ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Köşe Yazıları


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 08-10-2007, 21:41   #1
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: May 2007
Yaş: 26
Mesajlar: 8,456
Varsayılan Kürtler ve Türkler...




Kürtler ve Türkler...

İbrahim Tenekeci


08.10.2007


İftara beş kala şehit edilen on iki vatandaşımıza rahmet, katillere lanet...

Ne zaman Türk-Kürt kardeşliğini/kader birliğini konu edinen bir yazı yayımlasak, hemen peşinden hatırı sayılır bir itiraz yükseliyor.

Bir ülkede “kardeşlik” kelimesi bile geri tepiyorsa, gerisini varın siz düşünün. Ya da “ne olacak halimiz?”

Güven İslamoğlu, program çekimleri için bir Karadeniz vilayetimize gidiyor. Orada yöresel yemeklerden birini çok beğenmiş ve tarifini almak istemiş. Aşçıya “bu yemeği neden yapıyorsunuz” diye sormuş. Aşçı, sinirli bir şekilde kendisine çıkışmış: “Neden yapmayalım? Bu bizim yöresel yemeğimiz!”

Durumumuz biraz bu örneğe benziyor. Sanki her şey “yanlış anlama” üzerine kurulmuş.

Ayrıca, bazılarımız sağlıklı muhakeme yapma yeteneğini galiba kaybetti. Mesela Demokratik Toplum Partisi, Şırnak’taki hain saldırıdan sonra, hükümeti suçlayan bir açıklama yaptı. Bu açıklamadan yola çıkıp “katillerin hiç mi suçu yok” diye sorduğunuz zaman bile, canınızı sıkacak tepkilerle karşılaşıyorsunuz.

Geçen gün, DTP Şırnak milletvekili Hasip Kaplan’ın bir konuşmasını dinledim. “Filistinlilerle İsrailliler nasıl oturup konuşuyorsa, Türklerle Kürtler de öyle yapmalı” dedi. Bu kadarına da pes!

Bu Kürt’ün, “Türban serbest olamaz, çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aleyhte kararı var” diyen bir Türk’ten hiçbir farkı yok.

Ortadaki sıkıntı, işte bu tür kimselerden kaynaklanıyor.

Kürt halkı dindardır. Fakat onların temsilcisi olduğunu iddia eden insanların neredeyse hepsinin dinle sorunları vardır.

Türk halkı muhafazakârdır. Fakat etkili ve yetkili kişilerin bir kısmı, dinle barışık olmayan kimselerdir. Özellikle İslam dini ile... Sayın Sezer’in icraatlarını bir hatırlayın.

Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı isimli eserinde, “Türkiye’deki etnik gruplarda din ortak bir inançtır” diyor. Her iki tarafın temsilcileri de dinle kavgalı olunca, ortaya işte böyle sorunlar çıkıyor. Bin yıldır kardeş olarak yaşayanlar, bir anda karşı karşıya gelip kavga edebiliyor.

Oysa konuşulması gereken şudur: Bu ülkede yaşayan Türkler de, Kürtler de, mesela türban mağdurudur. Yoksulluk, gelir adaletsizliği, herkes için geçerlidir. Köylerini bırakıp büyük şehirlere göç etmek, herkesin sorunudur.

Şimdi İllere Göre Nüfus Artışı haritasına bir bakalım: Son nüfus sayımlarına göre Kastamonu, Sinop, Bartın, Artvin, Sivas, Kırşehir, Çorum, Bayburt, Zonguldak ve Karabük’ün nüfusu azalmış. Azalmaya da devam ediyor. Buna karşılık Güneydoğu Anadolu bölgesinde, nüfusu azalan bir tane vilayet yok. Aksine, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Hakkâri, Van, Muş, Bitlis gibi illerin nüfusu yüzde beş ile yüzde otuz arasında artmış.

Doğu Anadolu’da ise sadece Tunceli, Ardahan ve Kars’ın nüfusu bir miktar azalmış.

Türkiye Sağlık Coğrafyası haritasına bir bakalım: Yozgat’ta 880 yataklı 11 devlet hastanesi var; Urfa’da ise 1245 yataklı 13 devlet hastanesi. Bayburt’ta 100 yataklı 1 tane devlet hastanesi bulunuyor; Şırnak’ta 215 yataklı 6 devlet hastanesi. Karaman’da 290 yataklı 2 devlet hastanesi var; Bitlis’te 435 yataklı 7 hastane.

Tabii Doğu illerimizin aleyhine olan örnekler de var. Unutmayalım ki, bu örnekler, Karadeniz ve İç Anadolu bölgesinde bulunan illerin de aleyhine...

Genel olarak baktığımızda, iddia edilenin aksine, sadece Doğu illerinin ihmal edilmediğini görüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun “Türkiye’nin en fakir illeri” raporuna bakarsak, bunu daha iyi görürüz.

Şurası bir gerçek ki, şehirler/bölgeler arasındaki fark, sadece Türkiye’ye has bir durum değildir. En gelişmiş ülkelerde bile, mesela Almanya ya da Amerika’da, bazı nedenlerden (ulaşım, iklim, madenler vs) kaynaklanan bölgesel farklılıklar vardır. Ama orada kimse bunu ayrımcılık olarak görmez, gündeme getirmez.

Hep İstanbul, İzmir gibi şehirler ve bu şehirlerin nimetleri gündeme getiriliyor. Gelişmiş şehirlerimizin nüfus yapısına baktığımız zaman, bu nimetlerin ortak paylaşıldığını söyleyebiliriz. İstanbul’da Sivaslı da var, Bitlisli de. Siirtli de var, Çorumlu da.

Bütün bunlara rağmen, Muş, Bitlis, Bingöl, Ağrı gibi vilayetleri gezmiş biri olarak; bazı haksızlıkları, tutumları, uygulamaları da görmüyor, kabul etmiyor, dillendirmiyor değilim. Buna ayrıca değinmek lazım.

Bu bölümle ilgili sadece şunu söylemek istiyorum: Oyunbozanlık için bahane aramaya kalkarsak, hepimiz onlarca bahane bulabiliriz.

***

Şu sıralar, Selçuklu tarihi üzerine okumalar yapıyorum.

Son okuduğum kitap İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı. (Türk Tarih Kurumu, 1988) Yayına hazırlayanlar Prof. Dr. Faruk Sümer ve Prof. Dr. Ali Sevim.

Bu kitabı önemli kılan, Malazgirt savaşı hakkında sıcak bilgilerin bulunması... Yani 1071 yılında hayatta olan ya da bu savaşı babasından, dedesinden dinleyen İslam tarihçilerinin yazdıklarından oluşması.

Şimdi Sıbt İbnü’l Cezvî’nin Malazgirt savaşını anlatan satırlarına bir bakalım:

“Bu esnada İmparatorun İslam memleketlerine yürümek üzere kalabalık bir ordu hazırladığı haberi geldi. Sultan’ın yanında az bir asker vardı. Çünkü Suriye’den kaçar gibi dönmüşlerdi. Bu kaçış esnasında mal ve hayvanları telef olmuştu. Askerler de ordugâhlarına yollanmışlardı. Bu yüzden Sultan’ın buyruğunda 4 bin memlük (köle) askeri bulunuyordu. Sultan asker toplamak için ülkesine dönmeyi uygun bulmadı. Çünkü bu bir hezimet sayılırdı.

Sultan, Bizans İmparatorunu karşılamak üzere harekete geçti. İmparator Malazgirt’e erişip orayı amanla aldı ve Zilkade ayının bitimine beş gün kala Ahlât ile Malazgirt arasındaki Rahve adlı yerde bulunan Sultan’ın üzerine yürüdü.

Az önce 10 bin Kürt de Sultan’a katılmıştı.”

İbnü’l Cezvî, Malazgirt savaşının öncesi, sonrası ve Bizans kuvvetlerinin miktarıyla ilgili oldukça önemli bilgiler veriyor. Bize bu kadarı lazımdı, aldık.

Aynı bilgiyi, bir başka İslam tarihçisi olan İbnü’d Devadarî de eserinde doğrular:

Bizans İmparatoru’na, Sultan’ın az bir askeri olduğu haber verilmişti. Bundan dolayı Sultan’la savaşmayı pek arzuladı. Bizans İmparatoru’nun kendi üzerine yürüdüğü ve askerlerinin azlığından dolayı kendisi ile savaşmak arzusunda bulunduğu haberi Sultan’a ulaştı. Sultan’ın yanında dört bin atlı kalmıştı.

Bizans İmparatoru 100 bin atlıdan başka 100 bin okçunun olduğu muazzam bir kuvvetle Malazgirt’e ulaştı.

Sultan Alp-Arslan’a Kürtlerden ve sair kavimlerden olmak üzere 10 bin kadar insan da katılmıştı.”

***

Tekrar Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı (Pozitif yayınları, 2005) isimli kitabına dönelim. Eserin 72. sayfasında şu gerçeğin altı çiziliyor: “Türkler Anadolu’ya adım attıkları günden bu yana (yani 1071’den bu yana) Batı’nın en acımasız, topyekun saldırısına maruz kalmış bir millettir. Bugün de saldırı aynı acımasızlıkla sürdürülmektedir. Batı için ‘şark meselesi’ bitmemiştir.”

Burada Türk kavramının bir ırkı değil, üst kimliği ifade ettiğini de hemen belirtelim.

Batı dediğimiz elbette Hıristiyan dünyasıdır.

Bu saldırılara hep birlikte karşı koyduk. Yine öyle yapmalıyız.

Bize lazım gelen, 1071 ruhuna geri dönmektir.
Dönülmez ise eğer, o gün Müslümanlara açılan ne ise, bugün o kapı kapanacaktır...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 05:46


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats