![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
| Pencereye doğru yanaştı. Kurulan barikatlara baktı. Mahzun görünüyordu ihtiyar imam. Saçı sakalı ağarmış, ya*şı ilerlemişti. Yine de söz konusu Mescid-i Aksa olunca sız*layan bedenine bir hareketlilik, ruhuna bir canlılık gelirdi. Barikatları meydana getiren gençlerin içinde kendim de koşturuyormuş gibi gördü. Az mı çatışmıştı işgalci İsra*il askerleriyle? Az mı savunmuştu çevresi kutsal kılman bu mescidi? Şimdi vücudu çökmüş, kemikleri sızlamış olsa bi*le direnişten vazgeçemezdi. "İşte canım! İşte kanım! İşte sen ey Aksa" dedi ihtiyar imam. "Yeter ki iste! Sana adanan, sen diye atan nice yürek*ler var." 1986 yılının 14 Ocak'ıydı. İsrail parlamentosu Knesset'in bazı milletvekilleri; işgalci askerlerin koruması altında Mes*cid-i Aksa'ya girmek, hürmetini çiğnemek istiyorlardı. Buna karşın Aksa'nm girişlerinde İslami Hareket mensubu gençler tarafından barikatlar kurulmuştu. Aksa'mn izzetini korumak, parlamenterlerin necis ayaklarına çiğnetmemek için... İhtiyar imamın kıpırdayan dudakları göklerle rabıta kurmuştu. Allah'tan bir nusret, bir sebat dileyen sözcükler*le dolaştı dergâh-ı ilahide. Bir aşk, bir vecd iştiyakmdaydı. Sonra düşünceler denizinde maziye sürüklendi. Bu, Mescid-i Aksa'nm uğradığı ilk saldın değildi. Son da olmayacaktı. O güne dek bu kutsal mabede yapılan saldırılar birbir geçti zihninden. 21 Ağustos 1969 yılıydı. Michael Deniş Rohen adlı bir Yahudi genci Siyonist doğmanın sarhoşluğuyla Aksa'yı yakma girişiminde bulunmuştu. Tarihi minberi tamamen yanarak kül olan bu meşum sabotajda Aksa, büyük bir za*rar görmüştü. Nisan 1980 yılında haham ve parlamenter olan Meir Kahana; Mescid-i Aksa'nm bir yerine yerleştirdiği bol miktardaki patlayıcıyı ateşlemeye teşebbüs etmiş, Allah'ın lüt-fuyla başaramamıştı. O haham ki Knesset'e milletvekili se*çildiğinde Mescid-i Aksa ve Kubbetü's-Sahra'yı yıkmak, yerlerine Siyon Mabedini inşa etmek için her yola başvura*cağına dair yemin etmiş biriydi. Fakat Allah, ona bu fırsatı vermemişti. Yine 1982'nin 8 Nisan'ıydı. Siyonist Kah örgütü başka bir Siyonist terör örgütüyle Aksa'yı havaya uçurma adına ortak planlar yapmıştı. Aksa'mn girişlerine çok sayıda pat*layıcı yerleştirdüerse de başarılı olamadılar. Zira Aksa'yı koruyan görevliler patlayıcıyı bulup ortaya çıkarmıştı. Bu olaydan iki gün sonra yine haham Meir Kahana ve çılgın taraftarları zorla Mescid-i Aksa'ya girmek istemişti. Onlara set olan mesdd cemaati, çıkan çatışmada caminin iki korumasını şehid vermişti. Fakat Aksa'nm çilesi bu kadar değildi elbette. Bir yıl sonra 1983 yılının 21 Mart'ında Ak*sa'yı yıkma adına değişik bir Yahudi tezgâhı fark edildi. Ak*sa'ya girmek için kazılmış gizli bir tünel bulundu. Bu; ilahi bir yardımdı. Yüce Allah, çevresini mübarek kıldığı bu maz*lum Mescidi bir daha korumuştu. 