ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > İslam Coğrafyası


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 05-06-2008, 11:40   #1
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
Exclamation Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

16 Aralık 2007
“Dinlerarası Diyalog” konusu özelde Türkiye’de genelde ise İslam Dünyasında farklı tavır alışların göstergesi olmakta. Diyaloğu olumlayanlar hatta daha da ötesinde bir yöntem olarak benimseyen oluşumlar Dinlerarası Diyaloğun bir tebliğ yöntemi olduğunu böylece Batı ile Müslümanların barıştırılacağını ileri sürüyorlar. Dünyadaki açlık, çatışma vb. Sorunların bu diyalog yoluyla çözülebileceği de Diyalog yanlılarınca ifade ediliyor. Ayrıca Dinlerin ortak noktalarına yapılacak vurgularla materyalizme karşı ortak bir ahlaki tavır da öne sürülen amaçlardan. Bu amaçlara hizmet edeceği düşünülen Dinlerarası Diyaloğun tarafları olarak Müslümanlar’dan Arap Dünyasında özellikle bazı sufi çevreler (örneğin Nakşi Nazım Kıbrısi cemaati), Türkiye’den “Fethullah Gülen Hareketi”ni görmekteyiz. Hristiyan cenahta ise “Katolik Vatikan Kilisesi” ve diğer Protestan/Presbiteryen kiliseleri bulunmakta. Yahudiler ise İsrail’e destek olan Siyonist Hahambaşılıkları “Dinlerarası Diyalog”’ta yerlerini alıyorlar. Ayrıca Liberal Hindular, Budistler, Bahailer ve Kadyaniler de Diyalog projesinde kendilerini taraf olarak konumlandıranlardan. Konunun İslam açısından değerlendirildiğinde Müslüman olmayanlarla diyaloğa geçilmesine yönelik sağlıklı referanslar bulunmakta.

Bu durum’a karşı konumlanan muhafazakar çevreler ise “Diyalog Karşıtı” söylemler geliştiriyorlar. Diyalog karşıtları ise Dinlerarası Diyaloğun 1962-1965 tarihlerinde yapılan II. Vatikan Genel Konsili'nde bir hristiyanlaştırma politkası olarak proje olarak belirlendiğini Vatikan’ın dinlerarası diyalogla kendi amaçlarını gerçekleştireceğini belirtiyorlar. Ayrıca Amerikan politikalarıyla uyumlu biçimde şekillendirildiğini Özellikle İslam Dünyası için bir ılımlılaştırma siyasetinin bir parçası olduğunu ifade ediyorlar. Diyalog Karşıtlarının söylemlerindeki haklılıklar bir yana maalesef ulusalcı söylemlerle çoğu zaman içiçe geçmeleri ve diyaloğa karşı içekapanıklığı savunuyor olmaları onların en önemli zaafları.
Diyalog Karşıtlarının ısrarla vurguladıkları şu gerçekleri hatırlamakta fayda var:

“Dinlerarası Diyalog” bir yöntem olarak Vatikan Katolik Kilisesi tarafından inşa edilen bir projedir.

Bu yöntemi ilan eden Vatikan amaçları içerisinde doğal olarak Misyonerliğinin bir parçası olarak görmektedir. Bu yönteminin en önemli stratejisi de “İnkültürasyon” çalışmasıdır.

İnkültürasyon, proje mimarı Vatikanca “Mesih’in dönüşü merkezli” bir diyaloğun diğer dinlerle gündemleştirilmesidir.

Vatikan özellikle muhatabı olan Müslümanlar’ın kültüründeki Mesihiyat’ın canlandırılması, zahiren olmasa da içten içe Müslümanların kavramlarının, algılarının Hristiyanlaştırılması olarak ifade etmektedir. Sır Kapılarıyla ve düzenlenen “Mesih merkezli” etkinliklerle F. Gülen hareketinde yankı bulan İnkültürasyon aynı zamanda ABD-İsrail politikalarıyla da uyumlu biçimde direniş karşıtlığını da içselleştirmektedir. (Örneğin Gülen, tam da Şeyh Ahmed Yasin’in şehid edildiği günün ertesinde yayınlanan “Washington Sohbetleri” başlığı altında yayınlanan dizi-röportajında Filistin direnişinin silah kaçakçısı Araplar yüzünden devam ettiğini, İsrail-Arap barışının bu yüzden gerçekleşemediğini ifade etmiştir.)

