![]() |
| | #1 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 28
Mesajlar: 787
| Yavuz_un_...pps (533,7 KB) Düzenleyen: ÇİĞDEM , 05-06-2008 - 00:23. |
| |
| | #2 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,577
| Açılmadı bende ... okuyamadım ... |
| |
| | #3 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 28
Mesajlar: 787
| Şimdi girdim dosya açıldı. İnşaAllah bir sorun olmaz yine size... Yavuz_un_...pps (533,7 KB) Düzenleyen: ÇİĞDEM , 05-06-2008 - 00:37. |
| |
| | #4 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 28
Mesajlar: 787
| Dosya açılmadı ben de böyle gönderdim. YAVUZ SULTAN SELİM’İN ZERAFETİ Yavuz Sultan Selim Han döneminde, İran hükümdarı Şah İsmail, kıymetli mücevherler ile dolu bir hediye sandığı gönderiyor, hünkâra. Sandık açılır. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkar. Fakat sandık açılır açılmaz, etrafa pek fena bir koku yayılır. Önce, hiç kimse bir anlam veremez, nadide mücevherler ile dolu sandıktaki bu fena kokuya. Sonra, mesele anlaşılır. Sandığın dibine insan dışkısı doldurulmuş. Yani, Şah İsmail, aklı sıra, cihan padişahına hakaret ediyor… (!) Cihan padişahı emir verir, "Herkes düşünsün, bu edepsizliğe, Osmanlı'nın şanına yakışacak şekilde bir mukabelede bulunmalıyız.“ Ve çözümü yine kendisi bulur. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatılır. Sandığın içine, o zamanın en nefis gül kokulu lokumlarından hazırlanmış bir kutu yerleştirilir. Kutunun altına da, bir satırlık yazıdan ibaret pusula (not) iliştirilir. Hediye sandığı, itina ile süslendikten sonra, Şah İsmail'e gönderilir. Sandık, Şah'ın huzurunda açılır. Sandık açılır açılmaz, etrafa mis gibi gül kokusu yayılır. Mücevher vs. gibi hediyeler takdim edildikten sonra, Osmanlı Elçisi –Şah’ın tedirgin olmaması için, önce kendisi tatmak kaydıyla- büyük bir saygı ve nezaketle, Şah İsmail'e lokumdan ikram eder. Bilâhare, görevliler, huzurda bulunanlara teker teker ikram etmeye başlarlar, lokumdan. Şah, bütün bu olup bitenlere bir anlam veremez. Osmanlı Elçisi, Şah'ın şaşkınlığını gidermek için, lokum kutusunun altına iliştirilmiş mütevazı pusulayı uzatır. Pusulayı okuyan Şah'ın yüzünde, bu sefer, şaşkınlığın yerini büyük bir utanç ifâdesi alır; “ İsmail, herkes yediğinden ikram eder.” |
| |
| | #5 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 1,129
| Cihan padişahına yakışır bir cevaptı.. Şah İsmail kim onu merak ettim ben ![]() |
| |
| | #6 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 837
| lalezar bu sana umarım işine yarar ŞAH İSMAİL (1487 - 1524) İran Safevi Devleti'nin kurucusu olan Şah İsmail, 1487 yılında doğdu. Babası Şeyh Haydar, Şirvan hükümdarı Ferruh Yesar ve ona yardım eden Akkoyunlu hükümdarı Yakup Bey'e karşı yaptığı savaşta öldü. Üç yıl hapis hayatı yaşayan Şah İsmail, esaretten kurtulduktan sonra mücadelelere girişti. 1500 yılına kadar süren bu mücadelelerden sonra Şah İsmail, babasının katili Ferruh Yesar'ın üstüne yürüdü. Bakü'yü ele geçirdi ve 1502'de Akkoyunlu hükümdarı Elvend'i Nahçivan yakınlarında yenerek, ülkesinin bir kısmını ele geçirdi. Buradan Tebriz'e giderek Taç giydi ve "Şah" ünvanını kazandı. 1502 kışını Tebriz'de geçiren Şah İsmail, ilkbaharda Fars ve Irak'ı, Acem hükümdarı Murad Bey'i yenerek Şiraz'ı aldı. 1507'de Erçiş, Ahlat ve Bitlis'i alarak Elbistan'a kadar ilerledi. Kısa zamanda devletinin sınırlarını genişleten Şah İsmail, iki güçlü rakiple karşı karşıya geldi. Bunlar doğuda Özbekler, batıda Osmanlılardı. Şah İsmail, Osmanlı Devletini yıkmak için Anadolu'yu karıştırmayı düşünüyordu. Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelesinin yoğun olduğu bir dönemde, Şah İsmail'in Anadolu'ya gönderdiği Nur Ali Halife, kendisine katılan Türkmen süvarileri ile Tokat'a girdi ve burada Şah İsmail adına hutbe okuttu. Ayrıca Şahkulu da Antalya'da bir isyan başlattı. Yavuz Sultan Selim tahta geçince, taht mücadeleleri bitti. Yavuz Sultan Selim ilk olarak Anadolu'daki Şah taraftarlarına karşı harekete geçti. Anadolu'daki Şah İsmail taraftarlarını ortadan kaldıran Yavuz Sultan Selim, savaş hazırlığı yapmaya başladı. Hazırlıklarını tamamlayan Yavuz Sultan Selim, 23 Ağustos 1515'de Çaldıran Ovası'nda yapılan savaşta Şah İsmail'i yendi. Bu yenilgiden sonra eski cesaretini kaybeden Şah İsmail, günlerini ayrı ayrı şehirlerde geçirdi. 1524'de öldükten sonra Erdebil'de Şeyh Safiyüddin'in yanına gömüldü. Şair de olan Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla Türkçe şiirler yazdı. |
| |
| | #7 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 837
| Venedik’ten bir elçi gelmiştir. Herkesin cihanı titreten padişahı görmek isteyip de göremediği bir devirdir. Elçi, Koca Sultan’la görüşüp ülkesine geri döner. Ülkedeki üst düzey yöneticiler başta olmak üzere herkes bu heybetli sultanın nasıl birisi olduğunu öğrenmek istemektedir. Elçiye cihan sultanı Yavuz’un nasıl birisi olduğunu sorarlar. - Göremedim, der elçi. Merak ederler: - Huzuruna girdiğin, yanına kadar vardığın hâlde nasıl göremedin? Bunun üzerine elçi şu müthiş itirafta bulunmak zorunda kalır: - Kılıcı öyle parlıyordu ki, yüzüne bakamadım. Kısa sürede Venedik elçisinin bu sözleri Osmanlı Sultanı’nın da kulağına gelir ve haşmetli Sultan şunları söyler: - Paşalarım, der. Osmanlı Devleti’nin kılıcı parladığı müddetçe zalimlerin boynu daima eğik gezecektir. Ama Allah korusun, bu kılıç ne zaman ki kınına girer de paslanmaya başlarsa, işte o zaman kafalar yavaş yavaş dikilir ve bir gün bize yukarıdan bakmaya başlarlar. |
| |
| | #8 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 1,129
| Sağolasın hilal-34 yaradı tabi yaramazmı.. |
| |
| | #9 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 28
Mesajlar: 787
| Hilalcim seninde katkılarından dolayı teşekkürler. |
| |
| | #10 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 837
| |
| |
| Konu Araçları | |
| |