![]() |
| | #11 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| •“Bir ay sonra, asırlık şair Ebu Afâk da uykusu esnasında katledildi. Muhammed’e takındığı düşmanca tavrı ve Peygamber aleyhinde yazdıklarını biliyoruz. Hazreti Muhammed (Lütfen dikkat edin! Salyalı yazar ilk defa Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e HAZRETİ MUHAMMED diye saygı ifadesi kullanıyor.) onun için de çevresindekilere, “Bu adamı kim alacak benim başımdan?” demişti. Gene Bedr savaşına gelmeyenlerden biri, Sâlim ibn Ümeyr bu görevi üzerine aldı.” (Sayfa: 169 - 170) •“Bedr savaşının korkusuyla yaşayan Mekkeliler baskına uğrayınca ne yapacaklarını şaşırdılar, çarçabuk dağıldılar. Ele geçen mallar 100.000 dirhem değerindeydi. Hazreti Muhammed’in hazinesi yükünü tutmuştu artık. Olaydan iki ay sonra yeniden evlendi, bu üçüncü evliliğiydi. Ömer’in kızı Hatice’yi almıştı. Ev işlerini büyük bir ustalıkla gören Sevda ve henüz yaşı küçük olan Ayşe’yi,on sekiz yaşındaki Hatice böylece tamamlıyordu. Hazreti Muhammed ruhundaki doyumsuzluğu giderecek imkân ve şartlara kavuşmuştu.” (Sayfa: 174) •Mekkelileri bir süre Muhammed aleyhine kışkırtan şair Ka’b ibn-Eşref tekrar Medine’ye dönmüştü ve anne tarafından bağlı olduğu Beni Nadîr aşiretinden himaye görüyordu. Onların mahallesinde yatıp kalkıyordu, onun barındığı kalenin artıkları, yani yıkıntıları bugün bile ayaktadır ve ziyaretçilere gösterilir. Fakat Hazreti Muhammed’in zehirli sözlere ve olaylara hiç tahammülü yoktu. Her zaman yaptığı gibi onun katlini emir buyurdu. Gelgelelim, Yahudi kırması şair tetikteydi. Onu öldürmeyi üzerine alan gönüllü, şairi ele geçirebilmek için yalan ve hileye başvurmak gerektiğini Peygambere arzetti. Muhammed ona izin verdi. Adam hemen kolları sıvadı, kendisine yardımcılar temin etti, bunlar arasında Ka’b’ın süt kardeşi vardı, onu şaire Peygamberin davranışlarından hoşnutsuzluk duyan bir mümin olarak tanıttılar, Peygamber aleyhine komplo kurmak istediğini uydurdular. Ve gizli buluşmaları bahane ederek, ışıklı bir gecede şairin evine geldiler, Muhammed onları yolun başına kadar götürdü ve başarmaları için uzun uzun okudu üfledi. Şairi kaleden dışarı çektiler, şairin koynundaki genç kadın kuşkulanmış ve gitmemesi için çok yalvarmıştı, ama olan oldu; onu dışarıda katlettiler. Muhammed’in huzuruna geldiler ve Ka’b’ın kellesini Peygamber’in ayak ucına bıraktılar. Buna benzer başka olaylar da var ....” “(Sayfa:174 – 175) |
| |
| | #12 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| •“......Müslüman sancağını taşıyan asker Hazreti Muhammed’in biraz ötesinde vurularak şehit oldu. Artık küçük topluluklar halinde mücadele ediliyordu. On beş kadar savaşçı Muhammed’in çevresini almışlar ve O’nu koruyorlardı, yavaş yavaş geri hatlara doğru çekiliyor ve dağa ulaşmaya çalışıyorlardı. İlk defa olarak Hazreti Muhammed orada bizzat döğüştü. Mızrak kullandı ok attı. Atılan bir taş dudağını yardı ve dişi kırıldı, bir başka taş yanağını ezdi. Yüzünden kanlar akıyordu. Kureyşli bir cengâverin darbesiyle yere yuvarlandı ve bir hendeğe düştü. Çevresindekiler yardımına koştu, Onu kaldırdılar, o kadar bitkindi ki iki müminin omuzlarına tutunarak doğrulabildi......”(Sayfa: 179 – 180) •“ Oysa durumu hayli kritikti. Yahudiler, putperestler ve inançsızlar bıyık altından gülüyor, Hazreti Muhammed’in Bedr zaferini Allah tarafından verilen kutsal görevin bir işareti saymakla hatâ ettiğini, aksi takdirde şimdiki yenilgini O’nun iddialarını haksız çıkardığını kabul çıkardığını kabul etmek gerekeceğini söylüyorlardı. Şimdi Allahın Kureyşlilere yardım ettiği göz önüne alınırsa, Muhammed’in peygamberliğibir safsatadan ibaretti. Büyük Allahın desteklediği bir peygamber nasıl olur da böyle onur kırıcı yenilgilere uğrar ve nasıl bu kadar perişan duruma düşerdi?” (Sayfa: 182) “İbn Üvey, Uhud savaşının ertesinde camie gelmiş ve Muhammed’in coşkun taraftarlarından biri olan oğlunu kocaman bir ateş önünde yaralarını dağlarken yakalamış, budala bir savaşa katıldığı için yerden yere vurmuş, ağzına ne gelirse söylemiş, kısacası ver yansın etmişti.” (Sayfa:183) |
| |
| | #13 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Allah hidaet wersin..ne dieLim..?? :'( :'( :'( |
| |
| | #14 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| “Yahudiler ve şüpheciler işi adamakıllı azıtmışlardı. Onların tümüne birden geçerli bir cevap vermek artık şart olmuştu. Bilindiği gibi Muhammed, kısa bir süre Yahudilere yaklaşmış, onlardan taraftar bulabileceği umuduyla Yahudi topluluklarına yakınlık göstermiş, ama sonra aradaki bütün köprüleri atmıştı. Dinî törenlerden benzerlik gösterenleri bile değiştirmişti. Keynukâ Yahudilerini yerlerinden etmiş, Medine dışına sürmüştü. Şimdi sıra, Yahudi ulemâsının zehirli dilini ve saldırılarını susturmaya gelmişti. Muhammed, Yahudi peygamberlerinin Allah Elçisi, Tevrat’ın da kutsal kitap olduğunu kabul ettiğine göre neden İsrailoğullarına iltihak etmiyor, onlardan ayrı kalıyordu. Nasıl oluyor da kendisine gönderilen vahyler Yahudilerinkini tutmuyordu. Kısacası, Yahudi değilse neydi?” (Sayfa: 185) “Medine’ye yerleştikten sonra Muhammed’in ve İslâm ulemâsının Tevrat hakkındaki bilgisi hayli genişlemişti, ama gene de derin ve vukuflu olmaktan uzaktı. Bilgi dağarcıklarının bu yöndeki gelişmesinde, sanıyoruz ki, müslümanlığı seçen bazı Yahudilerin önemli rolü ve katkısı vardır. Peygambere Mekke’de inen vahylerde çeşitli peygamberlerin çeşitli kavimlerin başına gönderildiği açıklanmıştı ve bunların içinde, Arapça ismiyle “İbrahîm” olan Abraham da bulunuyordu.” “.....Hazreti Muhammed iki yeni kadınla daha evlendi, ikisi de otuz yaşlarındaydılar ve biri Bedr savaşiında, öbürü Uhad savaşında şehit düşmüş iki müslümandan dul kalmışlardı. Birinin Adı Ümmü Selma, öbürününki Zeyneb bint Hüzeyma idi. Zeyneb kısa bir süre sonra öldü.” (Sayfa: 196) “Kuvvetle muhtemeldir ki, yaşlı Yahudi önderi Ebu Râfi’nin katli de Beni Nadîr aşiretinin Medine’den kovulmasından hemen sonraya rastlamıştır; Ebu Râfiyi Hazrec aşiretinden olan müslümanların katlettiği, bunu da Yahudi şair Ka’b ibn El Eşref’i ortadan kaldıran Avs aşiretinin yanında sönük ve değersiz görünmemek üzere yaptıkları söylenir. Peygamberin de onayladığı, ama kadın ve çocukların öldürülmesini kesinlikle yasakladığı bu son seferden, yani Hayber’den tam on gün sonra verilen görev yerine getirilmiş olarak geri dönülmüştür. Ebu Râfi’yi yatağında delik deşik etmişler, sonra büyük bir ustalıkla kaçmışlardı. Son ve asıl öldürücü darbeyi kimin vurduğunu aralarında tartışıyorlardı. Muhammed kılıçlarını dikkatle inceledikten sonra kararını verdi; Ebu Râfi’yi öldüren kılıcın üzerinde yiyecek kırıntıları vardı. İhtiyarın yediği ve içtiğini henüz hazmetmeden katledildiği anlaşılıyor.” (Sayfa: 198 – 199) |
| |
| | #15 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| •“Aralık’ta yine sefer yapıldı, bu defa hayli ilgi çekici olaylar yaşandı. Muhammed, Medine’ye saldırmak üzere hazırlanan Beni Mustâlik aşiretini önüne katıp kovaladı. Onları Muraysî’ kuyusunun civarında ansızın bastırmıştı, Kızıldeniz’e hayli yakın olan bu kuyu civarında kısa bir çarpışmadan sonra düşman dağıldı. 2,000 deve, 5,000 küçükbaş hayvan ve 200 kadın ele geçirildi. Bunlardan bir tanesi, Beni Mustâlik aşireti şeyhinin kızı Hüveyriye, alabildiğine güzel kızdı. Onu her gören âşık oluyordu. Hâbit ibn Kays’ın payına düşen ganimetlerden biriydi. Kefaretini ödeyip serbest kalmak istedi. İbn Kays bu teklifi reddedince Hüveyriye doğruca paygamberin huzuruna gitti ve ibn Kays’ı şikâyet etti. Hazreti Ayşe, daha sonraları olayı şöyle anlatmıştır: “Onu odamın kapısında görür görmez nefret ettim, hiç sevmedim. Bildim ki, Resûl de onu benim gördüğüm gibi görecektir.” Ve böyle oldu. Muhammed kızın şikâyetini dinledi, onu Hâbit’ten satın almayı ve evlenmeyi teklif etti. Kız bu teklifi derhal benimsedi. Ve çok geçmeden, aşiretinin peygambere akraba oluşunun getirdiği nimetleri istismar etmek için harekete geçti.” (Sayfa: 199 – 200) Esir alınan kadınların hepsi fidye karşılığı geri verilecekti. Fakat hepsi, yorgunluklarla dolu bir savaşın akşamında savaşçıların arzuladığı yaratıklardı. Ebu Sa’id El Hüdrî o akşamı ve sonrasını şöyle anlatıyor: “Kızları geri verip para kazanmayı elbette istiyorduk, ama o gece onları koynumuza alıp rahatlamayı da istiyorduk. Peygambere sorduk, azl hâliyle yetinmemiz şartıyla izin verdi, bu kızları sonra Medine’ye kadar gelen bir heyet geri aldı. İsteseler kalabilir, gitmezlerdi, fakat hiç biri gitmek istemedi. Yanımdaki genç kızı pazara satmaya götürüyordum. (Kimsesi olmayan, yoksul bir kız herhalde.) Yahidinin biri kızın benden gebe olduğunu söyledi. Hayır dedim, azl kullandım. O zaman, “Öyleyse küçük koit miydi yani!” dedi. Olayı peygambere anlattığımda başını salladı, “Yahudiler yalan söylüyor dedi.”” (Sayfa: 200) |
| |
| | #16 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| “Zaten bir başka “kadın hikâyesi” ters yönden de olsa, bu tür tedbirlerin yararını ortaya koyuyordu. Eldeki bilgilere bakılırsa, bu olay ünlü “kolye hikâyesinden” (terbiyesiz yazarın ünlü kolye hikâyesi dediği olay; Hazreti Aişe (R.A.) hakkında Safvân ibn El Mûattal es-Selâmı ile hayasızca uydurulan ve hakkında Âyet-i Kerîme nazil olan iftiradır) tam iki ay sonra cereyan etmişti. Bir gün peygamber, ilk eşi Hatîce’nin kendisine verdiği eski kölesi Zeyd ibn Hârisa’yı arıyordu. İbn Hârisa Hristiyan asıllıydı. Muhammed onu müslüman yapmış, azâd etmiş ve evlâtlık edinmişti, bu yüzden Zeyd ibn Muhammed ismiyle çağrılıyordu. Muhammed onun cesaretine ve kafasına çok güveniyordu. Yanına kâtip almış ve Yahudileri defedebilmek amacıyla en kısa zamanda arameen dilini öğrenmesini emretmişti. Onu kendi yeğenlerinden ve bazı yorumculara bakarsak dul, ama otuz beş yaşına rağmen hâlâ çok güzel bir kadın olan Zeynep bint Ceyş ile evlendirmişti. Gene anlıyoruz ki bu evlilik pek yürümüyordu. Muhammed Zeyd’in kapısını vurmuştu. Zeyd evde değildi, ama Zeyneb, yarı çıplak olmasına rağmen O’nu içeriye buyur etmek istedi. Muhammed’i hem anası, hem babası gibi kabul ediyordu. Muhammed girmedi, fakat o sırada Zeyneb aceleyle giyinirken rüzgâr onun üstündekileri havalandırmıştı. Peygamber onun anlayamadığı sözler mırıldanarak uzaklaştı. Sadece şu kadarını kavrayabildi: “Şükürler olsun Allaha ki kalplerimizdekini değiştirebiliyor!” Biraz sonra Zeyd evine döndü, karısı olan biteni anlatınca hemen peygamberin huzuruna çıktı: “Allah’ın Elçisi! Duydum ki evime gelmişsin. İçeriye neden girmedin? Babam ve anam değil misin? Belki Zeyneb’ten hoşlandın? Öyleyse, derhal boşarım onu!” Muhammed ona “Karın senin olsun” diye karşılık verdi. Fakat Zeyd karısıyla münasebeti kısa kesti, hattâ ayrıldı. Muhammed evlâtlığının karısıyla evlenmeyi reddediyordu. Hoşnutsuzluk çıkmasından çekindiği belliydi. Evlâtlık edinmek, Arap törelerinde öz evlât sahibi olmakla eşanlamlıydı. Zeyneb’le evlenmek kendi kızıyla evlenmek anlamına gelecekti ki, böyle bir şeyi aslâ istemiyordu! Fakat ileri görüşlü bir ferdiyetçi olduğuna tanıklık ettiğimiz ve soyunun sayısız yanlış inancına cesaretle karşı çıkmış bir zekâ olan Muhammed, sanıyoruz ki, evlâtlık edinmekle öz evlât sahibi olmanın eşanlamda değerlendirilmesindeki garabeti sezmiştir. Ve tabii bütün güç zamanlarda olduğu gibi Allah gene O’nun yardımına koştu. Bir gün Ayşe ile birlikteyken krize girdi. Çıkınca gülümseyerek şunu söyledi: “Kim gidip Zeyneb’e müjdeyi, Allahın kendisini benimle evlendirdiğini haber verecek?” Ve henüz gönderilen Allah kelâmını bir solukta okudu: .......” diye yazıp Ahzab Sûresinin ilgili ayetinin mealini eklemiştir. [b]“Gerçekten de Avs’lar, teslim haberi gelir gelmez peygamberi kuşatma altına almışlardı. Ve daha önce bir kere, Hazreç’lerden İbn Übey’in talebi üzerine Keynakâ’ları pekâlâ bağışladığını söylüyorlardı. Muhammed’in cevabı ise hazırdı: Avs’lardan birini, Beni Kureyze’lerin kaderini tayin etmek üzere yargıç seçecekti; bunu kabul ediyorlar mıydı? Avs’lar derhal kabul ettiler ve Muhammed, yargıcı derhal seçti: Sa’d ibn Muâz. İbn Muâz, kuşatma sırasında yaralanmıştı ve ölmek üzereydi. Kendisini, eşeğinin üstüne yerleştirdikleri bir deri mindere oturtup huzura getirdiler. Yolda Avs’lar adamın çevresini almış, müttefiklerini kurtarması için sıkıştırıyorlardı; o ise, anlaşılmaz, anlaşıldığı kadarı da katiyen cesaret verici olmayan bir takım lâflar ediyordu. Huzura gelince, vereceği kararın uygulanacağına dair herkesten yemin istedi. Ettiler ve kararını söyledi: Ergenlik çağına gelmiş bütün erkekler öldürülecek, kadınlar ve çocuklar esir olarak alıkonulacak, mallar bölüşülecekti. Muhammed haykırdı: “Arş-ı Alâ’da Allahın vermiş olduğu karara uygun söyledin!”[/b] |
| |
| | #17 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| Ertesi gün büyük çukurlar kazdırdı Medine çarşısında. Gruplar halinde bağlanmış Yahudileri oraya getirdiler ve birer birer kellelerini keserek çukurlara ittiler. Öldürülenlerin sayısı, kimine göre 600 – 700, kimisine göre de 800 – 900 arasında değişmekteydi. İçlerinden bir kaçı, bir müslüman veya bir başkasının gerekçeli talebi üzerine bağışlandı. Kafası kesilenler arasında bir tek de kadın vardı: Kuşatma sırasında bir müslümanı, başına değirmen taşı atarak öldürmüştü. Kadınlarla çocuklar satıldı. Böylece toplanan para ve mal olarak ele geçirilen ganimet bölüşüldü. Süvarilere iki pay fazla düştü bölüşümde. Kellesi kesilenlerden birinin güzel karısı Reyhâne’yi kendine ayırmıştı peygamber. Ve kadın İslâma intisap etti. Sa’d ibn Muâz’a gelince, kararını verdikten az sonra ölmüştü. Öylesine kutsal bir insandı ki, diyor rivayet, öldüğü vakit Allahın tahtı sarsıldı. Kureyze’lerin katliamını yargılamak güçtür. Devrin henüz pek sert olan törelerini unutmamak gerekir. Ama rivayetlerin peygamberi aklamak için gösterdiği çabadan bu katliamın hatırı sayılır bir heyecan yarattığı anlaşılıyor. Bizzat bu metinlerdeki bazı detaylar, peygamberin mâsum olduğuna inanmamızı güçleştiriyor.......” (Sayfa: 215 – 216 – 217) Beşinci bölümün son paragrafını da şöyle oktalıyor aşağılık mahlûk. “627 Mayısının, Medine çarşısındaki tıkabasa dolu çukurlar üzerinde yükselen bu kızıl şafağında artık Muhammed, geleceğe güvenle bakabilirdi.” (Sayfa: 217) Altıncı bölümde de akılsız mahlûk, incilerini döktürmeye devam etmektedir. Hedefi açık ve seçik belli olan salyalı yazarın, imâlı ve hicivli anlatımla, pis duygu ve düşüncelerini sergilediği bu bölümleri, alıntılar yaparak gözler önüne sermeye çalışacağım. Peygamber Efendimiz’i “Keskin görüşlü, usta, sabırlı, heyecanlarını gemlemesini bilen, gerektiğinde uzun süre beklemesini beceren ve sırası geldiği vakit darbesini derhal indiren müthiş bir siyaset adamı olarak yola çıkmıştı aynı zamanda” ifadeleriyle ve kuş beyniyle tanımlamaya cüret etmektedir. (Sayfa:221 – 222) |
| |
| | #18 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| “Konu ne olursa olsun, herhangi bir karara varmadan önce Muhammed, bir çok kimseye akıl danışmaktaydı. Belli başlı öğütçülerinin Ebu Bekr ile Ömer olduğu anlaşılıyor. Bunlardan birincisinin ölçüsü, oturaklı ve kendi isteğiyle silik kalmağa razı oluşuna karşılık; Ömer daha şiddetli, daha keskin ve daha radikaldir. Ama sürtüşmeden geçinmişlerdir. Bu uyuşmada, her ikisinin de peygamberin kayınbabası oluşu, büyük rol oynamış olsa gerektir. Kızları sayesinde, peygamberin düşüncesini daha kolayca etkilemek imkânına sahiptirler. Ve Muhammed, bildiğimiz kadarıyla, onların görüşüne hakikaten aykırı hiçbir karar almamıştır. Ebu Bekr – Ömer ikilisinin karşısında, peygamberin hayatı boyunca ortaya dökülmeyen ama ölümünden sonra büyük iç savaşlara yol açan bir muhalefetin belirdiğini görmekteyiz. Muhammed’in yeğeni ve kızı Fatma’nın kocası Ali ibn Ebi Tâlib, daha ilk günlerden itibaren Ebu Bekr ve Ömer’e karşı şüpheci bir tavır takınmıştı. Kolye meselesinde Ayşe için ne düşündüğünü söylemiştik. Ali’nin bu uzlaşmaz tavrının nedenleri arasında, hiç şüphe yok ki, karısı Fatma’nın üvey annelerine duyduğu antipatiyi de saymak gerekir. Öyle sanıyoruz ki, o çağda henüz yirmi yaşında olan ve düşmanları tarafından “ahmak” diye nitelenen genç Ali, iki “ihtiyar”ı haddinden fazla fırsatçı (oportünist) bulmaktaydı.” (Sayfa: 224 – 224) 226, 227 ve 228’nci ayfalarda devlet hazinesinin Peygamber Efendimiz’in malı demek olduğu, ganimetlerden çok fazla pay aldığı gibi maddi konularda zırvalamaktadır. Sayfa 229’da faizin yasaklanmasını; Hicret’in ilk günlerinde sıkıntı içinde olan müslümanlara, faizsiz olarak borç vermeyenlerin ve özellikle Yahudilerin hedef tutulduğu saçmalığını yazıyor. Aynı bölümde; şarap ve meysır isimli kumar oyununun, putperestlikle bağlantısından ötürü yasaklandığını iddia ediyor. Söz konusu ideoloji, bir sistem meydana getirmektedir. Müslüman ideolojisinin bu devirde dayanabileceği bir tek slogan vardır: Araplar için bir Arap dini. Topluluğun nasıl, Arapların atası varsayılan Abraham – İbrâhîm’e bağlandığını görmüştük. Şimdi ise Allah, Muhammed’in aracılığıyla ve Arap dilinde, isteklerini ve hakikatlerini açıklamaktadır. Bundan böyle namaz kılarken Kudüs’e doğru değil, bir Arap tapınağı olan Kâbe’ye doğru dönecektir müslümanlar. Üstelik Allah, Kâbe’nin çevresinde yapılan ve özellikle bu tapınağın çevresinde dönmek şeklinde cereyan eden garip âyinlere katılmalarını da emretmişti müslümanlara.” (Sayfa: 230) |
| |
| | #19 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| Salyalı mahlûk, Peygamber Efendimiz zamanında namazın üç vakit olduğunu, vefatından sonra beş vakite çıkarıldığını, kutsal karaktere büründürülmüş zekât isimli vergiyi ödemek gerektiği gibi cahilce, bilgi ve hakikatten yoksun, ruhsuz iddialara yer vermektedir pis kitabının 233’ncü sayfasında. Yine aynı sayfada parantez içine alarak yazdığı, döktürdüğü incilere bakın neler saçmalıyor: “Sırası düşmüşken belirtelim: Çoğu insanların yaşamak için büyük ihtiyaç duyduğu bu tür sistemlere eskiden “din” denirdi; biz bugün, daha kapsamlı şekilde, “ideoloji” demekteyiz.” İşte buyrun, anlayabilene aşk olsun. Bu mahlûkun ne olduğu bile belli değil. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in manevî oğlu Zeyd’in bir seferini şöyle anlatmaktadır: “Başka bir seferde şansı yâver gitti; emrindeki 170 kişilik kuvvetle Suriye’gen dönen bir Mekke kervanına baskın verdi, önemli miktarda ganimet ve ayrıca çok önemli iki şahsı esir olarak ele geçirdi. Bunlardan birini gözlemekle Ayşe görevliydi, fakat komşularıyla gevezeliğe daldığı bir sırada esirden uzaklaştı. Adam bunu fırsat bilerek sıvıştı.” Dikkat edin çok önemli iki esir dediğinin adını bile bilmiyor. Neyi önemliymiş? Anlamak mümkün değil. Şöyle devam ediyor geri zekâlı yazar: “Öbürü ise peygamberin damadıydı ve üstelik rahmetli Hatîce’nin de yeğeni oluyordu. Ebu’las ibn er-Rebî’ Muhammed’in kızı Zeyneb’le evliydi, daha önce de Bedr savaşında müslümanlara esir düşmüş, fakat Muhammed Zeyneb’i Medine’ye göndermesini şart koşarak onu serbest bırakmış ve Mekke’ye yollamıştı. Tekrar esir düşünce, kendisini hâlâseven karısına koştu. Zeyneb onu himayesine aldı; bu, çok eski bir Arap geleneğine uygundu, ama onu esir alan ve karşılığında alacakları fidyeyi düşünen savaşçılar için can sıkıcı bir tesadüftü. Muhammed bu meselede tarafsız kalmasına rağmen kızını destekledi, Ebul’as ibn er-Rebî’ye eşyalarını geri verdirdi ve onu tekrar Mekke’ye yolladı, fakat onun karısı Zeyneb’e yaklaşmasına izin vermemişti; kızının bir putperestle tensel münasebete girmesine gönlü razı değildi. Ebul’as Mekke’ye döner dönmez fidyesini ödedi, işlerini tasfiye etti ve Medine’ye döndü, müslümanlığı kabul ediyor ve karısına yeniden kavuşuyordu. Yakalandığı zaman bunu yapmayışını ise “çıkarı için müslüman olduğu” şeklindeki dedikodulara engel olmak arzusuyla açıkladı.” (Sayfa: 235) |
