![]() |
| | #1 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,096
| Peygamber’e (S) Kardeş Olmak... Esasında tüm insanlık temelde kardeştirler,Adem babamız ve Havva anamızdan dolayı. Bir de aynı ana ve babadan olma kardeşler vardır, bilindiği üzere…“Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki size acısın.”(Hucurat:10). Dusturuyla Allah’ın ilahlığını,Hz.Muhammed sav min önderliğini kabul edenleri de kardeş ilan etmiştir Allah azze ve celle…. Asıl kardeşliğin bu olduğunu da bizler yine Kur’an, sünnet ve sahabe hayatından öğreniyoruz. Mesela Kur’an, Hz. Nuh’un oğlundan bahseder.Ve küfrü seçen oğlun, Nuh (as)’ın ailesinden olmadığını beyan eder. Hud suresinde şöyle buyrulmuştur; "Nuh, Rabbine seslenerek dedi ki; "Ey Rabbim, oğlum ailemin bir bireyi idi, senin vaadin de gerçektir ve sen kesinlikle hüküm verenlerin en yerinde hüküm verenisin. Allah dedi ki; "Ey Nuh, oğlun senin ailenden değildi. Çünkü o kötü işler yaptı. İçyüzünü bilmediğin bir şeyi yapmamı benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim. "(Hud:45.46) Uhud savaşında bu konuyla ilgili olarak yaşanmış bir çok ibretlik olay vardır… Aynı savaşta Musab bin Umeyr'in (r.a) öz kardeşi Ebu Aziz bin Umeyr esir düşer. Ensar'dan bir sahebinin onu bağladığını gördüğünde Musab bin Umeyr, onu bağlayan sahebeye, "Onu sıkıca bağla, çünkü annesi çok zengindir. Bu yüzden sana oldukça fazla miktarda fidye verir" der. Bunun üzerine kardeşi Ebu Aziz, "Kardeşim olmana rağmen nasıl böyle konuşursun" diye söylenir. Musab ise, "Şimdi sen benim kardeşim değilsin. Benim kardeşim, seni şu anda bağlayan kimsedir" diye cevap verir… Elbette ki, bu örnekleri çoğaltmak mümkündür… İşte tam da bu bağlamda bizler sahabelerin ve Peygamber’imizin (sav) kardeşleriyiz..: Muhakkak ki, kardeş olmak ispat ister, bedel ister, sorumluluk ister… Ayrıca yine Kur’an’ı Kerim Yusuf (as) Peygamberin kardeşlerinden bahseder. Yusuf Peygamber'i kuyuya bırakmış ve babalarına yalan söyleyerek “Kurt kaptı” demişlerdi… Esasında bu kardeşler küfrü tercih eden kardeşler değildiler. Ahlâki zafiyetlerinin kurbanı olarak Yusuf (as)’ı kuyuya bırakmışlardı, koruyup kollamaları gerekirken…Yine Kur’an’ı Kerim Musa (as)’ın kardeşinden bahseder. O’nun yolundaki mücadelede yardımcısı olan kardeşten... Kavmini, kardeşi Harun’a (as) bırakıp, vahy için Tur dağına gitmişti. Döndüğünde kavmini başka ilahlar edinmiş olarak görünce, Harun (as)’ın saçını tutmuş ve hesap sormuştu. Bu konuyu ayet şöyle anlatır.: “Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona ”Beni arkamdan ne kötü temsil ettiniz !”… Onun yaşadığı topraklarda olmanın sevinci bir yana, ona kardeş olmanın ayrıcalığı ile birlikte, ağır sorumluluğunu da omuzlarınızda hissediyorsunuz. ”Biz” diyorsunuz kendi kendinize, nasıl bir kardeşiz? Hz.Yusuf’un (as) kardeşleri gibi, hangi dipsiz kuyulara terk ettik kardeşimizi?... Sünnetlerini kendi ellerimizle hangi dağlara ve hangi kurtlara terk ettik? Birileri bize onun sünnetlerini hatırlatınca, kim bilir hangi bahanelerle, mazeret olmayan mazeretlerle “Şeyyy, bu zamanda olmuyor, konumum gereği yapamıyorum" vs.vs lerle “Kurt yedi” cevabını veriyoruz…İnsanların Haceru'l-Esved taşını öpebilmek için ettikleri mücadeleyi görünce, bir yandan içinizde acı hissediyorsunuz ve normal hayatta rahatlıkla terk edilen sünnetler geliyor aklınıza, insanların “Haceru'l-Esved” taşını öpme sünnetine cehdlerini görünce!... Vahyin merkezinde, vahye yüreğinizin açılması için dua ediyor ve iz takibine başlıyorsunuz. Kardeş izi !... Normal hayatta olması gereken bir takiptir bu takip ! Ama yine de kardeşinizin bastığı yerleri görme arzusudur sizi yollara düşüren… Hira dağı !... okumaya çalışıyorsunuz Hira dağını !... Ama kainatı okumayı öğrenememiş olmanız dağı okumanıza engel oluyor… Oradan Sevr’e yol alıyorsunuz…Sevr’e tırmanırken iki kişinin konuşması çalınıyor kulağınıza. Biri hamile ve dudakları çatlak çatlak olmuş hararetten. Diğerinin elinde su... -Bir yudum su, diyor biri, diğeri hıçkırıklara boğularak şişenin tamamını uzatıyor ve mırıldanıyor : -Allah’ım Esma olup, ona erzak taşıyamadım, şu suyu ona taşımış gibi kabul etmez misin ? Ne olur bıraktığı yerden davasını taşımak için bize güç ver ! Oradan Arafat’a yol alıyorsunuz. Dağlar ve taşlarda hâlâ veda hutbesinin yankı sesleri var gibi. Mü'minler! ”Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir”(veda hutbesi)… "Emanetlerime sahip çıkın" diyor…Sonra Musa Peygamber’in (as), Harun peygamber’e (as) emanet edip Tur dağına, Rabb’inden emirler almaya gittiği geliyor aklınıza. Ve hemen putlara tapan İsrailoğulları!... Sonra görünen ve görünmeyen putlara saplanan insanlık!... Peygamber izine uymayan “iz”lerin takibi ! Namazsızlar, vahiysiz yaşayanlar canlanıyor gözünüzde. Aman Allah’ım, ya hesap günü başımızı tutup, kardeşlerim dediği bizlere; - "Neden sahip çıkmadın emanetlerime ki, bu insanlık yolunu şaşırdı derse?" diye geçiyor aklınızdan. Siz bu düşüncelerle boğuşurken, imam Musa peygamberin kıssasını ağlayarak okuyor kıldırdığı namazda… "Biz" diyorsunuz, "Biz ahir zaman kardeşleri, yeniden vahye dönmek, yeniden tefekkür, tezekkür, tedebbür etmek durumundayız. Peygambere kardeş olmanın ayrıcalığı bir yana ki, en büyük şeref budur, sorumluluğunun farkına vararak vahiysiz yaşayanları vahiyle buluşturmak, namazsızları namazla buluşturmak için yeniden kendimizle hesaplaşmalıyız. Hacer’in (as) oğlunun ihtiyacı olan su için gösterdiği cehdi, bizler de neslimizin ihtiyacı olan vahiyli yaşam için yapmalıyız…" Hacer kararlılığında olan bir S’ay’ın (cehd’in) sonucu Zem Zem'e kavuşmak olacaktır. Kardeşliğimizi yeniden gözden geçirmek kararlığı içinde olmamız temennisiyle, Mekke’den selam, sevgi ve dualarımla… Sabiha Ateş Alpat |
| |
| | #2 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,096
| Bu yaziyi gercekten cok begendim .... oncelikle bizlerin yukarıdaki anlatılan kardeşlikleri yaşayabilmemiz için kuranın hükümlerinde bu kareşlik ahdimizi bizzat kuranın allahın istediği sekilde yasayarak rabbimize onaylatmamız gerekmektedir.Vahyi insaAllah geregi gibi kusanırsak icsel arınmamızı gerceklestirisek kendimizi gercek manada tanırsak gercek manada kardeşlerde olabiliriz. Aklima gelen bir hadisi sizlerle paylasmak istiyorum.... Ebû Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor: Peygamber aleyhisselâm kabristana gelip buyurdu: Selâm sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum. Ey Allah'ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselâm: Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır. Bunun üzerine: Ey Allah'ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm: Bilmiyor musun ki, siyah atlar arasında yüzleri ve ayakları beyaz olan bir atın sahibi kendi atını bilmez, tanımaz mı? buyurdu. Evet, Allah'ın Resulü tanır, dediler. Peygamber aleyhisselâm: Çünkü onlar abdest sebebiyle yüzleri, el ve ayakları bembeyaz, parlak olarak gelirler. Ve ben de onları Havzın kenarında beklerim. Dikkat! Bazı kimseler benim Havzıma yaklaştırılmayacaktır. Haydi geliniz! diye çağıracağım. - Onlar senden sonra değiştirdiler, denilecektir. Ben de: Yazık onlara! diyeceğim. selam ve dua ile .... |
| |
| | #3 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 2,046
| emeğine sağlık abla çok yararlı bir konu Alıntı:
| |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| bu konu bana resulu ekremle bır gun dıye okuduğum bır kıtabı hatırlattı. allah daım razı olsun arkadasım |
| |
| Konu Araçları | |
| |