ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Edebiyat > Kıssadan Hisse


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 02-08-2007, 17:30   #1
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Kısa...Kısa...

Sevgili Kardeşim… Zihnime üşüşen bu düşünceleri sana armağan ediyorum…
Anladığım kadarıyla ölüm düşüncesi, zihnini durmadan meşgul ediyor, her yerde ve her şeyin gerisinde onu tasavvur ediyorsun. Ölümü, önü alınmaz, hayatı ve canlıları istila eden azgın bir güç, hayatı da onun karşısında cılız, titrek ve ürkek bir biçare görüyorsun!...
Şu an düşünüyorum da, ölümü, hayatın taşkın, atılgan, kabına sığmaz güçleri karşısında cılız, bitap ve bitkin olarak görüyorum. Ölümün yapabildiği tek şey, hayat sofrasında dökülen kırıntılarla beslenmektir!...
Coşkun hayat ırmağının yanı başımda gürül gürül akışını seyrediyorum!... Her şey gelişmekte, atağa kalkmakta, parlamakta her şey…Anneler gebe… Anneler doğuruyor… İnsanlar, hayvanlar eşit… Kuşlar, balıklar, böcekler yumurtalarını bırakıyor; hayat ve canlılık sunmak üzere… Toprak bitki yeşertiyor; çiçekler açsın, meyveler devşirilsin diye… Gök yağmur indirmede, dalgalarla çalkalanmada deniz… Her şey gelişme ve çoğalma istidadındadır şu yeryüzünde…
Arada bir ölüm atağa geçiyor, şurasına burasına hayatın bir ısırık atıyor, sonra geçip gidiyor ya da kabuğuna çekiliyor; hayat sofrasından dökülen kırıntılarla beslenmek için… Hayat, yoluna devam ediyor, canlı, atak ve coşkun… Ölümü hissetmiyor, görmüyor bile!
Bazen, ölümün, bedenini tırmalaması sırasında, acı acı inlediği oluyor; ama yara çok geçmeden kapanıyor, elem, yerini yeniden derin bir sevince bırakıyor. İnsanlar, hayvanlar, kuşlar, balıklar, solucanlar, böcekler, yeşil otlar ve ağaçlar atağa kalkıyor, yeryüzünü hayatla, canlılarla dolduruyor… Şuracıkta kabuğuna çekilmiş ölüm, bir ısırık atıyor ve gidiyor… Ya da ölümün beslenmesi için hayat sofrasından birkaç kırıntı dökülüveriyor!!
Güneş doğuyor, güneş batıyor… Dünya, etrafında dönüyor… Şurada burada yeni bir hayat fışkırıyor… Her şey gelişmekte… Sayı ve tür olarak gelişmekte… Kemiyet ve keyfiyet olarak çoğalmakta… Eğer ölüm bir şey yapabilseydi, hayatın akışı dururdu!.. Ama ölüm cılız, ölüm bitap düşmüş bir kuvvettir; hayatın taşkın, atılgan ve bendine sığmaz kuvvetleri karşısında…
Daima diri olan Allah’ın kuvvetinden, fışkırır hayat ve genişler!!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 17:43   #2
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Sadece kendimiz için yaşadığımız zaman kısa ve cılız görünür bize hayat

Sadece kendimiz için yaşadığımız zaman kısa ve cılız görünür bize hayat; etrafımızı algılamamızla birlikte başlayan ve sınırlı ömrümüzün tükenmesiyle son bulan kısacık bir süreç!
Fakat başkası için yaşadığımız zaman… Yani bir fikir için yaşadığımız zaman, hayat, uzun ve derin görünür; insanlığın bir bütün olarak hayata başladığı andan, bütün insanlığın şu yeryüzünden ayrılacağı son ana kadar sürüp giden uzun bir ömür!...
Bu perspektife sahip olunca ferdi ömrümüze kat be kat ömür katmış oluruz. Bir vehim değil bu, hakikaten kâr etmiş oluruz… Hayatı bu şekilde tasavvur etmek, günlerimizi, saatlerimizi ve dakikalarımızı daha bir hissetmemize, başka türlü algılamamıza, nefes alış verişlerimizi varlığımızın ta derinliğinden duymamıza sebep olur, varoluş bilincimiz arttıkça artar. Hayat, yılların sayısına göre değil, bilincin derinliğine göre yaşanır. “Realistlerin” bu bağlamda “vehim” dedikleri şey “realitede” bir hakikattir; onların hakikatlerinden daha sahici bir hakikat!... Çünkü hayat, insanın hayatı algılayışından, hayata ilişkin bilincinden başka bir şey değildir. Hangi insan hayata ilişkin bilinçten soyutlanırsa, gerçek anlamıyla hayatı öz hayatından soyutlamış olur. Bir insan ne zaman hayata dair katlanmış, birikmiş bir bilince sahip olursa fiilen kat be kat artmış bir hayat yaşar.
Benim açımdan bu mesele tartışma kabul etmeyecek kadar açıktır!...
Biz, başkaları için yaşadığımız zaman, kendimiz için arttırılmış bir hayat yaşarız. Başkalarına yönelik iyiliklerimizi arttırdıkça kendi hayatımıza yönelik ihsanımız da artar. Nihayette bu hayatı da arttırmış, çoğaltmış, derinleştirmiş oluruz.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 18:12   #3
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Kötülük tohumu ne çabuk boy atar!

Kötülük tohumu ne çabuk boy atar! Gürültüyle büyür, ortalığı velveleye verir! Buna karşın hayır tohumu meyve verir. Kötülük ağacı kısa sürede büyür, boy verir; ama toprağın derinliklerine kök salamaz. Zaman zaman hayır tohumunun ışık ve hava almasına engel olması mümkündür; ancak hayır ağacı ağır ağır gelişmesine devam eder; çünkü toprağın derinliklerine uzanan kökleri ısı ve hava ihtiyacını karşılar.
Kötülük ağacının göz alıcı, sahte görüntüsünün ötesine nüfuz edip gerçek gücünü, dayanıklılık kapasitesini irdelediğimiz zaman, gerçek bir dayanıklılıktan uzak, zayıf, sölpük ve yün gibi, pamuk gibi kabarık olduğunu görürüz… Buna karşılık hayır ağacı afetlere sabrederse, kasırgalara karşı direnirse, ağır ve derinden süren gelişimini savsaklamazsa, kötülük ağacının sıçrattığı tozdan ve dikenlerden etkilenmez bile!...


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 18:39   #4
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan İnsanların özündeki iyilik tarafına yöneldiğimizde

İnsanların özündeki iyilik tarafına yöneldiğimizde, ilk bakışta birçok gözün fark etmediği ne çok hayırlar görürüz!
Ben bunu denedim. Bir çok kişi üzerinde denedim. Hatta ilk bakışta çirkef veya bilinçten yoksun gibi görünen nice insanı bu açıdan tecrübe ettim…
Hatalarına, ahmaklıklarına azıcık şefkatle yaklaşmak, onlara karşı biraz sevgi-ama gerçek sevgi-biraz ilgi göstermek, sıkıntılarını samimiyetle paylaşmaya çalışmak… İçlerindeki hayır kaynağının nasıl açıldığını, kendinden sunduğun azıcık samimiyete mukabil bütün sevgilerini, güvenlerini nasıl bir içtenlikle sunduklarını görürsün. Doğrulukla, içtenlikle, ihlâsla verdiğini karşılıksız bırakmazlar. Kötülük, kimi zaman düşündüğümüz boyutta insanların içinde köklü, kalıcı bir olgu değildir. Kötülük, hayatta kalma mücadelesi verirken insanların, arkasında iyiliklerini gizledikleri sertçe bir kabuktan öte bir şey değildir. Kendilerini güvende hissettikleri, karşılarındakine güvendikleri zaman, iştah çekici o tatlı meyveyi örten sert kabuk kırılıverir. Bu tatlı meyve, insanlara güven veren, sevgisinin içtenliğine güvenmelerini sağlayan, mücadelelerini ve acılarını gerçek bir şefkatle dikkate alan, hatalarına ve hatta ahmaklıklarına hoş görüyle yaklaşan kimselere açılır. İlk bakışta biraz geniş yüreklilik, bütün bunların gerçekleşmesinin en güçlü garantisidir. Beklentilerin ötesinde sonuçlar almak işten bile değildir. Ben bunu denedim. Kendimde denedim. Düşlerin, vehimlerin gerçek dışı boşluğunda kanatlanıp uçuşan soyut kelimeler olarak söylemiyorum…!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 18:57   #5
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 1,517
Varsayılan Ynt: Zindandan mektubunuz var

İnsanların özündeki iyilik tarafına yöneldiğimizde, ilk bakışta birçok gözün fark etmediği ne çok hayırlar görürüz!
evet bu söz çok doğru
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 18:59   #6
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Her insanda güzel bir sözü hakeden bir yön yada güzel bir meziyet mutlaka vardır

Sevgi, şefkat ve iyilik tohumları içimizde gelişmeye başladığı zaman kendimizi bir çok ağırlıktan, zorluklardan, meşakkatlerden kurtarmış oluruz!... Başkalarına yaltaklanmaya ihtiyaç duymayız, dolayısıyla onlara övgümüzü sunarken överken de doğru söylemiş oluruz. Her insanda güzel bir sözü hakeden hayırlı bir yön ya da güzel bir meziyet mutlaka vardır. Ama biz bunu samimi ve doğru oluruz. O zaman onların içlerindeki hayır hazinelerini keşfeder, güzel meziyetleriyle karşılaşırız; onları, ancak içimizde sevgi tohumu geliştiği zaman görebiliriz.Aynı şekilde kendimizi onlardan sıkılma yükünün altına sokma zorunluluğundan da kurtarmış oluruz, böyle bir şeye ihtiyacımız olmaz. Hatta onların hatalarına ve ahmaklıklarına karşı sabretme yükünün altına girmeye bile ihtiyacımız olmaz. Çünkü onların zaaf ve noksanlıklarına şefkatle yaklaşacak, içimizde şefkat tohumu geliştiği zaman onların kusurlarını görmek için tecessüs yapmayacağız! Doğal olarak kendimizi, onlara kin besleme yükünden ya da onlardan sakınma külfetinden de kurtarmış oluruz. İyilik tohumu içimizde yeterince gelişmediği zaman, başkalarına karşı kin besleriz. İyiliğe yönelik güven duygumuz eksik kaldığı durumlarda onlardan korkarız çünkü.
İçimizde sevgi, şefkat ve iyilik tohumu geliştiği zaman başkalarına şefkatimizi, sevgimizi ve güvenimizi sunarken kendimize ne çok huzur, rahat ve mutluluk bahşetmiş oluruz bir bilsen!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 19:16   #7
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Gerçek büyüklük şu insanların arasına karışmak

Ruhen daha temiz, kalben daha güzel, nefis olarak daha geniş veya akıl olarak daha zeki olduğumuzu düşünüp insanlardan uzak durduğumuz zaman çok şey yapmış olmayız… Biz kendimiz için en kolay ve en zahmetsiz yolu seçmiş oluruz sadece!
Gerçek büyüklük şu insanların arasına karışmak, onların zaaflarına, eksikliklerine ve hatalarına hoşgörü ve şefkat ruhuyla yaklaşmak, onları arındırma, kültürel düzeylerini yükseltme ve onları imkânlar dâhilinde kendi düzeyimize çıkarma hususunda samimi bir arzuya sahip olmaktır!
Bu, yüksek ufuklarımızı, üstün idealimizi bir kenara bırakmamız, şu insanlara yaltaklanmamız, onların rezilliklerine övgüler düzmemiz veya onlardan daha yüksek ufuklara sahip olduğumuzu hissettirmemiz anlamına gelmez… Başarı bu çelişik duygular arasında yol alırken, başarının gerektirdiği çabayı geniş yüreklilikle gerçekleştirmektir. Asıl büyüklük budur!...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 20:23   #8
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Duygu alışverişinden dolayı sevinmek

Güç bakımından belli bir düzeye ulaştığımız zaman, başkalarından, hatta güçleri bizden daha aşağı olan kimselerden bize yardım etmelerini istemek bizim için bir ayıp sayılmaz. Geldiğimiz noktaya varmamızı sağlamak bakımından başkalarının yardımının etkisi olmuşsa, bu, bizim değerimizi düşürmez. Biz, her şeyi kendi başımıza yapmak isteriz, başkalarından bize yardım etmelerini veya çabalarını çabalarımıza katmalarını istemekten kaçınırız. İnsanların, dışarıdan gelen yardımların, çıktığımız zirvede etkisinin olduğunu bilmeleri durumunda bunun bizim değerimizi düşürdüğünü sanırız. Bütün bunları yaparız, kendimize güvenimiz olmadığı zaman. Diğer bir ifadeyle her hangi bir yönde zaaf içinde olduğumuz zaman… Fakat gerçek anlamda güçlü olduğumuz zaman, bütün bunları hissetmeyiz. Unutmamak gerekir ki, yürürken ikide birde yere düşen çocuk, kendisine destek olmaya çalışan eli iter! Güç bakımından belli bir düzeye ulaştığımız zaman, başkalarının bize yönelik yardımlarını şükran ve sevinç ruhuyla karşılarız… bize sunulan yardıma şükranla karşılık verir, bizim inandığımız değerlere inanan, çabamıza ve yorgunluğumuza ortak olan başkalarının da olduğunu görüp seviniriz… Duygu alışverişinden dolayı sevinmek…işte kutsal ve sınırsız sevinç budur!...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2007, 20:41   #9
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Fikirlerimizi ve inançlarımızı kendimize saklıyorsak

