![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 1,261
| Bin dokuzyüz elli dokuz senesinde Erzincanda öğretmen idim. Erkek lisesinde konferans dinledik. Dinleyici öğretmenler birkaç yüz kişi idi. Önce, Erzincan, me'ârif müdürü, sonra, konferans sahibinin asistanı konuştu. Üçüncü olarak konferans sahibi olan, Sağlık Bakanlığı Sosyal Hizmetler Akademisi öğretmenlerinden psikoloji doktoru sayın Mithat Enç konuştu. Uzun boylu, gür sesli idi. Çok te'sîrli konuşuyordu. Zekâ üzerinde birkaç gün konuştu. Son günü, zekâ ölçüsünü, test usûlünü anlattı. Avrupalı, Amerikalı psikologların kitaplarından yeni bilgiler verdi. Zekâ ölçmenin tarihçesini söylerken, özet olarak dedi ki, (Zekâ ölçmek, test usûlünü kullanmak, ilk olarak Osmanlılarda başladı. Amerikan literatürlerinde okuduğuma göre, Osmanlı orduları Viyanaya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korktu. İslâmiyet Avrupaya yayılıyor, hıristiyanlık yok oluyor diye şaşkına döndüler. Osmanlı akınlarını durdurmak için çâre aradılar. Çok uğraştılar. Bir gece yarısı, İstanbuldaki İngiliz sefiri şifre yolladı. Avrupaya müjde vermek için sabahı bekliyemedi:Buldum, buldum, Osmanlıların zaferden zafere ulaşmalarının sebebini ve bunları durdurma çâresini buldum, diyor ve şöyle anlatıyordu: Osmanlılar, aldıkları esirlere hiç kötülük yapmıyor, kardeş gibi davranıyorlar. Hangi milletten, hangi dinden olursa olsun, küçük çocukların zekâlarını ölçüyorlar. Keskin zekâlı çocuklar seçilerek, sarâydaki (Enderûn) denilen mekteplerde, değerli öğretmenler tarafından okutuluyor. İslâm bilgileri, İslâm ahlâkı, fen, kültür dersleri verilerek, kuvvetli, başarılı müslüman olarak yetiştiriliyorlar. Osmanlı ordularını zaferden zafere ulaştıran değerli kumandanlar ve Sokullular, Köprülüler gibi seçkin siyâset ve idare adamları, hep böyle yetiştirilen keskin zekâlı çocuklardı. Osmanlı akınlarını durdurmak için, bu Enderûn mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri yıkmak, müslümanları ilimde, fende geri bırakmak lâzımdır). Mithat Beyin bu sözleri ve Osmanlı tarihindeki acı ve yürekler yakıcı olaylar gösteriyor ki, İngiliz sefîrinin bu teklîfi çok doğru görülerek, Avrupada İskoç ve Pâris mason locaları harıl harıl çalışmaya başladılar. Müslümanları aldatmak, medreselerden, mekteplerden ilimli, fenli din adamları ve idareciler yetiştirilmesini önlemek için plânlar hazırlandı. Câhil bırakılan gençler, Avrupada dinsiz yapıldı. Zevk ve sefâhete alıştırıldı. Yalancı etiketler, diplomalar verilerek anavatana gönderilen fen adamı şeklindeki sinsi düşmanlara, (Fen yobazı) denir. Böyle diplomalı yobazlar, masonların çok kurnâz ve milyonlar harc ederek çevirdikleri dolapları ile, Osmanlı devletinde iş başlarına getirildi. Meselâ mason olan Mustafâ Reşid Pâşa, Fuad Pâşa ve benzerleri, medreselerden fen derslerini kaldırdılar. Mithat Pâşa, Talat Pâşa din derslerini de azalttılar. Fatih Sultan Muhammed Hân zamanında medreselerde okutulan din ve fen bilgileri pek yüksek idi. Tanzimattan sonra ve hele ittihâdcılar zamanında çok aşağı oldu. İslâm düşmanları, pek sinsi, iki yüzlü davranarak başarı sağladılar. Hele Mithat Pâşa, kıyasıya saldırmaya, çok acı plânları ile islâmı ve Kur'anı yok etmeye hazırlanmıştı. Sultan İkinci Abdülhamîd hânın kuvvetli îmanı ve keskin zekâsı, müslümanlara ve islâmiyete saplanmak istenen bu zehirli hançere karşı çelik bir kalkan gibi dikilmeseydi, düşmanların imhâ plânları, müslümanları ezecekti. Türkiye Tarihinde bu yazımızın çeşidli vesikaları