![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
| Bir gece Musa [a.s], Tûr’a gidiyordu. İblîs, Musa’nın [a.s] yanına çıkageldi. Musa [a.s], o mel‘una, “Neden Âdem’e [a.s] secde etmedin ki?” dedi. İblîs, ona, “Ey Allah huzuruna kabul edilmiş kimse! Ben sebepsiz yere Allah’ın kudretinden sürgün edildim. Eğer secde edebilseydim ben de senin gibi Allah’ın kelimi [konuşan ağzı] olurdum. Fakat yüce Allah böyle diledi. Niye eğri söyleyeyim? Doğru bir düzen zuhur etmedi bu işte” dedi. Musa (a.s) ona dedi ki: “Ey yollara düşmüş, bukağılara müptelâ olmuş kişi! Hiç Allah’ı anar mısın?” İblîs dedi ki: “Benim gibi şefkatli bir âşık, O’nu bir an bile unutabilir mi? Bilirim ki O’nun gönlünde bana karşı bir zerrecik kin bile yok. Gönlümde O’na karşı sevgi beslemem de ne yaparım?...” Ey oğul! Gerçi şeytan Allah’ın huzurundan uzaktır, ama Musa’yla (a.s) konuşmasına bakılırsa aynı zamanda Allah’ın huzurundadır. Lânet, onun gönlünü yakmıştır ama aşkını da ziyadeleştirmiştir. Şeytan bile bu yolda bu derece hararetliyken acaba sen, sevgilinin aşkıyla nicesin? Sihir öğrenmek istiyorsan lânete sevinmen gerek. Yok, bunu yapamayacaksan vazgeç bu sevdadan! Bir bak da gör! Hârût’la Mârût nice zamandır baş aşağı, aç susuz asılı duruyorlar. Bilmiş ol ki, onlar kuyuda gönülleri kanlara bulanmış bir halde hayatlarından bezmişlerdir. Onların ikisi de büyüde zamanenin üstadı oldukları halde kendilerini kurtaramamışlarsa, kim sihir ilmini öğrendim diye sevinebilir? Büyücülükte ilerleyip de bir âleme sahip olsan bile bunların hepsini bir anda mahvetmek için timsahlık eden bir sopa kâfidir. Büyüden meydana gelen o şeyler, bir tek sopada kaybolur gider. Çünkü onlar değersiz bir şeydir. Senin gönlünde bir şeytan var. Bu yüzden daima büyü hevesiyle sarhoş olmaktasın. Fakat şeytanın, bir müslüman olsa sihrin fıkıh, küfrün iman kesilir. Ebedî olarak cennet ehline katılırsın. Şeytanın, hiçbir bahane ileri sürmeden sana secde eder. Ey oğul! Ben, sana helâli haramı anlattım. Yüceliğin, ancak bu sihirle ebedîleşir. Böyle bir sihri elde etme imkânı varken, böyle olmaya çalışmak gerek, öyle değil!... |
| |
| | #2 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| Paylaşım için teşekkürler!....... Hak aşığı olan kullardan olmak dileğiyle... Saygılarımla... |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| çok beğendim eline sağlık |
| |
| | #4 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| Aslında bende bu sayfada bir menkıbe paylaşmak istiyorum. Yeni konu açma luzumu yok zannedersem : Ölüm acısı zordur “Ahmet Mekkî Efendi” “rahmetullahi aleyh”, bir günkü vaazında, Konuşurken, “Ölüm”den açılmıştı mevzû da. Biri ona sordu ki: (Efendim, bu insanlar, Acaba can verirken, ne kadar acı duyar?) Cevaben buyurdu ki: (“Ölüm”ün en hafifi, Öyle şiddetlidir ki, mümkün olmaz târifi. Ne zaman ki bir kişi, gelse ölüm hâline, Sanki konur “İki dağ” omuzu üzerine. İğnenin deliğinden çıkacak rûhu sanır, Yerle gök birleşir de, o arasında kalır. Sanki onun içinde, bir “Dikenli çalı” var, Onu tutup, ağzından, kuvvetle çekiyorlar. Bütün hücrelerine, takılmış dikenleri, Çektikçe parçalıyor, takıldığı yerleri. “Can verme”nin acısı, fazladır hattâ şundan, İnsana “Yetmiş” defa kılıç vuruluşundan. Fakat “Mü’min”, görerek hûri ve melekleri, Onların zevki ile, duymaz bu elemleri. Daha da şiddetlidir lâkin “Kabir azabı”, Hiç kalır buna göre, can verme ıstırabı. Çünki kabir, yakındır âhiret hayatına, Benzer azabları da, âhiret azabına. Bu kabir azabı da, böyle çok şiddetliyken, Hiç kalır “Mahşer”deki azablara nisbeten. Bir damlanın, deryaya nisbeti nasıl ise, Bunlar da birbiriyle, edilmez mukayese. O meydanda “Bin sene” bekleşirken insanlar, Güneş, bir mızrak boyu yaklaşıp halkı yakar. Bir ayağın üstünde bulunur binbir ayak, Günahlarına göre, tere batar cümle halk. Öyle çok sıkışır ki, kâfirler izdihamdan, Temennî ederler ki, kurulsa hemen “Mîzan”. Derler ki: “Hesabımız görülse de hemence, Şu sıkıntılı hâlden, kurtulsak bir an önce.” Halbuki bilmezler ki, bitince sual hesap, Başlıyacak bu sefer, daha elîm bir azap. Çünki girecekleri “Cehennem”in ateşi, Öyle şiddetlidir ki, bulunmaz aslâ eşi. “Mahşer” meydanındaki acı ve sıkıntılar, “Cehennem azabı”nın yanında hiç kalırlar. Bir kum taneciğinin, kâinata nisbeti, Ne ise, öyle çoktur Cehennemin şiddeti. Oradan bir kıvılcım, dünyaya düşse eğer, Onun hararetinden, bu dünya erir, biter. Hem kalmaz bir kararda, azablar Cehennemde, Gün geçtikçe şiddeti, durmadan artar hem de. Kalbinde zerre kadar “Doğru îmân”ı olan, Cehenneme girse de, çıkarılır sonradan. |
| |
| | #5 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
| Abdullah Esad Bende Sana TeŞekkÜr Edrİm PaylaŞimin İÇİn |
| |
| | #6 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 29
Mesajlar: 808
| Allah c.c şeytanın şerrinden bizleri korusun. Allah c.c sizden de razı olsun. |
| |
| | #7 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
| |
| |
| | #8 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 27
Mesajlar: 348
| Hem abdullah_esad abime, hemde elif_balkan ablama teşekkür ediyorum. Ama şeytan "yüce Allah böyle istedi." diyor. Ne demek bu? Selam ve Dua ile |
| |
| Konu Araçları | |
| |