Ayrıca projede, Dünyadaki açlık, çatışma vb. Sorunların bu diyalog yoluyla ifade ediliyor. Ancak bu diyalog çalışmalarında eleştirilmesi gereken bu sorunların siyasal sorumluları olmalıyken Emperyalizm ile hiçbir noktada çatışmayan, etliye sütlüye dokunmayan bir diyalog yapılmakta bu da diyaloğun amaçları açısından anlamsızlaştımaktadır. Hatta tam aksine ABD ve İsrail’in politikalarıyla uyumlu bir çaba gözlemlenmektedir. Örneğin Terör’e ve savaşa karşı alınacak tedbirleri konuşanların bu sorunların asıl müsebbibleriyle çizdikleri dostane tablolar diyalog projesinin samimiyetini tartışılır kılmaktadır. Diyaloğun muhatabı olarak Vatikan’ın seçilmesi de düşündürücüdür. Öncelikle Vatikan politik kirlenmişliğin, insanlığa uygulanan dinsel zulmün temsilcisi durumundadır. Oysa Diyalog’da esas olan en az kirlenmiş olandan başlamaktır ve Avrupa’da Unitarian (Tevhidçi) Mesihilerin ya da sosyal adaleti önceleyen Güney Amerika’daki “Kurtuluş Teolojisi” kiliseleriyle değil de Tarihte Antisemitizmin, Engizisyonun, Endülüs katliamının, Haçlı seferlerinin müsebbibi olan, geçmişte Hitler, günümüzde ABD ve İsrail işbirlikçiliğinin adresi olan Vatikan seçilmiştir? (Vatikan ile ilgili önemli bir araştırma için bkz. Üstad Muhammed Amara, “Vatikan ve İslam” Türkçesi www.dunyabulteni.net sitesinde 5 bölüm olarak yayınlanmıştır.) Örneğin Siyonizm destekçisi Türkiye Hahambaşılığı muhatap alınırken neden Siyonizm karşıtı Yahudiler ile diyaloğa geçilmemektedir?

Ayrıca Dinlerin ortak noktalarına yapılacak vurgularla materyalizme karşı ortak bir ahlaki tavır da öne sürülen amaçlardan ancak konu İslam açısından ancak Tevhid eksenli bir diyaloğu mümkün kılmakta. Tevhidsiz bir ahlak’ın göreceliliği önemli bir hedef sapması olarak diyaloğçuların önünde durmakta.

Peki bu durum Dinlerarası Diyalog’da alternatif çabaların önünü tıkayabilir mi? Bu alanda diyaloğun meşruluğu konusu gündeme gelmektedir. Meşruiyet zemini Müslümanlar açısından bir sorun değildir. Çünkü Hem Kur’ani nasslar hem de Sünnet-i Nebi örnekliğinde Müslüman olmayanlarla geliştirilen ilişkiler Müslümanların diyalog tecrübelerinin varlığını kanıtlamaktadır. Böyle olgun bir tecrübe, bu düzeyde başka hiçbir dinsel kültürde bulunmamaktadır. Meşruiyet zemininde bir sorunu olmayan Diyaloğun “nasıllığı” sorusu cevaplanmayı beklemektedir.

1. Hangi Konularda/Gündemlerde?

2. Kimlerle? Hangi Muhataplarla?

Bu alanda yukarıda güven bunalımı yaşayan ve haklı eleştirilere maruz kalan “Dinlerarası Diyalog” projesinden bağımsız olarak ve de bu çalışmaların alternatifi olarak sağlam dinamiklere dayanan bir Dinlerarası Diyalog kendiliğinden gelişmektedir. Kendi gündemini hayatın içerisinden bulan bu diyalog bir proje olarak ortaya çıkmamış bizzat sorunların etkisiyle doğmuştur. Afgani ve Abduh’un başlattıkları Mısır’daki diyalog çalışmaları bu birarada yaşama tecrübesinden kaynaklanmıştır.

Genel olarak ezilenlerin diyaloğu ve dayanışması olarak ifade edebileceğimiz bu durum Emperyalizmin saldırıları ve ürettiği sorunlar karşısında mazlum kesimlerin dayanışması olarak kendisini göstermiştir. Örneğin Sosyalizm-İslam diyaloğu bunun bir sonucudur. Devletler düzeyinde bugün Küba-Venezuella-İran arasında geliştirilen ittifak bu diyaloğun diplomatik yansıması. İslami, Sosyalist ve Anarşist hareketlerin Filistin sorunuyla yakından ilgilenmelerini de bu bağlamda değerlendirebiliriz. Ayrıca Mısır, Filistin, Lübnan ve Suriye gibi Müslümanlarla Hristiyanların birarada yaşadıkları toplumlarda Emperyalizme ve Siyonizm’e karşı oluşan doğal diyaloglar Adalet arayışı ekseninde doğaçlama bir diyaloğun oluşmasını sağlamıştır. Bugün Filistin’de oluşan “Siyonizm’e karşı Müslüman-Hristiyan Cephesi” bu zeminlerden birisidir. Kudüs’teki Ermeni ve Rum Patrikhanelerinin Müslümanlarla ortak bir zeminde direnişe katkıda bulunmaları bu diyaloğun göstergelerinden, Lübnan’da Ayetullahuzma Muhammed Huseyn Fadlullah’ın “Tevhid ve Adalet eksenli“ dinlerarası diyalog çalışmaları (Bakınız: Fadlullah, el-Hiwar fi’l Qur’an/Kur’an’da Diyalog, Dar’ul Malek Yay.) ve Hizbullah’ın aktif olarak bu yöndeki diyalog faaliyetleri doğal sürecinde gelişen diyaloğun hem muhataplarını hem de gündemlerini anlatıyor:

1. Muhataplar dünyadaki zulüm odaklarıyla uyumlu olmayan ve adalet arayışını hedef edinmiş dinsel ya da ideolojik merciiler olmalı.

2. Gündem de Teolojik düzlemde Yaratıcının tekliği üzerinde gelişmelidir. Hiçbir beşerin mutlaklaştırılmaması-birbirimizi Rabler edinmemek- eksene alınmalı.

3. Ahlaki düzlemde de Zulme karşı adalet’i eksene almış, zalimlere karşı direnişi gündemleştirmelidir.

4. Karşılıklı saygı ve dinleme, saldırgan olmayan bir tartışma ve paylaşma kültürünün doğması hedeflenmeli.

Müslümanlar’ın kurdukları medeniyetlerdeki birarada yaşama tecrübesinin bugüne yansımaları üzerinde durulmalı.
Bu bağlamda Filistin direnişinin İslami ve Mesihi tarafları’nın hatta Siyonizm karşıtı yahudilerin ortaya koydukları örneklik ve bu durumun geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki “Kudüs Buluşması”na yansıyan görüntüleri, Emperyalizmin çıkarlarının aksine gelişen, Büyük Ortadoğu Projesine karşı direniş seçeneğinde buluşan bir diyaloğun mümkün olduğunu göstermiştir.


Bülent Şahin Erdeğer / Haksöz
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-06-2008, 15:07   #2
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 71
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Çok teşekkürler. Faydalı bir paylaşım olmuş.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-06-2008, 19:34   #3
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 155
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Kur’an’da yasaklanan muhabbet, Hak din olan İslâm’a kavuştuktan sonra Yahudiliğe yahut Hıristiyanlığa meyletmek ve sevgi beslemektir. Bu yasaktan kaçınmak şartıyla, bir Hıristiyanla iyi komşuluk ilişkileri kurulabilir, ticaret yapılabilir, ortak düşmanlarımıza karşı birlikte hareket edilebilir. Bütün bunlar Hıristiyanlığı sevmek demek değildir.

Birinci bizzat Peygamber Efendimizin bir haberini bize ulaştıran şu ifadeler: “Hadis-i sahihle, âhir zamanda Îsevîlerin hakiki dindarları ehl-i Kur’an ile ittifak edip müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi….” (Lem’alar, 151)

“Acaba ben İslâm’ın nurundan mahrum kalan insanlara acıyıp onları kurtarmaya mı çalışıyorum; yoksa onları, hayatlarına son vererek, cehenneme göndermeye fırsat mı kolluyorum? Eğer nefsim bu ikinciden yana ise, demek ki ben “Peygamberlerin ortak çizgisinden sapma durumundayım.” Kendime gelmeli ve görevimi iyi şekilde belirleyip ona göre çalışmalıyım.”

Bir doktorun hastaya değil hastalığa düşman olması gibi, Peygamberimiz de şirke düşmandı, ama müşriklere acıyor ve onları kurtarmaya çalışıyordu.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-06-2008, 10:48   #4
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

hadisi sahihle demişsin kaynak lem'aları göstermişsin,kardeş lem'alar bir hadis kaynağımıdır,
İkincisi konuyu neresinden okuyosunuz bilmiyorum ama,bizimde bahsettiğimiz zaten filistinde ırakta afganistanda mazlum kim olursa olsun dini sorulmaz düsturuyla hareket edelim mantığıyla hareket etmektir,ama görüyorum ki atalarımızın "Yarası olan gocunur" sözü bir kere daha tezahür etmiş,bizim niyetimiz siz nurcu arkadaşlara laf atmak değil,

Siz bana lema'aları kaynak göstererk verdiğiniz hadis'e! karşılık ben size bir ayeti kerime ile karşılık vereyim"Yahudiler ve Hristiyanlar sen onların dinine tabi olmadığın sürece senden razı olmazlar" buyuruyor Allah c.c

Vesselam...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-06-2008, 11:24   #5
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,625
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Müslümanlar arası diyaloğa ne zaman başlanacak? Birileri bundan haber versin. Yada enerjilerini; kalem ve kallerini bu işe ne zaman sarf edecekler? Evet ben bunları merak ediyorum...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-06-2008, 23:23   #6
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 155
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi SeYYaF Mesajı Göster
hadisi sahihle demişsin kaynak lem'aları göstermişsin,kardeş lem'alar bir hadis kaynağımıdır,
İkincisi konuyu neresinden okuyosunuz bilmiyorum ama,bizimde bahsettiğimiz zaten filistinde ırakta afganistanda mazlum kim olursa olsun dini sorulmaz düsturuyla hareket edelim mantığıyla hareket etmektir,ama görüyorum ki atalarımızın "Yarası olan gocunur" sözü bir kere daha tezahür etmiş,bizim niyetimiz siz nurcu arkadaşlara laf atmak değil,

Siz bana lema'aları kaynak göstererk verdiğiniz hadis'e! karşılık ben size bir ayeti kerime ile karşılık vereyim"Yahudiler ve Hristiyanlar sen onların dinine tabi olmadığın sürece senden razı olmazlar" buyuruyor Allah c.c

Vesselam...
Adamın birine demişler neden namaz kılmıyorsun o da demişki Kuranda namaza yaklaşmayın diyor, demişler o ayetin tamamını oku o adam da demişki oo ben okadarını bilmem okadar hafız değilim.

Lemalarda 151. sayfadaki o bölümü okursan ordaki sahihi hadisi de okursun zira lema'ların hadis kaynağı olduğu söylemedim.

'Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.'(Maide,51)

Ayeti Kerimesi acaba bütün Hristiyan ve Yahudilerimi kast etmektedir? Yoksa, zulüm eden, müslümanları ezmek isteyen Ehl-i Kitabı mı?
Bakınız Elmalı hamdi Yazır Tefsiri bu Ayeti kerime için ne diyor:

'Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız, tuzaklarına düşmeyiniz, isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki 'Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız' buyurulmamış, 'Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz' buyurulmuştur. Çünkü 'Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.' (Mümtehine, 60/ buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten,dostluk yapmaktan, onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil, onları dost edinmekten, yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.'

Şayet, sizin dediğiniz anlam çıksa idi, yani her hrsitiyan ve her yahudi ile düşman olunması gerekse idi, o zaman, Kuranı Kerim neden Ehl-i Kitabtan kız alınmasına cevaz vermiş olurdu? (Maide,5) ve onların yemeklerinin yenmesini helal atfederdi? (Maide,5) .

Sizin mantığınıza göre, ehl-i Kitab ile dost olmayın ama kızların alın mantığı ortaya çıkarki, bu mantık ile -yüzbin defa haşa- sanki Kuranı Kerim birbiri ile çelişiyor mantığı çıkarki, aslen çelişen Bu Ayetleri bir bütün olarak değerlendirmeyen

DİALOG KARŞITLARIDIR!
SORU (2)

De ki: “Ey ehl-i kitap, sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; Allah’ı bırakıp da, kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.” (Âl-i İmrân, 64)

Bu Ayeti Kerimede İfade edilen, Ehl-i Kitab ile düşman olun ve dost olmayın mı? Eğer Niyetimiz Tebliğ ise, o zaman dost olunmadan, güven telkin edinmden nasıl Tebliğ olacakki?

Diyalog olmadan Tebliğ nasıl olur? El-kol hareketleri ile mi, veya kaş-göz hareketleri ile mi?

