ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Menkıbeler


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 20-09-2007, 12:04   #1
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
Varsayılan "1 Ytl'lik Fark"

Biraz uzun ama umarım okuduğunuda değdi diyeceğiniz bir yazı....




1 YTL LİK FARK


Cenk, sabah televizyonu açtığında, İsrail ordusunun Lübnan’a bomba yağdırdığı haberinin, hemen hemen bütün TV kanallarında ilk sırada olduğunu gördü. Önemsemedi, nasıl olsa yapacağı bir şey yoktu. Hissetmediği bir ağrı için yüzünü ekşitmeğe benzetti Lübnan’daki insanlar için üzülmeği. Hem üzülse ne olacaktı ki, ne yapabilirdi ki? Pencereden sokağa baktı, insanlar da onun yaptığı gibi yapıyorlardı. Yani hiçbir değişiklik yoktu hayatlarında. En iyisi hayatına kaldığı yerden devam etmekti.

Kahvaltı yapacak vakti yoktu, geç kalmıştı okula. Hemen çıktı evden. Caddedeki pastaneye uğradı. Güler yüzlü, beyaz sakallı Hacı amca “Buyur evladım” dedi. “2 poğaça istiyorum” dedi ve ekledi “bir de meyvesuyu”. Hacı amca “tabii” dedi, özenle paketledi poğaçaları ve “Cappy” etiketli bir de meyvesuyu koydu poşete. “ 2 YTL” dedi. Savaş sağ cebinden çıkardığı parayı, sağ eliyle uzattı ve hızla İ.E.T.T durağına gitti. Otobüs tam zamanında gelmişti. Otobüse bindi, arka kapıya yakın boş bir yere oturdu, poşeti açtı, poğaçalarını yedi, bir yandan da sağ eliyle tuttuğu “Cappy” sini yudumladı.

Az önce gelen delikanlı neşelendirmişti Hacı amcayı. “ Hamdolsun” dedi. “Bugünde işler yolunda”. Derken bir genç daha girdi kapıdan. “Buyur evladım” dedi Hacı amca tebessüm ederek. Delikanlı “2 poğaça istiyorum” dedi ve ekledi “bir de meyvesuyu” . Hacı amca her zamanki gibi, “tabii” dedi, özenle paketledi poğaçaları ve “Cappy” marka meyvesuyunu koyarken poşete, “Dur, Hacı amca” dedi genç delikanlı. Adı Muhammed’di. Sabah kalktığında bir televizyon kanalında görmüştü Lübnan’da insanların başına gelenleri. Üzülmüştü ve kolu kopan Lübnanlı bir çocuğu gösteren kareden sonra kolu ağrımış, yüzü ekşimişti. “Ne yapabilirim” diye sormuştu kendi kendine. “Yapacak bir şeyler olmalı” diyordu. “Lübnan için bağış toplayan kuruluşlar var mıdır acaba?” diye düşünmüştü. Ama cebine baktığında ancak ay sonunu getirebilecek kadar parası olduğunu görmüştü. Kara kara düşünerek çıkmıştı evden. Zaten geç kalmıştı okula. “En iyisi pastaneden bir şeyler alıp otobüste yemek” diye düşünüp pastaneye girmişti.
Hacı amcanın sesiyle irkildi. “Ne oldu evladım” dedi Hacı amca. Muhammed “Ben bu meyvesuyundan istemiyorum” dedi. “Başka marka yok mu?” diye sordu Hacı amcaya. Dolaba baktıktan sonra delikanlıya döndü ve “Hayır, yalnızca bundan var” dedi. “ Peki, neden bunu satıyorsun hacı amca” diye sordu delikanlı. “Bilmiyor musun, bu ürün “The Coca-Cola Company”nin ürünü, yani “Coca-Cola” nın, yani bazı aylar tüm gelirini olduğu gibi İsrail’e hibe eden bir şirketin”. Hacı amca şaşırmıştı ve biraz da kızmıştı “Ne yapalım, başkasından içmiyor kimse” dedi ve ekledi “Bu da bizim ekmek paramız, satmayalım da aç mı kalalım? Şimdi bundan istiyor musun istemiyor musun?”. Delikanlı durdu, hacı amcaya baktı ve “HAYIR” dedi. “ Sadece poğaçalar” Hacı amca “O zaman 1 YTL” dedi.