| |
| | #20 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| “.....Ayrıca Hayber Yahudileri ile ortaklık kurmak niyetinde olan düşmanları da korkutmak gerekiyordu. İşte bu sebeple Ali, emrindeki kuvvetleri alarak Kuzey’e çıktı ve Beni Sa’d aşiretine baskın verdi, 500 deve ile 2.000 küçükbaş hayvan ele geçirdi. Ayrıca 30 kişilik bir komando kuvveti Hayber kalesine gönderildi, kendilerini Muhammed’in temsilcisi olarak tanıttılar. Yahudi şeyhi Üsseyr ibn Râzim’le pazarlık ederek onu, yanına otuz kişilik bir kuvvet alıp Medine’ye, bizzat peygamberle konuşup anlaşması için ikna ettiler. Yolda, Yahudilere ansızın baskın verildi, hepsi katledildi. Dönüşte otuz kişilik kuvvetin kumandanı, Muhammed tarafından tebrik edildi: “Haydutların elinden sizi Allah kurtardı.” dedi onlara.” (Sayfa: 236) Hudeybiye dönüşündeki kuzeye yapılan bir seferde, Yahudi kalesinin ele geçirilmesinden sonraki olayları şöyle saçmalamaktadır: “......Ganimet yüklüydü. Yahudi mallarının önemli bir kısmına el kondu. Kalelerde tutulan erkek ve kadınlar esir sayıldı. Bunlar arasınsa Safiye isimli, on sekiz yaşında çok güzel bir kadın vardı. Kocası mallarını saklamaya, müminleri aldatmaya kalkışmıştı. Muhammed onu öldürttü ve Safiye’yi aldı. Kadını müslüman olmaya razı etti ve o gece karısı olarak huzuruna aldı. Safiye fevkalâde güzel bir yaratıktı! Dönüşte, onu deveye bindirmek için Muhammed bir dizini uzattı ve kadının dizine basarak deveye tırmanmasını sağladı.” (Sayfa: 241) Hudeybiye anlaşmasının sonucu olarak Mekke’ye, Kâbe’ye yapılan hac görevini kısacık, fakat şahsiyetinde ve kalbindeki pislikleri açığa vurarak şöyle anlatmaktadır: “.....Tek silâh olarak kılıçlarını alarak ve adak edilecek develeri sürükleyerek Kureyşlilerin boşalttığı şehre girdiler. Peygamber, doğup büyüdüğü şehri yedi yıl sonra tekrar görüyordu. Başı yukarda, peşinde taraftarlarıyla dönmüştü buraya. Devesinden hiç inmedi, Kâbe çevresini dolaştı. O’nun küçük tapınağa girmesine engel oldukları kuvvetle muhtemeldir. Kutsal yeri hemen yenındeki iki tepe arasındaki dört yüz metrelik mesafeyi katettiği biliniyor. Civar tepelerdeki Mekkeliler müslümanların paeygamberleri gibi, ünlü “Lebbeyka” (İşte sana geldim!) sözünü haykırışlarına kulak misafiri oluyorlardı. Bilâl’ın Kâbe’nin damına çıkıp oradan ezan okuyuşunu da seyrettiler. Yüzlerini örtüp babalarına ve atalarına bu kötü günleri göstermedikleri için Tanrılara teşekkür ettiler. Muhammed fırsattan yararlanarak amcalarından Abbas’ın baldızıyla orada evlendi. Yeni karısı yirmiyedi yaşındaydı. Bu evliliği öne sürerek Mekke’de bir süre daha kalmak istedi. Kureyşli şeyhleri düzenlediği ziyafete çağırdı. Gelmek istemediklerini biran önce Mekke’yi terketmesini bildirdiler. Israr etmedi ve şehirden çıktı.” (Sayfa: 242) |
| |
| Konu Araçları | |
| |