ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > İslamda Aile


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 14-02-2008, 22:34   #1
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2,907
Varsayılan dayakla sevgi bağdaşmaz

CEMİL TOKPINAR
DAYAKLA SEVGİ BAĞDAŞMAZ

Bir radyo programından sonraydı. Gözyaşları içinde telefon eden bir dinleyicim, "Hocam 25 yıllık evliyim. Beş çocuğum var. Hâlâ dayak yiyorum" dedi. İnanılır gibi değildi. Bir erkek çeyrek asrı paylaştığı eşini nasıl döverdi? Üstelik kocası hacca gitmiş ve namazını kılan birisiymiş. Acaba dinimizde dayağın yerinin olmadığını bilmiyor muydu?
Doğrusu eşini seven birisinin onu dövmesini anlayamıyorum. Ne var ki, dayak bir vakıa ve erkeklerin eşlerini dövmeleriyle ilgili çok ilginç tespitler var. Yapılan araştırmalara göre, gelir seviyesi iyi olanlarla üniversite mezunlarının dayak atma oranı daha yüksek. Oysa hep tersini düşünürüz. Dayağın fakir ve kırsal kesimlerde, eğitimsiz kişiler arasında yaygın olduğunu sanırız.
ABD'de her yıl 2000 kadın koca dayağından dolayı hayatını kaybediyor. Bu yüzden Amerika'da ve Avrupa ülkelerinde dayağa karşı çok geniş tedbirler alınıyor. Ama ne yapılırsa yapılsın, asıl tedbir insanların gönlüne hükmedebilmek. Eğer eşler birbirini mutlu etmeyi öğrenir, şiddeti bir çözüm olarak görmezse, bu sorun, kaynağında çözülmüş olur.
DİNİMİZ DAYAK KONUSUNDA NE DİYOR
İslâmiyetin dayak konusundaki görüşünü merak etmişsinizdir. Doğrusunu isterseniz, bu konuda tam bir kargaşa var. Bilen bilmeyen ileri geri konuşuyor. Konuyla ilgili ayet ve hadislerin tümüne birden dengeli bir şekilde bakmazsanız, doğru ve isabetli sonuca varmanız mümkün değil.
Bir kere şu gerçeğin altını özellikle çizelim: Kur'an'ın ilk muhatabı, mü'minlerin rehberi ve örneği olan Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hiçbir çocuğu, köleyi, eşini dövmemiştir.
Onun, dayağı bir eğitim veya yola getirme aracı olarak kullanmaması gösteriyor ki, asıl yapılması gereken budur. Yani dayağa ihtiyaç kalmadan karşılıklı sorumluluklar yerine getirilmeli, sorunlar sevgi ve hoşgörüyle halledilmelidir.
Fakat herkes aynı olgunluk seviyesinde olmadığı için dayağa çok sınırlı, şartlı ve kurallar çerçevesinde, belki binde bir izin verildiği olmuştur.
* * *
Medine devrinde erkekler, Peygamberimize gelerek kadınların huysuzluğundan şikâyet ederler. O da, "Fazla acıtmadan hafifçe okşayın" buyurur. Bir müddet sonra, birçok kadın kocalarından yedikleri dayağı şikâyet etmek için hâne–i saadete gelirler. Peygamberimizin eşleri durumu bildirirler. Bunun üzerine Allah Resulü, mescide gelerek sahabeyi toplar ve onlara, "Duydum ki, kadınları dövüyormuşsunuz. Bundan böyle kadınlar dövülmeyecektir" der ve meseleyi noktayı koyar. Dikkat ederseniz, önce dövmeye izin vermiş, şikâyetin oluşmasına zemin hazırlamış, şikâyet gerçekleşince de, "Dövmeyeceksiniz" diyerek yasaklamıştır. Bu uygulama gösteriyor ki, Peygamber Efendimiz, dayağın kötülüğünü çok kısa bir süre yaşatarak göstermiş, sonra da yasaklamıştır. İkinci tavrı, kesin ve kalıcı olmuştur.