Fikirlerimizi ve inançlarımızı kendimize saklıyorsak, başkaları bu fikir ve inançları kendilerine mal ettikleri zaman öfkeye kapılıyorsak, bunların bize aidiyetlerini, başkalarının bunları haksız yere aldıklarını vurgulamak için yoğun bir çaba içine giriyorsak… Eğer bunları yapıyorsak, bu, fikir ve akidelerimize imanımız büyük olmadığı, bu fikir ve akideler ruhumuzun derinliklerinden fışkırmadığı, adeta irademiz dışında gerçekleşmiş gibi belirdiği içindir… ve kendimizi fikir ve inancımızdan daha sevimli, daha değerli görüyoruz demektir!
Her türlü şaibeden uzak, berrak sevinç, biz henüz hayatta iken fikir ve inançlarımızın başkalarına mal olduğunu görmemizdir. Bu fikir ve inançların, bir süre sonra-biz şu dünyadan ayrılmış dahi olsak-başkaları için birer azık ve meşrep olacağını tasavvur etmemiz bile, kalplerimizin memnuniyet, mutluluk ve huzurla dolmasına yeter!
Sadece tüccarlar ticari ilişkilere hırsla sarılırlar ki başkaları mallarını ucuza kapmasın ve kardan kendilerine düşen payı ellerinden almasın. Tüccarlar sermayelerinin kendilerine aidiyetine önem verirler. Fikir adamları, fikir ve inancı kendilerine ait ticaret malı gibi görmezler. Düşünce ve inanç adamlarının bütün mutlulukları, insanların, onları ilk olarak ortaya atanlar yerine kendilerine mal ederek onların fikirlerini ve inançlarını paylaşmaları, bunlara inanmalarıdır! Tüccarın sevinci, malı biriktirmek, fikir adamının sevinci fikir ve inancı paylaşmaktır.
Onlar, bu fikir ve inançların sahipleri olduklarına inanmazlar, sadece onların naklinde ve tercümesinde birer aracı olduklarını düşünürler. Bu fikirleri edindikleri kaynağın kendileri tarafından yaratılmadığını, kendi elleriyle onu meydana getirmediklerini bilirler. Kutsi sevinçleri, bu asıl kaynakla bütünleşmiş olmalarının meyvesi olarak bu fikir ve inançların ortaya çıktığından emin olmalarından ileri gelmektedir!...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-08-2007, 10:35   #10
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,656
Varsayılan Hakikatleri anlamamız ile hakikatleri idrak etmemiz arasındaki fark

Fark büyüktür…gerçekten büyük…Hakikatleri anlamamız ile hakikatleri idrak etmemiz arasındaki fark…Birincisi: ilim…İkincisi: irfandir…
Birincisinde, lafızlarla, soyut anlamlarla … Veya deneyimlerle ve cüzi neticelerle uğraşırız…
İkincisinde, canlı tepkilerle ve külli idraklerle iş görürüz…
Birincisinde, özümüze hariçten malumatlar akar, sonra aklımızın bir köşesinde ayrı ve farklı bir kategori olarak kalakalır.
İkincisinde, hakikatler derinliklerimizden fışkırır. Damarlarımızda ve sinirlerimizde dolaşan kan, onların içinde de akar. Onların parıldayışları ile bizim nabız atışlarımız tam bir uyum sergiler.
Birincisinde, “haneler” başlıklar bulunur. İlim hanesi gibi. Onun da altında başlıklar, bölümler…bablar. Sonra sanat hanesi… onun da altında yöntemsel ve perspektifsel başlıklar…
İkincisinde, enerji vardır, büyük varlık enerjisiyle bütünleşmiş. Asıl kaynaktan kesintisiz akan bir ırmak sürekliliği…
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 20:50


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats