![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,794
| Züleyha'nın gülümsemesi ![]() "Bir gün Züleyha, arkalığına beyaz sümbül dallan işlenmiş tahtırevanımla geçiyordu kütüphanelerin ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından. Görkemli bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor ve Züleyha'ya yol açıyorlardı. Zengin ve güçlüydü, en fazla da güzeldi. Ve kimse kırmızı gülleri saçına Züleyha gibi takamazdı. Birden bir meczub, ehil arslanları, atları ve arabaları aşarak Züleyha'nın tahtırevanının önünde dikiliverdi, yürüyüş durdu. Züleyha tül cibinliği aralayarak bu duraklamanın nedeninin anlamak istedi. Gözlerini kaldırarak Züleyha'nın yüzüne bakmaya başladı meczub, Züleyha.." dedi, "sevindir beni!" Züleyha kölelerine meczubun sevindirilmesi için işaret etti. Köleler mor renkli kadife bir keseyi uzattılar avucuna; ama meczub oralı bile olmadı. "Züleyha..." dedi, "Sevindir beni, bana gülümse! Başka bir şey istemem." Züleyha bu sesi hatırladı ve yüzüne dikkatlice bakınca, aşkını reddettiği silik bir yığın sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı. Usulca gülümsedi. (...) Başını önüne eğen meczub sessiz ve sakin geldiği gibi çekiliverdi. O günden sonra Mısır'ın lisanına "sadaka vermek" anlamına gelen yeni bir deyim yerleşti: Züleyha'nın gülümsemesi. Ve Züleyha isek tebessümden sorulacağız bir gün. Dilenci, Züleyha'ya gülümseyecek duruma gelmeden İskender PALA |
| |
| | #2 | |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,196
| Alıntı:
| |
| |
| | #3 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,794
| Alıntı:
Beğenilerimiz üstada ... hırsız üstüne alınmasın sonra ... Bismi Hu... ![]() Sana yazacağım bir mektuba mutluyum diye başlamayı hiç umut etmezdim ama mutluyum şu anda.. Anlık mutlulukları sensiz gelecek olan tüm sevinçlere değişmeyeceğimi biliyorsun. Seninle acı dolu geçse de ömrüm, tek bir gülümsemen Züleyha'nın dilenciye gülümsemesi, benim hayatım, ömrüm, tek lahza.. gülümsemen ve sen.. Bana bir kere bakman.. gözlerini gözlerime dikip bakman.. Gelebilecek ve gelmiş tüm dertleri yerinden söküp atabilecek tek tılsım sensin.. Seninle, senin yanındayken tüm devletlu sorunlarımı ayağımın altında eziyorum.. senin ayağının altına canımı seriyorum.. bensiz geçmesin tek anın diye gölgen olmaya razıyım.. Senin aydınlığını belli etmek için gölge olmaya razıyım.. Gölgeler olmasa ışığın ne değeri olurdu? Umutluyum.. Artık acı içinde kıvranmıyor yüreğim.. ne olduğunu bilmediğim bir umudum var hala.. Sen bana gülüyorsun ne büyük saadet.. Ne olacak halimiz.. Ortada kalakaldım.. bir yanım uçurum bir yanım cennet ikisi de sana bağlı.. zülfünün teline bağlı.. bir gün romanların gerçek olması tek korkum.. mektuplarımın geri dönmesi.. dünyayı ısıtmadan benim ellerime ulaşması mesajlarımın.. resimden inen selim pusat geri geleceğim diyordu tosununa. onun için geri dönecekti.. oğlunun asker oldugunu görmek için.. ben kimin için döneceğim.. Güntülü olmayacak.. hanzade kaybolacak.. kubudak kılıcını üstümde oynatacak.. sen mektuplarımı yakmayacak bana vereceksin geri.. ve hayallerine kavuşacaksın.. mutlu olacaksın.. çünkü kimseyi kaybetmeden geleceğini kuracaksın.. Başka hayatları bekleyecek sabrım kalmadı artık.. her gün bir yıl daha yaşlanıyorum.. bin yılları hissediyorum içimde.. Mete'nin subayları peşimde beni ihanetten öldürecekler.. Mavi bir hayale asık olduğumdan beri, senin için bir çiçek yetiştiriyorum içimde.. gül olarak başlayan hikaye lale de hayat buldu.. lillah tan hu ya giden yolda.. gül den laleye erdi hikaye.. bizi kimse anlamıyor, hiç kimse.. bu mektupları okuyan hiç kimse anlayamayacak aşkımı.. ama sen anla ne olur.. beni yarım bırakma.. bilgisayarın saati yine seni geçiyor.. Bunca sey tevafuk mu? seni çıkartmak için uğraşırken kalbimden ben bir yerde hata yaptım.. sen daha da sağlamlaştırdın tahtını.. rüveyda bir umuttu.. o da söndü.. halden anlamayan nadan a verecek gönlümüz yok bizim.. sen anla beni.. Koca bir gelecek düşlüyorum, seninle olan, bir saniyesi bile sensiz geçmeyen.. Günahkarım biliyorum.. yaptığım günah, dediğim günah.. sevmem günah seni.. yasaktın sen bana.. yasakkk... ama yaptığım günahlar içinde sen zelle.. en hafifi.. sen en az sahip olduğum varlıksın.. dostumsun.. sevdiğimsin.. beni sevensin.. benim için ağlayansın.. saatler üzmüyor artık beni.. Saatler kacı kac geçerse geçsin.. senin de beni biraz da olsa sevdiğini biliyorum ya.. yetiyor bu bana.. Gelsin senin ardından gelen ölümde olsa hayatta olsa diyordum gecen sene.. bu sene gel diyorum sadece.. gel.. ölümü de istemiyorum hayatı da seni istiyorum sadece.. senden ayrılmamayı.. hasret çekmeden vuslatı istiyorum.. zaten hasretlere boğuldum yıllardan beri... Senin yanında senin hasretini cekiyorum.. ben gecen sene böyle kör kütük asık değildim.. o yüzden sultan selim han'ın ordusu gibi yürüyordu kelimelerim.. bugün ne diyecegimi ne yapacağımı bilemiyorum.. edebiyatın da aciz kaldığını görüyorum güzelliğinin yanında.. kim aciz kalmaz ki.. kimin dili tutulmaz ki.. hangi yeşil gözlerinin karşısında dayanabilir.. hangi beyaz tenini aşabilir.. hangi çocuk senden daha sevimli olabilir.. hangi kahverengi saçlarında kıvrılabilir.. Ben seni kaybetmek istemiyorum.. çok zor buldum seni.. masallara kaçırmıstı seni atsız.. çöllerde arıyordu seni mecnun..senin dağın ardında olduğunu biliyordu ferhat.. kerem yana yakıla seni arıyordu.. ben buldum seni.. ne bugün ne yarın ne de 3 sene sonra.. gitme.. hiç bir zaman gitme.. ben razıyım bu yolda çekilecekleri cekmeye.. Senin sevginle büyütmek için kalbimi ayagına sermeye hazırım tüm benliğimi.. gitme.. ne olur.. ben sana gül dökülmüş yollar vaad edemiyorum doğru.. belki sarsamayacağım dünyayı ismimle doğru.. ama yanlızca seni sevmek geliyor elimden.. derslerim iyi değil baskaları kadar.. belki onlar kadar iyi giyinemiyorum... bilmiyorum.. belki kızıyorsun bunları okurken ben bunları mı düşünüyorum sanki diye.. ama ama ne yapayım.. gönül ferman dinlemiyor.. elimin de kemiği yok.. Gel tamamına erdir bu hikayeyi.. acı çekiyorum.. acı çekiyorsun.. acıların dinmesi için elimden sadece bu geliyor.. kendimi sermek ayaklarına.. elimde olsa ah! elimde olsa... mutluluğun için tüm engelleri tek tek kaldırırdım önünden.. ruhumu feda ederdim sırf sen mutlu ol diye.. göz yaşı dökme diye.. ben, sen mutlu olasın diye yasıyorum.. ben yasıyor muyum.. bilmiyorum... Gül mevsimi geldi. İsmin bana neler anlattı.. gözlerinde ne leyla lar buldum Kaysları Mecnun eden.. Saçların da ne Şirinler sezdim.. insanı ferhat eyleyen.. sen ne güzeldin.. yirmibirinci yüzyılın ıssızlığında, asırlar öncesinin türkülerini dinlemek istedim sesinin buğusunda.. Bu yüzyılın bozulmuşluğuna çarkların çirkef işleyişine bir isyandın sen benim için.. Belki bin yıllar önce bulduğum, her şairde her şiirde arayıp sorduğum.. her türküye adınla başlayıp her ağıtı adınla bitirdiğimdin sen.. Sen ne güzeldin.. Eğer bu hikaye bir yerde biterse, çarşambaya yazılmış türküler bende gerçek olursa belki karşına hiç çıkmayacağım. Seni her gördüğümde yolumu değiştirip duvarları yumruklayacağım.. Yorgun dolmuş şoförleri için bestelenmiş bir sarkıda seni bulup kendimi şehrin soğuk yollarına atacağım.. Her şey sana bağlı.. Canını sevgilisinin zülfünün teline bağlayan şairlerle büyüdüm ben.. Kendi duvarlarımı yıkarsam altında kalabilirim.. Bir daha gül tomurcuklarına ağlayamayabilirim.. Bir daha düşünemem aşkın büyüsünü.. bir daha yazamam gül redifli mektuplar sana.. Gül mevsimi de geldi.. sen gideceksin vakit yakındır.. Güllerle nöbetleşe geliyorsunuz benim hayatıma.. güller mi daha güzel yoksa sen mi? mevsimler söylemiyor bana bunu.. Güller de kuruyacak.. ben de bir gün hayal olacağım.. Acaba varmıydı ve bana bunları o mu yazmıştı diye düşüneceksin belki.. Belki su anda bile düşünüyorsun bunları okurken.. böyle birsey nasıl olur.. Korkuyorsun belki.. belki gururlusun.. belki gülüyorsun içini okuma çabalarıma.. Fotoğrafımız yok seninle hiç.. belki de hiç olmayacak.. ben bir hayal olarak kalacağım sende.. mektuplarım kalacak eğer bakmaya imkanın olursa bakacağın.. belki gözyaslarıyla yıkayacağın mesajlarım kalacak sana yadigar.. yüzümü unutacaksın belki bir gün.. içindeki ben dısardaki beni gececek.. ben karanlığım geceleri aydınlatmıyor kalpleri ışığım.. Oysa istanbul ışıl ışıl parlamakta.. o İstanbul ki şehirlerin sultanı... nasıl kafa tutabilirim bu halimle bir padişaha.. ben özgürlüğü elinden alınmış bir köle.. Mektubu nasıl bitireceğim bilemiyorum.. ama bitmeli bir yerde öyle değil mi? Herşeyin bir sonu var öyle değil mi? Aşklar da bir gün biter öyle değil mi? Ben seni seviyorum.. Tüm kalplerin anahtarı Allah'ta.. Züleyha'nın duası tek sığınağım.. "Yusuf'u Yusuf'un Rabbinden istiyorum" Ahmet Hasan ![]() | |
| |
| | #4 |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,196
| büyük beğeniyle : susuyorum................ |
| |
| | #5 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,794
| |
| |
| | #6 | |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,196
| Alıntı:
![]() “Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.” A’raf, 176 Söz Başı Bismihû.Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla. Önce söz vardı, hayat sonradan geldi. Önce çile vardı ihsan arkadan geldi. Önce iştiyak, arkadan sebat geldi. Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdam, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu. Zindan. Kuyu. Zindan. Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan? Mülk gibi söz de, ne senin ne benim. Cümle gibi aşk da ne senin ne benim. Söz de, aşk da, ne benim ne senin. Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya, ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut, mayıs gülü, ışıklı nisan yağmuru ne kadar Allah’tansa, mülk gibi söz de ve aşk da O’ndan. “Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da, beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen, hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor. Değil mi ki her şey O’ndan, gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka. İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı. Işık ki tek kaynaktan dağılır, ışığı yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır. Her şeyin O’ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder. Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir : Bir çiçeği, bir kuşu, denizi, yağmuru, gökyüzünü, yazıyı, yazıyı yazanı, kalemi tutanı, bir yaratılmışı hasılı. Söz gelimi Leylâ Mecnun’u, Şirin Ferhâd’ı, Züleyha Yûsuf’u sevdiğini zannedebilir. Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir. Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir? Her aşk O’na çıkar sonunda, O’ndan başkasını sevmek imkânsız gibidir. Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir, bilmese de bu böyledir. Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek. İstese de insan O’ndan özgeyi sevme şansı yok. Şans sözcüğü yok lügatlerde bundan böyle. O’ndan özgeyi sevme ihtimali yok. Ve neyi sevdiğini bilenle bilmeyen arasındaki fark sadece bilmenin bilincinden ibaret. Küçük bir biliş farkı. Mülk gibi aşk da Allah’tan. Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O. Tenin de O, canın da O, cismin de O. Ve aradan perdeleri kaldırarak O’nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr ü sefer, sadece O’nu bilmeyi bilmenin sancısından ibaret. Sevginin yanılgısı yok. Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek. Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi. Züleyha ki Yûsuf’u sevdi. İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi. Sonra aşkın kaynağını bildi, Yûsuf’u değil, Yûsuf’ta tecellâ eden nuru sevdiğini fark etti. Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız ona secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti, önce aşkın kaynağını bildi sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti. Biri sûretten nura yükselirken diğeri nurun sûrette tecellâ ettiğini idrak etti. İşte bütün hikâye: Kim düştü kuyuya, Yûsuf mu, Yakub mu, Züleyha mı? Zindan kimin kader, Yûsuf’un mu, Yakub’un mu, yoksa Züleyha’nın mı? Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında. Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir. Söylenmemiş Mesnevi kalmadı yer yüzünde. Her Yûsuf u Züleyha,bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu nasıl mazmun diyor ya, kalbi dipsiz derinliklerde çoğalan Fuzuli, Farsça Divan’ının önsözünde, yani ki Mukaddime’sinde. Hiç kullanılmamış, diye kaldırıp atıyor ya bir imgeyi uykusuz kaldığı gecelerin sabaha değdiği yerde. Sonra aynı gecelerin aynı sabahlara değdiği yerde, bu kez, bu nasıl mazmun, diye yırtıyor ya kullanılmış olan bir başka mazmunu. Hem bilinen hem bilinmeyen, hem kullanılmış bir imge hem kullanılmamış bir imge; böyle olmalı ki sözün hükmü tam olsun. Eski zincire bağlanan bir halka, ama yeni, böyle olsun ki zincir kuvvetli olsun. Her Yûsuf u Züleyha bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu da öyle. Ayna aynı, kitap farklı. Şiir : Bu kez birkaç kitap yine aynı ayna ve birkaç ruh hepsinin içinde mevcûd züleyha’nın acısı acının Züleyha’sı Bismihû. Esirge ve bağışla... Nazan Bekiroğlu' nun Yusuf ile Züleyhasından.. | |
| |
| | #7 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,794
| İyi ki susmayın demişim ... ![]() |
| |
| Konu Araçları | |
| |