Sizin iddia ettiğiniz üzere, Kuran-ı Kerim, tüm Yahudi ve tüm Hristiyanları Düşman telakki etmiş olsaydı, o zaman, -yüzbin defa haşa- Kuranı Kerim bir Ayetinde hepsi ile DÜŞMAN olun derken, bir AYETİ KERİMESİNDE, Diyalog kurun ve TEBLİĞ yapın demiş olacaktıki,
-haşa- çelişen bir Kuran izlenimi ortaya çıkardı, fakat aslen Kuran HAKTIR, ÇELİŞENLE İSE KURANI BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRMEYEN DİALOG KARŞITLARIDIR!
SORU (3)

“Zulmedenleri hariç, ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah’ımız da sizin İlah’ınız da bir ve aynı İlah’tır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 46)

Bu Ayeti Kerimede İfade edilen, Ehl-i Kitab ile düşman olun ve dost olmayın mıdır? Yoksa, EN GÜZEL BİR ŞEKİLDE MUAMELE EDİN VE ONLAR İLE AYNI KİTABA, AYNI İLAHA TAPTIĞIMIZ BELİRTEREK, bir tebliğ Stratejisi olarak, İSLAMI SEVDİRMEK Mİ?

Sizin iddia ettiğiniz üzere, Kuran-ı Kerim, tüm Yahudi ve tüm Hristiyanları Düşman telakki etmiş olsaydı, o zaman, -yüzbin defa haşa- Kuranı Kerim bir Ayetinde hepsi ile DÜŞMAN olun derken, bir AYETİ KERİMESİNDE, EN GÜZEL BİR ŞEKİLDE MUAMELE EDİN demiş olacaktıki,
-haşa- çelişen bir Kuran izlenimi ortaya çıkardı, fakat aslen Kuran HAKTIR, ÇELİŞENLER İSE KURANI BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRMEYEN DİALOG KARŞITLARIDIR!
SORU (4)

“Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz.” (Mümtehine, 8,9,)


Bu Ayeti Kerimede İfade edilen, Ehl-i Küfür ile düşman olun ve dost olmayın mıdır? Yoksa, onlardan müminlerle savaşmayanlara İYİLİK YAPIP, ADİL DEAVRANMAK MIDIR? ve bu vesile ile İSLAMI TEMSİL etmekmidir?

Sizin iddia ettiğiniz üzere, Kuran-ı Kerim, tüm Kafir ve müşrikleri Düşman telakki etmiş olsaydı, o zaman, -yüzbin defa haşa- Kuranı Kerim bir Ayetinde hepsi ile DÜŞMAN olun derken, bir AYETİ KERİMESİNDE, İYİ ve ADİL DAVRANIN demiş olacaktıki,
-haşa- çelişen bir Kuran izlenimi ortaya çıkardı, fakat aslen Kuran HAKTIR, ÇELİŞENLER İSE KURANI BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRMEYEN DİALOG KARŞITLARIDIR!
SORU (5)

Efendimiz (SAV) vefat ettiğinde, bir yahudiden aldığı borçuna karşılık (ki bu borç yine İslam adına kullanılmış bir borçtur) rehin olarak Kalkanını vermiş, ve vefat ettiğinde Sahabe Efendilerimiz bu borcu ödeyip kalkanı geri almışlardır. Yani Efendimiz (SAV) bir yahudiden aldığı borca karşılık yahudileri dost mu edinmiştir? Hz.Ali (K.V.) bir dönem, bir yahudinin yanında emrinde para karşılığı işçi olarak çalıştığından dolayı, onu YAHUDİ DOSTU mu ilan edeceksiniz?

SORU (6)
Fatih Sultan Mehmet İstanbul fethinden sonra açılmalarına yardım ettiği kiliselerden dolayı onu Hristiyan dostu mu ilan edeceksiniz?

Soru (7)

Siyer Kitablarında Efendimiz (SAV) in Ebu Cehil (Ümmetimin deccalı dediği) kişiyi,tebliğ maksatlı 100 defayı aşkın ziyaret ettiği naklediliyor. Yani sizin mantığınıza göre Efendimiz (SAV) Ebu Cehil’i dost mu edinmiş oldu ki 100 defa ayağına gidip ziyaret etmiştir?

SORU (8)

Dialog çalışmalaı süreci içersinde, Biz İslami taraftan hiç: Hristiyanlık Hak Dindir, yahudilik Hak dindir diye bir ifade duydunuzmu? Biz diyoruzki, herkesi konumunda kabul edelim! Dileyen dilediği inanca sahib olsun. Ayrıca, şu an dünyada bir terörsit bir dinmiş gibi algılanan İslamın doğru yüzünü hrsitiyan ve yahudi ruhanilerine gösterelim! Bunda sizi rahatsız eden ne tür bir sakınca var?
SORU (9)
Şamın Valisi Ebu Ubeyde bin Cerrah, Şamı terk etmek zorunda kalıdığı Bizans istilasına karşın, kendi raiyetindeki papazları çağırmış, onlardan geçici bir süre Şamı terk etmek zorunda kalacakları için, onlardan aldığı vergiyi iade etmiş, ve papazlar üzülerek kiliselerine dönmüş tekrar Müslümanların raiyetine girmek için kendi halkları ile beraber dua etmişlerdir. Yani,gerek Efendimiz (SAV) gereksede Sahabe Efendilerimiz (R.A) her dönemde özellikle Ehl-i Kitab ‘a İrşad ve Tebliğ yapmış ve örnek olmuşlardır.

SORU (10)

Siyer Kitablarında Efendimiz (SAV) in Ebu Cehil (Ümmetimin deccalı dediği) kişiyi,tebliğ maksatlı 100 defayı aşkın ziyaret ettiği naklediliyor. Yani sizin mantığınıza göre Efendimiz (SAV) Ebu Cehil’i dost mu edinmiş oldu ki 100 defa ayağına gidip ziyaret etmiştir?

SORU (11)

Kuranı Kerim, hristiyan papazlara, kardinallere veya hahamlara İslamı tebliğ etmeyin mi diyor?

SORU (12)

Peygamber Efendimiz(SAV) , bir yahudi alimi olan Abdullah ibni Selem ile dialog kurup, onunla tanışmasa ve görüşmese idi, acaba Sahabe olma şerefine erişebilirmiydi?
SORU (13)

Peygamberimiz’in Hicret’ten önce ilk ilgi duyduğu ve Müslümanların hicret etmelerini arzu ettiği Hıristiyan ülke, Habeşistan olmuştur. Allah Resûlü, Mekke müşriklerinin amansız işkenceleri ve tazyikleri karşısında Mekkeli Müslümanların Habeşistan’a hicretlerini arzu etmiş ve bu hislerini şu ifadelerle belirtmiştir: “İsterseniz ve elinizden gelirse, Habeşistan’a iltica ediniz. Zira orada hüküm süren kralın topraklarında kimseye zulüm edilmez. Orası doğru ve emin bir yerdir, Allah âsân edinceye kadar orada kalın”

SORU (14)

2004 yılı Mevlüt Kandili kutlamaları AB nin Merkezi olan Brükselin en büyük Kilisesinde İsevi ruhanilerce (papaz ve kardinaller dahilinde) Peygamber Efendimizin (SAV) doğum günü kutlanmış ve bunu Dinler arası Dialog çatısı altında yapıldı. Bu tarihte bir ilk idi, peygamberliğini kabul etmedikleri Peygamberimiz (SAV) ruhaniyeti karşısında onun doğum gününü kutlanması.Bugün hürmet eden, yarın sizce iman etmezmi? Bundan daha iyi tebliğ mi olur?

SORU (15)

Dialog süreci ile Türkiye’deki Papaz ve hahamlara İslam dininin bir vecibesi olan Oruçu tanıtma gayesi ile İftar yemekleri verildi, hatta bazı papazların saygı gereği olsa gerek Ramazan ayında oruç tuttuklarını beyan etmeleri, hergün cevşen ve yasin okudukları beyan etmiş olmaları (Kardinal Men.Marovitch - Vatikanın Türkiye temsilcisi) , İslam camiyası adına sevindirici değilmidir?
İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) , Rabb’inden aldığı terbiye ile Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi demeden hemen her insana değer vermiştir. Allah Resûlü (sas) , bir gün yoldan bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkar. O esnada yanında bulunan bir sahabi, “Ya Resûlallah, o Yahudi’dir.” der. Nebiler Serveri (sas) hiç tavrını bozmadan ve yüz çizgilerini değiştirmeden, zamana “dur ve beni dinle” dedirtecek şu cevabı verir: “Ama bir insan! ” (Müslim, Cenâiz 78, 81)

Şayet, tüm yahudi ve ehl-i Kitaba düşmanca tavır takınılması istenseydi, acaba Efendimiz (SAV) böyle davranırmıydı?