Muhammed poğaçaları alıp çıkmıştı pastaneden. Az ileride bir kuruyemişçiye girdi ve markası “Cappy” olmayan bir meyvesuyu aldı. Hızlıca İ.E.T.T. durağına yürüdü. Ama Hacı amcayla kısa da olsa konuşmaları otobüsü kaçırmasına neden olmuştu. Otobüs hemen önünden hareket edivermişti. Hâlbuki Hacı amcayla konuşmadan hemen çıkabilseydi pastaneden, kendisinden az evvel pastaneye giren çocuk gibi otobüse yetişebilirdi. Şimdi okula geç kalacaktı. “Hayırlısı” dedi ve geç kalmamak için 5 dakika sonra durağa gelen, E–5 ten geçen, mavi şapkalı Kartal-Kadıköy minibüsüne bindi. Böylece Beşiktaş’a aktarmalı da olsa, vaktinde gidebilecekti.

Akşam olmuştu. Hacı amca kasayı açmış hâsılatı sayıyordu, “200 YTL”. “Bereket versin” dedi. Parayı cebine koydu. Tam pastaneyi kapatmağa niyetlenirken kapının önüne, üstünde “Coca-Cola” yazan bir araba yanaşmıştı. Arabadan inen adam içeri girmiş. “Selamun Aleyküm” demişti. Hacı amca da“Ve Aleyküm Selam Abdullah” demişti. Abdullah, Hacı Amca’nın “Coca-Cola, Coca-Cola light, Fanta, Sprite SenSun, Cappy, Nestea, Turkuaz, Doğazen, Nescafe Xpress, Burn ve Powerade”dan oluşan yeni siparişlerini ve bir önceki siparişlerinin parasını almıştı. Tam olarak 135 YTL tutuyordu. Bir an düşünmüştü Hacı amca, tüm hafta boyunca sattığı içecekler 150 YTL tutuyordu. Aslında bu içecekleri hiç satmasa da olurdu, zaten çok fazla kar bırakmıyorlardı, bir haftada ancak 15 YTL kazanabilmişti bunlardan. “Neyse” dedi, parayı verdi, tekrar selamlaştılar ve Abdullah yola koyuldu. En son uğradığı müşterisi Hacı amca olmuştu Abdullah’ın. Artık gideceği tek bir adres vardı. “Coca-Cola”nın Esenşehir Mahallesi Erzincan Caddesi No:36 daki dağıtım merkezi. Eğer bir aksilik çıkmazsa yarım saat içinde Kartal’dan Ümraniye’ye gidebilecekti.

Aradan 35 dakika geçmişti. Abdullah, Bülent Beye müşteri siparişlerini bildiriyor ve topladığı hâsılatı aktarıyordu. Bugün gittiği 27 müşterisinden 4.335 YTL hâsılat toplamıştı. Bu Abdullah için diğer günlerden pek farklı bir gün değildi, daha iyi hâsılat topladığı günler de olmuştu. Bülent Beye parayı teslim etti ve hemen ayrıldı. Ne de olsa Bülent Bey bu saatlerde çok yoğun oluyordu. Müşterilerden siparişlerini ve alacaklarını toplayan iş arkadaşları bu saatlerde geliyorlardı depoya. Kendisi gibi Anadolu Yakasında 126 çalışan bulunuyordu ve hepsinin bu saatlerde buraya gelmesi, Bülent Bey ile beraber 5 kişinin burada görev yapmasına rağmen, ihtiyacın karşılanamamasına sebep oluyordu. Daha günün hâsılatını Bülent Bey ve arkadaşları Özden beye teslim edeceklerdi ve bu iş onların epeyce vaktini alacaktı. Diğer arkadaşlarının da kendisi gibi 4 veya 5 bin YTL topladıklarını biliyordu ve günde en az 500 bin YTL hâsılat toplanıyordu burada. Bu paralarla ilgili hesaplar epeyce vakitlerini alıyordur herhalde Bülent Bey ve arkadaşlarının diye düşündü ve evinin yolunu tuttu.

