş edinmek elde olsaydı, onu seçerdim) buyurdu. Yine lütuf ederek söze başlayıp buyurdu ki: (Ey muhacirler ve ey Ensar! Vakti belli olan bir şeye kavuşmak için acele etmenin faydası yoktur. Allahü teâlâ, hiçbir kulu için acele etmez. Bir kimse Allahü teâlânın kaza ve kaderini değiştirmeye, iradesinden üstün olmaya kalkışırsa, onu kahr ve perişan eder. Allahü teâlâya hile etmek, Onu aldatmak isteyenin işleri bozulup, kendi aldanır. Cennete girmek, bana kavuşmak isteyen, boş yere konuşmasın. Ey Müslümanlar! Kâfir olmak, günah işlemek, nimetin değişmesine, rızkın azalmasına sebep olur. Eğer insanlar, Allahü teâlânın emirlerine itaat ederse, hükümet başkanları, amirleri, valileri onlara merhamet ve şefkat eder. Fısk, fücur, taşkınlık yapar, günah işlerlerse, merhametli başkanlara kavuşamazlar. Benim hayatım, sizin için hayırlı olduğu gibi, ölümüm de hayırlıdır ve rahmettir. Eğer birini haksız yere dövmüşsem veya birine fena bir söz söylemiş isem, bana aynı şeyi yaparak hakkını alsın, birinizden haksız bir şey almışsam, geri istesin helalleşelim. Çünkü, dünya cezası, ahiret cezasından pek hafiftir. Buna katlanmak daha kolaydır.) Resulullahın ölüm hastalığı Hastalık zamanında, ezan okundukça, mescid-i şerife çıkar ve imam olup, cemaat ile namaz kılardı. Vefatına üç gün kala, hastalığı ağırlaştı. Artık mescide çıkamadığından (Ebu Bekre söyleyin Eshabıma namaz kıldırsın) buyurdu. Ebu Bekri Sıddık, Resulullahın hayatında müslümanlara imam olarak, 17 vakit namaz kıldırdı. Cenaze işlerini Hz. Ali�nin yapmasını emir buyurdu. Resulullahın hastalığı ağırlaştı. Pazartesi günü Eshab-ı kiram, mescid-i şerifte saf saf olup Ebu Bekri Sıddıkın arkasında sabah namazını kılarlar iken, Fahr-i âlem mescide geldi. Kendi de Hz. Ebu Bekir�e uyup, arkasında namaz kıldı. O gün öğleden önce, Cebrail aleyhisselam, Azrail aleyhisselamla birlikte kapıya gelip içeri girdi. Azrail aleyhisselamın girmek için izin beklediğini söyledi. Resulullah efendimiz izin verdi. Azrail aleyhisselam içeri girip selam verdi. Allahü teâlânın emrini bildirdi. Resul-i ekrem, Hz.Cebrail�in yüzüne baktı. O da, (Ya Resulallah! Mele-i ala sizi bekliyor) dedi. Bunun üzerine (Ya Azrail! Gel, vazifeni yap) buyurdu. O da, mübarek ruhunu alıp, ala-yı illiyyine ulaştırdı. Resul-i ekremde mevt alametleri görünce, Ümm-i Eymen hazretleri, oğlu Üsame�ye haber gönderdi. Üsame ve Ömer Faruk ve Ebu Ubeyde bu acı haberi alınca, ordudan ayrılıp, Mescid-i Nebeviye geldiler. Hz. Âişe ve diğer hatunlar, ağlayınca, mescid-i şerifteki Eshab-ı kiram şaşırdı. Ne olduklarını anlayamadılar. Beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Hz. Osman�ın dili tutuldu. Hz. Ebu Bekir, o anda evinde idi. Koşarak geldi. Hemen, hücre-i saadete girdi. Fahr-i âlemin yüzünü açtı, mübarek yüzü ve her yeri latif, nazif olarak, nur gibi parlıyordu. (Mematın da, hayatın gibi ne güzel ya Resulallah!) diyerek, öptü. Çok ağladı. Mescide geldi. Şaşırmış olan Eshab-ı kirama nasihat verip, ortalığı düzene koydu. Resulullah vefat edince, Eshab-ı kiramın hepsi bu derin üzüntü ile ne yapacağını şaşırdı. Üzerlerine çöken acıdan, dehşetten, kiminin dili tutuldu kimisi yerinden kalkamaz, sokağa çıkamaz oldu. Hz. Ali de, ayrılık ateşinden ne yapacağını şaşırmıştı. Hz. Ömer şaşkınlıktan eline kılıç alıp, (Kim Resulullah öldü derse, boynunu vururum) diyerek sokak sokak dolaşmıştı. Kötü niyetli olan münafıklar bu kargaşalıktan istifadeye kalkmıştı. Bu karışık hâli gören Ebu Bekri Sıddık mescide gidip, minbere çıkarak, (Ey Resulullahın Eshabı! Biz Allahü teâlâya kulluk ediyoruz. O hep diridir. Hiç ölmez. Hiçbir zaman yok olmaz. Zümer suresinin (Ey sevgili Peygamberim! Bir gün gelecek, sen elbette öleceksin. Onlar da elbette ölecektir) mealindeki otuzuncu âyetini okudu. Allahü teâlânın haber verdiği gibi, Resulullah efendimiz vefat etmiştir) dedi. Böyle tesirli sözlerle nasihat etti. Eshab-ı kiramın şaşkınlıkları gidip, akılları başlarına geldi. Hatta Hz. Ömer, bu âyet-i kerimeyi işitince (Bu âyet, öyle hatırımdan çıkmıştı ki, yeni nazil oldu sandım) buyurmuştur. Hz. Ebu Bekir, münafıkların bir fesat çıkarmak üzere olduklarını, bir münafığı halife seçmek için toplandıklarını sezerek, cenaze işlerini Hz. Ali�ye bırakıp, halife seçmeyi görüşen Eshab-ı kiramın yanlarına gitti. Görüşme sonunda, oradakilerin hepsi, Hz. Ebu Bekri halife seçti. Resulullahın vefatının ikinci günü, Hz. Ali de mescide gelerek Hz. Ebu Bekir�e biat eyledi. Hz. Ebu Bekir, sözbirliği ile halife yapıldı. Hz. Ebu Bekir, halife seçilince, ertesi günü, mescide gelip, minbere çıkıp buyurdu ki: (Ey müslümanlar! Sizin üzerinize vali ve emir oldum. Halbuki, sizin en iyiniz değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardım edin. Kötü iş yaparsam, bana doğru yolu gösterin! Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. Sizin zayıfınız, bence çok kıymetlidir. Onun hakkını kurtarırım. Kuvvetine güvenen ise, bence zayıftır. Çünkü, ondan, başkasının hakkını alırım. Hiçbiriniz cihadı terk etmesin, cihadı terk edenler zelil olur. Ben Allah�a ve Resulüne asi olur, doğru yoldan saparsam, sizin de bana itaat etmeniz gerekmez. Kalkın, namaz kılalım! Allahü teâlâ hepinize iyilik versin!) [H.S. Vesikaları] |
| |
| | #29 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Peygamberlik iddiası zındıklıktır Sual: Peygamber efendimiz, ahir zaman peygamberi olduğuna ve ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, nasıl oluyor da, Amerika�da Mısırlı R.Halife, Pakistan�da A.Kadıyani, İran�da Bahaullah, Türkiye�de birkaç kişi için peygamber deniyor? CEVAP Peygamber denilen kimselerin, Müslümanlıkla hiç alakaları yoktur. Çünkü Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Muhammed, Allah�ın resulü ve Hatem-ün-nebiyyindir [nebilerin sonuncusudur].) [Ahzab 40] Eğer, (Hatem-ün-nebiyyin) değil de, (Hatem-ür-rüsul) denseydi, kötü maksatlılar, (Resul gelmez, ama nebi gelir) derlerdi. Bunun için, (Hatem-ün-nebiyyin) denmiştir. Artık bir zındık, (Nebi gelmez, ama resul gelir) dese de, bir kıymeti yoktur. Çünkü, resullük makamında nebilik makamı da vardır. Yani her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Yeni bir şeriat getiren peygambere (Resul) denir. Yeni din getirmeyip, insanları önceki dine davet eden peygamberlere (Nebi) denir. Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, dine davette resul ile nebi arasında bir ayrılık yoktur. Resul ile nebi eşanlamlıdır. Bunun için, Peygamber efendimize, resul de, nebi de denmiştir. Mesela nebi geçen bir âyet-i kerime meali: (Allah ve melekleri, Nebi�ye çok salevat getirir. Ey müminler, siz de ona salevat getirin!) [Ahzab 56] Nebi de, resul de gelmez Demek ki, resul olan bir peygamber, aynı zamanda nebidir. (Nebi gelmez) demek, resul de gelmez demektir. Peygamber efendimiz de, kendisinin, Hatem-ün-nebiyyin veya Hatem-ül-enbiya olduğunu bildirmiştir. (Buhari) Allahü teâlâ, Resulüne, (Sana indirdiğim Kur�an-ı kerimi, insanlara açıkla) buyurmaktadır. (Nahl 44) Resulullah da açıklıyor. Son peygamber ile ilgili açıklamalarından bazıları şöyledir: (Nebilik ve resullük sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] (Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed [aleyhisselam]dir.) [Hakim] (Bana has olan 5 isim vardır: Muhammed [Yerde gökte çok övülen], Ahmed [En çok övülmüş], Mahi [küfrü silen], Haşir [önce haşrolan] ve Akib [Hatem-ül-enbiya]) [Buhari] Uzun bir hadis-i şerifte ise, ahirette kendilerinden şefaat istenen bütün peygamberler, insanları Muhammed aleyhisselama göndereceklerdir. İnsanlar da, Peygamber efendimize, (Sen Allah�ın resulü ve hatem-ül-enbiya�sın, bize şefaat eyle) diyeceklerdir. (Buhari, Müslim) Mevahib-i ledünniyye�de buyuruldu ki: Resulullahın getirdiği din, diğer peygamberlerin şeriatini nesh etmiş ve kıyamete kadar devam edecektir. Bu bakımdan, Resulullahın ümmeti, diğer ümmetlerden çok olacaktır. Peygamber efendimize ait haslet çoktur. Her milletin peygamberi Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Kıyamette tebaası en çok olan Peygamber ben olurum.) [Buhari] (Bütün nebilere altı hasletle üstün kılındım. Ben bütün insanlara gönderildim. Nebiler benimle tamamlandı.) [Müslim] (Her nebi, kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise, kızıl kara her millete gönderildim.) [Buhari] İslamiyet�ten önce, zina çok olurdu. Bir kadın, bir erkek ile uzun zaman, flört edip metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. Hz. Âdem, öleceği zaman, oğlu Hz. Şit�e, (Yavrum, alnında parlayan bu nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nurudur. Bu nuru, mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyet et) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye) Her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir Mezhepsiz türediler, her gün yeni bir yorum getirerek, 14 asırdır bozulmadan gelen dinimizi dört koldan bozmaya, yıkmaya çalışıyorlar. Hadis-i şerifleri inkâr için adeta birbirleri ile yarış ediyorlar. Kimi hayzlı iken namaz kılınır, oruç tutulur diyor. Kimi cünüpken Kur�an okutuyor. Kimi de, akraba dışındaki kadınlarla yapılan zina günah değil, cinsel hizmet vermektir diyor. Kimi mehdi olduğunu ilan ediyor, R. Khalife, A.Kadıyani, Bahaullah ve daha başka zındıklar da kendilerine peygamber diyor. 19�cu Reşat Halife ve bazı zındıklar peygamberim (Resulüm) diyebilmek için, Ahzab suresinin, (O, [Muhammed aleyhisselam] Allah�ın resulü ve nebilerin sonuncusudur) [mealindeki 40. âyet için, �Nebi gelmez ama resul gelir� diyorlar. Halbuki �Nebi� gelmezse, �Resul� hiç gelmez. Çünkü nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Risalet [Resullük] makamı, nübüvetten [nebilikten] daha özel ve yüksektir. Her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Artık peygamber gelmeyeceğini âyet ve hadislerle tekrar yazalım. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Nübüvvet ve risalet sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] (Nebiler benimle son buldu.) [Müslim] (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.) [Buhari] (Ben peygamberlerin efendisiyim, hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi] (Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız "Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim] Kur�an-ı kerimde ise mealen buyuruluyor ki: (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam�ı beğendim.) [Maide 3] Allahü teâlâ, son peygamberini gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur�an-ı kerimi inkâr olur. Peygamberlere ve onlara gönderilen kitaplara inanmak, imanın şartlarındandır. Yeni bir din getiren, kendisine kitap verilen Peygambere resul dendiği gibi nebi de denir. Yani her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet edenlere nebi denir. Fussilet suresinin (Resulüm!) Sana söylenen, senden önceki resullere söylenmiş olandan başka bir şey değildir) mealindeki âyet-i kerimesi de, resullere kitap verildiğini göstermektedir. Allahü teâlâ, dinini bildiren kitap göndermedikçe ceza vermiyor. İsra suresinin (Biz resul göndermedikçe azap etmeyiz) mealindeki 15. âyet-i kerimesi de, resulün kitap getiren peygamber olduğunu bildirmektedir. Peygamber Farsçadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Nebilik resullük makamı içindedir, nebi gelmezse, resul hiç gelmez. Sapıkların dediği gibi, resullük nebilik makamı içinde değildir. Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 64. âyeti, Peygamber sayısının Kur�an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Nebiler 124 bin, resuller ise 313�tür.) [Hakim] Kur�an-ı kerimde bir resul için, o bir nebi idi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Resulullah olan Peygamber efendimizin de nebi olduğu birçok âyette geçiyor. Ankebut suresinin, (İshak ve Yakub�u ona bağışladık. Nebiliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilenler yani resuller de vardır. Kendilerine kitap verilen resullerden bazıları şunlardır: Hz. Nuh resul ve nebi idi. (Şuara 107, Araf 61) Hz. İbrahim, resul ve nebi idi. (A. İmran 84, Meryem 41) Hz. Musa, resul ve nebi idi. (Meryem 51, Araf 104, Zuhruf 46) Hz. İsa, resul ve nebi idi. (Nisa 157, Maide 75) Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Şuayb resul idi. (Şuara 125, 143, 162, 178) Nebilere örnek: Hz. Harun nebi idi. (Nisa 163, Meryem 53) [Hz. Musa zamanında ona nebilik verildi, Museviliği tebliğ etti.] Hz. Yahya nebi idi. (A. İmran 39) [ Hz. İsa zamanında İseviliği tebliğ etti.] Resul, elçi, haberci anlamında da kullanılır. Melekten veya peygamber olmayan insanlardan da resul olur. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah meleklerden de resuller [elçiler] seçer, insanlardan da.) [Hac 75] (Gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki resullerimiz [elçilerimiz yani hafaza melekleri de] yazmaktadır.) [Zuhruf 80] (Birinize ölüm gelince, resullerimiz [elçilerimiz yani görevli melekler] onun canını alır.) [Enam 61] (Melekler dediler ki: Ey Lut, Biz Rabbinin resulleriyiz [yani elçileriyiz].) [Hud 81] (O , Kur�an, itibarlı bir resulün [elçinin yani Cebrail�in] getirdiği sözdür.) [Tekvir 19] (Melikin elçisi Yusuf�a geldiği zaman...) [Yusuf 50] ([Melike Belkıs dedi ki] hediyelerle gönderdiğim mürseller [elçiler] ne ile dönecek.) [Neml 35] Âlemlere rahmet olan zat 19�cu diyor ki: Allah�ın elçisi olan Reşat Halife ile Muhammed arasında ayrım yapmak Kur�ana aykırıdır. Muhammed, diğer elçilerden üstün olmadığı gibi, Reşat Halife�den de üstün değildir. Çünkü Kur�anda, (Resuller arasında ayrım yapmayız) deniyor. (Bekara 285) CEVAP Kur�an-ı kerimde (Muhammed aleyhisselam Allah�ın resulü ve nebilerin sonuncusudur) diye bildiriliyor. (Ahzab 40) Hadis-i şerifte de, (Nebilik ve resullük sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur) buyuruldu. (Tirmizi) Reşat Halife�nin Kur�an ve Sünnete rağmen, resul [elçi] olduğuna delil nedir? (Resuller arasında ayrım yapmayız) âyeti, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demektir. Çünkü Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253] (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55] Demek ki, Resullerin de, nebilerin de birbirinden üstün olanları vardır. Her peygamber kendi milletine geldi, fakat Muhammed aleyhisselam bütün alemlere [insanlara, cinlere] geldi: (Alemlere [Cin ve insanlara ilâhi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olsun diye Furkanı [Kur�anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah�ın şanı] ne yücedir.) [Furkan 1] (De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158] (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] 19�cuların Resulullaha hakaret ettikleri gibi, müşrikler de mecnun demişlerdi: (Habibim, Rabbinin verdiği nimetlerle sen mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4] Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfir olur) buyuruldu. (Hatib) Bizim Peygamberimiz âlemlere rahmet olarak gönderildi. Sizin elçiniz Reşat Halife, ne olarak gönderildi? Benim görüşüm senet olmaz ama, nasıl şeytan insanları saptırmak için gönderilmişse, Reşat Halife de fitne olarak gönderildi. Sual: Reşat Halife�ye peygamber diyen bir genç diyor ki: �Din kitapları, Hz. Muhammedin her peygamberden üstün olduğunu yazsa da, bu Kur�ana aykırıdır. Peygamberlerden biri diğerinden üstün değildir. İşte âyetler: Bekara (2/136) Nebilerin hiç biri arasında ayrım yapmayız. Bekara (2/285) Elçilerin hiç birisi arasında ayırım yapmayız. Nisa (4/152) Elçiler arasında hiçbir ayrım yapmayanların ödülleri elbette verilecektir. Enam (6/50) De ki: Allah�ın hazineleri benim yanımda demiyorum, gaybı da bilmem, melek de değilim. Bu âyetler varken bir elçi diğerinden üstündür diyemem. Bana göre, Reşat Halife en üstündür ama âyetler buna engeldir.� Bu gencin dediği doğru mudur? CEVAP Tamamen yanlıştır. Muhammed aleyhisselamdan sonra artık peygamber gelmeyeceği âyet ve hadis-i şeriflerle sabittir. Genç, Resulullah efendimizi öven hiçbir âyeti almamış. (Resuller arasında ayrım yapmayız) âyeti, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demektir. Çünkü Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253] (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55] 19 cu bu âyetleri yazmamakla hakkı gizleyemez. Her resul, kendi milletine geldi, ama Resulullah bütün âlemlere [insan ve cinlere] geldi. Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir. Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180) (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Hangi elçi âlemlere rahmet olarak gönderildi? Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahluklar içindir. Hatta kâfirler bile faydalanır. Nitekim (Sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onlara [kâfirlere] azap etmez) buyuruluyor. (Enfal 33) (De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158] (Her elçi bir millete gelmiş iken Muhammed aleyhisselam bütün insanlara gelmiştir.) (Âlemlere [Cin ve insanlara ilâhi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur�anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah�ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28] (Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4] (En büyük ahlak sahibi başka Nebi var mı?) (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Razı olana kadar nimet verecek. Başka hangi Peygambere bu nimetler veriliyor?) (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] (Başka hangi Peygambere bu makam veriliyor?) Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün getirdiği dinin ve kendisinin en üstün olduğunu göstermektedir. |
| |
| | #30 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,808
| Nebi ve Resul nedir Sual: Bazıları hocalarını Resul yani Peygamber olarak gösterebilmek için, �Kitap gönderilen peygambere Nebi, Kitap gönderilmeyen peygambere Resul denir� diyorlar. Peygamberlik son bulmadı mı? Bizim Peygamberimiz son Peygamber değil mi? CEVAP Müslümanlıkla ilgisi olmayan böyle iddialar, dinimizi içten yıkmak isteyen din düşmanlarının taktik ve hilelerindendir. Bunlar, Yalnız Kur�an diyerek, âyetleri kendi kafalarına göre yorumlayıp, Resulullahın açıklamalarına hiç itibar etmezler. Hadis-i şeriflerin hepsine de uydurma derler. Kitap gönderilen peygambere Resul denir. Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Her resul, nebidir; fakat her nebi resul değildir. Peygamber Fars�çadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Kur�an-ı kerimin bir çok yerinde Peygamber efendimize Resul deniyor, bazen Nebi diye de geçiyor. Nebi denmesi Resul olmasına mani değildir. Yani bir resule nebi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Genel kurmay başkanına bazen general, subay veya asker denmesine benzer. Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, Allahü teâlânın dinine çağırmakta, Resul ile Nebi arasında bir ayrılık yoktur. Ankebut suresinin, (Ona [İbrahim�e İsmail�den sonra] İshak ve Yakub�u da bağışladık. Nebiliği ve kitapları [Tevrat�ı, İncil�i, Zebur�u, Kur'anı], onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilen resuller de vardır. (Beydavi, Medarik, Celaleyn) Kitap sahibi resullerden örnek verelim. Hz. Musa resul idi. İşte âyet-i kerime mealleri: (Musa, «Ey Firavun, elbette ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm» dedi.) [Araf 104] (Sırf bu âyet bile, onların yalanını çıkarmaya yeter. Hz. Musa�ya Tevrat indi, yani kitap gönderildi. Bunun için kendisine resul deniyor. Peygamber efendimize de kitap gönderildiği için bir çok âyette resul deniyor. Resul denilince nebi de içine girdiği için daha çok resul tabiri geçiyor. Kelime-i şehadette de Resul deniyor. Nebilik daha yüksek olsa idi o geçer idi. (Musa'yı mucizelerimizle Firavun ve topluluğuna gönderdik. Musa, "Ben âlemlerin Rabbinin resulüyüm" dedi.) [Zuhruf 46] (Bu âyette de, Hz. Musa�nın resul olduğunu açıkça bildiriyor.) Hz. Musa da, Peygamber efendimiz gibi, hem resul, hem de nebi idi. İşte âyet-i kerime meali: (Kitapta Musa'yı da an; elbette o, muhlis bir kul ve resul olan nebi idi.) [Meryem 51] Hz. İsa da, kendisine kitap gönderilen resul idi. İşte âyet-i kerime meali: (Meryem'in oğlu Mesih [İsa] ancak bir Resuldür.) [Maide 75] (�Biz, Allah'ın Resulü olan Meryem oğlu İsa'yı öldürdük" demeleri sebebiyle onları [Yahudileri] lanetledik, rahmetimizden kovduk.) [Nisa 157] Kitap sahibi resul olan Musa aleyhisselam, kardeşi Harun�un da kendisine vezir yani yardımcı olmasını istedi. İşte âyet-i kerime meali: (Ya Rabbi, ailemden kardeşim Harun�u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl!) [Taha 29-32] Allahü teâlâ, onun bu duasını kabul ederek buyuruyor ki: (Allah, �Ey Musa! İstediğin sana verildi� dedi.) [Taha 36] (Biz, Musa�ya Kitab verdik, kardeşi Harun�u da ona vezir [yardımcı] yaptık.) [Furkan 35] Kitap verilen resul olan Hz. Musa�dır. Hz. Harun ise onun veziri, yani yardımcısıdır. Yardımcısı daha üstün olur mu hiç? Hz. Musa Resul iken, Hz. Harun da nebi oldu. İşte âyet-i kerime meali: (Rahmetimizden, kardeşi Harun�u bir nebi olarak ona bağışladık.) [Meryem 53] Hz. Harun, Musa aleyhisselamın getirdiği dini, yani Museviliği tebliğ eden bir nebi idi. (Zekeriyya mihrabda namaz kılarken melekler ona, "Allah sana, Kelimullahı [İsa�yı] doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir nebi olarak Yahya'yı müjdeler" diye seslendiler.) [Al-i İmran 39] (Hz. İsa�nın kitap gönderilen bir resul olduğu yukarıdaki âyetlerde bildirildi. Hz. Yahya ise, Hz. İsa�nın getirdiği dini, yani İseviliği tebliğ eden bir nebi idi.) Bu örnekler de açıkça kendisine kitap verilen peygamberlere Resul denir. Resullerin getirdiği dini tebliğ edenlere de Nebi denir. Her resul aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimizden sonra, nebi gelmeyecektir. Bir âyet meali şöyledir: (O, Allah�ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40] Nebi gelmeyince, Resul hiç gelmez. Çünkü resullük makamı, nebilikten daha özel ve yüksektir. Bu âyetlerden sonra, bu konudaki hadis-i şerifleri bildirelim: (Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] (Nebiler benimle son buldu.) [Müslim] (Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed�dir.) [Hakim, Taberani] (Övünmek için söylemiyorum [hakikati bildiriyorum], ben mürsellerin [Nebi ve resul olarak gönderilen peygamberlerin] efendisiyim. Hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi] (Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız "Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim] (Ya Ali, Musa�nın yanında Harun nasıl idiyse, sen de, benim yanımda öylesin. Ancak, benden sonra nebi gelmeyecektir.) [Buhari, Müslim,Tirmizi, İbni Mace, İmam-ı Ahmed, Taberani] Peygamber efendimiz, sadece zamanının ve Arabistan�ın değil, kıyamete kadar bütün insanların, bütün dünyanın resulüdür. Bir âyet meali şöyledir: (Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 8] Bir hadis-i şerif meali: (Ben bütün insanlara gönderildim.) [Müslim] (Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151] (Bu âyet de kitabın nebiye değil, resule geldiğini göstermektedir.) Kur'an-ı kerimde, Resulullahın son nebi olduğu bildirildikten sonra, İslam binasının tamamlandığı şöyle açıklanıyor: (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam�ı beğendim.) [Maide 3] Allahü teâlâ, son nebi ve son resulünü gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur�an-ı kerimi inkâr olur. Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 64. âyeti, resul sayısının Kur�an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Nebiler 124 bin, resuller ise 313 tür.) [Hakim] Bu hadis-i şerif de, kitap getiren resullerin nebilere göre daha az olduğunu göstermektedir. Nebilerin çok olması, resullerin dinlerini yaymalarından dolayıdır. |
| |
| Konu Araçları | |
| |