![]() |
| | #1 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,469
| Çağ yabancılaşması, palyaçoluk ve eurobesk'lik İçinde yaşadıkları çağa yabancılaşan toplumlar, kendilerine de yabancılaşmaktan kurtulamazlar. Bu önermenin tersi de doğrudur: Kendilerine yabancılaşan toplumlar, içinde yaşadıkları çağa da yabancılaşmaya mahkûm olmaktan kurtulamazlar. Medeniyet çapında ve düzleminde varlıklarını sürdürebilen toplumlar, içinde yaşadıkları çağa da, kendilerine de kolay kolay yabancılaşamazlar. İsteseler de yapamazlar bunu. Ama eğer bir toplum, medeniyet çapında ve düzleminde varlığını sürdüremiyorsa, o toplumun, içinde yaşadığı çağın da, kendisinin de, yani kendi medeniyet dinamiklerinin ve anlam haritalarının da yabancısı olduğunu ve dolayısıyla hem çağın, hem de kendisinin gerisinde kaldığını, olup bitenleri bir figüran gibi yalnızca geriden ve dışardan izlemekle yetinmeye mahkûm ve mahpus olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Biz Türkiyeliler olarak, hem içinde yaşadığımız çağın, hem de kendi mendeniyet dinamiklerimizin yabancısıyız. O yüzden de, gerek düşünce hayatında olsun, gerekse sanat hayatında olsun, dolayısıyla da gerekse siyaset, iktisat ve hatta askerî hayat da olsun, içinde yaşadığımız çağın ruhunun şekillendirilmesine birinci derecede bir katkıda bulunduğumuzu söyleyebilecek durumda değiliz, ne yazık ki. Eğer içinde yaşadığımız çağın şekillendirilmesine ve yapılmasına birinci derecede katkılarda bulunamıyorsak, o çağın çocuğu olduğumuzu söyleyebilmemiz mümkün müdür? Sözgelişi, müzisyen Fazıl Say, bu çağın çocuğu mudur? Bu toplumun medeniyet ruhunun ve dinamiklerinin çocuğu mudur? Neyin çocuğudur Fazıl Say? Ben güncel bir örnek olsun diye Fazıl Say örneğini verdim. Siz bu örnekleri Türkiye'deki bütün alanlara uyarlayabilirsiniz... Fazıl Say'ın klasik Batı müziği yapması, onun, bu çağın çocuğu olduğunu gösterir mi? İlk bakışta, evet. Çünkü çağımızdan sözettiğimiz zaman, esas itibariyle ve hatta yalnızca Batı uygarlığından sözettiğimizi unutmayalım. Peki, Fazıl Say'ın yaptığı klasik Batı müziği, klasik Batı müziğine yeni şeyler, orijinal ve imajinatif atılımlar katabilmiş bir müzik midir? Hayır! Peki, hâl böyle olunca, Fazıl Say'ın bu çağın çocuğu olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz. Söyleyebileceğimiz tek makul şey, Fazıl Say'ın, Batılıların yüzyıllar öncesinde kodlarını geliştirdikleri, yepyeni atılımlar gerçekleştirdikleri bir müziğin, bu ülkedeki yeniden-üreticisi, yani kendisinin yeni bir şey yapamadığı, orijinal bir katkıda bulunamadığı bir “tüketicisi” olduğu yakıcı ve yıkıcı gerçeğidir. Yani bu açıdan bakıldığında, Fazıl Say, ne yazık ki, sadece bir “figüran”dır. Bir Türk'ün başka bir kültürün bir müzik türüne katkı yapabiliyor olması, Türkiye için elbette ki, büyük bir aşamanın göstergesidir. Ama Türkiye, onca “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmak” şeklindeki içi boş platonik ve romantik nutuklarına rağmen, başka bir kültüre katkı yapabilecek bir vaziyette değildir, ne yazık ki. Meselenin püf noktası şudur: Başka bir kültüre katkı yapabilmenin tek yolu, öncelikli olarak, sizin kendiniz olmanızdan, kendi medeniyet ruhunuzu ve dinamiklerinizi çok iyi özümsemiş olmanızdan geçer. Eğer kendi medeniyet dinamiklerinizi, üstelik de kendi ellerinizle ve kendi entelijansiyanızın türlü cambazlıklarıyla, abra kadabra numaralarıyla, kısacası palyaçoluklarıyla dinamitliyorsanız, sizin bırakınız başka bir kültüre yaratıcı ve imajinatif katkılarda bulunabilmenizi, içinde yaşadığınız çağı anlayabilmeniz, o çağın çocuğu olabilmeniz bile son derece zordur. Eğer hem kendi medeniyet ruhunuza ve dinamiklerinize, hem de içinde yaşadığınız çağın ruhuna ve dinamiklerine yabancılaştığınızı farkedemeyecek kadar bir entellektüel körlükle malulseniz, hâliniz perişan demektir: O zaman, yapabileceğiniz tek şey kalır önünüzde: Palyaçolaşmak. Palyaçolaşmak, bir yokolmanın adıdır. Yokolmanın ve toz olmanın... Ciddiye alınacak esaslı şeyler yapamayan insanların ve toplumların, kendilerini ciddiye aldırmak için başvuracakları son iştir palyaçolaşmak. Kültür hayatında, düşünce hayatında, sanat hayatında sadece palyaçoluk yapabilenler, ciddiye alınmadıklarını gördükleri zaman, arsızlaşırlar. Oysa bu, ethos'unu (yaratıcı ruhlarını ve ruh köklerini) yitirenlerin yaşayacakları tek hâldir, tam bir hâl-i pür melâl durumu olan pathos (ağlama, sızlanma, göz yaşı dökme) hâlidir. Yani eurobesk vaziyetleri'dir. Yusuf Kaplan |
| |
| Konu Araçları | |
| |