ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Kültür & Sanat - Bilim


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 19-05-2006, 13:40   #1
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Apr 2006
Yaş: 26
Mesajlar: 1,817
Varsayılan Dünyanın merkezi Kabe

"Dünyada kuruluşu en eski yapı hangisidir?” sorusuna şüphesiz “Kabe'dir” cevabı verilir. Dünyada hiçbir merkez, Kabe kadar ziyaret edilmiyor. Bu haliyle Mekke ve Kabe, siyasî sınırları ortadan kaldırarak insanlar arasında birleştirici, bütünleştirici ve toplayıcı bir rol oynayan bir merkez olmuştur. Ve insanlar yine hiçbir dini merkezle günün 24 saatinde aralıksız bağlantı halinde değildirler.
“Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de alemler için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir. Burada apaçık deliller vardır. İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse güvenlik içinde olur.” (Âl-i İmrân Sûresi, 96-97).
İbadetlerde insanların yöneldiği Kabe, Eski Dünyanın (Avrupa, Asya ve Afrika) merkezidir. Bu üç kıtaya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunur. Stratejik önemi vardır ve ulaşım merkezlerinin de odak noktasında yer alır.
Elinize bir dünya haritası alır ve Kuzey Amerika'dan Avustralya'ya, Kuzeydoğu Asya'dan Güney Amerika'ya doğru birer çizgi çekerseniz, bu çizgilerin kesiştiği yerde, yani merkezde Mekke'yi, dolayısıyla Kabe'yi görürsünüz. Bu çizimler yapılırken, kıtaların en uç noktalarından başlamalısınız.
Karaların merkezi olan Mekke (veya daha doğrusu Kabe), Dünyanın da merkezi midir?Coğrafyacılar, Dünyanın herhangi bir noktasını kolaylıkla bulabilmek ve en pratik yoldan en doğru biçimde gösterebilmek için, dünyayı enlem ve boylam adı verilen çizgilerle sembolik olarak küçük karelere bölmüşlerdir. Ancak bu çizgilerin başlangıç noktaları, teorik olarak (keyfi) belirlenmiştir. Ortada kesin ilmi gerçekler yoktur. Mesela İngiltere'de Greenwich'ten geçtiği kabul edilen boylam çizgisi 0 (sıfır) kabul edilir. Yuvarlak olarak kabul edilen Dünyamızın, aslında basık ve ortasının şişkin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu şişkin bölgenin tam ortasından geçen en büyük enleme ise, “0” enlemi denmektedir. Bu enlem, bilinen adıyla Ekvator'dur. Ve Ekvator'un nisbî olarak Dünyayı tam ortadan ikiye ayırdığı kabul edilir.
Kutuplar veya kutup noktaları, Ekvator'un oluşturduğu dairenin tam merkezinden geçen bir eksenin iki uç noktasıdır. Ama gerçek durum böyle değildir. Bu bir kabuldür. Dünyanın gerçek kuzey ve güney kutbu vardır. Dünyanın sıvı demir-nikel üzerinde bir dinamo gibi döndüğünü ve bu dönüş esnasında dinamo gibi elektromanyetik alan ve elektrik oluşturduğunu biliyoruz. İşte bu manyetik kuvvet, dünyanın kuzey ve güney kutup noktalarından çıkarak atmosferin en dış tabakasını teşkil eden manyetosfer denen manyetik koruyucu tabakayı oluşturur. Bu sebeple kuzey yarım kürede pusulalar, hep kuzey kutbunu gösterir.
Enlem ve boylamların gösterdiği kutup noktaları ile pusulanın gösterdiği manyetik kutup noktaları neden birbirinden farklı yerlerdedir? Dünyanın eliptik olarak 23 27’ lık bir eğime sahip olduğunu biliriz. Dünyanın başı böyle eğdirilmeseydi; tek bir mevsimi mesela hep yazı ya da kışı yaşardık. Günler, buna göre uzar ya da kısalırlar. İşte bu eğim, kutupların yerini de değiştirmiş olur. Gerçekte enlem ve boylamları çizerken Dünyanın bu eğimini, yani mıknatısların sürekli yöneldiği gerçek manyetik kuzey kutbunu ve güney kutbunu dikkate alırsak, yeni bir Ekvator çıkar. İşte o zaman 'O' (sıfır) no'lu en büyük enlem olan Ekvator, bu yeni haliyle Mekke'nin tam ortasından geçecektir. Bu da Kabe'nin dünyanın ortasında olduğunu ifade eder.
Öte yandan, bu düzeltilmiş şekilde çizilen Oğlak ve Yengeç dönenceleri de, yine Mekke'nin bulunduğu bloktan geçmektedir. Bu mantığa göre çizilen boylam ise, (iki kutbu birleştirerek), yine aynı blok içerisinde, dönenceleri ve Ekvator'u keser. Bu kesişme noktası yine Mekke'dir. Bu enlem ve boylamların Mekke'de kesişmeleri Kabe'nin yerinin çok özel olarak belirlendiğini ve insanların ibadetlerinde niçin oraya yöneldiklerinin sırlarını taşır. Böylece anlaşılır ki Kabe, kıtaların şimdiki halinde de, eskiden tek bir parça olduğu dönemde de Dünyanın bir merkezidir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-05-2006, 13:44   #2
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: DÜNYANIN MERKEZİ

değişik ama biraz teorik bir bilgi keşke resimleri olsaydı.. Allah razı olsun teğmen kardeşim! Çok ince bir noktayı yine gözler önüne serdin
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-05-2006, 16:07   #3
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Apr 2006
Yaş: 26
Mesajlar: 1,817
Varsayılan KABE HAKKINDA...

Kâbe, mü’minlerin ruhunda dinî vecd ve huzur uyandıran mukaddes bir mâbed hüviyetini dâima muhafaza etmiştir. Bu sebeple Kâbe’ye bakmak dahi bir nevi ibadet olarak zikredilmektedir.İnsanın içinde kalbin yeri ne ise kâinatta da Kâbe’nin yeri odur. Başka bir tabirle Kâbe kâinatın kalbidir. Etrafında dalga dalga tavaf eden mü’minler o kalbin atışlarını ifade etmektedir. Kâbeyi tavaf eden her mü’min az çok bir vecd ve azamet hissetmektedir. el-Batanunî, er-Rihla el-Hicaziyye adlı eserinde bu duygularını şöyle dile getirmektedir:
“Önünde en büyük ruhların bile nihayet hiç oldukları mutlak kudretin bu heybetli hâkimiyeti ve ulvî şa’şaası karşısında bütün cemaat, en derin bir huşû içerisinde toplanmış bulunuyordu. Eğer namaz esnâsında vücutların hareketini ve dua esnasında da ellerin kalkışını görmeyip, mırıldanılan sözlerin fısıltısını da duymasaydık ve bu sonsuz azametin huzurunda kalplerin çırpıntısını işitmeseydik, kendimizi bam başka bir âleme ve hayata geçmiş sanacaktık.“Hakikatte biz o dakikada bam başka bir âlemde bulunuyorduk. Allah’ın evinde ve Allah’ın hemen huzurunda idik. Başımız eğik, dilimiz tutuk idi. Eller göklere açılmış, gözlerimiz yaş ile, gönüllerimiz huşu ile ve içimiz de iyi ve temiz duygular ile doluydu.”
Bir başka ifadesinde “Mekke Onun kudret ve iradesinin burcu ve vahyinin nâzil olduğu makamdır ve Kâbe Onun mâbedi ve azamet ve inayetinin mahallidir” demektedir.
Kâbe’ye olan bu hürmet duygusu Kâbe’ye libas giydirmekle tezahür etmiştir. Kâbe’ye ilk örtüyü örten hakkında farklı rivâyetler bulunmaktadır. İlk örtüyü örtenin Hz. İsmail (a.s.) olduğu rivâyet edilmekle birlikte, Yemen krallarından Es’ad Ebû Kerîb’in Kâbe’ye ilk örtüyü örttüğü daha yaygın ve daha meşhurdur.Rivayete göre, Es’ad Ebû Kerîb bir defasında Mekke tarafından seyahat etmiş, Mekke’de altı gün ikameti sırasında kurbanlar kesmiş, Mekke halkına ve fakirlere dağıtmıştır. Mekke’de iken bir gece rüyasında Kâbe-i Muazzamaya kisve giydirdiğini görmüş. Sabahleyin rüyasını tahakkuk ettirerek, gecede rüyasında gördüğü kumaştan bir kisve giydirmiştir. İkinci gece bir başka kumaş giydirdiğini, üçüncü gecede yine başka bir kumaş giydirdiğini görmüştür. Her sabah rüyasında gördüklerini tahakkuk ettirmiştir. Böylece Kâbe’ye ilk örtüyü örten olarak tanınmıştır. Hatta bu sebeple Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Es’ad Ebu Kerîb’i kasdederek “Tubbaa sebbetmeyiniz, çünkü o ehl-i tevhiddir” buyurmuşlardır.
Hz. Peygamberin de (a.s.m.). Kâbe’yi örttüğüne dair birçok rivayetler vardır. Rivayetlere göre Cahiliyye döneminde yünden yapılmış kumaşlarla Kâbe örtülürdü. Hz. Peygamber (a.s.m.) Yemen kumaşından bir kumaş ile Kâbe’yi örttü. Hz. Ömer ve Osman da Mısır’ın ince kumaşından bir örtü ile örttüler.Rivayetler Resulullahın (a.s.m.) Kâbe’yi kumaşla örttüğünde müttefiktir. Ancak kumaşın cinsinde farklı görüşler bulunmaktadır. Fakat hadis şârihleri, Resulullahın (a.s.m.) farklı zamanlarda, hadislerde rivayet edilen farklı kumaşları örtmüş olabileceğini ifade ederler.Asr-ı Saadette halifeler devrinde senede bir defa Kâbe’nin örtüsü değiştirilirdi. Hz. Muaviye bunu senede iki defaya çıkarmış, Me’mun ise senede üç defa Kâbe’nin örtüsünü yenilemiştir. Arefe’den bir gün önceki Terviye gününde kırmızı kumaşla, Receb’in birinci gününde Kabatî denilen bir kumaşla, Ramazan’ın yirmiyedinci gününde ise beyaz bir kumaşla örterdi.Fatimîler zamanında beyaz kumaştan örtü giydirilirdi. Sultan Mahmud Sebük Tekin sarı bir örtüyle Kâbe’yi örtmüştü. Abbasilerden Halife Nasır zamanında Kâbe yeşil örtüyle örtüldü. Daha sonra aynı Halife zamanında siyah renge değiştirildi. Kâbe’nin örtüsü olarak bu siyah renk zamanımıza kadar devam edegelmiştir. İslâm tarihi boyunca Kâbe örtüsü ihmal edilmemiş; hatta Hicrî 750 tarihlerinde Salih İsmail bin Nasır, Kâhire civarında bir köyü Kâbe örtüsü için vakfetmiş ve bu vakfın gelirinden örtü her sene yenilenmiştir.
Rivayetlerde Kâbe’nin örtüsü Hz. Ömer zamanında her sene yenilendiği ve eski örtü ise hacılar arasında taksim edildiği nakledilmektedir.Bugün ise Cidde ile Mekke arasındaki eski otoyoldan gidenler Mekke girişinde 100.000 metrekarelik geniş bir sahaya yayılmış ayrı ayrı yerlerde binalar görürler. Bu binalarda, 300 kadar işçi ve sanatkâr, çok mübarek bir iş üzerinde çalışırlar. Bu, Kâbe-i Muazzama’yı örten büyük kumaş parçası “kisve” dir.1962 yılına kadar Kâbe’nin örtüsü Mısır’da imal edilirdi. Daha sonra Kral Suud, Mekke’de bir kisve fabrikası kurulmasını temin etti. Kâbe örtüsü bugün bu fabrikada, maharetli ustalar, dokumacılar, hattatlar ve teknik uzmanlar tarafından imal edilmektedir. Kisve için her yıl (1988’e göre) 24 milyon riyal ayrılır. 670 saf beyaz ipeğin kullanıldığı örtü için 720 kilogram boya ve asit kullanılır. Kisve 47 parçadan meydana gelir. Her bir parça 14 metre uzunluğunda ve 95 santimetre genişliğindedir. Örtünün toplam ebadı 650 metrekareyi bulur. 16 parçadan oluşan kuşak 45 metredir. Her 4 köşesinde İhlâs Sûresi altınla işlenmiştir. Kuşağın altındaki panellerde başka âyetler yazılmıştır. Siyaha boyanan ipeğin üzerinde 120 kilogram altın ve gümüş kullanılmıştır. Altının gümüşe nispeti 1’e 4’tür.Kisvenin dokunması, boyanması, işlenmesi yaklaşık 1 yıl alır. Hacdan bir ay önce kisve tamamlanarak eş-Şaibi ailesine teslim edilir. Kâbe ikinci defa yıkanırken de örtü eskisiyle değiştirilir. Eski kisve parça parça kesilerek Müslümanlara dağıtılır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-05-2006, 16:13   #4
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Apr 2006
Yaş: 26
Mesajlar: 1,817
Varsayılan KÂBE KAÇ DEFA TAMİR GÖRDÜ?

Beytullah olarak bildiğimiz Kâbe-i Muazzamanın ilk bânisi, ustası Hz. Âdem’dir. Bu ilk inşaatta usta Âdem Aleyhisselâm, işçiler de meleklerdi. Kâbe’nin bugünkü yeri Cenab-ı Hak tarafından Hz. Âdem’e bildirildi, o da kendisine gösterilen arsa üzerine Kâbe’yi bina etti. Daha sonra yedi sefer dönerek tavaf ibadetini başlattı.
Bundan sonra Kâbe Hz. Şit tarafından yeni bir tamir gördü. Sonraki asırlarda Nuh Tufanını müteakip Kâbe’nin bulunduğu mekân iyice kaybolmuş, belirsiz hale gelmişti. Hz. İbrahim Mekke’de bulunduğu sırada Cenab-ı Hak kendisine Hz.Cebrâil vasıtasıyla Kâbe’nin bulunduğu yeri bildirdi. Bundan sonra Hz.İbrahim, oğlu Hz. İsmail’le birlikte Kâbe’yi Hz. Âdem’den kalan temeller üzerine dokuz arşın boyunda inşa etti. Bu Kâbe’nin4. tamiriydi.
Hz. İbrahim Kâbe’yi yaptıktan sonra, bir rivayete göre Ebû Kubeys Dağından getirdiği Hacerü’l-Esved’i tavafın başlangıcına alamet olmak üzere, şu anda bulunduğu yere yerleştirmiş ve Kur’ân’da da beyan edildiği üzere şu duayı yapmıştı:
“Hani, İbrahim ve İsmail Kâbe’nin temelini yükseltirken ‘Ey Rabbimiz,’ diye dua ediyorlardı. ‘Bu hizmetimizi kabul buyur. Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de ancak Sensin.
“Rabbimiz! Bizi her şeyi ile sana teslim olmuş kullar eyle. Neslimizden de Sana itaatkâr bir ümmet yarat. Hac ve kurbana ait ibadetlerimizin yolunu bize göster; tevbemizi kabul et. Muhakkak ki tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden ancak Sensin.
“Rabbimiz! Neslimizden, onlara Senin hayetlerini okuyacak, kitabını öğretece ve onları inkâr ve isyan kirlerinden temizleyecek bir peygamber gönder. Kudreti herşeye galip olan da, hikmeti herşeyi kuşatan da muhakkak ki Sensin.”1
Cenab-ı Hak, Hz.İbrahim’in bu duasını kabul ederek, onun mübarek neslinden Hhatemü’l-Enbiya Efendimizi (a.s.m.) gönderdi. Nitekim, Peygamber Efendimiz, “Ben babam İbrahim’in duasına, kardeşim İsa’nın müjdesine ve validemin rüyasına mazhar olmuşumdur” buyururlar.2
Bazı hadis-i şeriflerde de yine Khabe’nin Hz. İbrahim ve Hz. İsmail tarafından inşa edildiği bildirilmektedir.
Daha sonraki devirlerde Kabe, zaman zaman tamir edildi. 8. tamiri Peygamber Efendimiz (a.s.m.) 35 yaşında iken yapıldı. Bu sırada Kâbe bir yangın sonunda yıkılmıştı. Yeni baştan yapıldı. O zamanlar en büyük şeref olan Hacerü’l-Esved’i yerine koyma vazifesini de Peygamberimiz yerine getirdi.
Kâbe’nin 9. tamiri Abdullah bin Zübeyr (r.a.), 10. tamiri Haccac-ı Zâlim tarafından yapılırken, en son tamiri ise Osmanlı padişahlarından Sultan 4. Murad’a nasip oldu. 1629 tarihinde büyük bir sel gelmiş, Kâbe’nin duvarlarını yıkmıştı. Bu arada Harem-i Şerifin içi, selin getirdiği molozlarla öylesine dolmuştu ki, etrafta tepecikler meydana gelmişti.
Vaziyeti haber alan Sultan 4. Murad, Mısır valisine haber göndererek Kâbe’nin en güzel şekilde yeniden tamir edilmesini istedi. Bu emri alan vali hemen harekete geçti. Rıdvan Ağa isminde hamiyet ve dirayet sahibi bir zatı bu işle vazifelendirdi. Rıdvan Ağa, Mekke Şerifi ile münasebet kurarak faaliyete başladı.
Önce herhangi bir dedi-koduya meydan vermemek için inşaatın başlangıcından tamamlanmasına kadar her meseleyi dört mezhebe mensup âlimlere sorup görüşlerini aldıktan sonra icraata geçiyordu. Hac mevsimi de yaklaştığından işi biraz çabuk tutması gerekiyordu. Çevrede ne kadar yük hayvanı varsa hepsini kiraladı. Ayrıca bu mukaddes iş için herkesin iştirakini sağladı. Çünkü meseleden haberdar olan herkes çalışmak için can atıyordu. Birkaç ay içinde Harem-i Şerifin içini temizletti, inşaatı tamamladı. Kâbe-i Muazzama üst üste dizilmiş 25 taştan yapılmıştı. Tamir esnasında bu sıra bozulmadı.
İnşaat Şevval ayının 5’inde tamamlandı. Duâlarla, âminlerle kapılar açıldı. İskeleler kaldırıldı, etraftaki toz toprak temizlendi. Kâbe’nin örtüsü temizlendi. Eski örtüyü de beraberinde getiren Rıdvan Ağa, İstanbul’a geldiğinde Padişaha teslim etti. Yine bu sırada Beytullahtan sökülen eski kapıyı hatıra olmak üzere Mısır’a götüren Rıdvan Ağa, daha sonra istek üzerine kapıyı İstanbul’a gönderdi. Şimdi bu kapı halen İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler bölümünde sergilenmektedir.
Kâbe’nin tamiri esnasında iki güzel vak’a meydana gelmişti. Birisi Zemzem’le alakalıydı. Kabe sel felaketine uğrayıp da harap olunca Zemzen acılaşmıştı. Halk ne kadar sorup soruşturduysa, acılığı giderecek bir çare bulamadı. Sonunda temel atılıp inşaata başlanınca acılık azalmaya başladı. İnşaat ilerleyip de sonuna gelinince Zemzen eski tadına kavuştu.
Yine bu sırada görülen sadık bir rüya meselenin ehemmiyetini göstermesi bakımından mânidardır.
Kâbe’nin inşaatı devam ederken Buharalı bir zat Mekke’ye gelmişti. Resul-i Ekrem Efendimizin mübarek kabrini ziyaret niyetiyle Medine’ye gitmek üzere yola çıkacağı sırada hastalanıp yatağa düştü. Resulullahı ziyaret edememekten dolayı çok mahzundu. O gece rüyasında Peygamber Efendimizi gördü ve şu iltfatına mazhar oldu:
“Beni ziyaret edemediğinden dolayı üzülme. Çünkü ben Kabe’nin tamirine başlandığından beri buradayım. Bu şekilde beni ziyaret etmiş oluyorsun.”3
Bu sadık rüya aynı zamanda inşaatın makbuliyetine işaret olurken, hizmette emeği geçen Padişaha ve Rıdvan Ağa’ya bir iltifat payı vardı.
Zaten Hicaz bölgesi Yavuz SultanSelim zamanında Osmanlı toprakları içinde kalınca bütün padişahlar ellerinden gelen hizmet ve vazifeyi en güzel bir şekilde yerine getirmişlerdi. Böylece her sene bütün Müslümanların duasını almışlardı.

1. Bakara Sûresi, 127-129.
2. Tecrîd-i Sarih Tercemesi, 6: 18.
3. Eyüp Sabri Paşa. Mir’ât-ı Haremeyn, s. 56-63.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-10-2006, 11:41   #5
büşra nur eymen
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: DÜNYANIN MERKEZİ KABE

Allah kat ve kat razı olsun...
Mevlanayı daha iyi anlıyoruz şimdi..


Alıntı:
Başka bir tabirle Kâbe kâinatın kalbidir. Etrafında dalga dalga tavaf eden mü’minler o kalbin atışlarını ifade etmektedir.

Herşeyin bir Kâbe si var...
dünya ;ayın Kâbesi..
güneş; sistemindeki tüm gezegenlerin kabesi..
dönüyor herşey O'nun ismiyle...
ve KâbeSİ içinde olanlar..içine yerleştirebilmiş olanLar...
Mevlana gibi olanlar...

aff ya Rabbi aff :'(



  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-10-2006, 14:43   #6
Er
 
Katılım Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 25
Varsayılan Ynt: DÜNYANIN MERKEZİ KABE

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi büşra nur eymen
Allah kat ve kat razı olsun...
Mevlanayı daha iyi anlıyoruz şimdi..


Alıntı:
Başka bir tabirle Kâbe kâinatın kalbidir. Etrafında dalga dalga tavaf eden mü’minler o kalbin atışlarını ifade etmektedir.

Herşeyin bir Kâbe si var...
dünya ;ayın Kâbesi..
güneş; sistemindeki tüm gezegenlerin kabesi..
dönüyor herşey O'nun ismiyle...
ve KâbeSİ içinde olanlar..içine yerleştirebilmiş olanLar...
Mevlana gibi olanlar...

aff ya Rabbi aff :'(





Mustafa İslamoğlu..
"HAC RİSALESİ"...
Allah razı olsun hacc ı çok güzel anlatmış..
ÇOK DOĞRU ABLA..MEVLANANIN KABESİ İÇİNDE...NE ZOR ONU ORAYA YERLEŞTİRMEK..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 09:48


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats