![]() |
| | #1 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,456
| Kadın kotasına ‘çarşaflı kadın kotası’ dahil mi? Mustafa Armağan Feminist yazarlarca “kadın” kategorisinin bile “yıkım”a uğratıldığı (deconstruction) günümüzde, bir yandan feminizmin en uç versiyonlarını temsil ettiği iddialarıyla ortaya çıkanların aslında ne kadar geriden gelmekte oldukları, tartışmaların ne denli uzağına düşmüş oldukları ve kadın sorunları, dahası feminizmle ilgili dünyada cereyan eden köklü tartışmalardan ne derece bihaber bulundukları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bir kokteyle KA-DER üyesi bir bayan tarafından verilen ‘Ruanda örneği’ çıplak bir şekilde ortaya koymuş bulunuyor. Böyle bir teorik donanımdan yoksun olarak meseleye bakılınca ister istemez, Nuray Mert'in isabetle vurguladığı gibi, “kadın” ve “erkek” kategorilerinin biyolojiden değil, toplum ve kültürden, iktidar ilişkilerinden doğduğunu söyleyen feministlerin kalkıp bu kategori adına, yani “kadın cinsi” adına siyasal talepler ve tavırlar üretmeleri ne derece tutarlı olmaktadır? Cinsel kimlik, iddia ettikleri gibi biyolojik değil, toplumsal bir kökene dayanıyorsa, yani “kadın diye bir şeyden bahsedemeyeceksek” diyor haklı olarak Mert, siyasette “kimin ve neyin adına tavır takınılacak?” Aslında son derece belirsiz ve oynak bir temele yaslanmakla şöhret yapan feminizmin zaafları, şimdiye kadar herhangi bir siyasi paradigma oluşturamamış olmasından da belli değil mi zaten? Kadınların nüfusun yüzde 50'sini oluşturdukları, dolayısıyla aynı oranda Meclis'te temsil edilmeleri gerektiği iddiası, muğlak ve her yana çekilebilecek bir belirsizlik denizinde boğulup kalıyor ve “Öyleyse?” diye sorduğunuzda aldığınız cevap, “Kadın olduğumuz için birleşelim”den bir adım öteye gidemiyor. Hem kadın olmanın toplumsal olarak “kurulmuş” bir şey olduğunu gündeme getir, hem de bu “el yapımı kurgu”nun üzerinden siyaset, dahası rant peşinde koş. Velhasıl, feminizmin sık sık gündeme getirdiği temsil talebi, bir çözüm değil, kendisi başlı başına bir sorundur, hatta dişli bir sorundur. Bu konuda Amerikalı siyah feminist seslerden June Jordan’ın zehir zemberek eleştirisini hatırlamaya ne dersiniz: Bir odada siyah olan başka insanlarla, siyah olduğumu bilmek için, birlikte oturmaya ihtiyacım yok –bu birlik anlamına gelmez. Birliğin bir amacı olmalıdır, eğer yoksa politika konuşmuyoruz demektir... (İ)nsanlar şunu anlamalılar ki, bir insan yalnızca kadın olduğu ya da siyah olduğu için, o ve ben aynı politikalara inanmak zorunda değiliz. Birbirimizi, kim olduğumuz bağlamında değil, birbirimiz için ne yaptığımız bağlamında tartmaya çalışmalıyız.[1] Yanlış anlaşılmak istemem: Kadınların siyasete katılmalarına kesinlikle karşı değilim. Ne var ki, sanki bütün kadınların kadın olmalarından dolayı aynı görüşü destekleyecekleri gibi temelsiz ve neredeyse kadınlara hakaret kastı taşıyan içi boş bir varsayıma dayanıyor bu iddia. Zira burada “hangi kadın?” sorusu gündeme gelecektir ister istemez. Tıpkı feminizmin değil, “feminizmler”in var olduğu gibi, dünyada soyut bir kadın değil, kadınlar olduğunu biliyorsak eğer, iddia sahiplerinin somut olarak “hangi kadın”dan söz ettiklerini açıklamalarını istemek hakkımızdır sanıyorum. Meclis'in bir ayna gibi toplumu yansıtması isteniyorsa -ki bunu istemeyecek kadar ‘ayrımcı’ olduklarını sanıyorum- o zaman kadınlarımızın hatırı sayılır bir kesiminin “geleneksel” kıyafetleri olan baş örtüsü ve çarşafla milletvekili seçilmelerini veya sakat kadınlara da kadınlar kotasının içinden bir kota ayrılmasını sonuna kadar savunmaları gerekmez miydi? Bu kadar inceliği KA-DERcilerden bekleyemeyeceğimize göre, demek ki, kadın kotasını savunanlar, iddia ettikleri gibi toplumun yarısı olan kadınların bir aynadaki gibi yönetime yansımalarını değil, tersine, sadece kendi düşünce ve formatları doğrultusundaki kadınların yönetime katılımını amaçladıkları ortaya çıkar. Bu durumda yüzde 50'lik cephede ilk gedik oluşmakta ve arkasından başka ayrımcılık taleplerinin sökün etmelerine kapı açılmış olmaktadır; zira ileri sürdükleri kota talebi diğer dezavantajlı gruplara da pozitif ayrımcılık uygulamasına açık olmayı gerektirmektedir. Demek ki, kadın kotasını savunmak, yalnız kadınlar ile erkekler arasındaki eşitsizliklerin telafisinin değil, kadınların kendi küreleri içerisindeki eşitsizliklerin de telafisinin savunulmasını gerektirmektedir ki, sözüm ona ‘ilerici’ kadınların buna hiç mi hiç niyetli olmadıklarını önceki seçimlerden birinde CHP'li bir kadın adayın türbanlılara -yani “öteki” kadınlara- karşı ‘savaşmak üzere’ aday olduğunu itiraf etmesi sayesinde ayan beyan görme imkânını bulmuştuk. Durum bu olunca, kadınların temsilinin, baştan savundukları “eşit temsil” olmayıp kendi siyasî görüşleri doğrultusundakilere yönelik bir tür “sınırlı temsil” olduğu ortaya çıkıyor. O zaman da “bütün kadınları temsil” gibi aşırı genellemeci bir söylemin yerine, “beyaz kadınlar”, “belli bir siyasi görüşe sahip olanlar”, “belli bir kıyafeti giyenler veya giymeyenler” gibi sınırlı, ayrıcalıklı ve puslu bir temsile izin veren bir başka eşitsizliğe yol açılmış olmaktadır. Bu durumda feministlerin, kendilerini inkâr pahasına soyut ve içi boş bir kategori olan “kadınlık” adına siyaset yürütmekten çark ettikleri, erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğunu iddia ettikleri tahakkümün bir benzerini kendilerinden olmayan ve siyaseten de olmak istemeyen ‘öteki’ kadınlar üzerinde kurma noktasına vardıklarını görüyoruz. O halde gerçekten de ‘ne’ istiyor bu KA-Derciler? |
| |
| Konu Araçları | |
| |