![]() |
| | #1 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| Sevgili Kardeşlerim, Aşağıdaki kitap ismine dikkatli bakın. Her gün yayınlayacağım bölümlerde ne kadar adilik, aşağılık ve şerefsizliklerin sergilendiğini göreceksiniz. HAZRETİ MUHAMMED Maxime Rodinson Gün Yayınları Hilal Matbaacılık Koll.Şti. İstanbul 1968 Çeviren : Atillâ TOKATLI Bu yazıda koyu veya kırmızı renk ile yazılan bölümler, yazarın kitabından hiçbir değişiklik yapılmadan alınmıştır. Koyu veya kırmızı renkli yazılardaki imlâ hataları, saygı gereği kullanılması gereken kelimeler ile isim ve coğrafi yer isimlerindeki yanlışlıklar düzeltilmeden, yazarın kitabından aynen alınmak suretiyle yazılmıştır. Böylece Siz değerli okuyucular, sapık fikirli, örümcek kafalı, katranla kaplanmış kalbi bulunan bu salyalı yazar hakkında daha net kanaat sahibi olabilirsiniz. Bunları yazarken veya Siz’lere aktarırken kızardım, üzüldüm, hâyâ ettim ama; Âlemlere rahmet olan Sevgili Peygamberimiz’e edep, akıl ve izandan yoksun olan böyle saçmalıkların ve salyaların üreticisi olan BATILI, UYGAR ve ÇAĞDAŞ yazar diye geçinen sapıkların eserlerinin ülkemizde rahatça satıldığını gözler önüne sermek istedim. * * * Yazarın kendi kitabında koyu yazdıklarını, ben koyu mavi olarak belirttim. Yine yazarın kendi kitabında başkalarının ağzından geçen ve tırnak içinde belirttiği konuşmaları, ben kırmızı renkle ve kırmızı tırnak içinde belirttim. Aynı konuşma içinde geçen başka bir konuşma daha varsa, anlam karışıklığını önlemek için yeşil rengi kullandım. Yazı dizim bitiğinde aşağıdaki cümle ile nokta koyacağım: "İşte şerefsiz mahlûkun kitabının arka kapağındaki, tamamen sahtelik ve kandırmacadan ibaret olan, kitabın içeriğiyle yakından veya uzaktan ilgisi olmayan yazısı. Kitabının dışı başka, içindeki zehirleri başka." |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| * SAYFA: 92* = “Kur’an’ın asıl şekli olarak bunların içinden bir tanesi kabul edilmiştir. Bu kesin Kur’an’da sûreler, birinci hariç, en uzundan en kısaya doğru olmak üzere mekanik bir tarzda sıralanmış bulunmaktadır. Yani bugün elimizde bulunan Kur’an metinlerindeki (ve tabii çevirilerindeki) sıralanışın, gerçek kronolojik sıra ile yakından uzaktan bir ilgisi yoktur.” ** *Yazar genellikle “Muhammed’in getirdiği yeni bir şey yok”* sonucuna dayanan ifadelere sığınmaktadır.* Kitabını yazdığı tarihte Tevrat, Zebur veya İncil’in orijinalini bulup ta kıyaslamış mıdır? Bu kıyas için ne kadar islami bilgi ve Arapça’ya vakıftır? Kur’an’ı Kerim ve Hadis’i Şerifler hakkında ne kadar ilmi vardır ki; eline aldığı bir kağıt kalemle zırvalıyor. Peygamber Efendimiz’in kalbinin yıkanmasını sayfa 58 de “çölde büyüyüş yılları sırasında geçtiği rivayet edilen bir olay vardır ki, bir takım yazarlar aynı olayı kahramanımızın başka devrelerinde geçmiş göstermektedir. Olay şu: iki melek gelir ve peygamberin göğsünü açarak yüreğini çıkarır ve özene bezene temizlerler. Yerine koymadan önce de yüreği tartarlar. Terazinin öteki kefesine, önce bir adam koyarlar, yürek daha ağır gelir. Sonra sırasıyla on adam, yüz adam, bin adam koyarlar; ama yürek daima daha ağır tartmaktadır. En sonunda meleklerden biri ötekine şöyle der: ‘ Boşuna uğraşma! Kefeye bütün ümmetini koysan, yüreği gene ağır tartacak’ “ şeklinde cahilce, fakat o tertemiz kalbin yıkanma mucizesini kabullenerek yazmıştır. |
| |
| | #3 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| ** *Peygamber Efendimiz (SAV)’in Hadis-i Şerifleri ve mucizeleri hakkında şüpheci ve gayri ciddi davranan yazar, nasıl oluyorsa babası hakkında gayet net ifadeler kullanmaktadır. 53 ve 54 ncü sayfalarda Hz. Peygamberimizin doğumu ile ilgili hikâyelerden birini nakletmenin* ilgi çekici olacağını belirterek edepsizce şöyle diyor: “ Abdullah’ın Âmina’dan başka bir ikinci karısı vardı ve onu ziyarete gitmişti. O gün tarlanın birinde kil içinde çalışmış olduğundan üzerinde kil izleri vardı. Ve karısı, Abdullah’ı killi haliyle istemedi. Abdest alıp temizlenen Abdullah, bu sefer Âmina’nın evine yöneldi. Geçerken öbür karısı çağırdı Abdullah’ı; ama bu seferde Abdullah onu istemedi ve Âmina’ya gitti ve onunla birleşti. Âmina Muhammed’e böylece gebe kaldı, Tanrı’nın tüm duaları onun üzerine olsun ve Allah kendisine selamet versin! İşini bitiren Abdullah, yeniden öbür karısının yanına gitti ve ona dedi ki; İstiyor musun? Kadınsa söyle dedi: Hayır! Yıkandıktan sonra yanımdan geçerken gözlerinin arasında beyaz bir ışık vardı ve seni ondan çağırdım ve sen beni istemedin ve Âmina o ışığı senden aldı.” Yazar bozuntusu edepsizliğine devamla; “ Aynı hikayenin bir başka varyantında bu kadını, Abdullah’ın ikinci karısı olarak değil; ileride karşılaşacağımız hanîf Varaka ibn Nefval’in kendisi gibi Kutsal Kitaplar konusunda öğrenim görmüş olan kızkardeşi şeklinde buluyoruz. Ve bu varyanta göre, Abdullah’ın yüzünde peygamberlik nûrunu gören kadın, kendisiyle sevişmesi için gene adama tam yüz tane deve teklif etmiş, ama Abdullah onu istemeyerek Âmina’ya gitmişti; dönüşünde de, yüzündeki nûr kaybolmuştu.” diye yazıyor. Bir yazar için değil, kompozisyon dersinden sınava giren öğrenci için bile esef verici düşünce. Bir kadın, iki göz arasındaki ışığı görüyor ve peygamberlik işareti olarak algılıyor. Nasıl bir mantıksa bu ışık akla sevişmekten başka bir şey getirmiyor. Peygamberimiz’in babası hakkında bilgiye sahip olan yazar, 54 ncü sayfada bakın ne diyor: “ Peygamber’in çocukluğu hakkında hemen hemen güvenilir hiçbir bilgiye sahip değiliz.” Çelişkiye bakınız. * * * ** *Yazar bu boşluğun efsanelerle doldurulduğuna, nakilcilerle bugüne kadar ulaştırıldığını ise 55 ‘nci sayfada şöyle açıklıyor: “ Nakilciler de bizim tarihçilerimiz gibi kaynaklarını zikretmek zorundaydılar. Ama söz konusu kaynaklar, daima sözlü kaynaklardı. Birisinden işittiğiniz bir olayı naklediyorsunuz, O da bu olayı başka birisinden işitmiş oluyordu; ve bu işitme zinciri, peygamberin söz konusu davranışını bizzat görmüş ya da söz konusu lafını bizzat dinlemiş bir çağdaşına dayanıncaya kadar uzuyordu. Bu durumda, bir nakilcinin kendi fikrini ya da kendi partisini değerlendirmek üzere olaylar icad etmesi (Arapların deyimiyle hadîs yaratması), pek tabii ki, işten bile değildi. “ İşte nane yemenin daniskası... |
| |
| | #4 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| ** *Peygamberimiz’in çocukluğu hakkında güvenilir hiçbir bilgiye sahip olmadığını belirten yazar, nasıl oluyorsa, 57 ve 58 nci sayfalarda süt anneye verilişini uzun uzadıya açıklamaktadır. ** *Yazar 59 ve 60 ncı sayfada saçmalıklarına şöyle devam ediyor: “ Müslüman rivayetleri, Muhammed’* in doğduğu şehirlerdeki payen dinlerle hiçbir ilişkisi bulunmadığını iddia eder. Bu hiç de doğru olmasa gerektir; ve peygamberin daha sonraki hayatında rastladığımız net işaretler, herkes gibi onun da babalarının dinine bağlı bulunduğunu göstermektedir. Bir başka yerde, tanrıça Uzza’ya bir koyun kurban ettiği rivayet edilir.* Gene bir başka rivayete göre Muhammed, ilahlara kurban edilmiş bir hayvanın etinden, monoteizm mensubu bir Hristiyan’a vermek isteyince adam tarafından terslenmiştir. Nihayet bir sonuncu rivayet de, Muhammed’in peygamberliğinden önce,* Mekke’de özel ayinler düzenleyen bir tarikata,* hums’lara mensup olduğunu bizzat söylediğini bildirmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, Arap rivayetlerinin Kuran’daki bir kelimeyi yanlış yorumlayarak tersini iddia etmesine rağmen Muhammed okumayı veya yazmayı öğrenmiştir. Buna karşılık, kültürünün derinlik derecesini bilemiyoruz. Bu konuda hayatından ve eserinden çıkardığımız tek tük işaretler, belirli ve güven verici olmaktan uzak kalıyor.” İşte gözünü kan bürümüş, kan davası güden, başka hiçbir şey düşünemeyen şuursuz bir mahlukun zırvaladıkları... Altın, çamura düşmekle değerinden sakıt olmaz. Şuursuz mahlûk; Peygamberimiz’in çocukluğu için güvenilir kaynak bulamazken (diğer bir deyimle bu dönem için film koparken), Peygamberimiz’in babası ve Peygamberimiz’in evlenme dönemine ait her nasılsa güvenilir kaynak bulmuştur. Hazreti Hatice’nin kervanlarını idare etmesini, Hazreti Hatice ile evlenmesini, bu evlilik için aracılık yapan Nefîse bint Münye’nin konuşmalarını ballandırarak zırvalıyor. Bu anlamda, 63’ ncü sayfada salyasını söyle akıtmaktadır: “Muhammed’in ilk karısından, Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma ve Ümmü Külsüm isimli dört kızı olmuştu ki, bunlarla ileride karşılaşacağız. Ama Hatîce’den doğma bütün erkek çocukları (bunların sayısı ve sırası rivayetlere göre değişir) küçük yaşta ölmüştür. Ve bu, şimdi olduğu gibi o gün de bir Arap için felâketlerin en büyüğüdür. İlk oğlu el-Kâsım, söylendiğine göre, iki yaşında ölmüştür. Muhammed, hayatı boyunca muhafaza edeceği Ebu el-Kâsım künyesini bu çocuğundan almıştır. Başlangıçta tanrıça Menâf’a bir ubudiyet gösterisi Olarak Abd Menâf ismi verilen bir oğlunun sonradan Abdullah ismini aldığını biliyoruz.” |
| |
| | #5 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| 64’ncü sayfada “Muhammed’e gösterilen saygıya örnek olarak bir olay nakledeceğiz, ama derhal belirtelim ki, söz konusu olayın, eğer övgü amacıyla hepten icad edilmediyse, şişirildiği muhakkaktır.” diyerek Kâbe’nin onarımını ve Hacer-ül Esved taşının yerleştirilmesini işine geldiği gibi, sapık bir tarzda anlatmaktadır. Akıl ve mantıktan yoksun olan yazar, kitabının 64 ile 77’nci sayfaları arasında, Peygamberimiz’in bir arayış içinde olduğunu sapık, kıt ve özürlü fikriyle yorumlayarak özetle şu sebeplere dayandırmaktadır: “Araplar ahlaki ve ticari dengesizlik ve çöküntü içindedir, erkek çocuğu olmayışı psikolojik rahatsızlık meydana getirmiştir. Anne ve babasız büyümüş olması ayrı bir sorundur, falcılık veya kâhinlik değil lider olma arayışları içindedir.” • Cahil yazar, ilk vahyedilenin ne olduğunu bile bilmeden, ilk vahiy inişini 82’nci sayfada şöyle yazmaktadır: “Bir ses yükseliyordu. Hiç süphesiz ki, olağanüstü bir şeyin varlığı duygusu ilk defa olarak iyice belirginlik kazanmaktaydı: Dindar Mekkelinin heyecanını başka türlü açıklamağa imkân yoktur. Ve Ses, dünyayı altüst edecek olan şu üç kelimeyi söylemekteydi: “Sen Allahın Elçisisin!” ” |
| |
| | #6 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| Kendini alim sanan bu mahluk, 84’ncü sayfada; “Müslüman rivayetleri Muhammed’e görünen varlığın bir başmelek (Cebrâil veye İsrâfil) olduğunu söylemektedir. Başlangıçta Muhammed’in aynı fikirde olmadığı ve kendisine gözüken varlıkta sadece Allahın kudretli habercilerinden birini gördüğü anlaşılmaktadır.” diye saçmalamaktadır. •Aynı saçmalıklara 85’nci sayfada devam ederek; “Muhammed hâlâ şüphedeydi. Kimdi kendisine gözüken bu varlık? Pis bir cin yada kendi hayal gücünün bir ürünü olmasın? Kâhinleri küçük görürken şimdi kendisi de tipik bir kâhin gibi olmuyor muydu? Hatice’ye açıldı. Karısının bir yeğeni vardı. Varaka ibn Nevfal isimli, Kutsal Kitaplar’ı iyi bilen (hattâ İbranîce bildiği de söyleniyordu) yaşlı bir adamdı bu. O da Tanrıyı arıyordu, yani hanîf’ti. Ve Hatîce, kocasını, işte bu bilgine götürdü. Gene Muhammed’in ağzından dinleyelim: “Bana sordu ve ben de başımdan geçeni anlattım. O zaman şöyle dedi: “Bu, Musa’ya vahy edilmiş olan nâmus’tur. Ah, genç olsaydım. Halkın seni Sürgün ettiği vakit yaşayabilseydim!” “Şöyle dedim ben de: “Halkım beni sürgün mü edecek?” O da şöyle dedi: “Evet. Senin getirdiğin hiç kimse, düşmanlık yaratmadan getirmemiştir. Eğer günün benim zamanımda doğmuş olsaydı, sana büyük yardımım dokunurdu." ” Müslümanlar, kelimenin anlamını bilmedikleri için nâmus’u, başmelek Cebrâil sanmışlardır. Oysa bu, Eski Yunancadaki, Kanun anlamına gelen nomos sözcüğüdür; Tanrı tarafından Musa’ya vahy edilen Tevrat’a bu isim verilegelmiş ve “nomos” sözcüğü Arameen diline de geçmişti. Varaka, bununla, Muhammed’e inen vahyin, Tanrı’nın insanlara iradesini tebliğ ettiği büyük vahyler arasında yer aldığını belirtmek istemiş olsa gerektir.” demektedir geri zekâlı yazar. Bu arada şunu da belirtmemde yarar var. Bu geri zekâlı, “hanif” sözcüğünü 75’nci sayfada şöyle açıklamaktadır: “..... (Hanîf, Arameen dilinde, “payen”, “dinsiz” anlamına gelen bir kelimeyle aynı köktendir.) Hanîftiler evet, dinsizdiler ve Allah’ı dinsiz olarak arayacaklardı.” Bu mahlûka geri zekâlı tabiri az bile. Takdir sizlerin... |
| |
| | #7 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| •Zekâsının kendisine bile faydası dokunamayacak kadar aklı ve mantığı kıt bu yazarın salyası, bir hayli fazla akıyor. 85 ile 137’nci sayfalar arasında özetle, Peygamber Efendimiz’e, dinimize ve Eshab-ı Kirâm’a hayasızca şu şekilde dil uzatmaktadır: 1.Sevgili Peygamberimiz’e vahy indiği zamanlardaki içinde bulunduğu hali, kâhinlerin haline benzetmektedir. İnzal olunan ayetleri de, kâhinlerin kafiyeli şiirleriyle bağdaştıracak, benzetecek kadar adileşiyor. 2.Sevgili Peygamberimiz’i, gözünü hırs bürümüş bir taht varisi veya tek (önder) olma hayaliyle boğuşan, zayıf ve kimsesizlerin zaaflarından istifade ederek kendine taraftar toplayan, gelişen her dururma kolayca kılıf bulan siyasî bir kimlik yakıştırma gayretiyle tutuşuyor salyalı mahlûk. 3.Hz.Osman (R.A.)’a; züppe, oldukça tembel ve biraz fazla cesaretsiz gibi edepsizce yakıştırmalarda bulunuyor. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’e bağlılığını ise kızı Hz.Rukiyye (R.A.)’ye beslediği aşk duygusunun sonucu olduğunu yakıştırıp, Hz. Hamza (R.A.)’ya yoksul, öfkeci ve ayyaş diyebilecek kadar küstahlaşıyor. 4.Allah (C.C.)’ı hiçbir karşılık ve menfaat gözetmeden sevmek gerektiği halde, kurtuluş ve selâmet olan Cennet karşılığı Allah (C.C.)’ı sevmenin bir çelişki olduğu, Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’in ve sonraki müslümanların bu çelişkiyi farketmediği, hattâ bazı müslüman mistiklerin* Allah (C.C.) sevgisinin, çıkar duygusundan azade olması amacıyla Cennet ve Cehennem’in varlığını inkâr ettiğini ileri sürerek iyice hâyâsızlaşmaktadır. 5.“Bundan daha ciddî ve üstelik hiçbir din tarafından çözülememiş bir çelişme daha var: Allah'ın kudreti sınırsızdır, tamam. Ama öyleyse insanların tutumunu bütün ayrıntılarıyla tesbit eden de Allahtır. O’nun iradesi sonucunda bazıları O’nun sözünü dinlemekte, bazıları da O’na yüz çevirmektedir.” diye cahilliğini ortaya koymaktadır. Halbuki kazaya ve kadere imanı bilseydi, bu kadar alçalmaz ve en azından müslüman olmayan bir insan olarak bilinirdi. Bu saçmalıklarıyla insan olmayı bile hak etmiyor bu mahlûk. |
| |
| | #8 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| 6. Hicret konusunda; * *a. Sevgili Peygamberimiz’in göç edenlere bizzat nezaret ettiğini, gönülsüzleri ya kandırarak veya sert davranarak işi hallettiğini, * *b. Göç edenlere Mekke’li müşriklerin hiç karışmadığını ve göç etmelerine rıza gösterdiklerini, * *c. Peygamberimiz’i yok etme kararı aldıkları halde, bilinmeyen sebeplerden ötürü müşriklerin bunu uygulamadığını, * *d. Sevgili Peygamberimiz’in hicretini; Kendisi giderse müslümanların gelmeyerek Mekke’de kalacağı endişesine ve Medine’de kendisini gösteriş olarak karşılayacak kimse bulunmayacağı hobisine bağlamaya çalışmaktadır. * *e. Peygamberimiz’in hicretinde Mekke’li müşriklerin merak saikiyle çevrede arama yaptıklarını, fakat takip etmediklerini yazmaktadır. Yanî utanmasa, davul ve zurnayla yolcu ettiklerini yazacak salyalı herif. •* *Buraya kadar yazdıklarım,* salyalı yazarın saçmalıklarla dolu kitabının üç ve dördüncü bölümlerinden özet ve alıntılardır. Bu bölümler sırasıyla; 1. Birinci Bölüm : Bir dünyanın Doğuşu (Sayfa: 9 – 21 arası) 2. İkinci Bölüm : Bir Ülkenin Doğuşu (Sayfa: 21 – 49 arası) 3. Üçüncü Bölüm : Bir Peygamberin Doğuşu (Sayfa: 49 – 81 arası) 4. Dördüncü Bölüm : Bir Dinin Doğuşu (Sayfa: 81 – 141 arası)’dır. |
| |
| | #9 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| • Sayfa numaralarına dikkat ederseniz, 1 ve 2’nci bölümlerden özet çıkarmadım ve alıntı yapmadım. Salya, kin ve nefretle dolu hayal unsurları olarak gördüğüm ilk iki bölüm, beni çok fazla rahatsız etmedi. Ancak; masum isimler altında yayınlanıp zehir saçan pisliklere 3 ve 4’üncü bölümlerde daha fazla katlanmam mümkün olmadı. Gençlerimiz veya bilgi edinmek isteyen insanlarımız, böyle güzel ve masum isimli kitapların tiksinti veren içerikleriyle zehirleniyor. Meseleye diğer bir yönden bakalım: Bir dinin veya bir peygamberin doğuşu ne kadar kolaymış. Toplasanız doksan sayfada açıklanıyor. Yani; doksan sayfayla bir din ve bir peygamber doğabiliyor. Üç ve dördüncü bölümlerde alıntı yaptığı Kur’an-ı Kerîm’in meallerini Sizlere aktarmadım. Çünkü; inzal nedenini bilmeden, yazdığı sapık yorumlarına alet etmeye kalkmış Yüce Kitabımızı. Bir “hamd” kelimesini binlerce sayfayla tam olarak açıklayamayan âlimlerimizin edebleri karşısında utanıp hâyâ ettiğim için Kur’an-ı Kerîm’in meâline hiç girmedim. Biz, Eshab-ı Kirâm hakkında bile konuşmaktan haya ederken, Yüce İslâm Dini’ne ve âlemlere rahmet olan Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz’e bu kadar manyak, sapık, akıl ve izandan yoksun, şahsiyetsiz ve salyalı yakıştırmaları nasıl sabır ve sükût ile karşılayıp kabullenelim? Eline kalem, kâğıt veya mikrofon alan “benim düşüncem budur”, “benim görüşüm budur” veya “ben bu fikirdeyim” gibi çirkin, mesnetsiz, tahrik edici, onur kırıcı, infiale neden olan, nefret duyguları uyandıran, gerçeklerle yakından veya uzaktan alâkası olmayan sapıklıkları yazabilir veya söyleyebilir mi? Her halde biz savaşları unuttuk. Belki de savaşların çeşitlerini unuttuk. Bu bir soğuk savaş değil de nedir? Bu bir psikolojik savaş değil de nedir? Bu kitap 1968 yılında İstanbul’da basılmış. Ben o zaman 15 yaşındaydım. O tarihlerde bu kitap benim elime geçseydi, o kitabı okusaydım (tam gelişme ve delikanlılık çağları), sapıklar ailesine ben de katılabilirdim. Kaç kişinin bu kitaptan olumsuz olarak etkilendiğini Yüce Allah (C.C.) bilir. Şimdi bu sapık kitabın diğer bölümlerine göz atalım: 1. Beşinci Bölüm : Bir Stratejinin Doğuşu (Silâhlı Peygamber) (Sayfa: 141 – 211 arası) 2. Altıncı Bölüm : Bir Devletin Doğuşu (Sayfa: 211 – 281 arası) 3. Yedinci Bölüm : Bir Zaferin Doğuşu (Sayfa: 281 – 292 arası) |
| |
| | #10 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 55
Mesajlar: 2,499
| • 141’nci sayfadan itibaren Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) hakkında şu şekilde saçma yorumlar yapmaktadır: 1. Kölesinden ve diğer bilgi sahibi şahıslardan Tevrat’ın hükümlerini öğrenme çabasındadır. 2. Getirdiği ayeti kerimeler, Tevrat’takine genel olarak benzemektedir, zaman zaman tezat teşkil eden hükümler vardır. 3. Vahy’lerin inişini, Allah (C.C.) ile konuşma şeklinde, alaylı ve hicivli bir üslûpla ele alıp, her olaya göre kendini kurtaracak veya haklı gösterecek bir hayal unsuru gibi değerlendirmektedir. Diğer bir ifadeyle; inzal olunan ayetleri, o anda meydana gelen olaylara kılıf olarak, Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.)’ in adeta uydurduğu kanaatini düşündürecek bir üslûpla anlatmaktadır. 4. Gerek tebliğ görevini, gerekse savaş ve siyasî münasebetlerini kurnazlıkla, kişisel menfaat hırsıyla, hile ile yerine getirdiğini saçmalamaktadır. 5. Şimdiye kadar bahsetmek istemediğim bir konu olan evlilik hayatını çok edepsiz bir şekilde, şehvet duygularıyla işlemekte ve çok hâyâsız hayaller yakıştırmaktadır. 6. Kendini eleştiren kabile ve aşiretler arasında baba-evlat ve kardeş kavgaları çıkarmak, hattâ birbirlerini öldürtmek suretiyle aralarında derin uçurumlar meydana getirmekte, böylece kendi safından ayrılmalarını önlemekle itham etmektedir. 7. Savaşlarda, Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’e zarar verenleri, kahraman veya cengâver gibi kelimelerle övmektedir. Bu saçmalık ve ancak yazarının şahsiyetine yakışacak edepsizlikleri, kendi kitabından alıntılar yaparak gözler önüne serelim: • “Bedr dönüşünde münafıklarla hesaplaşma saati gelmişti. Önce putperestlerin haddini bildirmek gerekiyordu, yani putperest şairlerle hesaplaşacaktı. Bunlardan birinin, Esma bint Mervân’ın Hazreti Muhammed hakkında yazıp söylediklerini bölüm başlarında okumuştuk. Onun şiirleri Hazreti Muhammed’e ulaştırılınca, Resûl çevresindekilere bakmış ve sesini yükselterek şöyle demişti: “Mervân kızının zehirli dilinden beni koruyacak kimse yok mu içinizde?” Esma’nın soyundan bir mümin oradaydı; Umeyr ibn Âdi, Bedr savaşına katılmamıştı, zaten savaşa soyundan hiç kimse gelmemişti. Bağlılığını ispat etmek amacıyla harekete geçti. Gece vakti Esma’nın evine girdi, Esma çocuklarının koynunda mışıl mışıl uyuyordu. Küçük çocuğu henüz emzik çağındaydı. İbn Âdi kılıcını çekti, Esma’yı delik deşik ederek öldürdü. Ertesi gün Resûlün karşısına dikildi, “Ya Resûl! Esma’yı öldürdüm” dedi, “Allaha ve Elçisine yardım ettin, Ümeyr” diyerek onun gönlünü alan Muhammed’e Ümeyr şunu sordu: “Bu kadın yüzünden Ahirette eziyet çekecek miyim, Ya Resûl?” Peygamber cevap verdi: "Onun uğrunda iki keçi dahi boynuz tokuşturmaz!” dedi.” (Sayfa: 168 – 169) |
| |
| Konu Araçları | |
| |