Özden Bey “The Coca-Cola Company”nin Anadolu Yakası Satış ve Dağıtım merkezinin Muhasebe müdürüydü. İşi çok zordu, çünkü her gün yaklaşık 500 Bin YTL tutarındaki paranın hesabını tutuyordu. Ayda yaklaşık 15 Milyon YTL yapıyordu bu miktar. Kendi haline şükrettiği de olmuyor değildi. Ya kendisinden bir üst kademe de görev alan Mali İşler Direktörü Burak Bey ne yapsın diye düşünmeden edemedi. Her ayın sonunda, Burak beye hesaplarla ilgili bilgi verirdi o da diğer Bölge Muhasebe Müdürleri gibi. Bütün Türkiye’nin hesabını Burak Bey tutuyordu, “ The Coca-Cola Company”nin Türkiye’de 2006 yılının ilk 6 ayında 194,2 milyon ünite kasa satış yaptığı düşünülürse ki 1 ünite kasa 5.678 litre’ye eşitti, (www.cci.com.tr) ) bu yaklaşık 1 Milyar Litre ederdi, bunun para olarak karşılığı da en az 1 Milyar YTL. Bu rakamın sadece ilk 6 aylık satış miktarı olduğunu da hesap edersek yılda 2 milyar YTL ederdi. Zaten eline geçen para da bu hesabı doğruluyordu. İstanbul’un Anadolu Yakasının nüfusu yaklaşık 6 milyondu. Anadolu Yakasının yıllık 180 Milyon YTL lik gelirini, 70 milyonluk Türkiye nüfusuna oranladığında, gerçekten de en az 2 Milyar YTL yapıyordu “The Coca-Cola Company”nin yıllık Türkiye geliri, bu da Burak bey’in işinin kendi işinden çok daha zor olduğunun göstergesiydi.

Burak Bey odasında geçen senenin satış rakamlarına bakıp ne kadar başarılı bir iş çıkardığını düşünüyordu. Türkiye 2005 yılında, en fazla satış yapan ülkeler listesinde, Avrupa’da 4. , Dünyada ise 13. sıralamaya yükselmişti. Bu başarı kendisinin yılın en başarılı çalışanı seçilmesini, şirket ortaklarından ünlü iş adamı Tuncay Bey’in kendisine ve iş arkadaşlarına cömert hediyelerde bulunmasını sağlamıştı. Bunları düşünürken telefon çaldı Genel Müdür Özilhan Bey kendisini çağırıyordu. Hemen kalktı, Özilhan Bey’in odasına gitti. Kapıyı kapattı. Özilhan Bey kendisine merkezi Amerika’da bulunan “ The Coca-Cola Company” ye yapmaları gereken ödemeyi hatırlattı; 150 Milyon YTL yani 100 Milyon Amerikan Doları. Gerekeni hemen yapacağını söyledi Burak Bey, Özilhan Beyin odasından çıktı. Hemen Amerika’da ki meslektaşını aradı ve 100 Milyon Amerikan Dolarının bugün hesaplarına aktarılacağını bildirdi.

Türkiye’den gelen telefon neşesini yerine getirmişti Johny’nin. Atlanta’daki Coca-Cola Plaza da keyifle oturuyordu. Tüm distribütörler zamanında yapmıştı ödemelerini. En son Türkiye’nin de ödeme yapmasıyla Haziran ayı paylarını ödemiş olacaktı tüm ülkeler. Böylece patronları UNCLE SAM ‘in talimatıyla, Haziran ayı cirosunu İsrail Merkez Bankasına aktarabilecekti. Bu yaklaşık 4,8 Milyar Amerikan Doları yapıyordu. UNCLE SAM’ in İsrail’e, kimsenin yapmayacağı yardımları neden yaptığını artık daha iyi anlıyordu. Çünkü o’da, o derin kardeşliğin bir üyesiydi artık. “Meğer Haziran tam zamanıymış” dedi. Genelde Şubat ve Kasım ayı gelirlerini aktarırlardı. Demek UNCLE SAM İsrail’in 2 askerinin kaçırılacağını da biliyormuş diye espri yaptı kendi kendine. Espriydi yaptığı, çünkü İsrail’in 2 askerin kaçırılmasının tamamen bahane olduğunu gayet iyi biliyordu. UNCLE SAM kendisine bu talimatı verdiğinde daha Haziranın 17’si idi ve ortalıkta savaş falan yoktu. Bununla beraber anlamadığı bir şey vardı; Dünyada 6 Milyar insan yaşıyordu ve hemen hemen hepsi bu savaşa karşı olduğunu söylüyordu, buna rağmen savaşı finanse eden de yine kendileri oluyordu. O an tüylerinin ürperdiğini hissetti, insanların toplu olarak hareket ettiğinde, sadece ağız tatlarını değiştirmeleriyle bile, savaş başlatıp, savaş bitirebilecek kadar güçlü olduğu gerçeğini hatırlamıştı çünkü. Hemen bu düşünceden sıyrıldı, yapması gereken kutsal bir görevi vardı. Türkiye’den gelen son parayla beraber 4,8 Milyar Dolar’ı hemen İsrail Merkez Bankasına aktardı ve UNCLE SAM’a bu güzel haberi verdi.

İsrail Genel Kurmay Başkanı Dan Halutz yeni silahlara, füzelere, bombalara ihtiyaç olduğunu bildirmişti Savunma Bakanlığı’na. Savunma Bakanlığı da gerekenin derhal yapılacağını, fakat 1 gün beklemeleri gerektiğini bildirmişti. 1 günlük beklemenin sebebi kamuoyundan gizleniyordu. Çünkü İsrail Merkez bankası sıkıntılı günler yaşıyordu. Ama 1 gün sonra derin kardeşlerinden UNCLE SAM’in yapacağı jest bu sıkıntılardan kurtaracaktı onları. Ertesi gün her zamanki gibi sözünü tutmuştu UNCLE SAM ve 4,8 Milyar Dolar tutan silah faturası için şirketlerinden “The Coca-Cola Company”nin Haziran ayı gelirini İsrail’e hibe etmişti.

Lübnan’ın Güneyi’ne hareket edecek olan İsrail uçakları bir günlük beklemeden sonra yeni bombaların gelmesiyle tekrar havalanmıştı. F 16’lar aldıkları yeni emirlerle yeni hedeflerine doğru uçmağa başlamıştı. Bunlardan birisinin pilotu da Solomon’du, David Solomon. Kafasında ki son soru işaretleri de, İsrailli hahamlar meclisinin verdiği fetvayla ortadan kalkmıştı. “Kadınları ve çocukları öldürmek günah değildi, tam aksine yapılması gereken önemli bir şeydi” “BÜYÜK İSRAİL” için. 15 dakika önce havalanmıştı, hedefine varmasına, Büyük İsrail için yeni bir hedef vurmasına 5 dakikaya yakın bir zaman vardı. Yeni hedefi Güney Lübnan’da bulunan Beyrut’un Dahiye mahallesinde, birkaç apartmandı.

Fatıma telaş içindeydi. Bomba sesleri artık daha yakından geliyordu. İçeri koştu. 2 yaşındaki oğlu Muhammed’i alıp evden uzaklaşmak niyetindeydi. Nereye gidebilirdi ki? Yan komşusu Ayşe, aynı zamanda Türk vatandaşı olduğu için, Türkiye’den gelen bir feribotla Beyrut’tan ayrılabilmişti. “Peki ben nereye gidebilirim?” diye sordu kendisine tekrar. Sonra çaresizce kendisinin sadece Lübnan vatandaşı olduğunu hatırladı ve ağlayarak, nereye gittiğini bilmeden, oğlu Muhammed’i kucağına aldı ve koşarak merdivenlerden aşağıya indi. Bomba sesleri iyice yaklaşmıştı. Fatıma ağlıyordu, kucağında Muhammed’le koşuyordu. Aklına oğlunun doğduğu gün geldi. Babası Hz. Muhammed (s.a.v.) e âşık bir adamdı ve oğlunun adının da Muhammed olmasını, bu yüzden istemişti. Kocası çok cesur, yiğit bir adamdı, daha şehit edilmemişti o zaman. Filistin’de yapılan zulme dayanamamış, Filistinli kardeşlerine yardım için, İsrail sınırından Filistin’e geçmek istemiş ve açılan bir ateş sonucu, şehit edilmişti. İlk başlarda çok kızmıştı, hak vermemişti kocasına Fatıma. “Bizi kime bırakıp da gittin?” diye sormuştu defalarca. Fakat daha sonra anlamıştı ki, kendilerini öyle emin bir emanetçiye emanet etmişti ki kocası, şahadetinden sonra evleri daha bir bolluk içinde kalmış, Allah daha da lütufkâr olmuştu kendileri için. Bir yandan bunları düşünürken bir yandan kocasının kendilerini emanet ettiği Allah’a dua ediyordu. “ Ya Rabbi, ben ki, hiç kimsesi olmayan dul bir kadınım. Yanı başıma bombalar düşüyor. Komşularım gibi gidecek ne yerim, ne de yurdum var. Kendi canımdan vazgeçtim. Resulü’nün hatırına, O’nun adını taşıyan oğluma merhamet et, onun canını bağışla…” dediği anda apartmanın dışına çıktığını anladı ve kulakları sağır eden bir sesle, başını sesin geldiği yöne çevirdi. Ses, Dâhiye mahallesinden, 5 yıldır oturdukları evden geliyordu. Sadece ses değildi gelen, binadan fırlayan büyük beton parçaları da kendilerine doğru geliyordu.

Solomon tam isabet dedi ve büyük bir kahkaha attı. Şu ana kadar bütün hedeflerini tam 12 den vurmuştu. Hiçbir sapma yoktu. Hastaneler, ambulanslar, okullar, köprüler, havaalanları, enerji santralleri, benzin istasyonları ve son olarak da bir apartman vurmuştu. Kendisine verilen bütün görevleri büyük bir başarıyla yerine getirmişti. Keyifle Hayfa’daki askeri hava üssüne doğru çevirdi rotasını, yeni gelen bombalarla vurulacak, daha birçok hedefi vardı ve elini çabuk tutmalıydı.

Beyrut’ta bir binanın daha vurulduğu haberi düşmüştü ajanslara. Fransız haber ajansı, 27 sivilin öldüğünü, birçok da yaralının olduğunu bildirmişti. Yaralananlar arasında mucizevî bir şekilde kurtulan 2 yaşında bir erkek çocuk var diyordu AFP muhabiri ve ölenler arasında adı Fatıma olan bir kadın. Enkaz altından çıkarılan çocuğun sağ kolunun koptuğundan bahsediyordu. Kamera, altından çıktığı enkazı gösterince, gerçekten de mucize demişti izleyenler, çocuğun hala hayatta olması için.

Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nda, Yıldız Teknik Üniversitesi İ.E.T.T durağında, bir kalabalık vardı. Muhammed minibüsün camından durağa doğru baktı, feci bir kaza olmuştu. Yokuş aşağı inen bir otobüsün freni patlamış ve duraktan yolcu alan başka bir otobüse arkadan çarpmıştı. Olay yerine yakın olan sağlık ocağından hemen ambulanslar gelmişti. Öndeki otobüsün, sabah kaçırdığı otobüs olduğunu fark edince Allah’a şükretti. “İnşAllah kimseye bir şey olmamıştır. Müsait bir yerde ineceğim” dedi, minibüsten indi. Kazanın olduğu yere doğru yaklaştı. Dehşet verici bir manzara gördü. Otobüsün içinde sıkışan yaralılar vardı. Ambulansa doğru baktı, sedyede kendi yaşlarında birisinin, insanın kanını donduran halini gördü. Kolu kopmuştu yaşıtının. “Nasıl böyle bir şey olabilir?” diye sormuştu kendine ve yine ağrımıştı kolu. Cevap yanı başında ağlayan kadından geldi. Kadın hem ağlıyor, hem kazayı anlatıyordu; Çocuk inmek için düğmeğe basmış, otobüsün kapısına yaklaşmıştı. Otobüs yavaşlamış, kapısını açmıştı. Çocuk sol ayağıyla ilk adımını atmış, sağ eliyle otobüsün demirini tutmuştu. Tam sağ elini de dışarı alacakken o feci kaza olmuştu. Arkadan gelen otobüs müthiş bir gürültüyle öndeki otobüse çarpmıştı. Öndeki otobüsün arka kısmı bir akordiyon gibi ezilmişti ve çocuğun inmek üzere olduğu kapı, çarpışmanın şiddetiyle adeta kaybolmuştu. Kapının iki tarafı birbirine kavuşmuş, çocuğun sağ eli kapı aralığına sıkışıp, kopmuştu. Çocuk feryat ediyordu, “Allah’ım neydi benim günahım? Kime ne yaptım ki ben?” diye sızlanıyordu. Ambulansa aldılar çocuğu. “Nerde oturuyorsun ailene haber vermeliyiz” dedi hemşire. Çocuk “Kartal’da oturuyorum” dedi. “Telefon numaran?” diye sordu. Çocuk ev telefonunun numarasını verdi. Son olarak “Adın ne” diye sordu, acı içinde kıvranan çocuk “ Cenk” dedi…


ALINTIDIR
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 12:22   #2
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 999
Varsayılan Ynt: "1 Ytl'lik Fark"

[razi]bunları bile bile coca cola ve yan ürünlerini içmeye devam :P :P :P :P :P
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 12:56   #3
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 75
Varsayılan Ynt: "1 Ytl'lik Fark"

arkadaşım insanlar bunu zaten biliyo ama işlerine gelmiyo bunu bi kere daha yüzlerine vurman çok ii olmuş [razi] :'( :'( :'( :'( :'( :'(
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 15:33   #4
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Feb 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 972
Varsayılan Ynt: "1 Ytl'lik Fark"

istediğiniz kadar yüzlerine vurun anlamayan anlamıyo :P :P :P

ellerine sağlık. çok anlamlı bi yazı olmuş
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-09-2007, 16:02   #5
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
Varsayılan Ynt: "1 Ytl'lik Fark"

ne acı bi durum ama cenk te bunu düşünememişki :'(
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 19:14


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats