![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Bir gün Erzincan'a dışarıdan bir fakîr geldi. Üzerindeki palto çok eski olduğu gibi, ele alınmayacak kadar Kirli görünüyordu. Bu zât paltosunu diktirmek için şehirdeki terzileri tek tek gezdi.Fakat mürâcaat ettiği bütün terziler onun elbisesini dikmek değil, el sürmekten bile çekindiler. Terziler o fakîr zâta alay yollu; -Şurada Terzi Baba var. Ona götür, o diker, dediler. Zavallı fakîr zât, Terzi Baba'yı buldu. İsteğini anlattı. Terzi Baba, kabûl etmekte tereddüt bile etmedi: -Paltonu bırak, inşâallah yarına hazırlarım, dedi. Terzi Baba paltoyu alıp güzelce yıkadı, kuruttu ve dikti. Ertesi gün o fakîre elbisesini teslim etti. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ücret de almadı. O fakîr zât paltosunu temizlenmiş, dikilmiş görünce çok memnun oldu. Terzi Baba'ya şefkatle bakıp, Allahü teâlânın sevdiklerinin sohbetine kavuşması için kalbden duâ etti. O günlerde evliyânın büyüklerinden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, talebelerinden Abdullah Mekkî Efendiyi Anadolu'ya göndermişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzurum'a uğramış sonra Erzincan'a yaklaşınca, yanındaki arkadaşlarına; -Hocamızın bize târif eylediği memleket, Allah bilir burasıdır. Burada bir zâtın bizde emâneti vardır, dedi. Abdullah Mekkî Efendi, Erzincan'a gelince, insanlar akın akın ziyâretine geldiler. Gelenler arasında Terzi Baba da vardı. Abdullah Mekkî Efendi, ilk defa gördüğü Terzi Baba girince ayağa kalktı. Dâvet edip yanında yer verdi. Hiç kimseye yapmadığı iltifâtı Terzi Baba'ya yaptı. Sonra buyurdu ki: -Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerinden bizde bir emânet var. O emânete seni lâyık gördüm. Bu emânet sana çok menfaatler sağlar. Kabûl edersen sana teslim edeyim. -Siz bilirsiniz efendim, maddî menfaatse; dünyalık için Allah demem. -Oğlum sen bulacağını buldun. Teslim edeceğim emânet seni dünya sevgisinden kurtarmaktan başka bir şey değildir. Bu hâdiselerden sonra, Terzi Baba'nın yüksek derecesi halk arasında duyulup, yayıldı. Herkes istifâde etmek için ona geldi. Zamanla Terzi Baba'ya bağlı talebelerin sayısı gündan güne arttı. Bu hâli çekemeyenler, onun hakkında dedikodu etmeye başladılar. "Okuma yazma bilmiyen bir câhilin başına bu kadar insan toplanmış" diyorlardı. Hattâ ilimden biraz nasîbi olanlar da, bu gibi sözleri söylemeye başlamıştı. Bunun üzerine beldenin müftüsü, Terzi Baba'yı imtihan için dâvet etti. Maksadı ise; Terzi Baba sorulan suâllere cevap veremez ise, cehâletini anlayıp, onun, insanları irşâd, yol gösterme dâvâsından vazgeçmesini temin etmekti. Terzi Baba, müftü efendinin dâvetini kabûl edip gitti. Müftü efendiye, kendisini niçin dâvet ettiğini sorduğunda, ona; "Biz seni imtihan için dâvet ettik. Hakkınızda birçok dedikodu yapılıyor. Buna son vermek lâzım geldi. Şimdi ba'zı suâller soracağız. Siz cevap vereceksiniz" dedi. Sonra Sıfat-ı sübûtiyyenin kaç tane olduğunu ve daha başka suâlleri sordu. Terzi Baba büyük bir hakikati ortaya çıkarmak için buyurdu ki: -Allahü teâlânın; bu şehirde yaşayanlara göre yedi, diğer beldedekilere göre sekiz tane sıfat-ı subûtiyyesi vardır. Buradakilere göre Allahü teâlânın Sıfat-ı subûtiyyesi şunlardır: İlim, Semi, Basar, İrâde, Hayât, Kelâm ve Tekvîn. Bu şehirdekilere göre Allahü teâlânın "Kudret" sıfatı yoktur. Çünkü bu şehir insanları Allahü teâlânın Kudret sıfatına inansalardı, "Allahü teâlâ bir ümmî kulunda, insanlara doğru yolu göstermek kâbiliyetini yaratmaya kâdirdir" derlerdi. Bu cevap üzerine orada bulunanlar, Terzi Baba hazretlerinin ilm-i ledünniye sâhip, kâmil bir zât olduğuna kanâat getirip, ellerine kapanarak af dilediler. |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| kitabını okumustum ben...cok güzel bir insan... |
| |
| Konu Araçları | |
| |