KADINLARI DÖVMEYİN
Peygamberimiz birçok hadiste kadının dövülmesini yasaklamıştır. İşte onlardan ikisinde şöyle der:
"Kadınlarınıza yediğinizden yedirin, giydiklerinizden de giydirin. Kusurlarını yüzlerine vurarak, ayıplamayın. Onları dövmeyin, cezalandırmak düşüncesiyle evde tek başına bırakıp terk etmeyin."
"Sizden biri hangi düşünceyle hanımını köle dövercesine dövmeye kalkışır? Akşam olunca aynı yatakta beraber yatmayacaklar mı?"
Bu iki hadis, hem kadını dövmeyi, hem de terk etmeyi yasaklıyor. Bazı erkekler, eşiyle tartışınca evi terk edip gidiyor. Hatta birkaç gün, birkaç hafta gelmeyenler var. Peygamberimiz bunu yasaklıyor. Çünkü erkek eşinin aynı zamanda koruyucusudur. Onu dövmek de, terk etmek de erkeğe yakışmaz.
Dikkat ederseniz, ikinci hadiste dayağın meydana getireceği psikolojik olumsuzluk nazara veriliyor. Bir erkek düşünün ki, eşini sevdiğini söylüyor, onun için fedakârlıklara katlanıyor, ama bir çatışma veya tartışma sonucu eşini dövüyor. Oysa gece aynı yatakta yatacaklar. Birliktelik için sevgiye ihtiyaç var. Dayaksa nefret doğurur. Nefretle sevgi bağdaşmayacağına göre, eşiyle birliktelik ve mutluluk isteyen bir erkek nasıl olur da onu döver?
Burada, dinimizin dayağa izin verdiğini ileri sürenlerin dayandığı ayeti de ele alıp maksadını açıklayalım ki, mesele anlaşılsın.
* * *
Nisa Suresinin 34. ayetinde mealen şöyle denir: "Erkekler kadınlar üzerinde idareci ve gözeticidirler. Çünkü Allah insanların bir kısmını diğerlerinden üstün kılmıştır ve erkekler mallarından kadınları ve çocukları için harcarlar. Salih kadınlara gelince, onlar Allah'ın emirlerine itaat edip kocalarının hakkına riayet ederler ve Allah onların hukukunu nasıl koruduysa, onlar da kocalarının malını, namusunu ve sırlarını kocalarının gıyabında korurlar. İsyankârlıklarından korktuğunuz kadınlara ise güzelce öğüt verin. Eğer bu fayda vermezse onları yataklarında yalnız bırakın. Bu da fayda vermezse onları hafifçe dövün. Eğer itaat edecek olurlarsa, siz de artık onları incitmek için bahane aramayın."
Konuyla ilgili olarak Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda hutbesinde şöyle buyurdu:
"Sakın ha, kadınlara iyi muamele edin. Çünkü onlar yanınızda esir durumundadır. Onlara iyi muamelenin dışında, (terk etmek ve dövmek gibi) bir başka şey yapmak hakkına sahip değilsiniz. Ancak açık bir çirkinlikte bulunurlarsa, o hariç. Çirkin iş yapmaları hâlinde, önce yataklarını ayırın, (yine de devam edecek olurlarsa) yaralamayacak şekilde dövün. Bundan sonra itaat ederlerse, (yatağını ayırma ve dövme gibi davranışlara) zulmen devam etmek için bir yol (bir bahane) aramayın."
Gördüğünüz gibi hem Kur'an'da Rabbimiz, hem de Peygamber Efendimiz aşamalı bir metodu tavsiye ediyor. Eğer bir kadın isyankârlık veya açık bir çirkinlikte bulunursa, neler yapılacağını belirtiyorlar. Tavsiye edilen aşamalı yöntemin ayrıntılarına geçmeden önce "isyankârlık ve açık bir çirkinliğin" ne olduğunu açıklayalım.
Kur'an'da "nüşuz" kelimesiyle belirtilen isyankârlığın ne olduğunu din âlimlerimiz şöyle açıklamıştır:
“Koku sürünmemesi, kocasını kendinden men etmesi, kocasına daha önceki davranışını değiştirmesi, kocasına sevgisizlik göstermesi, kocasının tayin ettiği evde oturmayı kabul etmeyip bir başka evde oturması.”
Bunları kocasına karşı olan görevleri diye özetleyebiliriz. Yapması şart olmayan işlerdeki itaatsizlikten dolayı erkeğin dövmeye hakkı yoktur. Ev işleri buna dâhildir.
