![]() |
| | #1 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,096
| ![]() İşte asrı saadette bir gün, kâinatın kalbi olan Medine'de, kainatın övünç kaynağı Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) konuşuyor: “Erihnâ Ya Bilal” (Ezan ile bizi ferahlandır)… İşte Hazreti Bilal (radıyallahu anh) ezan okuyor ötelerden... Aman Ya Rabbi! Keşke bir kez duyabilseydik, Allah Resûlü'nün müezzininden bu muhteşem sedayı. Ey mübarek sedâ-yı Dâvûdî! Muhteşem ezan, ezanım, ezanımız; o gün de ferahlattın sineleri, bugün de seninle ferahlıyor mahzun yürekler, susamış bağırlar. Yüreğim sıkılıyor; bütün iç disiplini tahrip edilmiş, manadan yoksun yürekler karşısında... Ferahlat yüreğimi, kuşatsın gönlümü ahengin, ey sevgili mübarek ezanım! Zaman durur, kâinat seni dinlerken, doldurur evreni eşsiz bir huzur ve sûrur. Susma ne olur, düş yüreğimin sınırlarına, koru fıtratımı, çalmasınlar şahsiyetimi, şerefimi, yâdımı. Hayata madde ve şehvet gözlüğünden bakan kokuşmuş yaklaşımlar karşısında; iman adına, mukaddesat adına, insanlık adına bu çağın beklediği nefes; ötelerden süzülüp gelen pörsümez, solmaz yeni, senin nefesin! Kulaklarını bu sese tıkayıp özgürlük teranesi okuyanlar, işte bu seda, işte bu ses, özü gürleştiren, özgürleştiren bedenleri ve ruhları… Rabbe kul olmanın çağrısı bu, söz verip de tutamadığımız ahitlerimiz... Takımlar tuttuk, partiler tuttuk, adamlar tuttuk ama kendimizi tutamadık. Uyduk tutamadığımız nefislerimize. Ey ezanım!.. Ulvi ve garip sedam, tut beni ne olur! Ahenginle, gelişinle her vakit efsunla vicdanımı, vicdanlarımızı... Oğlunu cepheye uğurlayan Anadolu gibi, ana gibi, hani demişti ya: "Oğlum babanı Dimetoka'da, dayını Şıpka'da, ağabeylerini de Çanakkale'de kurban verdim. Git! Sen de git oğul! Minareler ezansız, camiler Kur'an'sız kalmasın!" diye... Sen susma ezanım! Susturmasın seni Yüce Mevlam, kalmasın minareler ezansız. Yadellerde sana hasret olanların hüznü var derunumda, koşarken vatanına bir ezan sesi duymak için. Erihna Ya Bilal! Ferahlat bizi kıyamete kadar, sonsuza değin... Ruhlar eskimeyen esvaplarını giyiniyor, bahar yüklü ıtırların. Suyun içinde ahenkle raks eden yosunları seyreder gibi, yağmur damlalarının duru sulara düşüşü gibi sen düşerken kâinatın bağrına; bir kayanın üzerine oturup da dinlesem seni, bu girift halimi dinlesem seninle birlikte. Şair; "Mecnunsan sus" diyor. İşte sustum, seni dinliyorum... ZEKERİYA MARAL Gülistan Dergisi |
| |
| | #2 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,503
| ![]() İŞTE SUSTUM SENİ DİNLİYORUM İşte asrı saadette bir gün, kâinatın kalbi olan Medine'de, kainatın övünç kaynağı Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) konuşuyor: “Erihnâ Ya Bilal” (Ezan ile bizi ferahlandır)… İşte Hazreti Bilal (radıyallahu anh) ezan okuyor ötelerden... Aman Ya Rabbi! Keşke bir kez duyabilseydik, Allah Resûlü'nün müezzininden bu muhteşem sedayı. Ey mübarek sedâ-yı Dâvûdî! Muhteşem ezan, ezanım, ezanımız; o gün de ferahlattın sineleri, bugün de seninle ferahlıyor mahzun yürekler, susamış bağırlar. Yüreğim sıkılıyor; bütün iç disiplini tahrip edilmiş, manadan yoksun yürekler karşısında... Ferahlat yüreğimi, kuşatsın gönlümü ahengin, ey sevgili mübarek ezanım! Zaman durur, kâinat seni dinlerken, doldurur evreni eşsiz bir huzur ve sûrur. Susma ne olur, düş yüreğimin sınırlarına, koru fıtratımı, çalmasınlar şahsiyetimi, şerefimi, yâdımı. Hayata madde ve şehvet gözlüğünden bakan kokuşmuş yaklaşımlar karşısında; iman adına, mukaddesat adına, insanlık adına bu çağın beklediği nefes; ötelerden süzülüp gelen pörsümez, solmaz yeni, senin nefesin! Kulaklarını bu sese tıkayıp özgürlük teranesi okuyanlar, işte bu seda, işte bu ses, özü gürleştiren, özgürleştiren bedenleri ve ruhları… Rabbe kul olmanın çağrısı bu, söz verip de tutamadığımız ahitlerimiz... Takımlar tuttuk, partiler tuttuk, adamlar tuttuk ama kendimizi tutamadık. Uyduk tutamadığımız nefislerimize. Ey ezanım!.. Ulvi ve garip sedam, tut beni ne olur! Ahenginle, gelişinle her vakit efsunla vicdanımı, vicdanlarımızı... Oğlunu cepheye uğurlayan Anadolu gibi, ana gibi, hani demişti ya: "Oğlum babanı Dimetoka'da, dayını Şıpka'da, ağabeylerini de Çanakkale'de kurban verdim. Git! Sen de git oğul! Minareler ezansız, camiler Kur'an'sız kalmasın!" diye... Sen susma ezanım! Susturmasın seni Yüce Mevlam, kalmasın minareler ezansız. Yadellerde sana hasret olanların hüznü var derunumda, koşarken vatanına bir ezan sesi duymak için. Erihna Ya Bilal! Ferahlat bizi kıyamete kadar, sonsuza değin... Ruhlar eskimeyen esvaplarını giyiniyor, bahar yüklü ıtırların. Suyun içinde ahenkle raks eden yosunları seyreder gibi, yağmur damlalarının duru sulara düşüşü gibi sen düşerken kâinatın bağrına; bir kayanın üzerine oturup da dinlesem seni, bu girift halimi dinlesem seninle birlikte. Şair; "Mecnunsan sus" diyor. İşte sustum, seni dinliyorum... ZEKERİYA MARAL |
| |
| | #3 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Feb 2008 Yaş: 21
Mesajlar: 102
| Tuana yazılarını çok beğeniyorum takıp ettiğin bir dergi yazar internet sitesimi var çok hoş gerçekten ? |
| |
| | #4 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007 Yaş: 21
Mesajlar: 791
| Tek kelimeyle harika bir yazı... insanın iliklerine işliyor.. Allah bin kere razı olsun abla... gerçekten paylaştığın yazılar çok güzel.. |
| |
| | #5 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,794
| Öteler ötesinin pakizan gönüllere ulvi seslenişidir günde beş vakit ezan. Mustafa (sav)’nın davetidir; aşka, vuslat sofrasına, sevgilinin kucağına... Haydin aşka!... Haydin vuslata!... Kim sevgiliyle sohbet etmek istiyorsa kulak versin diyor, bin dört yüzü aşkın yıldır bu iniltiler. Bu iniltiler, kimi zaman cenk haykırışıdır, kimi zaman canana yakılan ağıtlar kadar yanıktır. Bazen coşkulu bir bando gibi tüyler diken diken olur, bazen de dervişler halkasının hayhuyuna kapılmış ruh gibi cezbeyle bedeni terk eder ezanın maverai sedası karşısında. Bu ölümler diyarında, bu yokluklar dehlizinde hayatın adıdır ezan. Ezan hayata çağırmaktadır, ölüleri diriltme, sarhoşları ayıltma, uykuda olanları şefkat yüklü nağmesiyle uyandırmanın adıdır ezan ve ezan; hayatın ritmi, yaşamın belirtisidir İslam ümmeti için. Müminler yabancı bir beldeye gittiklerinde uzaktan uzağa dinlerler o beldeyi. Ezan vakti gelir de ezan sesi duymazlarsa o zaman o yerde ölümün kol gezdiğini anlarlar. Ezan, hayatın sesidir. Bu nedenle ölü ruhlar, ezanın kıymetini anlayamaz ve onu kuru bir gürültü sanırlar. Ve işte bu nedenle hayat dolu Mümin âşıklar, ezanın susmasını hayatın susması, kıyametin kopması ve insanlığın hercü merc olması demek olduğunu anlarlar ve susturmazlar bu aşk iniltisini hayatları pahasına. “Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli. Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” Biz, bu hayat çağrısının neresindeyiz? Duyuyor musunuz seherde inleyen Mustafa(sav)’nın bülbüllerini. Ne de güzel şakıyorlar günde beş fasıl; her fasılda maveradan ölümsüz nefesler devşiriyorlar dünyamıza. Her tarafı ıtır kokusu, Cavidan gül kokusu kaplıyor sonra duyar mısınız? Yoksa hayatın keşmekeşinde ve lanetli dünya eğlencesinin tamtamlarında işitilmiyor mu aşkın sesi? Şeytanın bataklığında, günahların iğrenç kokularında burunlar koku almaz mı oldu yoksa? Damarlardan fışkıracak bir hırsla ticarete dalmışken; çil çil paracıkları sayıp duruyorken veya lüks evin konforunda en olmayacak hülyalar sayıklıyorken; ezana durunca Mustafa (sav)’nın Bilalleri, bir an durup bu ses de neyin nesi, beni kurtuluşa çağıran kim diyecek aşk mabetlerine, mescitlere koşuşturup biraz olsun sevgiliyle sohbetin ve vuslatın tadına varıyor muyuz? Kim ne derse desin, bu dünya Mustafa(sav)’nın hayat bahşeden, diri tutan, ölü toprakları canlandıran, uğradığı her yeri gülşene çeviren, her memleketi rayihasının efsunuyla tütsülendirip çiçek bahçesine çeviren; aşk dolu, gizem dolu, hayat dolu ezanıyla ayaktadır. Bu aşk iniltisine kulak verip çağrısına Lebbeyk diyerek mescitleri dolduranlar kalmazsa ezan susar; yerküre, kahır yüklü başını alıp kehkeşanın duvarlarına çarpar ve paramparça dağılır, gider… Ama sevgilinin davetine “lebbeyk” diyerek cami yolunu arşınlayanlar var oldukça ezan susmayacaktır İnşaallah… Mümin ruhlar, ötelerden bu dünyaya gözlerini sımsıcak ezan esintileriyle açarken günde beş kez, bu ezeli sedanın lahuti dokunuşlarına kanarak yaşarlar ve yine bir ezan vakti, sonsuzluk rüzgârları alır götürür ruhlarını sevgiliye doğru, sevgiliye doğru… Ezan, gönüllerin pasını almakla kalmaz; ruhları da gümüş silklere dizilmiş, nurefşan inciler gibi parlatır, Mümin saflarda namaz. Bu da yetmez, maveradan akan abı hayat gibi ezan nağmeleri en aşkî terennümlerle yayılır evlere, sokaklara, ovalara, köylere ve toplumların bel¬leklerine. Bir anda temizleyiverir kötü ve çirkin adına ne varsa sinelerde. Ey sevgili yolunda meftun âşık! Eğer can kulağıyla dinlersen ezanı; onun Mustafa(sav)’dan miras kalan vuslat, aşk ve sonsuzluk iksiri olduğunu duyarsın tüm benliğinle. Ey Yarlar Yarına müştak âşıklar! Sevgili her gün beş vakit sizi vuslata ve sohbete çağırıyor farkında mısınız? Nurullah Gülsever |
| |
| | #6 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,503
| |
| |
| | #7 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Ruhlar eskimeyen esvaplarını giyiniyor, bahar yüklü ıtırların. Suyun içinde ahenkle raks eden yosunları seyreder gibi, yağmur damlalarının duru sulara düşüşü gibi sen düşerken kâinatın bağrına; bir kayanın üzerine oturup da dinlesem seni, bu girift halimi dinlesem seninle birlikte. Şair; "Mecnunsan sus" diyor. İşte sustum, seni dinliyorum... çok güzeldi.yüreğine eline sağlık.ALLAH azze ve celle razı olsun |
| |
| | #8 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 86
| İşte asrı saadette bir gün, kâinatın kalbi olan Medine'de, kainatın övünç kaynağı Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) konuşuyor: Erihnâ Ya Bilal (Ezan ile bizi ferahlandır) İşte Hazreti Bilal (radıyallahu anh) ezan okuyor ötelerden... Aman Ya Rabbi! Keşke bir kez duyabilseydik, Allah Resûlü'nün müezzininden bu muhteşem sedayı. Ey mübarek sedâ-yı Dâvûdî! Muhteşem ezan, ezanım, ezanımız; o gün de ferahlattın sineleri, bugün de seninle ferahlıyor mahzun yürekler, susamış bağırlar. Yüreğim sıkılıyor; bütün iç disiplini tahrip edilmiş, manadan yoksun yürekler karşısında... Ferahlat yüreğimi, kuşatsın gönlümü ahengin, ey sevgili mübarek ezanım! Zaman durur, kâinat seni dinlerken, doldurur evreni eşsiz bir huzur ve sûrur. Susma ne olur, düş yüreğimin sınırlarına, koru fıtratımı, çalmasınlar şahsiyetimi, şerefimi, yâdımı. Hayata madde ve şehvet gözlüğünden bakan kokuşmuş yaklaşımlar karşısında; iman adına, mukaddesat adına, insanlık adına bu çağın beklediği nefes; ötelerden süzülüp gelen pörsümez, solmaz yeni, senin nefesin! Kulaklarını bu sese tıkayıp özgürlük teranesi okuyanlar, işte bu seda, işte bu ses, özü gürleştiren, özgürleştiren bedenleri ve ruhları& Rabbe kul olmanın çağrısı bu, söz verip de tutamadığımız ahitlerimiz... Takımlar tuttuk, partiler tuttuk, adamlar tuttuk ama kendimizi tutamadık. Uyduk tutamadığımız nefislerimize. Ey ezanım!.. Ulvi ve garip sedam, tut beni ne olur! Ahenginle, gelişinle her vakit efsunla vicdanımı, vicdanlarımızı... Oğlunu cepheye uğurlayan Anadolu gibi, ana gibi, hani demişti ya: "Oğlum babanı Dimetoka'da, dayını Şıpka'da, ağabeylerini de Çanakkale'de kurban verdim. Git! Sen de git oğul! Minareler ezansız, camiler Kur'an'sız kalmasın!" diye... Sen susma ezanım! Susturmasın seni Yüce Mevlam, kalmasın minareler ezansız. Yadellerde sana hasret olanların hüznü var derunumda, koşarken vatanına bir ezan sesi duymak için. Erihna Ya Bilal! Ferahlat bizi kıyamete kadar, sonsuza değin... Ruhlar eskimeyen esvaplarını giyiniyor, bahar yüklü ıtırların. Suyun içinde ahenkle raks eden yosunları seyreder gibi, yağmur damlalarının duru sulara düşüşü gibi sen düşerken kâinatın bağrına; bir kayanın üzerine oturup da dinlesem seni, bu girift halimi dinlesem seninle birlikte. Şair; "Mecnunsan sus" diyor. İşte sustum, seni dinliyorum... |
| |
| | #9 |
| Er Katılım Tarihi: Mar 2008 Yaş: 34
Mesajlar: 15
| allah razı olsun çoook güzel |
| |
| | #10 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,096
| |
| |
| Konu Araçları | |
| |