![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
| Adımlarını hızlandırdı. Süratle uzaklaşmaya çalışı*yordu. Küçük yüreği pır pır ediyor, hızlı hızlı atıyordu. Evlerini uzaktan gördüğünde derin bir nefes aldı. Biraz rahat*lamıştı. Fakat yüzündeki tedirginlik ifadesi hâlâ kaybolma*mıştı. Annesi kapıyı açınca küçük kız soluğu salonda aldı. Üzerinde mavi renkli okul üniforması, elinde çantasıyla ansı*zın içeri giren kızını gören evin reisi, bir tuhaflık olduğunu sezmişti. Kızının rengi uçmuş, yüzü kireç gibi olmuştu. Yaşa*dığı tedirginlik hemen fark ediliyordu. "İman! Kızım, neyin var? Ne oldu?" Arkasından yetişen annesi de şefkat ve merhamet dolu bir sesle sordu: "Ne oldu kızım? Kireç gibi beyazlaşmış yüzün. Anan kurban olsun sana. De anneciğine haydi. Ne oldu?" Endişesi sükunete eren küçük kız; "Ne olacak anne" dedi. "Oradan her geçişte, askerleri her gördüğümde yüreğim ağzıma geliyor. Silahlarını göstererek bizi korkutuyorlar..." "Korkma kızım!" dedi babası güven aşılayan bir sesle. "Onlar hiçbir halt edemezler." "Ama baba!" dedi küçük İman. "Daha geçen gün İsrail tankları 10 ve 12 yaşlarındaki Kadir ve Rağde'yi okullarında ateş ederek şehid etmediler mi? Hem de sınıfta sıralarında oturuyorlarken... Vücutları tankların ateşleriyle paramparça olmuştu..." Sesi titriyordu İman'ın. 13 yaşlarında küçük bir kız çocu*ğuydu. Henüz ilkokul öğrencisiydi. Gazze şeridinin güne*yinde Refah mülteci kampında yaşıyordu. Her gün okula giderken İsrail askeri mevzilerinin yakı*nından geçmek zorundaydı. Mevziler ve gözetleme kulelerindeki işgalci İsrail askerlerinin tacizlerine nice kez şahit ol*muş, kendisi de nice kez taciz edilmişti. Her gidiş geliş bir ka*bustu adeta. Aslında bu tür taciz ve korkutmaları kanıksamıştı. Fakat bazen bu korkutmaların dozajı artığında, küçük kızın külle-nen endişesi de artıyordu. Kız çocuğu olması tedirginliğini daha bir çoğaltıyordu. Babası kızının söylediklerine hak veriyordu. Çaresizlik denizinde boğuşan bir suskunluğa büründü. İsrail'in Gazze'ye yönelik yaptığı son operasyonu düşündü. Hâlâ devam eden bu operasyonda şu ana kadar en az 110 Filistinli haya*tını kaybetmişti. Öldürülenlerin büyük bir kısmının çocuk ol*ması kızının endişelerinde haksız olmadığını gösteriyordu. Ekini ve nesli yok eden Siyonist öğreti, hiçbir insani hak ve hukuk tanımıyordu. Yine de kızma güven vermek istedi. "Gel bakalım kızım" deyip yanma oturttu. "İstersen seni okula göndermeyelim. Ne dersin?" "Hayır!" dedi tek kelimelik cevapla. "Ne olursun baba! Beni okuldan alma. Ben okumak istiyorum." "Peki kızım." "Beni okuldan almayacaksın değil mi baba?" Tebessüm etti babası: "Korkma kızım almam." "Teşekkür ederim baba!" "Ama okula her gidişte mevzilerin yanından geçmek zo*runda kalacaksın kızım." "Olsun baba. Ben okumak, doktor olmak istiyorum." "Doktor olup da ne yapacaksın kızım?" "İsrail askerlerinin yaraladığı çocukları tedavi edeceğim baba. Onları ölümden kurtaracağım." "Aferin kızıma!" Yanaklarında tomurcuklar açan kızım öptü. Saçlarını şef*katle okşadı. "Bak kızım" dedi. "Bundan sonra okula giderken arka*daşlarınla beraber gidip beraber gel. Sakın ola ki tek başına mevzilerin orasından geçmeyesin. Anlaştık mı?" "Anlaştık baba." "Öyleyse yemeğe gidelim. Yoksa annen kızacak." Ertesi gün takvimler 5 Ekim 2004'ü gösteriyordu. Mev*sim sonbahardı. Hüzün ve hazan mevsimiydi. Aslında her zaman Filistinde dört mevsim hazan, dört mevsim hüzündü. Kızını kapıda uğurlayan annenin yüreğinde bir sıkıntı vardı o gün. Mana veremediği, sırrına vakıf olamadığı bir sıkmtı... Gitmeye hazırlanan kızını adeti olmadığı halde tekrar tekrar bağrına bastı. Yüzünü, gözlerini öptü. Gece boyunca gördüğü rüyalar onu tedirgin etmişti. Kalabalıklar, İmanın gülümseyen yüzü, tüm vücudunu saran al al güller... "Anneciğim! Bugün her zamankinden farklı uğurluyorsun beni" dedi İman. Gülümsedi annesi. "Bir tanem. İman'ım. Anne yüreği bu kızım. Büyüyünce sen de anlarsın." Yanağında açan gamzelerle gülümseyen iman, annesini öpüp çalıkuşu misali sekercesine uzaklaştı. Köşeden kaybo*lana kadar kızını seyreden anne, usulca kapıyı kapatıp içeri girdi. Hava güzeldi. Güneş, bugün farklı ışıldıyordu. Koşarak giden iman, yolda birkaç arkadaşına rastlamak umuduyla et*rafını süzüyordu. Elindeki çantasını elleri arasında değiştiri*yordu. Kimseye rastlayamaması, İsrail askerlerinin olduğu mevzilere yakın geçmek zorunda kalması onu telaşlandır*mıştı. Ürkek bir ceylan gibi mevzilere doğru baktı. Sol eline ağırlık yapan çantasını sağ eline aldı. Küçük adımlarını hız*landırdı. Bir an önce okuluna varmak istiyordu. Okuyacak, doktor olacaktı. İsrail askerlerinin vurduğu çocukları tedavi edecek, iyileştirecekti. Kadir ve Rağde'yi düşündü... Ansızın ayaklarının dibinde tozların kalktığını gördü. "Neler oluyor?" dedi. Uykudan uyanırcasına, panik*lendi. "Aman Allah'ım! Bana ateş açıyorlar." Olanca gücüyle tabana kuvvet koşmaya başladı. Kur*şunlar sağından solundan vızıldıyordu. Ancak fazla gideme-den yere kapaklandı. Toz-toprak içinde yuvarlanırken şid*detli bir ağrı hissetti ayağında. Çok acıyordu. Ağrıyı tüm vücudunda hissediyor, ayağa kalkacak mecali kendinde bula*mıyordu. Gözlerinin önünde güzel bir manzara göründü aniden: Bağ ve bahçeler arasında seyrine doyum olmayan yemyeşil bir vadi... İçinde birçok çocuk cıvıldaşıyordu. Kimi koşuyor, kimi neşe içinde eğleniyordu. Kadir ve Rağde'yi de gördü aralarında el sallıyorlardı kendisine. "Gel!" diyorlardı. "Burası senin yerin" diye çok güzel bir yeri gösteriyor*lardı. Gözleri yavaş yavaş kararıyordu. Beyaz önlüklü doktor*lar gördü. Kendisi de aralarındaydı. Üzerinde tıpkı doktorla*rın önlüğü gibi bembeyaz, temiz bir önlük vardı. Çocukları muayene ediyor, onlarla şakalaşıyordu. Fakat neden her yer birden kararmaya başladı? Bulutlar güneşi neden örtüyor? "Anne, baba!... Kadir, Rağde" inilti*leri arasında göz kapakları yavaşça kapandı. Kendinden geç*ti. Gözetleme kulesinden küçük İman'ın vurulduğunu gören İsrailli subayın gözleri parladı. "Çocuğuna kadar hepsini öldürmeli" dedi kendi kendine. Kin ve nefret yüklü yü*reğiyle tüm Filistinlileri bir kaşık suda boğsa, doymayacaktı. Elindeki telsizden yükselen anonslar onu kendine ge*tirdi. "Komutan R..., komutan R..., tamam!" "Ben komutan R... Dinlemedeyim, tamam." "Az önce doğu tarafına koşan küçük bir kız çocuğu bi*zim mevzilerimizden birinden açılan ateşle ayağından vurul*du, tamam." "10 yaşlarındaki kızdan mı bahsediyoruz, tamam." "10 yaşlarındaki bir kız... Hendeğin Öte tarafında... kor*kudan ödü patlamış durumda, tamam." "Ben ve diğer asker öldüğünden emin olmak için yanma gidiyoruz. Durum raporu alıyoruz... Ateş açtık ve öldürdük. Öldüğünü doğruluyorum, tamam!" Komutan, soluğu yerde yatan İman'm yanında aldı. Kü*çük kızın hâlâ yaşadığım fark edince hemen aklına gelen vahşice fikri uygulamak istedi. Ansızın elini silahına attı. Kü*çük İman'm başına iki el ateş etti. Son bir defa debelenen kü*çük kızın bedeni ebediyen hareketsiz kaldı. "Zaten öldüğünü rapor etmiştim/' dedi komutan kahka*halar atarak. Yanındaki asker böyle bir şey beklemediği için şaşkın şaşkm komutanına baktı. Adeta küçük dilini yutmuştu. Ko*mutanının tekrar silahını otomotiğe aldığını gördü. Zaten öl*müş olan küçük İman'm üzerine şarjörünü boşaltmak için doğrulttuğu anda dili çözülen asker, gayri ihtiyari konuştu; "Ne yapıyorsunuz komutanım? Kız zaten ölmüş!" Fakat komutan hiç kimseye kulak verecek durumda de*ğildi. Bir şarjör dolusu mermiyi küçük İman'm bedeni üzeri*ne boşalttı. 17 adet mermi küçük kızın henüz soğumamış be*denini kalbura çevirdi. Körpe bir beden, gözlerini kin ve nefretin bürüdüğü Ya*hudi dogmasının kurbanı olurken, tüm Filistin semasında küçük İman'm ağıdı dalga dalga yankılandı. Bir yaprak daha koparılmıştı dalından. Adı Kadir, adı Rağde, adı İman el-Hams olan nice masum çocuklar, Fİlistinde Yahudi zulmü al*tında zalimce, vahşice koparıldı dalından sessiz sedasız. İntifada Öyküleri |
| |
| Konu Araçları | |
| |