MAKSAT KADINI EZMEK DEĞİL GÖNLÜNÜ FETHETMEKTİR
İslâm âlimleri, nikâh akdinin, bir istihdam sözleşmesi olmadığını belirtmişlerdir. Yani, nikâh, erkeğin kadını bir hizmetçi gibi kullanması sözleşmesi değildir. Bu sebeple, yemek yapmak, temizlik işleri, dükkânda ve tarlada çalışmak kadınların görevi olarak kabul edilemez. Kadın bir kısım ev işlerini yapıyorsa, bunları hukukî bir zorunluluk olarak değil, bir iyilik, hoş bir âdet ve güzel bir örf olarak yapar. Yani öteden beri bütün dünyada ev işleri kadına ait olarak algılandığı için bu âdete uymuş olur. Çünkü onun başlıca görevi, "kocasından izin almadan evden ayrılmaması, kocasının istemediklerini eve almaması, çağırdığı takdirde yatağa gelmesidir."
Ne yazık ki, karı kocanın karşılıklı haklarına toptan bakılmadığı zaman yanlış tartışmalar yapılmaktadır. Kimi kadınlar, "Ev işleri benim görevim değil" diyerek, eşleriyle kavga yapmaktadırlar. Ama burada unutulmaması gereken, dinimizin erkeğe de çok büyük yetkiler vermiş olmasıdır. Kadının dışarıya çıkışını kocasının iznine bağlaması, birden fazla evlenmeye şartlı izin vermesi gibi.
Bu konuda tutulacak en güzel yol, hak ve görevleri katı kurallara göre değil, karşılıklı hoşgörü ve anlayışa göre düzenlemektir. Bugün kaç erkek evinde hizmetçi çalıştırabilir.
MAKSAT KADINI EZMEK DEĞİL GÖNLÜNÜ FETHETMEKTİR
Karı koca arasındaki ilişkilerde, yaşadığımız zamanın ekonomik yapısı, toplumun âdet ve uygulamaları, eşler arası hoşnutluk dikkate alınmazsa, huzur ve mutluluk yakalanabilir mi?
Şimdi kadının isyankârlığı durumunda tavsiye edilen üç yöntemin ne olduğunu inceleyelim:
GÜZELCE ÖĞÜT VERMEK
Güzelce öğüt vermek, sadece birkaç cümleyle onu iknaya çalışmak değildir. Öncelikle eşinizin haksız olduğu dinî ve insanî kriterlere göre kesin olmalıdır. Yoksa sizin bencil bakışınıza, duygusallığınıza veya tarafgirliğinize göre olayı değerlendirirseniz, haksızlık etmiş olursunuz. Güzelce öğüt vermek, şefkatle, samimiyetle, onu kırmadan ve incitmeden, ona da söz hakkı vererek olmalıdır.
Eğer öfkeyle, yüksek sesle, eşinizin şeref ve haysiyetini inciterek konuşuyorsanız, haklı da olsanız hata etmiş olursunuz. Önemli olan üstünlük yarışı yapmak değil, güzelce geçinmektir. Bu bakımdan "güzelce öğüt vermek", bir çeşit diyalog hâlinde, iki tarafı da memnun eden bir iletişim içinde gerçekleştirilmelidir. Maksadımız, kadını ezmek değil, gönlünü fethetmektir.
Güzelce öğüt vermek, bir kısmı hemen yapılan diğeri de geniş zamana yayılan bir süreç olarak iki grupta ele alınmalıdır. Özellikle geniş bir zamana yayılan süreç çok önemlidir. Bunu, erkeğin ve kadının kişisel gelişim, aile ve iletişim kitaplarıyla kendilerini yenilemeleri, bu konudaki seminerleri izlemeleri, gerekirse bir uzmandan yardım almaları olarak anlamak gerekir. Yoksa gerekli alt yapısı oluşturulmamış öğütler etkisiz, derinliksiz ve geçici olur.
YATAĞI AYIRMAK
Yatağı ayırmanın nasıl olması konusunda din bilginleri farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Kadını yatağına sokmayıp, başka bir yatakta yatmasını istemek hoş karşılanmamıştır. Belki erkek farklı bir yatakta uyumalıdır, diyenler olmuştur. Bir kısmı ise, "Aynı yatakta bulunmak, ancak eşine sırtını dönerek, memnuniyetsizliğini belirtmek veya konuşmamak gerekir" demişlerdir.
Bana göre de, eğer böyle bir yöntem uygulanacaksa en olumlu şık budur. Eşler arasında soğukluk meydana getirecek davranışlardan şiddetle kaçınmak gerekir. Çünkü kadın hatalı olduğuna inanmıyorsa, kocasının kendisinden soğuduğunu ve sevmediğini düşünebilir. Bununla birlikte, eşinizin seviyesine göre, en uygun olan tavrı siz seçmelisiniz.
HAFİFÇE DÖVMEK
İlk iki tavsiye olumlu sonuç vermemişse, üçüncü şıkka izin verilmiştir. Dövmek konusunda, kadının başına ve yüzüne vurmak, aşırıya kaçmak ve onu incitmek kesinlikle yasaklanmıştır. Kadınlar erkeklere oranla daha duygusal varlıklardır. Bazen olumsuz duygularıyla hareket edebilmektedirler. İşte burada sınırlı ve ölçülü güç uygulamak, bir bakıma ortaya çıkabilecek telâfisi imkânsız durumları engellemek içindir.
Bununla birlikte şu hususun da bilhassa bilinmesi gerekir: “Dövme emri ihtiyarîdir, mutlak değildir.” Yani bu durumda kesinlikle dövülmesi emredilmemiş, aksine zaten insanlık tarihinde ölçüsüz bir şekilde devam eden bir uygulamaya sınır ve ölçü getirilerek izin verilmiştir.
Hatta denilebilir ki, "dövme izni", bazı kadınlar ve bazı durumlar için kadının lehine bir tedbir olabilir.
Bir Amerikan filminde geçen şu olay ne kadar ibretlidir:
Bir kadın kocasına isyan eder, evi terk eder ve boşanırlar. Yuva yıkılır, çocuklar ortada kalır. Yıllar sonra karşılaşırlar. İkisinin de gözleri dolar, duygulu anlar yaşanır. Geçmişte hata yaptıklarında birleşirler. Erkek kadının terk etmesine sitem eder. İşte burada kadın iç çekerek der ki: "Neden beni durdurmak için bir tokat atmadın?"
Bir bakıma şartlı ve sınırlı "dövme izni", kadına acı vermek için değil, başka yollarla çözülemeyen bir yanlışı frenlemek içindir. Ancak bu yöntem, sürekli uygulanamaz. Daha önce anlattığımız belirli şartlardan ve Peygamberimizin daha sonraki yasaklarından anlıyoruz ki, bu izin belki binde bir kullanılacak, belki de hiç kullanılmayacaktır. Asıl hüner, şiddete hiç başvurmadan sorunları çözüme kavuşturmaktır.
Çünkü dayak, acizliğin göstergesidir. Başarılı iletişimi ve güzel geçinmeyi beceremeyen erkeklerin zararlı ve faydasız bir silâhıdır. Dayak sevgi ve şefkatle bağdaşmaz. Bu anlamda sevgisiz, şefkatsiz ve vicdansız bir erkeğin başvurduğu yöntemdir. Kadının gönlünü fetheden en güçlü silâh, sevgi, ilgi ve inceliktir.
* * *
Netice olarak benim erkeklere tavsiyem, her ne kadar belirli durumlarda, sınırlı ve şartlı olarak dayağa izin verilmiş ise de, siz yine de eşinizi dövmekten şiddetle kaçının, bu izni hiç kullanmayın. Zaten siz işin "güzelce öğüt vermek" basamağını hakkıyla yerine getirirseniz, eminim sorunlar büyük ölçüde çözülür. Mademki Güzeller Güzeli Peygamber Efendimiz kadınlara iyi muameleyi tavsiye etmiş ve kendisi hanımlarına bir fiske bile vurmamış, siz de vurmayın ve şefkat kahramanı olan eşinizi dövmeyin. Bırakın eşiniz sizi iyiliklerinizle hatırlasın, dayakla hatırlamasın. Bir tokat bile olsa...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 07:32


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats