![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,268
| ona deli sahip diyorlardı; çünkü, gözü hiçbir şeyden korkmuyordu. Ününü duymayan yoktu. Çok mert ve eli açık bir insandı. ama verdiği şeyler, içki sofrasında verilenlerden başka bir şey değildi. sokakta onu görenler aynı kaldırımda yürümemek için yol değiştirir, gölgesine bile basmaktan çekinirdi. Çünkü o, sokağın ve şehrin kabadayısıydı. nereye girse etrafına bakınması bile, herkesin orayı terk etmesine yetiyordu. İnsanlar ondan bezmişti. babası ve annesi inançlı insanlardı. dünya adına her şeyi yaşamış, hayatın her sahasına girip çıkmış, onların yalancı lezzetiyle hem-dem olmuştu. kendisi de yaşadığı bu hayatı: "ben hayatın her türlü pisliğini gördüm ve yaşadım." şeklinde ifade ediyordu. ekonomik durumu iyiydi. menfaat üzerine kurulsa da, çok dostu vardı. dostları etrafında dört dönüyor, zora her düştüklerinde sahip dayının gölgesine sığınıyorlardı. eşi feride hanım, her defasında eve sarhoş gelen bu adamdan bıkmıştı ama, bu hayatı yaşamaktan başka çâresi de yoktu. ondan gelen her şeye katlanıyor; tahkir, baskı, işkence, ızdırap dolu bir hayat içerisinde hayatını devam ettiriyordu. yıllar böyle geçti. takvimler 1992 yılını gösteriyordu. yaşadığı şehre ilk defa türkiye'den insanlar geliyordu. bir anlamda bunlar misafirleriydi. misafir onlarda azizdi ve en güzel şekilde karşılanmalıydı. misafirlerle ilgilenmek, onlarla bir arada olmak kabadayılığın ayrı bir yönünü teşkil ediyordu. ama o pek alkolsüz gezmezdi. nasıl olur da misafirlerin yanına bu şe- kilde gidebilirdi. başka bir alternatifi de yoktu. bir ara düşündü; "acaba ben bu halde onların yanına gidip otursam benimle konuşurlar mı? beni kabul ederler mi?" diye. sonunda kararını verip yanlarına vardı. konuşurken biraz uzakta durmaya çalışıyor, bazen ağzını eliyle kapatma ihtiyacını hissediyor, onları rahatsız etmemek için büyük çaba sarfediyordu. sahip dayı, aylarca bu haliyle türkiyeli misafirlerin yanına gidip geldi. İltifatlara mazhar oluyor, bir dost olarak kendisine değer veriliyordu. artık bu insanlardan kopamıyordu. kendisini onlara bağlayan neydi, bir türlü anlayamıyordu. konuşmaları mı, oturup kalkmaları mı, hal ve hareketleri mi, bilemiyordu. tek bildiği şey, içkili geldiğini bildikleri halde, ona içkiden bahsetmiyor, tahkir etmiyor, kırıcı bir söz söylemiyorlardı. bir ara kendi kendine: "bu insanlara haksızlık ediyorum galiba. ne olur sanki bazı günler içmeden gitsem? biraz zor olsa da, bana gösterilen saygıdan dolayı bunu yapmam gerekiyor." dedi. buna mukabil içinden başka bir ses yükseldi: "deli sahip, kabadayı sahip, içki âleminden uzak ve insanlarla bir arada ha!. anlaşılacak bir şey değil bu. sonra arkadaşların bunu duyarlarsa ne derler?" İki arada bir derede kalmıştı. eski dostları ve eski hayatı bırakmak onun için hiç de kolay olmayacaktı. günler, aylar bu zıt düşüncelerin mücadelesiyle geçmişti. yeni dostların konuşmaları, davranışları, yüzlerindeki tebessüm, sözlerindeki sıcaklık tesir etmişti bir gün bir büyüğünden duyduğu: "oğlum mutlaka bir gün türkiye'den arkadaşlarınız gelecekler. belki biz onları göremeyiz; ama sizler onları göreceksiniz. onlar bizlere sahip çıkacak ve onlarla tekrar buluşacağız." sözleri kulaklarında yankılandı. acaba bunlar, onlar mıydı? zamanla gönül dünyasında da bazı değişiklikler başlamıştı. eski dostlarından olabildiğince uzak durmaya çalışıyordu. o günlerde şehirlerinde yeni açılacak türk okulunda çalışan recep usta'yla tanıştı. dostlukları ilerledikçe recep usta onun karakterini daha iyi keşfetmişti. bu mert insanı yaşadığı hayattan kurtarmanın yolunu arıyordu. bir gün ona, zor da olsa bir teklifte bulundu: "sahip dayı, yarın beraber cuma namazına gideceğiz." deyince, sahip dayı beyninden vurulmuşa döndü. birden irkildi ve "ben kim, camiye gitmek kim. hadi içki neyse, cami de nereden çıktı." şeklinde düşündü. ardından; "ben camiye gidemem recep usta, millet ne der sonra, 'deli sahip korktu da şimdi namaza başladı.' dedirtmem kendime. bana yakışmaz, gururuma yediremem; ben gelemem!" dedi. recep