Soru (17)

Kuran-ı Kerim, zekat verilecek 8 zümreden, bir tanesini, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar) demektedir (Tevbe,60) . Siyer Kitablarında, Efendimiz (SAV) in Uyeyne b. Hısn, Akra' b. Hâbis ve Abbas b. Mirdas gibili azılı Kafirlere bu Ayeti Kerime gereği zekat dağıttığını naklediyorlar. Resulullah, bunların şerlerini defetmek ve müslümanlara eziyetlerini, kendi kabilelerinden İslâm'a girenlere eza ve cefa etmelerini önlemek, ve İslama ısındırmak için Kafirlere Zekat veriyor, onlar ile bir nevi DİYALOG kuruyor ve İslam ısındırmaya çalışıp, TEBLİĞ yapıyordu.

Şimdi, şayet Kuranda sizlerin delil olrak sunduğunuz, KAFİRLERE KARŞI SERT ve onları Dost edinmeyin, mealindeki Ayeti Kerimeler ile, her kafire düşman olma, hiçbirine TEBLİĞ YAPMAMA, gibi bir anlam çıksa idi, o zaman -haşa- Kuran-ı Kerimi çelişkili bir KİTAB olarak göstermiş olurdunuzki, -yüzbindefa haşa- çelişen Kuran değil, çelişen Kuran-ı bir bütün olrak görmeyen DAŞLOG KARŞITLArıdır

SORU (18)

İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) , Rabb’inden aldığı terbiye ile Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi demeden hemen her insana değer vermiştir. Allah Resûlü (sas) , bir gün yoldan bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkar. O esnada yanında bulunan bir sahabi, “Ya Resûlallah, o Yahudi’dir.” der. Nebiler Serveri (sas) hiç tavrını bozmadan ve yüz çizgilerini değiştirmeden, zamana “dur ve beni dinle” dedirtecek şu cevabı verir: “Ama bir insan! ” (Müslim, Cenâiz 78, 81)

SORU (19)

Peygamber Efendimiz (sas) , Allah Resûlü sıfatıyla tebliğe başladığı zaman, ilk defa Mekke’de bazı Hıristiyanlarla karşılaşmıştı. Hatta, kendisine vahiy gelmeye başladığı ilk günlerinde Hz. Hatice’yi ve Peygamber Efendimiz’i teselli eden Varaka b. Nevfel de İncil’in el yazmalarına sahip olan bir Hıristiyan’dı. (Buhârî, Bedu’l-Vahy 3)

Allah Resûlü’nün (sas) Mekke’de Ehl-i Kitab’a mensup kölelerle, hatta demircilik yapan Hıristiyan biriyle yakın dostluklar kurduğunu ve bu insanlara karşı oldukça olumlu yaklaştığını görmekteyiz.

SORU (20)

İslâmiyet’in beşiği olan Mekke’de daha başlangıçtan itibaren Allah Resûlü’nün (sas) , Hıristiyanlarla münasebeti, dostâne hudutlar içinde başlamıştı. Henüz risâletten üç yıl gibi kısa bir zaman sonra, Bizans’ın İran’a mağlubiyeti, Mekke’de Müslümanları üzmüştü. Çünkü Ehl-i Kitap olan Bizans, Mecûsî İran’a mağlup olmamalıydı. Nitekim Yüce Allah da kitap ehli Rumların galip geleceği tesellisini bildiren vahyini göndermişti (Rûm, 1-5) .

SORU (21)

Medine devrinde Hıristiyan münasebetlerinde bir artış görülmektedir. Allah Resûlü (sas) Medine’de komşu kabilelerle anlaşmalar yapmış ve Hıristiyan reislerinden Mısır Mukavkısı’na, Heraklius’e, Zağatur piskoposuna, Kayser’e ve diğer birtakım hükümdarlar ile yöneticilere mektuplar göndererek onları İslâm’a davet etmiştir. Kur’ân’ın mesajını sadece kitap ehlinden olanlara ulaştırmakla kalmamış aynı zamanda, bir Mecusi olan Fars Kralı Kisra’yı da İslâm’a davet etmek için bir mektup göndermiştir.

Peygamberimiz’in yazdığı mektuplarda veya Necranlılarla bizzat karşılaşmada Hıristiyanlığa karşı tavrı, onların yanlış itikatlarını bizzat kendilerine duyurmak ve Hakk olan inancın tebliğini yapmaktır. Ama her şeye rağmen zorlama yoktur. O’nun (sas) , Necranlıları, Mescid-i Nebevî’ye alması, onlara ibadet izni vermesi, kendi dinlerinde kalmak üzere antlaşma isteklerini kabul etmesi, sadece İslâm’ın genel dinî tutumu içindeki müsamaha ruhu ile izah edilebilir

SORU (22)

Peygamber Efendimiz, muhacir Mekkeli Müslümanlarla yerli Arap ve Yahudiler arasında, karşılıklı hak ve vazifeleri tanzim edecek teşebbüslerde bulunma ihtiyacını duydu. Adliye, eğitim, maliye, askerlik gibi sahalarda toplumu teşkilatlandırmak gerekiyordu. İşte bu zaruretledir ki, Peygamberimiz, Medine ileri gelenlerini toplayıp şehir devleti nizamnamesi vücuda getirmiştir. Zamanımıza kadar ulaşan bu yazılı metin, aynı zamanda, dünyada bir devletin ortaya koyduğu ilk anayasa olarak kabul edilir. Günümüzde ne Lahey ve Strasbourg, ne de Helsinki İnsan Hakları Sözleşmeleri, Allah Resûlü’nün 14 asır önce ortaya koyduğu bu hukukî ve insanî esaslar seviyesine ulaşmıştır. Elli civarında maddeden oluşan bu yazılı vesikanın pek çok yerinde Yahudiler ele alınmakta, Medineli ve muhacir Müslümanların onlarla oluşturdukları birliğe ümmet ismi verilmekte; mesela, 25. maddesinde, Yahudilere ve bunların müttefiklerine tam bir din hürriyeti tanınmış olduğu ifade edilmektedir. Çeşitli ırk ve inançta kimselerin bir idare altında birleşebileceklerinin en güzel örneklerinden birisini işbu Medine şehir devleti teşkil ediyor olsa gerektir

SORU (23)

Peygamber Efendimiz, Yahudilerin Medine’deki ilim ve adliye merkezi durumunda olan Beytu’l- Midrâs’larına kadar gitmiş, onlara, “Ey Yahudi toplumu! İslâm olun, selamet bulursunuz.” demiştir. (Buhari, İ’tisâm 1 Yahudiler bu teklife kulaklarını tıkadılar ama hiçbir zorlamayla da karşılaşmadılar

SORU (24)

Peygamberimiz, 630 senesinde, Müslüman olduklarını bildirmek üzere Medine’ye gelen Hımyer hükümdarının elçilerine şu talimatı vermektedir: “Bir Yahudi veya bir Hıristiyan, Müslüman oldukları takdirde, müminlerden olurlar (onlarla hukuken eşittirler) . Kim Yahudiliğinde veya Hıristiyanlığında kalmak istiyorsa, ona müdahale edilemez.”

SORU (25)

Bu inanç hürriyeti, sadece manevi sahada kalmadı, hukukî sahada da geçerli oldu. İslâm idaresinde yaşayan, Yahudi, Hıristiyan vs. çeşitli toplumların kendi hukuklarını uygulama hürriyetleri Kur’ân-ı Kerim’in garantisi altında idi. Gayrimüslim cemaatler bazen bunun dışına çıkıyor, kendi aralarındaki ihtilafı Peygamberimiz’e çözümletmek cihetine de gidebiliyorlardı. Bu durumda hâkimlik yapıp yapmaması, Kur’ân-ı Kerim’de Peygamberimiz’in arzusuna bırakılmış, şayet hüküm vermek isterse, adaletten ayrılmaması, Allah’ın kendisine inzal ettiği ile hükümde bulunması emredilmiştir. (Mâide, 42, 48, 49)

Düzenleyen: Cay_Tiryakisi , 06-06-2008 - 23:39.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-06-2008, 01:15   #7
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,625
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Hiristiyanlarla ittikatta mütefik olduğumuz doğru mu?
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-08-2008, 17:29   #8
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2008
Yaş: 20
Mesajlar: 36
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Yazılan yorumları hayretle okuyorum.. Nurullah kardeşim bişey merak ettim de avatarının amacı nedir? O resimlerle amacın nedir? Kim onlar..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-08-2008, 19:25   #9
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,625
Varsayılan Yanıt: Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi ToSYaLı Mesajı Göster
Yazılan yorumları hayretle okuyorum.. Nurullah kardeşim bişey merak ettim de avatarının amacı nedir? O resimlerle amacın nedir? Kim onlar..
Onlar ümmetin son yüzyıldaki ömerleri, alileri, bilalleri, ammarları, musabları...dırlar. O neden imza olarak kullanıyorum.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 09:52


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats