ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Edebiyat > Hikaye & Öykü


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 22-11-2007, 14:08   #1
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 26
Mesajlar: 59
Varsayılan Namaz Kılacaktım





O ALTMIŞ YAŞLARINDAYDI...
Dostum Zerrin Hanımın teyzesiydi…
Hayatı yaşamayı, gezip eğlenmeyi pek severdi.

Ona göre insan dünyaya bir kez gelmişti. Öyleyse hayatın tadını çıkarmalıydı.
Bu sebeple İslâmî hayatla arası yoktu. Ona göre insanlar ihtiyarlayıp beli büküldüğü zaman namaz kılmalı ve örtünmeliydi.
Yeğeni Zerrin örtündüğü zaman şok olmuştu. Onu bu hayattan sürekli uzaklaştırmaya çalıştı:
“Kızım sen daha çok gençsin. Bu yaşta öcüler gibi nasıl kapanıyorsun. Hem kocan seni beğenmez. Eskisi gibi süslen püslen. Bu ne, temizlikçi kadınlara dönmüşsün.” deyip, Zerrin Hanım’ı vazgeçirmeye çalışıyordu. Zerrin Hanım ise:
“Teyzeciğim, eşim benim bu halimden memnun. Onun gözü şimdiye kadar başka kadınlarda olmadı ki, bundan sonra olsun” diyerek itiraz ederdi. Fakat teyzesi ikna olmaz itirazını sürdürürdü:
“Şimdiye kadar güzeldin. Şimdi güzelliğini kapattın. Onun için eşinin gözü başka kadınlara kayabilir.”
“Ablam açık, ama kocası her gün bir kadınla geziyor. Buna ne diyeceksin? Eğer bir erkek başka kadına ilgi duyarsa bunu ancak dini duyguları engelleyebilir. Zaten dinimizde bir erkeğin başka kadına başka gözle bakması haram.”
Aslında Zerrin hanımın teyzesi kendisini çok seviyordu.. Kendine göre kurtulmasını istediğinden üstüne düşüyor, yeni tarz hayatından vazgeçirmeye çalışıyordu. Bu yüzden karşılıklı konuşmaların ardı arkası kesilmiyordu:
“Sen daha çok gençsin yavrum, hele bir yaşlan. Hacca gider günahlarını affettirir, örtünürsün.”
“Peki teyzeciğim, ya hacca gidemeden, yaşlanmadan ölürsem?”
“Canım bu yaşta ölümü düşünme”
“Ya ansızın gelirse?”
Zerrin’in teyzesi sıkıştığında saldırganlaşıyordu:
“Senin kafan örümceklenmiş. Ne yapsak içine bir şey girmiyor. Hiç aynaya bakmıyor musun? Eski Zerrinle yenisi arasındaki farkı görmüyor musun? Allah aşkına kızım kendini neden kandırıyorsun. Sinema yok, tiyatro yok, dans yok, müzik yok. Peki bu nasıl zevk almak?”
“Zamanında hepsini yaptım teyze. Ama itiraf ediyorum, şimdiki hayatım çok daha zevkli.”
“Eşin nasıl da seni böyle geri kafalı yaptı? Beynini yıkadı?”
“Yapma teyzeciğim. Uzun sandığın hayat çok kısadır. Göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Sonra sen de pişman olursun. Gel sen de Allah’a kul ol.”
“Neee. Senin gibi öcü mü olacağım. Hele dur daha çok var.”
“Bir gün iş yerimde kadınlık gururumun kırıldığını hatırlıyorum. İşe makyajsız gitmiştim. O gün yabancı misafirler firmayı gezmeye gelecekmiş. Müdür yanıma gelip
“Zerrin Hanım bugün o muhteşem güzelliğiniz neden yok?” dedi. Ben de:
“Güzelliğimin işimle ne alâkası var?” dedim. Bana:
“Efendim, siz bizim iş yerimizde vitrinimizsiniz. Sizin güzel olmanız gerek.”
“Ben bir iş yaptığımı sanıyordum. Adamlar beni meğer bir süs eşyası, dekor olarak görüyorlarmış!Artık örtüm sayesinde bu tür aşağılanmaktan kurtuldum.”
“Bunlar sana şimdi heyecan verir ama sonra usanırsın.”
“Bu geçici bir heves değil teyze. Bak dilersen sana bir şey okuyayım:
“Dünya durmuyor gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak ihtiyarlık şafağı kulaklarının üstünde doğmuştur. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda yerleşmeğe hazırlanan hastalıklar ölümün keşif kollarıdır. Ama ebedî ömrün önündedir. O ömürde göreceğin lezzet, ancak bu fani ömürde çalışmalarına bağlıdır. Senin o sonsuz ömürden hiç haberin yok. Ölüm seni uyandırmadan uyan.”
“Sen bunları nereden okuyorsun?”
“Said Nursi’nin Kur’an tefsirinden.”
“Eyvah, nereden buldun bu kitapları? Yoksa sen nurcu mu oldun? Konuşmalarından belliydi zaten. Demek nurculara karıştın ha?”
Teyzesi, toplumda yalan yanlış dolaşan kanaatlerini bir bir sayıp dökmeğe başladı:
“Eskiden beri biz gazetelerde nurculuğun fena bir şey, “irticai” faaliyetler olduğunu okurduk. Said-i Nursi’nin bütün hayatı hapiste geçmiş. Tehlikeli ve suçlu olmasa hapse atarlar mıydı?”
“Teyzeciğim, tüm kulaktan dolma yanlış bildiklerini gerçek sanıyorsun. Oysa piyasada çok silik söz dolaşıyor. Peygamberimizi de yurdundan göç etmek zorunda bırakmadılar mı?. Peki peygamberimiz tehlikeli ve suçlu olduğu için mi onca zulmü yapmışlar? Üstelik Said Nursi’ye açılan bütün davalar beraatla sonuçlanmış. Bunu da biliyor muydun?”
Teyze saplantılarından bir türlü vazgeçmiyordu:
“Bak evlâdım böyle şeylerle uğraşma. Sana ne nurculuktan, sana ne Said Nursi’den. Şu üç günlük dünyada ye, iç, eğlen.”
“Peki insanın dünyaya gönderilişinin bunlardan başka bir gayesi yok mu? Nereden gelip nereye gittiğini, onu bu dünyaya göndereni düşünmesin mi? Yaratıcının emirlerine göre yaşamasın mı?”
“Canım dedim ya bu işi yaşlanmaya bırak. Sonra gençliğin gider, pişman olursun.”
Zaman böyle akıp giderken, Zerrin hanım arada gelip olan biteni benimle paylaşıyordu. Son görüştüğümüzde teyzesi ile ilgili çok farklı şeyler söyledi:
“Teyzemle bu tartışmalarımız sürüp giderken aradan az zaman geçti ve teyzem ne yazık ki kansere yakalandı!
Artık bütün gün yatıyordu. Hastaneye kaldırılmıştı. Ziyaretine gittim:
“Teyze” dedim. “Benden bir istediğin var mı? Sana nasıl yardımcı olabilirim?”
Teyzem yüzüme çaresiz ve pişmanlık dolu gözlerle baktı:
“Zerrin otur yanıma,” dedi.
Titreyen elleriyle ellerimi tuttu. Derin bir “ah!” çekti. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Bütün vücudu sanki büyük bir fırtınaya tutulmuştu. Kesik hıçkırıklar arasında:

“Sen haklıymışsın.” dedi. “Gerçekten hayat çok kısaymış, dünya faniymiş. Bilmedim, bilemedim. Sanıyordum ki, Azrail benim kapımı hiç çalmayacak. Yaşlandığımda namaz kılacaktım, hacca gidip tövbe edecektim. Yanılmışım. Şimdiye kadar yaşadığım hayattan elimde sadece acılar kaldı. Şimdi sadece namazlarımı kılmak istiyorum.”
Teyzem bana yıllardır dindarlığımdan dolayı yapmadığını bırakmamıştı. Özellikle tüm felsefesini yaşlanınca örtünüp ibadet etmek üzere kurmuştu. Ama şimdi o felsefesinin iflas ettiğini, bir işe yaramadığını acılar içinde itiraf ediyordu. Ama iş işten geçmişti.
Teyzemi mahcup etmemek için başımı önüme eğdim. Ama o tüm pişmanlık dolu sözlerle itirafını sürdürdü:
“Namazlarımı kılacaktım. Ama artık günlerim sayılı. Ahhhh! Tekrar dünyaya gelsem, sadece Allah’a ibadet ederim. Ömür bitmez, yıllar tükenmez sandım. Ne olur benim için dua et.” dedi ve gözlerini yumdu..
Teyzemin çaresizlik içindeki pişmanlığı bana Üstad Bediüzzaman’ın şu ifadelerini hatırlattı:

“Eyvah, aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzeran-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgar gibi uçar gider.”


Moral dergisi
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-2007, 15:07   #2
Er
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 20
Varsayılan

Valla başlığı görünce okmayı düşündüm ama çok da uzun yaaa
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-2007, 15:28   #3
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
Varsayılan

Şafi-i Hakîm, sadece insanlara değil yarattığı tüm varlıkların hâl diliyle yaptıkları dualara en güzel cevabı vererek onlara hastalandıklarında ne yapmaları gerektiğini ilham etmektedir. Yoksa akıl sahibi hiçbir insan; ayıların, aslanların, papağanların, kurtların eczacılık fakültesini bitirdiklerini veya tıp fakültesinden mezun olduklarını iddia edemez.
NE GÜZEL SÖYLEMİŞ DEĞİLMİ?
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-2007, 16:03   #4
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,794
Varsayılan

İbadette samimiyete , teslimiyete güzel bir örnek bu hikaye ve Zerrin hanım.
Aslında bu ve bunun gibi hayat hikayelerinde bize verilmek istenen ihlastır diye düşünürüm. Kişi eda ettiği her namazda , tuttuğu oruçta verdiği sadakada kısaca uyguladığı her emirde , kaçındığı her yasakta Allah CC ı memnun etme isteği olmalı.
Samimi müslüman der ki Rabbim beni Yaratmış ve türlü türlü nimetlerle nimetlendirmiş hiç bir karşılık beklemeden.

Rabbimiz bize diyor ki ;
kulum namaz kıl ...
Rabbim sadece Sen'in için kılarım hemde SEVE SEVE .
Ve yine diyor ki ;
Nur 31 - Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.

Allah'ım Sen emret yeter ki ,
Sen ' in kulların
SEVE SEVE kapanır
sadece Sen istedin diye .

Allah'ım Senin bizden istemen ne güzel ,
buna bizlerin muhatab olması ne güzel .


Müjdeler olsun yasaklardan O'nun rızası için kaçınanlara
Müjdeler olsun ibadetlerini O'nun rızası için yapanlara ,

hemde

SEVE SEVE

Rabbimiz cümlemize SEVE SEVE emir ve yasaklara uymayı nasip etsin inşAllah.

Aminnn...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 20:16


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats