![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Nov 2007
Mesajlar: 312
| 1444 yılıydı. Osmanlı Devleti’nin başında, Sultan 2. Murad vardı. Yakında Varna Seferi’ne çıkacak olan Sultan Murad, adaletle hükmeder, Din-i İslâm’ın yayılması, halkın refah ve huzur içinde yaşaması için çalışırdı. Başta Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri olmak üzere, bütün gönül sultanları da, hak için halka hizmet ederek onların maneviyatlarını zenginleştirmek ve gönüllerini güzelleştirmek için çalışır, böylece halkın huzuru ve birlik beraberliğinin sağlanması kolaylaşırdı. Gönül sultanlarının yolundan gidenler de her işini onlarla yapmaya gayret ederdi. Ezel Ali de onlardan biriydi. Büyük bir çiftlikte kâhyaydı. 40 yaşında olduğunu söylerdi ama ancak otuzunda gösteriyordu. Uzun boyu, omuzlarına kadar uzayan kumral saçları ve en önemlisi hep gülümseyen yüzüyle çok sevilen biriydi. Onu tanıyanlar, ‘Gönlünün güzelliği yüzüne vurmuş.’ derlerdi.Ezel Ali şeyhine çok bağlıydı ve her işinde onu örnek alırdı. Öyle ki konuşmasına çoğunlukla ‘Şeyhim var benim…’ diye başlardı. Arkadaşları arasında ‘Şeyhi var Ezel’e çıkmıştı. Çiftliğin sahibi Kadir Bey ondan çok memnundu. ‘O çiftliğe geldikten sonra bereket arttı.’ diyordu. Onun çok çalıştığını görüyor ve ödüllendirmek için fazladan izin vermek istiyordu ama ‘Hakkım neyse o.’diyerek kabul etmiyordu. Ezel on beş günde bir şeyhini ziyarete giderdi. Sabah namazından sonra çıkar, at sırtında sadece namaz vakitlerinde durmak suretiyle akşama kadar yol alırdı. Dergâha varıp da şeyhini gördüğünde tüm yorgunluğunu unuturdu. Geç saatlere kadar muhabbetli sohbet olur ve hemen ardından Ezel Ali tekrar yola çıkardı. Gönlü dergâhta, gözü yolda sabah namazına kadar çiftliğe ulaşırdı. Her dönüşünde kendini daha bir arınmış ve yenilenmiş hisseder, daha bir şevkle çalışırdı. Ezel’in bir tek oğlu vardı. O da Edirne’ye gidip orduya katılmış. Arkadaşları ‘Ezel Ali tek çocukla kaldın. Bir kez daha evlenseydin, boy boy kızların oğlanların olurdu.’ diye aklına girmeye çalışırlar ama o her defasında ‘Şeyhim de bir kez evlendi.’ diyerek onları sustururdu. Çiftlikte işler yolundaydı. Günden güne Kadir Bey’in malı mülkü artıyordu. Bu da etrafta söylenir olunca, bazı kötü niyetli insanlar bu mala mülke göz dikmeye başladı. Bir gün onlardan biri Kadir Bey’in küçük oğlu Ömer’i kaçırıp fidye olarak binlerce altın almak için harekete geçti. Haftada bir bazı ihtiyaçlar için şehre inilirdi. Arada bir Ömer de onlarla birlikte giderdi. Yine o günlerden birinde bir arabacı, bir koruma, Ezel ve Ömer birlikte arabayla yola çıktılar. Çiftlikten biraz uzaklaştıktan sonra dar bir yoldan geçiliyordu. Adamlar onlar gelmeden önce yolu açmak için durdular. Onlar daha aşağı inmeden dört adam etraflarını sardı. Arabacı ile korumayı öldürdüler. O arada Ezel çocuğu arabanın altına saklayıp üzerini örttü ve dışarı çıkmadan kapıda durarak üzerine saldıranlarla dövüşmeye başladı. Bir yandan da ‘Şeyhim var benim. O hep emanet candan önce gelir der.’ diye düşünüyordu. Üzerine saldıranlardan ikisini yaraladı. Diğer ikisi de üzerine geliyordu ki nasıl olduysa birinin ayağı taşa takılıp yere düştü ve yerde bir süre yuvarlanarak ilerdeki bir ağaca çarpıp kaldı. Diğerinin şaşkınlığı geçince Ezel’in üzerine hamle yaptı. Ezel geri püskürttü ve onu da yaraladı. Ama adam düşmeden bıçağı Ezel’e sapladı. Onun sesine Ömer saklandığı yerden çıktı. Ezel kendini kaybetmeden son bir gayretle çocuğa, arabayı sürüp çiftliğe götürmesini istedi.Kadir Bey oğluna bir şey olmamasına şükrediyordu ama adamlarının başına gelenden çok üzgündü. Canını ortaya koyarak oğlunu kurtardığı için Ezel’i ödüllendirmek istedi ama o her zamanki kendinden emin haliyle, ‘Şeyhim var benim. O her zaman emaneti korumak, boynunuzun borcudur der.’ diyerek kabul etmedi. Ezel’in iyileşmesi uzun sürdü, Kadir Bey en meşhur hekimleri getirip tedavi ettirdi. Sonunda tamamen ayağa kalktığında gelen bir haberle ailece tekrar sarsıldılar. Tam anlamıyla yürekleri yandı. Tek oğlu Kemal Varna’da şehit olmuştu. Ezel’in dizlerinin bağı çözüldü ama yine de dik durmaya gayret etti. ‘Şeyhim var benim. O da evlat acısı gördü ama gözünden bir damla yaş akıtmadı. Sabretti.’ diyordu. O böyle söyledikçe arkadaşları, şeyhini daha çok merak etmeye başladı. Hatta acı haberin geldiğinin ertesi günü biri, ‘Devamlı şeyhim var diyor, onu yere göğe sığdıramıyorsun. Ama bak bu acılı gününde bile yanında değil.’ diyerek çıkıştı. Ezel o sırada gayr-i ihtiyari olarak başını eğdiği yerden kaldırdı ileri doğru baktı. O anda yüzü aydınlanarak birden ayağa kalktı ve ‘Geldi! Zaten O hep yanımdaydı!’ diyerek o tarafa doğru yürümeye başladı. Herkes merakla bakarken Ezel’in yaşlarında, ondan biraz daha uzun, kısa siyah sakallı, nur yüzlü birinin geldiğini gördüler. Sanki bahçenin bile havası değişmiş gibiydi. Ezel yanına gelince, o ana kadar tuttuğu gözyaşlarını bırakarak şeyhinin elini öptü ve ‘Buraya kadar yoruldunuz Efendim!’ dedi. Şeyh Efendi de gözleri dolu gülümseyerek ‘Ezel gibi bir dervişimiz varken, bu en acılı gününde yalnız bırakamazdık.’ dedi ve bağrına bastı. Ezel Bir Derviş Raziye SAĞLAM |
| |
| Konu Araçları | |
| |