1984 yılının 27 Şubat'mı da hatırlamadan edemedi. O gün bir grup silahlı Yahudi, çıldırmış gibi Aksa'ya, Rahmet kapısından içeri girmek istemişlerdi. Maksatları cemaati katletmek, katliam yapmaktı. Yahudi doğması, siyon mabe*dini inşa üzerine bina edilmiş, beyinleri fitne ve fesat du*muruna uğratmıştı. Ancak hesaplanmayan bir şey vardı ki Allah'ın yardımıydı, lütfü ilahiydi. Kutsal mabedi Kabe'yi; Ebrehe ve fil ordusuna karşı koruduğu gibi, Aksa'yı da ko*rumuştu. Minik ellerdeki taşlar küçük; ama caydırıcılığı top mermileri kadar büyüktü. Nihayet bu badire de atlatılmıştı. Bir katliam daha önlenmişti. "Ne çok badireler atladın sen ey mazlum mescid, maz*lum Aksa'm!" sözcükleri döküldü ihtiyar imamın dudaklarından. "Hangisini söylesem, hangisini dile getirsem... An-dolsun seni korumak, hürmetini ayaklar altına almak iste*yen bu lanetli güruha karşı savunmak boynumuza borçtur. İşte canım, işte kanım!" İçinde fırtınalar kopuyordu ihtiyar imamın. Düşünce*ler denizinde sükûnet bulmayan bir fırtınada medcezirler yaşıyor; fakat sebatla direniyordu azgın dalgalara karşı. Barikatlara takılan gözleri bir hareketlilik gördü. Elle*rinde taşlar, yüzlerinde puşilerle mescit gençleri tarafından içeri girmek isteyen asker ve parlamenterlere karşı bir dire*niş başladı. İhtiyar yüreği hızla çarptı. Bir heyecan bir hareketlilik sardı bedenini. Şahit olduğu çatışmanın içinde buldu kendini. Nasıl gelmiş, nasıl ulaşmıştı bilemedi! Yaşanan hen*gâmede o da bir er, o da bir direnişçiydi. Aksa direnişçisi, Kudüs savaşçısı... Genç kalplerle beraber direnen ihtiyarın kalbi gençleş-mişti adeta. Askerlerin saldırılan altında dimdik bir duruş, yıkılmayan bir onur sergilemişti. Geri çekilen askerler barikatlara tekrar saldırdılar. Yek vücut olmuş bir direnişle karşılaşan askerler tutunamayıp geri çekildiler. Arkalarındaki parlamenterler ise çıldırmış boğalar gibiydi. Aksa'ya girememek, beklemedikleri bir di*renişle karşılaşmak onları delirtiyordu. Askerlere habire emirler yağdırırcasına bağırıyor, İbranice sözcüklerle tehdit*ler savuruyorlardı. Fakat ne çare... Barikat aşılmıyordu. Ac-ziyetin ifadesi geri çekilmek oldu. Mescidin dışına kadar ge*ri çekilen askerler, yardıma gelen müslüman gençlere saldır*dılar. Çatışma şiddetlenmişti. İhtiyar imamın bir serçe misa*li çarpan yüreği hızlı hızlı attı. Sızlayan bedenine aldırma*yan bir çeviklikle çatışmanın içindeydi. Adeta savaş alanın-daymış gibi "Allahu Ekber" nidalarıyla saldırıyordu işgalci askerlere. Fakat ne mümkün.. Başlarında çelik miğfer, vücutlarını saran koruyucu zırh*lar, ellerinde sert kalkanlar ve coplar... Kendinden geçen bir aşkla vuruşurken ince bir sızı hissetti başında. Gayri ihtiya*ri başına giden elinin parmaklarında kırmızı bir sıvı gördü. Gökler yarıldı o anda. Kendine doğru gelen güzel yüzlü si' malar, uzanan eller, tebessüm eden çehreler gördü. Arşa da*vet vardı. Kanlı eli uzanan ellerle kenetlenince "VAllahi ka*zandım, vAllahi kazandım!" dedi. İlahi davete doğru ruhu uçup atlas iklimin maviliklerinde gözden kayboldu... İnzar Dergisi |
| |
| Konu Araçları | |
| |