ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Dinler Tarihi ve Sanat > Hak ve Batıl Dinler


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 16-02-2008, 16:07   #1
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 136
Varsayılan Bâtıl Dinler (Uydurma Dinler)

ADALET VE RAHMET

• 13/1/2008 - §. DİNLER TARİHİNDE HAK VE BATIL ŞERİATLER(KURUCU İLKELER)Makale-24

Kategori: Box.net - Free Online File Storage, Internet File Sharing, Online Storage, Access Documents & Files Anywhere, Backup Data, Send Files
Yazı başlığındaki söze açıklık getirerek devam edelim. Hakdin s.e.p. ikinci cildimizin konusu ağırlıkla laiklik konusuydu. Terminolojik tanımlamalarda şeriat kavramını ıstılahı anlamda değil gerçek anlamında kullandığımızı vurgulamıştık.Fıkhın ise, ıstılahı anlamda kullandığını, kurucu ilkelere değil, din, mezhep ve mevzuata bu ismi verdiğini özellikle belirtmiştik.Şeriat, vahili dinlerde vahinin kendisi ve kendini tanımlaması ve ilkelerini yoruma muhtaç bir formatta içermesidir. Vahisiz dinlerde ise yine kendince bir şeraiti vardır. Bu ya geleneğin kendisi, ya bir kahinin oluşturduğu ilkelerin bütünüdür. Mesela Bakchos dini elbette ki kendince bir felsefe taşımaktadır.İşte onun şeriatı budur.Onun hayata yansıtılmasındaki ayinler, merasimler, içki içen kadınların o gece evlerini terk ederek birlikte çırılçıplak şölen yapmaları ve davranışlarının, hayat tarzlarına yansıyan açıklama ve uygulamalarının tümü din ve mevzuatıdır.
Vahili dinlerde bu, dua ve sosyal davranış felsefeleri vahiyle bildirilen dinin felsefesi, iyi kötü tanımları v.b bütün üst ve ilk ilkelerine şeriat, bunun insan yetisi ve mizacına göre yorumlamasına din veya mezhep, davranış alanına yansıyan ahlak ve hukuki düzenlemelerine de mevzuat demiştik. Yani fıkhın ıstılahı anlamda şeriat dediği alana biz, din, mezhep ve fıkıh ve MEVZUAT demiştik.Fazlu’r Rahman tarafından yapılan değerlendirmenin de buna benzer olduğunu vurgulamıştık.Doğrusunun da bu olduğu inancındayım.Bunun için bu yazı kısmına bu başlıkla başladık.Eğilimimiz, batıl dinlere gerektiğinde vurgu yapmak, ama şeriatı açısından hak olmasına rağmen hatalı dinleşme ve adalete aykırı mevzuat oluşturulmasıyla mutlak butlan ve nisbi butlan içerir hale nasıl geldiklerinin açıklanmasına ağırlık vereceğiz.Yani, bu şriat’lerden oluşmuş dinler ve boş(batıl) dinleşmeler ile dolu inanç ve minhaçlar.Öyle ise hak nedir bilinmeli ki, batıl(boşuna çabalar, boş şeylerle oyalanmalar) iyi anlaşılsın.
TANIMLAR:
Hak dinle neyi kasdederiz? Bu Allah indindeki geçerli dindir. Öyle ise öncelikle Hak kavramına ağırlıklı olarak hangi anlamlar yüklenmiştir. Çünkü burada toplanan manaların bir kısmı Kuran ayetlerinde ”Hak” kavramının geçtiği yerlerden esinlenerek verilmiştir. Eksiği fazlası olabilir. Ama durum böyledir.Bunu Arapça sözlükten diyalektik ilmine göre inceleme yerine bu kez Osmanlıca ansiklopedik sözlükten verelim ki daha kısa olsun. Zaten bu cildin Ağınlığı kavram analizi olacağına göre, insanları şimdiden bıktırmayalım.
HAK(HAKK)(Batıl’ın zıttı).1-Doğru, gerçek. Vacip ve lazım olan. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salâhiyeti. İktidarı, bir şey üzerindeki malikiyeti.2-Dava ve iddia.3-Hakikate uygunluk.4-Geçmiş harcanmış emek, pay, hisse.5-Münasip.6-Din İslamiyet.7-Kuran.8- Vukuu vacip, geleceği şüphesiz olan.9-Kıyamet.10-Mahz-ı hakikat.11-Yapacağını yalansız yapan kimse.12-Musibet.
Öncelikle Mahz-ı hakikat deyimindeki Mahz kavramı hakkında bilgi vererek detaya girelim,
Mahz:1-Safi ve halis. Katıksız. Sırf..2-Hulus ile muhabbet.3-Ta kendisi.4-Sadece.5-Su katılmamış süt.
Mahz-ı Edep: Edebin ta kendisi Sırf terbiye ve edep.
Mahz-ı Hikem: Akıllığın ve filozofluğun ta kendisi. Hikmetlerin ta kendisi.-
Bilindiği gibi filozofluk sofistliğin zıttıdır. Sofist yalanlarla toplumun aklını çelerken, filozof hakikatin arayıcıdır. Zaten kanımca bu kavram ortadoğuda gelişerek Yunana gittiği bilindiğine göre, Filozof kavramı Sâmi dilleri kökenli muhtemelen Süryanca’dan geçmedir. Anlamını ise Fi-Lâ-Sofu kavramında aramak gerekir. Sofu ise, Ehl-i Suffa’nın zıttı olup, hakikat arayıcısı değil, ham sofu, aklını kullanmayan, ağızdan dolma tüfek gibi ağzına ne konulmuşsa onu tekrarlayan tutucu anlamına geldiği veya sofist anlamını taşıdığı için “Lâ” olumsuzluk eki getirilerek sofu olmayan, aklederek tedebbür eden tahkiki iman sahibi akıllı insanlarla isim olmuştur diye düşünmekteyim. Selam ona İbrahim de kendisine tam hidayet edilmeden önce böyle bir fityan mensubuydu.Filozof ve akıl sahibiydi.
Yine hak kavramının anlamların birisi vücubdur. Çeşitli anlamlarına girmeden şu önemli hususu vurgulayalım ki, vâcip dinin mükellefiyetleri arasında geçen ve Farza denk bir kavramdır. İkisinin de etimolojik incelemeleri bize, özel girişimin değil kamunun semirmesi gerektiğini, kimsenin ayrı gedik(su içme yeri, rızık elde etme kaynağı edinmeyip kamuya maişet karşılığı çalışmayı tavsiye eden kavramlar oldukları anlaşılır. Zaten bunun için Hakk kavramının 4. sıradaki anlamı “Geçmiş emek, haranmış emek pay hisse” almaları kavramın içinde bulunmuştur. Hatırlarsak, insana ancak çalışmasının karşılığı vardık şeklindeki Kuran ayetlerinin anlamlarından biriside herkesin helal olacak kazancı ancak canlı emeği beden gücüyle elde ettiğidir. Kullandığı vasıtanın, sermayenin, işletmenin getirdiği kazanç kendisine helal değildir. Bir farkla ki, içinden kendisinin ve bakmakla mükellef olduklarının mutedil masraflarını almak kendisine helaldir. Bunun ötesi ise kamuya (hazineye) iade edilecektir. Bunun için Resulullah bu ayetleri en iyi anlayan olarak, insanın elinin emeğini yemesinden daha helal bir şey yemediğini vurgular ve selam ona Davut peygamberi böyle yaptığı için övgüyle örnek gösterir. İşte hak kavramının bir anlamı da hisse ve payların, sermayenin ve işletmenin geriyle değil, bir kimsenin işletmesi varsa oranın kazancından kendisine helal olan şey, onun bedensel çalışması piyasada ne getiriyorsa odur. Diğerini olduğu gibi hazineye vergi olarak teslim etmesi gerekir… İşte hak olan bir din ve Allah indinde dinden dönmemiş, irtidat etmemiş, dinin içini boşaltmamış kabul edilen kimse. Öyle yapan kimsedir. Birçok Kuran ayetinde ihtilaf geçer, bu ihtilaf şirk üzerine bir inanç ihtilafı değildir. Daha ziyade sosyo ekonomi politikte sulh ve barışı sağlayan dostluk sosyo ekonomi politiğini yaşamanın şart olup olmadığı üzeredir. İslam bu koşullara boyun eğmek liberalistçe buna isyan etmemektir. Selim, selam kavramlarının diyalektik incelemesi hakikati bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. İyi manalar Salihlere, kötü manalar Bağı’lara gitmektedir. Hikmetten nasibin varsa, bunu kolayca tespit edebilirsin. Allah indinde din İslam’dır diyen ayet kimlik Müslüman’ı değil, bu sosyo ekonomi politiği kabul ederek, bunun zıttını ortadan kaldırmaktır. Faiz, borsa, borç musibetine son vermektir. Çünkü Bağı(şakilik) hasetle birliktedir. Hatta bu kavramın anlamları içersindedir. Haset ve kinle motive olmayı gerektiren sistem ise liberalizmdir. Bu fitne üreten bir sistemdir. Öyle ise buna san vermeden ve sureti haktan görünen hem İslam hem de liberalist olanların yönetim ve ekonomiden uzaklaştırılarak her alanda müsavat ve sadakat üzere yaşayan insanların sistemini kurmadan “Din Allah’ın” olmaz. Herkesin aklını başına toplaması ve sofistlere pirim vermemesi gerekir. Öyle ise önce bu ayetin basit mealini verelim ve Bağı kavramıyla hasedin irtibatını açıklayan hadisleri verdikten sonra batıl kavramının açıklamasını daha sonra verelim.
“Allah indinde din İslam’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki azgınlık/HASED/hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerine nankörlük edenlerse bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur”.(Ali İmran–19)

Burada ayet bize Allah’ın insanlara din olarak verdiğinin barışı sağlamasını kıstas yapmıştır. Mademki Din amel açısından ödenmesi gereken borcu ödemektir. Öyle ise insan yaşamında siyasal, sosyal ve ekonomik sistemlerinde hased içirmeyen bir düzen içinde yaşamak zorundadırlar. Öyle ise öncelikle toplumun zıtlar savaşına, doğal mücadeleyle rızık edinmeye sürüklenmesinde birinci etken olan hased kavramının geniş anlam ve izahına girmeden sadece kütüb-i siteden küçük bir izahı bize bir fikir verecektir. Her sınıflı toplum ve günümüz liberalizm-Kapitalizmin temel dayanağı olan bu habis koşulun gerekli olduğu asimetrik sistemleri göz önüne getirelim. Başarılı olanlar en hâsidleri, en kindarları, en haksızlık edenleri, en girişkenleri, en arsız ve yüzsüzleri, en hayâsız ve en insafsızlarıdır. Zaten haksızlıkta insafa sığmaz işler yapmak değil midir? Oysa İslam sıdk üzere inmiştir. Doğruluk dinidir. Kapitalizm de ise doğruluk yoktur. Sistemin niteliği gereği doğrular yaşayamazlar.
HASED:
SIDDIKTA HASED YOKTUR.
7253 - Hz. Enes’r. a) anlatıyor: "Resulullah(s.a.s) buyurdular ki: "Hased hayırları yer bitirir, tıpkı ateşin odunu yeyip tükettiği gibi. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi. Namaz, mü'minin nurudur. Oruç ateşe karşı perdedir."(Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)
BAĞY (ZULÜM VE KÖTÜ MUAMELE)
MAHLÛKATA İYİLİK YAPMAK(BİRR) VE SILA-I RAHİM, BUNUN ZITTI İSE BAĞI’DIR
7254 - Hz. Aişe ‘r.a)anlatıyor: "Resûlullah(s.a.s) buyurdular ki: "Sevabı en çabuk gelen hayırlı amel mahlukâta iyilik ve sıla-i rahimdir. Cezası en çabuk gelen kötü amel de bağy (mahlûkata kötü muamele, zulüm, hasetlik…) ve sıla-ı rahm'i kesmektir(Ferdiyetçilik)."(Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)
ANCAK TEVAZU SAHİPLERİ BİRBİRİNİN HUKUKUNA TECAVÜZ ETMEEYENLERDİR.
7255 - Hz. Enes (r.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselam: "Bana "mütevazı olun, birbirinizin hukukuna tecavüz etmeyin" diye Allah Teâla hazretleri vahiyde bulundu" buyurdular."(Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)
VERA' VE TAKVA:
İNSANIN EN FAZİLETLİSİ DOĞRU SÖZLÜ, KALBİ TEMİZ, İÇİNDE, DÜŞMANLIK, ZULÜM, KİN HASED OLMAYANDIR.
7256 - Abdullah İbn Amr(r.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'a: "En efdal insan kimdir?" diye sorulmuştu. "Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes" buyurdular. Ashab: "Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmümu'l-kalb ne demektir?" diye sordu.
"(Mahmüm kalb), Allah'tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur" buyurdular."(Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)
Kanaatimiz:
İşte Vera ehlide budur zaten. Zahid kimse de budur. Zulmetmemek için mülk tutkusundan kendisini arındırmak gerekir. Çünkü mülkte yarış, kin ve hased ister, rekabet ve yengi kültürüne dayanır. Vera sahibi sistemini dayanışma üzerine seçmiştir ki, dünyevi şeylerde yarış değil, mükemmel dayanışma ile kin, hased ve zulme lüzum kalmadan kâmil bir insan gibi yaşar ve yaşatır. O serbest yer ve serbest piyasa ekonomisi insanın aksine muttakiler kolektivizmini benimsemiştir.

VERA HASLETİ KAMİL İNSAN(KAVRAMSAL İSA) OLMAKTIR. NEFSİN İÇİN SEVDİĞİN HER İYİ ŞEYİ HERKES İÇİN SEVMEKTİR. ZATEN İMANIN ŞARTI DA BUDUR.
7257-Hz. Ebu Hureyre(r.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ey Ebu Hureyre, verâ sahibi ol ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın! Kanaatkârlığı esas al ki insanların Allah'a en iyi şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki (kâmil) Mü'min olasın. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et ki (kâmil bir) Müslüman olasın. Gülmeyi az yap, zira çok gülmek kalbi öldürür."(Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)

AKIL TEDBİR İÇİNDİR. VERA SAKINMAK İÇİNDİR. GÜZEL AHLAK ASALET VE ERDEMDİR.
7258-Ebu Zerr(r.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Tedbir gibi akıl yoktur. Sakınmak gibi Vera' yoktur. İyi huy gibi Haseb (itibar vesilesi) yoktur."(Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)

ALLAHTAN KORKANA ALLAH, BİR ÇIKIŞ YOLU GÖSTERİR.
7259 - Ebu Zerr(r.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ben bir kelime -Osman dedi ki: "Bir âyet"- biliyorum. Eğer insanların hepsi onu tutsaydılar hepsine kâfi gelirdi." Ashab: "Ey Allah'ın Resulü, bu hangi ayettir?" dediler, Aleyhissalâtu vesselâm: "Ve kim Allah'tan korkarsa, Allah o kimseye bir çıkış yolu ihsan eder" (Talak 2) ayetini okudu."(Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)

Fazla yoruma gerek kalmadan, ihtilafın kökeninin hakikat ehli sıdıklarla, hak dinin içinin boşaltılarak batıllaşması yönünde tavır alan, toplumun iç yapılanmasında sınıflı toplumu, doğal mücadeleyi savunan egoist liberalistlerin tavrı gözlemlenmektedir. Bu Bağy mizacı olup, hased ve kin, düşmanlık üzerine kurulmuştur. Zaten Liberalist sistem ve benzerleri düşmanlık ve hased üzere iş görürler. Bu olmazsa sistemde yaşayamaz. Hak din karşısında bu aynı zamanda kibirlilik, cimrilik ve daha da önemlisi Sıla-ı rahimin kesmektir. Yani insani ilişkilerde samimiyet ve doğruluktan ayrılmak, yalan dolan, lafazanlıkla akılları çelme üzerine kurulmuş bir şer sistemidir. Sılayı rahim esasında herkes herkesin iyiliğini isterken(Salla) bu sistemlerde onun tersine, başkasının felaketini hazırlamak, felakete uğrayanlara oh oldu demek(Glot) geçerlidir. Çünkü birisinin terakkisi diğerinin helakine bağlıdır. Bu mizaç, bağy, tâğut ve Deccal mizacı olduğu için yukarda sıdık olan kâmil insan(İsa) vera sahibi insanın zıttı olduğu için Hıristiyan literatüründe buna İsa karşıtı denilmiştir. Çünkü İsa, İnsan-ı Kamil, Mesih oruç ehli(Takva, vera ve zühd ehli) olduğu için Mesihlik kavramı açısından da vera karşıtıdır. Yani ferdiyetçi, yani mülkü topluma fitne yapan, yani liberalist, yani kapitalisttir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 01:46


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats