ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Menkıbeler


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 23-07-2007, 23:39   #1
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 233
Varsayılan Rab’bini Bulmak...!

Bu küçücük ilavenin büyük bir ehemmiyeti var. Herkese menfaatlidir.
Cenab-ı Hakk’a ulaşacak yollar pek çoktur. Bütün hak yollar Kur'ân'dan alınmıştır. Fakat yolların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha kapsayıcı oluyor. O yollar içinde, "az anlayışımla" Kur'ân'dan öğrendiğim "acizlik, fakirlik, şefkat ve tefekkür" yoludur.

Evet, acizlik de aşk gibi, belki daha sağlam bir yoldur. İbadet etme yoluyla en sevilen olmaya kadar gider. Fakirlik dahi Rahmân ismine ulaştırır. Hem şefkat dahi, aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir yoldur ki, Rahîm ismine işaret eder. Hem tefekkür de, aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir yoldur ki, Hakîm ismine ulaştırır.

Yanlış anlaşılmasın; acizlik, fakirlik ve kusurunu, Cenâb-ı Hakka karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek de-mek değildir.
Şu kısa yolun şartı, sünnete bağlanmaktır; farzları işlemek, büyük günahları terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tam vaktinde kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.

Birinci Bölüme "Nefislerinizi temize çıkarmayın" (Necm, 32) ayeti işaret ediyor.

İkinci Bölüme "Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur." (Haşir, 19) âyeti işaret ediyor.

Üçüncü Bölüme "Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir." (Nisâ, 79) âyeti işaret ediyor.

Dördüncü Bölüme "Her şey helâk olup gidicidir -O’nun Zat’ı müstesnâ-." (Kasas, 88) âyeti işaret ediyor.

Şu Dört Bölümün kısa bir açıklaması şudur ki:
Birinci Bölüm
"Nefislerinizi temize çıkarmayın" ayeti işaret ettiği gibi, nefsi temize çıkarmamaktır. Zira, insan, yaratılışı ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki, evvelâ ve bizzat yalnız şahsını sever; başka her şeyi nefsine feda eder. İlahlığa lâyık bir tarzda nefsini över; İlahlığa lâyık bir tarzda nefsini över, nefsini ayıplardan kötülüklerden, yanlışlıklardan uzak görür.. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez. Nefsine tapar tarzda, şiddetle savunur. Hatta fıt-ratına bırakılan ve Hakiki İlah'a hamd ve tesbih için ona verilen organlarını ve kabiliyetlerini kendi nefsine sarf ederek; "Nefsinin arzusunu kendine mâbud edinen kimse." (Furkan, 43) olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.

İkinci Bölüm
"Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur." (Haşir, 19) dersini verdiği gibi, kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Ölümü düşünse, başkasına verir. Yokluğu ve ayrılığı görse, kendine almaz. Ve zorluk ile hizmet etmek sırasında ise kendisini unutur. Fakat ücretini alma ve hoşa giden şeylerden istifade etme sırasında ise nefsini düşünerek, bunları kendisi için şiddetle gerekli bulur. Bu da kötülüğü emreden nefsin gereğidir.

Şu sırada ise temize çıkarma, arındırma, terbiye şu durumun yansımasıdır: Yani nefsin unutkanlığı içinde unutkanlık göstermemek. Yani, hoşa giden şeylerden ve aşırı isteklerden kendisini unutmak; kendisini ölümde ve hizmette düşünmek...

Üçüncü Bölüm
"Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir." (Nisâ, 79) ayeti ders verir. Nefsin gereği, daima iyiliği kendinden bilirse övünme ve kendini beğenmeye girer. Bu sırada ise, kişi nefsinde yalnız kusurlarını, noksanlıklarını, acizliğini ve fakirliğini görmelidir. Bütün güzellikleri ve kamil insan olma yolunda çabalarını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona bağışlanmış nimetler olduğunu anlayıp, övünme yerinde şükür ve kendini övmek yerinde hamd etmektir.
Şu mertebede temize çıkarması "Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir." (Şems, 9) sırrıyla şudur ki: Olgunluğunu olgunsuzlukta, gücünü acizlikte, zenginliğini yoksullukta bilmektir.

Dördüncü Bölüm
"Her şey helâk olup gidicidir-O’nun Zat’ı müstesnâ-." (Kasas, 88) dersini verdiği gibi, nefis kendini serbest ve bağımsız ve zatını hep kalıcı bilir. Nefsinden, bir nevi İlahlık dâvâ eder; ibadet ettiği Zat’a (Allah'a) karşı düşmancasına bir isyanı taşır. İşte, gelecek şu hakikati terk etmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki:
Her şey ölümlüdür, yok olucudur, gelip geçicidir. Fakat kendi varlığıyla ve çalışmalarıyla Sâni-i Zülcelâlin isimlerine, emirlerine karşı ayna olmakla vazifeli olduğunu düşünürse görülendir, zaruri varlıktır, mevcuttur.
Şu makamda temizlenmesi ve arınması şudur ki: Varlığında yokluk, yokluğunda varlık vardır. Yani, kendini bilse, varlık verse, kâinat kadar karanlıklı bir yokluğun içindedir. Yani şahsiyetinin varlığına güvenerek Hakiki Yoktan Var Eden’den (Allah'tan) gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsiyetinin kısacık aydınlığı, sonsuz yok olucu karanlıklar ve ayrılıklar içinde bulunur, boğulur. Fakat benliğini bırakıp, sadece nefsinin bir hiç olduğunu ve Hakiki Yoktan Var Eden'in görünen aynası olarak kendini bildiği vakit, bütün varlıkları ve sonsuz bir yaşamı kazanır. Zira Rab’bini bulan, her şeyi bulur. (beddüüzzaman)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 19:29


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats