ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Edebiyat > Hikaye & Öykü


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 06-09-2008, 02:00   #1
Site Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 689
Varsayılan Ali Ulvi Kurucu Hatıralar

Petrolden önceki Hicaz, bir yokluk ve kıtlık diyarıydı..

1947 senesi bir Ramazan günü idi.
Hiç unutmam Ağustos ayındaydık.
Öğle namazında Harem-i şerif’ten geldim.
Soyundum; su dökünüp istirahat edeceğim.
Annem seslendi:
- Oğlum, komşu bakkaldan pirinç alıver. Akşama pilav yapacağım.
- Namazdan önce sana söylemeyi unutmuştum.
- Hadi git de pirinç getir.
Sesimi çıkarmadım ama çok sıkıldım. İçimden söylendim:
- Be mübarek valide ! Bir saat evvel namaza çıkarken sana sordum:
‘Anne ben namaza gidiyorum. Bir isteğiniz var mı ?’ dedim.
‘Hayır oğlum salimen git, gel…diye beni uğurladın.
Şimdi soyundum, su dökünüp biraz dinleneceğim.
Bakkaldan pirinç istiyorsun.
Dışarıda sıcak elli derece, müthiş bir Sam rüzgarı esiyor.
Neyse, giyindim, bakkal yollandım.
Oturduğumuz Babü’l-mescidi mahallesinden Abdülhadi amca bakkalımızdı.
Yaşlı, muhterem bir zat idi.
Abdülhadi amcaya vardım.
Baktım, kapısının üzerine bir zincir asmış, o zincire tutunmuş ayakta duruyor.
Hem dükkanda bulunduğunu gösteriyor, hem de gelen müşterileri karşılıyor.
Yaklaşınca bir taraftan şu tesbihe devam ettiğini duydum:
- Subhanallahi ve’l-hamdülillahi ve lailaheillallahi vallahu ekber.
Kendisine selam verdim. Selamımı aldıktan sonra ilk sözü şu oldu:
- İster misin, Allah sana da cennete bir bahçe diksin ?
- Hayırdır inşallah, Abdülhadi amca ?
- Oğlum, Efendimiz (SAV)
- “ Cenab-ı Hakk : ‘Bir defa Subhanallahi ve’l-hamdülillahi ve lailaheillallahi vallahu ekber, diyen kuluma, ben cennette bir ağaç dikerim.
Cennete geldiğinde, cemalimle müşerref olacağı, mükafatını alacağı,rahmetimi göreceği gün, bir de bahçesi olacaktır, buyurmuştur’ diye müjdelemiştir.
Abdülhadi amca devam etti:
- Gerçi sen bilirsin bunu ya, ben hatırlatmak için söylüyorum.
Hele şu Ramazan gününde yapılan tesbihlerin, oğlum, daha çok tesiri oluyor… Bir de Efendimize salavatı unutma.
Tesellin bu olsun. Zikrin de bu olsun. Fikrin de bu olsun..
Oturup dinlenmemi teklif etti. Oturdum:
- Bugün biraz sıcak değil mi ? dedim.
- Na’am, velakin ed-dinu kaviyyun ya veledi. (Evet, fakat din daha kuvvetli ey oğlum)
O sözünü hiç unutmam. Evet sıcaktır, fakat din ondan daha kuvvetlidir.
Sıcak diye oruç mu yiyeceğiz ?
Haşa ! Ölürüz de yemeyiz.
Ölüm vuslatın kapısı, Cenab-ı Hakk’a kavuşmanın kapısıdır.
Müminin safası, ölümden sonra başlar..
***
Abdülhadi Amca Medine-i Münevvere köylerindendi.
Halim selim ve çok sehi idi.
Bir fakir gördü mü, hemen onu doyurmak isterdi.
İftar vakitleri, ekmeğin arasına tahin helvası sarmış,fakirlere dağıtırken görürdüm.
Fakirler de alışmışlar, dükkanının önüne gelirlerdi.
Yiyecekleri olmadığı, hallerinden belliydi.
Yine öyle dürümler yapıp dağıttığı bir akşamın ertesi günü dükkanına girmiştim:
- Abdülhadi amca, dün iftar vakti garipleri sevindirdiğini gördüm.
Çok memnun oldum. Sanki bana ikram etmişsin gibi sevindim, diye kendisini tebrik ettim.
Laf lafı açtı, konuşurken kendisine:
Peygamber-i Zişan’ın iftarlık yemeğinin fakirlere verildiği kıssasını anlatmıştım.
Kamil insan tatlı tebessümlerle dinlemiş, aynı zamanda:
‘Ya Allah, ya Allah, ya Allah, Allahümme salli ale’l-habib, hatta yerdaa’
(Allah’ım sevgilim Muhammed Mustafa’ya, razı oluncaya kadar selat selam eyle, habibin Muhammed Mustafa –razıyım Allah’ım, taştı rahmet deryası…- deyinceye kadar salt u selam eyle’ şeklinde salavat getirir, dua ederdi..
Kıssa şudur: Ayşe validemiz rivayet eder:
“ Peygamber-i Zişan’ın nafile oruç tuttuğu günlerdi.
Bir gün yemeğini hazırlamış, akşam olsun, gelsin iftar etsin, diye bekliyordum.
Kapının dışından bir garibin sesi geldi.