vardır. Din düşmanları, islâmiyeti ve müslümanları yok etmeye çalışıyorlar. Komünistler, her türlü propaganda yolları ile, iğrenç yalan ve iftirâlar söyliyerek, çok vahşi ve barbarca işkenceler yaparak saldırıyorlar. Bu alçak saldırılarını müslümanlar görüyor, anlıyor, onlara aldanmıyorlar. Masonlar ise, sinsi, tatlı sözle, güler yüzle ve para yardımı yaparak, okşayarak, İslâma saldırıyorlar. Dinli, dinsiz, herkes kardeştir. Dine lüzûm yoktur diyorlar. Din kardeşliğini yok edip, yerine mason kardeşliği koymaya çalışıyorlar. İslâmiyetin en korkunç, en zararlı düşmanı, müslüman görünüp, din adamı şekline girip, İslâmiyeti içten sinsice yıkmaya çalışanlardır. Bu din yobazları, Arabistânda ve Hindistânda türediler. Dinde reform yapacağız, İslâmiyeti hurâfelerden, bozuk şeylerden kurtaracağız, Kur'anın emirlerini meydana çıkaracağız gibi, dostca sözlerle, yazılarla, içerden yıkıyorlar. Bölücülük yapıyor, kardeşi kardeşe düşman ediyorlar. Hâlbuki islâm dini, birleşmeği, sevişmeği, yardımlaşmağı emretmektedir. Her müslümanın birbirlerine, hattâ gayrı müslim vatandaşlara, yurdumuza gelen yabancı iş adamlarına, turistlere iyilik etmesi, herkesi sıkıntıdan kurtarması lâzımdır. Peygamberimiz, (İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır) ve (Üzerinde kul borcu olan, bunu ödemedikce, Cennete girmeyecektir) ve (Sizi idare edenler, habeşli köle olsa bile, isyân etmeyiniz!) buyurdu. Her müslümanın, yurdumuzda da, kâfir memleketlerinde de, herkesin hakkını gözetmesi, kimseye kötülük yapmaması, kimseyi incitmemesi, kanûnlara uyması, hükümet adamlarına itaat etmesi lâzımdır. Bunun için de, islâm bilgilerini, islâmın güzel ahlâkını, gençlere öğretmeliyiz. Temiz gençler dinde câhil bırakılırsa, yalancı kahramanlara, iki yüzlü dostlara inanarak dinleri ve ahlâkları bozulur. Sonsuz felaketlere, uçurumlara sürüklenirler. İslâmiyete saldırmak, bütün dünyaya, bütün insanlara sûikast yapmaktır. İnsan haklarını, insan hürriyetlerini ayaklar altına almaktır. İnsanların saadetini felakete çevirmeye uğraşmaktır. Bu fâcia, bu kötülük de, gözü dönmüş, taş yürekli bir avuç zümrenin zevkı, keyfi ve eğlencesi için işleniyor. Allahü teâlâ, insanları bu uğursuz ve pek acı belâdan kurtarsın! Âmîn. Yalnız lâf ile ve yazı ile yapılan duâlar kabûl olmaz. Hem duâ etmek, hem de sebebe yapışmak, çalışmak lâzımdır. Müslümanların, dinlerine, saadetlerine saldıran açık ve sinsi düşmanları tanımaları, bunların yalanlarına aldanmamaları lâzımdır. Müslümanların başına çöken acı felaketi görerek kalbimiz sızlıyor. Temiz gençleri bu yıkıcı, ezici saldırıya karşı uyandırmak ve korunmalarını sağlıyabilmek için çok ufak bile olsa, bir hizmette bulunmağı büyük bir vazîfe ve ebedî saadete kavuşmaklığımız için biricik vesîle biliyoruz. Bunun için, dinde reform yapmak lâzım olduğunu savunan yabancı birkaç din câhilinin sinsice yaptıkları saldırıları yazmaya ve bunlara birer birer cevap vererek hakkı, doğruyu meydana çıkarmaya kalkıştık. Böylece, islâm davâsı güttüklerini bildiren sapık bir zümreyi gençlere tanıtmak istedik. Kitabımıza, kendi kısa görüşümüzle birşey yazmadık. Cevapları (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitaplarından topladık. Sonuna da, büyük âlim, müslümanların yüce önderi, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerinin (Mektûbât) kitabından mektûb ekledik. Allahü teâlâ, hepimizi, dünya ve âhiret saadetine kavuştursun! Kendimize ve başkalarına kötülük yapmaktan korusun! Âmîn. |
| |
| Konu Araçları | |
| |