usta böyle bir cevapla karşılaşabileceğini tahmin ediyor; ama dostluklarına güveniyordu: "sahip dayı, ben seni yarın burada bekleyeceğim. gelmezsen, hemi vAllah hemi billah buraya oturup sen gelinceye bekleyeceğim" dedi. recep usta dediğini yapardı. bunu sahip dayı çok iyi biliyordu. Çok zor bir cevap olacaktı ama, recep ustanın ısrarına dayanamayarak "tamam" dedi. ama o, bu cevabı bir türlü kabullenememişti. akşama kadar düşündü: "Ölürüm de gidemem. sahip camiye gitti dedirtmem kendime." dedi. ve kararını verdi, bir daha recep ustayla görüşmeyecekti. cuma namazına saatler kalmıştı. sahip dayı içindeki sıkıntıyı bir türlü atamıyordu. bir yandan recep ustayı düşünüyor, bir yandan da cumayı... bir tarafta yıllardan beri savunduğu fikirler; diğer tarafta, içini ısıtan düşünceler... kendini tam bir eşikte hissediyordu. bu eşiği geçerse, yepyeni fakat bazı zorlukları olan bir dünya kendisini selâmlayacak. bu eşikten geri dönerse, eski bildik hayatın bulanıklığında yalpalanıp duracaktı. Çağrılar çift yönlüydü. zihni: 'eski hayatında ne vardı, ne güzel yaşayıp gidiyordum.' derken, gönlü tâze bir şafağın seherinde kanatlanmak için sabırsızlanıyordu. benliği zıt güçlerin çarpıştığı bir arena gibiydi. zaman geçiyordu. dakikalar onu âdeta yelkovanlar arasına almış eziyor, hayatının en zor kararını vermesini bekliyordu. "belki recep usta da vazgeçmiştir." dedi kendi kendine. gidip bakacak, eğer orada hâlâ dediği gibi bekliyorsa, onun gösterdiği vefaya karşılık, o da vefa gösterecekti... uzaktan baktı, recep usta anlaştıkları yerde bekliyordu. bir anda kaçmak istedi, ama o anda içini bilemediği ve daha önceleri hiç yaşamadığı bir his kapladı, ayakları onu recep ustaya doğru sürüklüyordu. recep usta sahip dayıyı görünce, sevincinden neredeyse haykıracaktı. "ben biliyordum; bu insandaki mertliğin, ona güzel bir hayatın kapısını açacağını. nasıl olur da bu kadar mert insanlar bu güzel hayattan habersiz yaşayabilirlerdi?" diye mırıldandı. vefalarına karşılık vefa gören bu insanlar birbirine sıkıca sarıldılar, sonra birlikte yıllarca kapısına kilit vurulan mescidin yolunu tuttular. kamet getirilmiş, farza durulacaktı. cemaat hâlâ sahip dayıya bakıyordu. belki de inanamıyorlardı. bir an camide alışık olunmayan bir ses yükseldi. belli ki, bütün bunlara dayanamamıştı. o eski kabadayı edasıyla kükreyerek, cami adabına yakışmayan bir şekilde başladı konuşmasına: "bu cami Allah'ın evidir. ben sizin evinize gelmedim ki, beni kınıyorsunuz. burası Allah'ın evidir ve ben o'na geldim. size ne oluyor?" sahip dayının hayatında artık her şey değişmişti. o İslâmiyet'i doğru bir şekilde öğrenmek için büyük çaba sarfediyor, halkın inançları arasına giren hurafeleri ayıklıyor ve yanlışları düzeltmekten hiç çekinmiyordu. bir gün bir cenaze merasiminde yanlış bir uygulama yapmak isteyen hocayla tartışmaya başlayınca, arkadaşı onu kenara çekerek; "yahu sahip, önceleri içki meclislerinde kavga ediyordun, şimdi ise dinî meclislerde kavga ediyorsun." diyerek sakinleştirmişti. o, yanlışlıklara karşı tahammülü olmayan biriydi. sahip dayı yaptıklarından dolayı insanlarla helâlleşerek Allah'ın huzuruna gitmek istiyordu. onu en çok memnun eden hadise ise; 16 yaşında kaçırarak evlendiği, yıllarca eziyet ettiği mütevazı kadın feride ananın ona hakkını helâl etmesiydi. o mütevazı kadın, yıllarca eziyetini çektiği kocasının bu halini görünce, her şeyi unutmuş ve hakkını helâl etmişti. yaşı elliyi geçen ve yaşını soranlara: "henüz 8 yaşındayım." cevabını veren sahib dayı, eski hayatı aklına gelince gözyaşlarına hakim olamıyordu. bazen recep ustaya sarılıp: "beni siz adam ettiniz. eğer sizler ve engin hoşgörünüz olmasaydı, bütün bu güzelliklerden habersiz olarak gidecektim." diyerek hıçkırıklarını tutamıyor ve ekliyordu: "İyi sözlerin yanında türkler adına öyle şeyler de duymuştum ki, sizleri görmese idim, doğrunun hangisi olduğunu öğrenemeden gidecektim." diyor, bir eliyle de gözyaşlarını siliyordu. "türklerden Allah razı olsun. bana oğlumun bu hale geldiğini söyleselerdi, gözümle görmeden inanmazdım." diyen annesinin cenazesini de o türkler kaldırıyordu. kabadayı, sert ve acımasız olarak bilinen o adam, şimdi hayır işlerinde en önden yürüyor. geçimini de içki dükkânından değil, mütevazı kitabevinden sağlıyor. eski hayatından geriye kalan ise, sadece mert ve cömertliği... kendisinden çekinmeye devam edenlere şunu diyor: "ben kimim ki benden korkuyorsunuz. Allah'tan korkun. |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| ALLAH razi olsun evet o kadar güzel anlatamam yani tek kelimeyle sadece güzel görmek güzel düsünmek ne mutlu sabredene evet gercekten bazen bizler karsimizdakileri sucluyor ve sadece sucluyoruz hep kötülüklerini basina vuruyoruz.Hatalarini sürekli görüyoruz ya kendi kusurlarimizi neden kendimizin yaptiklarini göremiyor anliyamiyoruz.Bizler gercekten mükemmel bir insan oldukta karsimiz dakililerin kusurlarini görüyoruz.SAGOL bana cok seyi ifade ettin.Güzellikle sevgiyle yaklasildimi zalim bir kisiyi mazluma cevirebiliriz yeterki yöntemini bilelim. |
| |
| | #3 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 156
| çok güzeldi ALLAH herkese böle güzellikler nasip etsin inş. [razi] |
| |
| | #4 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,268
| Alıntı:
| |
| |
| | #5 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| ALLAH sizden de ve burda bulununan herkesin güzel temiz kalpten canu gönülden yapilan bütün güzel iyi niyetlerini dualarini amellerini kabul eylesin.RABBIM kimin hayir icin bir sey ister dilerse kardeslerini icin de aynisini dilesin.RABBIM herkesin isteyipte ulasamadiklarina hayirliysa kavustursun ALLAH herkesin kalbine göre versin. |
| |
| | #6 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,228
| hikaye çok etkili .. ama nerede yaşanmış olduğunuda bilseydik daha anlamlı olacaktı.... ![]() |
| |
| | #7 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,268
| Alıntı:
| |
| |
| | #8 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| RABBIM !mutlaka bu güzel istegini kabul edecektir ben her zaman bunun icin söyle dua ederim.YARABBI! sen salih eklere saliha kadinlar nasip eyle.YARABBIYARABBI!bekar erkelere bekar kizlarimiza hayirli esler islamiyeti yasamasini yasatacak olan hayirli evlatlar nasip eyle.YARABBI!evli kadinlar evli erkekler salih kadinlar salih erkekler seni emirlerine uyan kullarina senin emirlerini bilmeyen uymayanlara da uymalarini yasamalarini nasip eyle bize dini kolaylikla yasamayi yasatmayi nasip eyle.Dünyada ve ahirette bize mutluluk huzur ver cennete cemal nasip eyle evlatlarimizi eslerimize salih ve saliha olmalarini nasip eyle bizlere güzellik ver bizleri takva sahipi eyle bizlere mutluluk huzur nasip eyle huzur mutluluk senin dinindedir RESULLAH´´IN yolundadadir O nun sevgisindedir senin sevgili habibinde bütün güzellik sevgi huzur zengillik sende YARABBI! bize böyle zengillik ver bize böyle huzur mutluluk sevgi ver bizi böyle bir sevgiyle askla yasamayi yasatmayi nasip eyle!yasamayan bilmeyenlere hidayet ver senin icin gözyasi döken senin icin aglayan sana ibadet eden kullarinin evlatlarini eslserinide tövbe etmelerini nasip eyle! EY YÜCE RABBIM islamiyeti yasamak iyi güzel görmek saf ve temiz kullarinin evlatlari eslerine hidayet ver RABBIM ! hidayet tövbe ver RABBIM !bizklerede sabir güzel ameller senin rizani kazanacak ameller ver. |
| |
| | #9 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,228
| Alıntı:
| |
| |
| | #10 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| AMINNN! kim günah isler nasuh tövbesi ister dilerse onun tövbesi kabul olur yapmis oldugu günahlari görür ve karsisindakilerinin hatalarini günahlari kendisi hatasi kendi günahi gibi görür cok üzlür ve her zaman RABBBI´´NE yönelir bir an hatasini düzeltmesini ister,karsinin daki cok güzel kusursuz her seyi RABBIN´´DEN bilen ve her zaman hos görülü bir kul görürse onada söyle dua eder .YARABBI! böyle bir kulundan razi ol banada böyle güzel ahlak nasip eyle beni O kulundan ayirma ondanki güzeliklerden banada nasip eyle ona beni hizmetci kil.AMINNN!RABBIM dualarimizi kabul etsin. |
| |
| Konu Araçları | |
| |