- Ya ehle beyti’n-Nebi, ene rasulün garibun. Hel indekum şey’ün aaküluhuu
(Ey peygamber hanesi, ben garip bir insanım-yolcuyum, açım, muhtacım- yiyecek bir şeyiniz var mı ?)
Bu garibin sesini duyunca, Efendimiz için hazırladığım sofrayı, kapıdan verdim.
Yedi, yedi dua etti.
Rasul-i ekrem (SAV) akşam namazını kıldılar geldiler:
- Bana verecek bir yemeğin var mı Aişe ? diye sorunca:
- Ya Rasulallah, böyle böyle oldu.. diyerek olanları anlattım.
- Çok iyi ettin ya Aişe, ben de senden bunu beklerdim, ne iyi ettin ! dediler.
- Hurma yediler, su içtiler, tekrar mescide gittiler.
Aynı hadise üç akşam üst üste tekerrür etti.
Rasul-i Ekrem her seferinde bana ‘iyi etmişsin’ dedikten sonra,hurma yiyip, su içip yine mescide gidiyordu.
Mescidde sahabiler onu bekliyordu.
Onlarla sohbet ediyor, onları yetiştiriyordu.
Yemek içmek düşündüğü yoktu.
Dördüncü günü idi. Akşama doğru Hazret-i Osman
‘Rasul-i Ekrem oruçludur, hane-i saadettedir’ diye görüşmeye gelmiş,
Efendimizi sordu.
Kendisine, üç gündür olanları; gelen fakiri, iftar yemeğini ona verdiğimi,
Peygamber-i Zişan’ın bu yaptığımı beğendiğini,ancak üç gündür hurma ve su ile oruç tuttuğunu anlattım.
Bu acıklı halden haberdar olan Hazret-i Osman ağlayarak şöyle diyordu:
- Ey Rasulallah, malım, canım sana feda olsun, anam babam feda olsun, kurbanın olayım..
Benim gibi damadın var şuracıkta..
Bir günden bir güne ‘Osman bize bir şey gönder. Bizim evde bir şey yok’ demedin…
Akşama kadar memleketin, ümmetin işi senin üzerinde olsun,devlet reisi, hükümet reisi, kumandan her şeyi yap;beş vaktin imamı, hatibi sen ol,sonra da hurmayla, suyla oruç tut..
Benim evimde bu kadar nimet bulunsun da,yine de sen benden bir şey isteme ya Rasulallah !...
Hazret-i Osman böyle diyerek ve ağlayarak evine gitti.
Hemen yufka ekmekleri, çömleklerle kavurma, yağ, bal getirdi.
Daha çuvalla un getirmek için de gitti.
O çıktı, Peygamber-i Zişan teşrif ettiler.
- Ayşe, bana vereceğin bir şey var mı ? diye sorunca.
- Buyurun ya rasulallah, bakınız ne nimetlerimiz var, dedim.
Baktı, kimin getirdiğini sordu.
‘Osman getirdi’ deyince, oturmadan kıbleye döndü ve şöyle dua etti:
- Allah’ım ben Osman’dan razıyım, sen de razı ol..
Yarabbi, Osman’ın servetinin, zenginliğinin bize çok faydası oldu.
Hayırlı insana hayırlı mal yakışıyor.
Allah’ım, ben Osman’dan razıyım, sen de razı ol.
Hz Osman da bu duayı duyunca sevincinden ağladı..
Fakir bu kıssayı nakledince, Abdülhadi amca dedi ki:
- Ya habibi, ben dükkanda olan ekmekten, helvadan verdim.
Efendimiz, kendisi için hazırlanan rızkı vermiş.
Bana şimdi evimden yenmek gelecek, ben onunla iftar edeceğim.
Efendimizin büyüklüğüne bak ki,
kendisi için hazırlanan yemek, bir garibe veriliyor.
Hem de hadise üç gün tekerrür ediyor.
Yine de Aişe annemize: ‘ Ne iyi ettin Aişe’ diyor.
‘Ben de senden bunu beklerdim’ diyor.
İşte yavrum, böyle bir peygamberin ümmetiyiz.
Bu şehirde, böyle bir peygamberin komşusuyuz…

Ali Ulvi Kurucu, ‘Hatıralar-2’, Haz: E. Düzdağ;
Kaynak Yayınları 2007,
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-09-2008, 02:32   #2
Ayın Üyesi
 
Katılım Tarihi: Jun 2008
Yaş: 45
Mesajlar: 640
Varsayılan Yanıt: Ali Ulvi Kurucu Hatıralar

beni çok duygulandırdı
çok güzel bir paylaşım
Allah razı olsun

biz isar,paylaşım ,istiğna medeniyetinin çocuklarıyız
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-09-2008, 02:41   #3
Site Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 689
Varsayılan Yanıt: Ali Ulvi Kurucu Hatıralar

Allah cümlemizden razı olsun abi,
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Etiketler
ali, hatıralar, hikaye, iftar, kurucu, medine, mekke, oruç, ramazan, ulvi

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 20:21


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats