![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,070
| Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu: - Hangi kumaştan sattın? -Şu kumaştan efendim. -Metresini kaça verdin? -On akçeye. -Nasıl olur?" diye hayret etti, -Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu? Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu. -Ne demekti hakkını helâl et? Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Kral sordu: -Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir? -Ben, dedi tüccar, bir Müslüman'ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. Ben sadece bir yanlışı düzelttim. Kral, -İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçirmeden İslâm'ı kabul etti. Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu. 250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya'nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı. Yapılan tek şey vardı sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı. Efendimizin müjdesi herkese açık: "Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir." Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. Konuşmaktan çok yaşamaktı. Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi. |
| |
| | #2 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 803
| tabi bilmek var bide uygulamak var EMEĞİNE SAĞLIK.... |
| |
| | #3 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,070
| sanırım nefsimize agır gelen tarafı da uygulamak :'( |
| |
| | #4 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 824
| Kendi halinde bir tuccardi. Bir gun kumaslari gemiye yukledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerlesti. Isini orada devam ettirdi. Kumaslari kaliteliydi. Tam da halkin aradigi cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandi. Kazanci az olsun, temiz olsun dusuncesindeydi. Bir gun gec geldi is yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmisti sattigi mallardan. Merak etti, sordu: - Hangi kumastan sattin? -Su kumastan efendim. -Metresini kaca verdin? -On akceye. -Nasil olur?" diye hayret etti, -Bes akcelik kumasi on akceye nasil satarsin? Bize hakki gecmis adamcagizin. Gorsen tanir misin onu? Eleman gitti, musteriyi buldu, getirdi. Dukkan sahibi musteriyi karsisinda gorur gormez, helâllik istedi ve fazla parayi musteriye uzatti. Musteri sasirmisti. Boyle bir durumla ilk defa karsilasiyordu. -Ne demekti hakkini helâl et? Olay kisa surede dilden dile dolasti. Cok gecmeden kralin kulagina kadar vardi. Sonunda kral kumas tuccarini saraya cagirdi. Kral sordu: -Sizin yaptiginiz bu davranisi daha once biz ne duyduk, ne de gorduk. Bunun asli nedir? -Ben, dedi tuccar, bir Musluman'im. Islâm dini boyle emreder. Musterinin bana hakki gecmisti. Dolayisiyla kazancima haram girmisti. Ben sadece bir yanlisi duzelttim. Kral, -Islâm nedir, Muslumanlik nedir? gibi pes pese sorular sordu. Birer birer sorularini cevapladi. Kral ilk defa duyuyordu boyle bir dinin varligini. Fazla zaman gecirmeden Islâm'i kabul etti. Daha sonra kisa sure icinde de halk Musluman oldu. 250 milyonluk nufusa sahip olan bugunku Endonezya'nin Muslumanligi kabul etmesindeki sir sadece bes akcelik kumasti. Yapilan tek sey vardi sadece: Inandigi gibi yasamak, sahip oldugu guzellikleri cevresiyle paylasmakti. Efendimiz'in mujdesi herkese acik: "Dogru ve guvenilir tuccar, kiyamet gununde peygamberler, siddiklar (dogrular) ve sehitlerle beraberdir." Yani, asil etkili olan soz dili degil, hal diliydi. Konusmaktan cok yasamakti. Anlatmaktan ziyade davranis dilinin devreye girmesiydi. |
| |
| | #5 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 2,828
| bu öykü gerçek mi..... ben endonezya yı çok merak eden biriyim o yüzden ilgimi çekti... islam adına çok hoş bir etki..... |
| |
| | #6 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 666
| inandığı gibi yaşamak yaşayabilmek hem kendine hemde bir sürü insana faydası var yalnız kaynağı ne ?? doğruluk payı nederece ?? bende merak ettim |
| |
| | #7 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 824
| Bende başka bir siteden alıntı yapmıştım Doğruluk derecesini bilemiyorum lakin ordaki arkadaşa sorarım.. Benim bildiğim Peygamber efendimiz(sav)zamanında elçi gönderimişti Endonez'yaya ..islama davet için.. |
| |
| | #8 |
| Er Katılım Tarihi: Jan 2008 Yaş: 18
Mesajlar: 23
| hmm.çok güzel bi hikaye.gerçek olmasa bile davranışlara da islamın gereklerini yansıtmak bi şekilde bu neticeyi verir zaten.. |
| |
| | #9 | |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 824
| Alıntı:
Bu hikayenin gerçeklik payını öğrendim arkadaştan.. Arkadaş orada yaşıyor zaten... Kendisine sordum,oda oradaki endonez'yalı arkadaşlarına sormuş onlarda doğrulamışlar... zamanında oraya suudili bi tütcar olarak giden adam..vede devamı yazılı zaten... | |
| |
| | #10 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 2,828
| a evet ben sormuşum ne hoş.. bu islami tarih söylemine uyuyor zaten. sağolasın lalezar......bir öykünün peşine düşmen ne kadar anlamlı |
| |
| Konu Araçları | |
| |