ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Edebiyat > Hikaye & Öykü


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 01-11-2007, 17:20   #1
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: May 2007
Yaş: 26
Mesajlar: 8,493
Varsayılan Ayırmayan ölümler yaşayabilmek.......

O GECE gördüğü rüyayı düşünmemeye çalıştı genç üniversite öğrencisi. Uyanık halinde de uykuda da onu kudret elinde tutan Birisi vardı ve O hem gündüz hem gece kimi işaretler gönderiyordu kendisine. Okunası, ibret alınası işaretler…
Ankaralıydı, ama İstanbul’daki bir üniversitede okuyordu. Anne-babası Ankara’da oturuyordu. Babası birkaç gündür İstanbul’daydı, aylardır uzak kaldığı oğluyla doyasıya hasret gidermeye çalışıyordu.
Annesi Ankara’daydı, çalışıyordu. Genç rüya gördüğü gecenin sabahında annesine telefon açtı: “İstanbul’a gelir misin anne?” diye sordu. “Lütfen, niye diye sorma, ama mümkün olduğunca çabuk gel buraya.”
Anne ve oğul arasında, başka anne-oğula nasip olmayacak türden duygusal bir bağ vardı. Anne “Niye?” diye üstelemedi. İşyerinden izin aldı, gece otobüse bindi ve sabah İstanbul’a geldi.
Genç, annesi ve babası o gün saatlerce birlikte zaman geçirdiler. Nicedir özlem duydukları ama şartların elvermediği bir aile sıcaklığını yaşadılar. Konuştular, sohbet ettiler, dertleştiler. Genç, gecenin ilerleyen bir vaktinde uykusu geldiği için odasına gitti. Ama karı-koca sohbete devam ettiler. Neredeyse sabaha kadar sürdü bu dertleşme. Küçük küçük sorunları paylaşırken, aslında büyük duyguları paylaştıklarını belki fark ettiler, belki fark etmediler. Ama kesin olan bir şey vardı: birbirlerine sevgilerini ve bağlılıklarını tazelemişlerdi.
Ertesi sabah genç anne-babasının kaldığı otele geldi. İkisi de mutlu görünüyorlardı. Baba, anne ve oğulu alışveriş için dışarı çıkmaya ve gezmeye ikna etti. Eh, ne de olsa gurbette okuyan bir öğrenciydi oğulları. İhtiyaçları vardı. Bir-iki saat süren alışverişten dönen anne ve oğul otel odasında adamın ruhunun terk ettiği, henüz soğumamış bedenini buldular.
Elbette ki büyük bir şok ve üzüntü oldu ilk yaşadıkları. Yıllar yıllar sonrası için planlar yaparken, daha büyük bir plan her şeyi alt-üst etmişti. Alt-üst olmuşlardı.
Ama toparlanmaları fazla sürmedi. Çünkü, her ikisi de bazı hakikatların farkındaydılar.
Birincisi, hayat yolda yürürken buldukları değersiz bir eşya değildi, onların değildi. Bir yüce emanetti. Verilmiş ve zamanı gelince alınacak olan bir emanet. Ve şimdi en sevdikleri insanın hayatı, ruhu o emaneti veren tarafından alınmıştı. Hem de dikkatle, özenle muhafaza edilmek için alınmıştı.
Sonra, Hayatı veren şefkatli ve merhametliydi. Önce, genç sayılabilecek bir yaşta bu dünyadan aldığı babanın yüreğinde evlat hasretini iyice hissettirip onu istanbul’a getirmiş, sonra gence rüyasıyla işaretler gönderip anneyi de istanbul’a getirtmişti. Ve aile bu dünya hayatında son kez bir araya gelmişti. Bu da bir işaret değil miydi? Sonsuz bir cennet hayatında tekrar bir araya gelebileceklerinin, hiç ayrılmamacasına kavuşabileceklerinin işareti değil miydi?
Diğer taraftan, çok yaşlı sayılmasa bile bu dünya hayatında birçok sıkıntılar ve üzüntüler yaşamıştı babaları. Onlardan kurtulmuştu artık. İmanıyla ve güzel ahlakıyla sonsuz hayatta dinlenmeye ve ödüllendirilmeye adaydı. Ardında kalanlar için ayrı bir teselliydi bu da…
Evet, ölüm ilk bakışta soğuk görünüyor insana. Uzaklaştıran, ayıran soğuk bir yüzü var ölümün. Ama, ilk bakışta böyle. Ama ölümün hayat kadar belki ondan daha güzel bir yüzü var.
Bu sınırlı sonlu dünya hayatı bitmeden sonsuz ve sınırsız ahiret hayatı başlayamıyor.
Ayrılık eleminin hiç tadılmayacağı, hiç ayrılmadan kavuşmanın yaşanabileceği bir hayat ise ancak ölümden sonra tadılabiliyor…
Evet, hayat karşısında olduğu kadar ölüm karşısında da hepimiz eşitiz. Hiç kimsenin ölümü ne erken ne de geç. Kimse ne ölmeyecek kadar genç, ne de ölmeyi hak edecek kadar yaşlı. Hayatı ve ölümü anlamlı kılan, yaşanılan yılların sayısı değil, içindeki derin anlamlar. Tıpkı, güzel bir kitabı güzel kılan şeyin sayfa sayısı olmadığı gibi, hayat da uzadıkça güzelleşmiyor. Uzun ya da kısa bir ömrün sonunda, beklendik ya da beklenmedik biçimde ölüm hayat kitabımıza son noktayı koyduğunda aynı soru hepimizi bekliyor:
Gerçekten yaşayabildik mi? Ölüm bizim için sadece bir başlangıç olabiliyor mu?
Hayat bahane, aslolan ölümle ölmeyen bir hayat yaşayabilmek…

Murat Çiftkaya

Düzenleyen: TuaNaA , 01-11-2007 - 17:22.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-11-2007, 17:58   #2
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Yaş: 36
Mesajlar: 2,228
Varsayılan

Ayrılık eleminin hiç tadılmayacağı, hiç ayrılmadan kavuşmanın yaşanabileceği bir hayat ise ancak ölümden sonra tadılabiliyor

çok anlamlı anlamlı olduğu kadar...güzel kaleme alınmış bu yazı için teşekkürler.......
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-11-2007, 18:23   #3
cengiz hacılar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan

emeğine sağlık allah razı olsun çok beğendim
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-11-2007, 18:53   #4
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: May 2007
Yaş: 26
Mesajlar: 8,493
Varsayılan

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi refref Mesajı Göster
Ayrılık eleminin hiç tadılmayacağı, hiç ayrılmadan kavuşmanın yaşanabileceği bir hayat ise ancak ölümden sonra tadılabiliyor

çok anlamlı anlamlı olduğu kadar...güzel kaleme alınmış bu yazı için teşekkürler.......

Abi yazının özünü yakalamışsın Tek kelimeyle Rica ederim beğenmenize sevindim...


Cengiz kardeşim cümlemizden inşallah sağolasın
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 21:08


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats