![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Allah Resûlü tek başına oturuyordu. Bir ara kapı aralandı ve içeriye Muhacirin’in ileri gelenleri girmeye başladı. Aralarında Ensar’dan hiç kimse yoktu ve manzara oldukça dikkat çekiciydi. Acaba niçin sadece Muhacir’den insanlar gelmiş ve Ensar’dan hiç kimseyi çağırmamışlardı? Müsaade istediler ve Allah Resûlü’ne maruzatlarını şu şekilde arzettiler: “Ya Resûlallah! Biz buraya Allah (cc) için hicret edip geldik. Bütün düşüncemiz Allah yolunda Sen’inle beraber olmaktı. Halbuki Ensar kardeşlerimiz bize öyle bir alâka gösterdiler ki, korkarız, âhiretin sevabını burada bitireceğiz. Kardeşlerimiz müsaade etsinler, artık biz, kendi bakım ve görümümüzü kendimiz yapalım. Onların bize ayırdıkları payları kendilerine iade edelim. Minnet altında kalıyor ve çok mahçup oluyoruz.” Bunları söylerken de hepsi ağlıyordu. Allah Resûlü de gözyaşlarını tutamamıştı. Belki de şu manzara gök sakinlerini de gözyaşına boğmuştu. Bu bir cihetle, istiğna ile diğergamlığın çarpışmasıydı. O güne kadar yeryüzünde, bu kadar güzel bir kavga hiç görülmemişti. Çünkü biraz sonra Allah Resûlü Ensar’ı huzuruna çağırıp olanları anlatınca, hepsi birden itiraz edecek ve bu istiğnaya karşı çıkacaklardı. Onlar için böyle bir teklifi kabullenmek, vücudlarının yarıdan biçilmesine razı olmaktan farksızdı. Zira onlar, kardeşleriyle öyle bütünleşmişlerdi ki, ayrılmaları âdetâ ölümdü. Biraz sonra hepsi de Resûlullah’ın huzurundaydı ama, Ensar ağlıyor ve Muhacirler ağlıyordu. Aynı beldede oturmalarına ve günde beş defa -en azından- mescidde beraber bulunmalarına rağmen, paylaştıkları odadan ve sofradan ayrı kalmaları onlara giran geliyordu. Evet, bir taraf, istiğnayı, diğer taraf da mürüvvet ve diğergamlığı temsil ediyordu. Taraflardan Muhacirler söz alarak meâlen: “Ya Resûlallah! Biz Allah (cc) için hicret ettik ve Medine’ye geldik. Yurdumuzu, yuvamızı Allah için terk ettik. Dinin i’lâsından başka birşey düşünmedik; fakat bu Ensar kardeşlerimiz bize, çok fazlasıyla sahip çıktı ve civanmertçe davrandılar.. korkuyoruz, ahirete ait bütün kazançlarımızı yeyip bitirmekden.. Yâ Resûlallah, Ensar kardeşlerimize kabul ettiremedik, ne olur nâmımıza, lütfen onlara söyleyiniz bıraksınlar bizi, kendi kendimize bir yerde kalalım, artık kendi mahsüllerini bize getirmesinler, yemek pişirip önümüze koymasınlar, bize bakımı, görümü düşünmesinler, bu minnet yeter artık.” Çok duygulanmışlardı, çocuk gibi ağlıyorlardı. Allah Resûlü de duygulandı. Ensar-ı Kirâm’a:“Muhacir kardeşleriniz diyorlar ki: ‘Bunlar bize çok bakıyor, bizi mahçup ediyorlar, nerde kaldı Hakk’ın rızası’, karşılığını alacaksak yaptığımız şeylerin? ” İşte Allah Resûlü onların ruhlarına bu kardeşliği böyle üflemiş, onları böyle büyülemiş, böyle kaynaştırmış ve âdetâ bal mumu gibi yoğurmuş ve şekillendirmişti. Tıpkı bir ceset gibi olmuşlardı. Bu tarihî mülakatta taraflar, şöyle bir mutabakata vardılar: Muhacirler, Ensar’ın tarlalarında ücretle çalışacak, bahçelerini ücretle tımar edecek, böylece kendi kazançlarıyla geçinecek, kendi evlerinde oturacak ve minnet altında kalmayacaklardı. Tabii, Ensar-ı Kirâm da bağ ve bahçelerinde onları çalıştırmak suretiyle onlara yardım elini uzatacak; onların Ensarlığı, berikilerinin de Muhacirliği devam edecekti… |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 22
Mesajlar: 2,490
| Allah razı olsun |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| |
| |
| Konu Araçları | |
| |