![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 112
| Halktan birisi, bir dervişe: -iki rekât namaz kılıp sevabını bana bağışla, sana pabuç alayım demiş. Derviş de, Şeyhinden izin alıp bu işe başlamak iste¬miş. Şeyhi : —Gayet makuldür. Ben, senin namazlarını gördüm. Hepsi bir pula değmez. Bu pazarlık çok faydalıdır. Elden kaçırma! demiş. Birisi, mühtedi cariyesine Fatiha, Muavezeteyn su¬relerini öğretip namaz kılmasını emretmiş Kadın bu su¬releri kendinin bildiği dil ile kıraat etmeye başlayınca, efendisi darılmış. Zavallî cariye: "- Allah gâvurca da bilmez mi yahu!" Bİr arif Şeyhlik taslayan bir adama: —Halen ne makamdasın? Diye sormuş. Şeyh şöyle cevap vermiş: —Otuz seneden beri daha ağzıma, karnım doyuncaya kadar taam koymadım. Onun, kılleti ekil ve riyazet öviiniişünü gören arif: —Otuz seneden beri işkembenin ıslahına say eylemişsin. îsla-hı nefis ne zaman olacak? Kendi hakikatine agâh olup muamelei hak ne zaman başlayacak?Diye onu ikaz etmiştir. Zeynalârap, talebeleri arasında haşmetle giderken Ümmü Si¬nan 'a rast gelmiş ve sormuş: —Şeytanı bilir misin? —Evet bilirim. —Ya kimdir? —Cenabınız! —Burhan nedir? —Biz Rabbimizle merruS ûlııp, ' hatırımızdan cemi havatırı nafyedip, anın zevki muhabbeti ile safa üzere iken, sen şeytanı zikrettin; hatırlattın (Elkelâm sıfatılmütekellim) fehvasınca, bizi Rabbimiz zikrinden uzaklaştırmaya bâis olduğunuz için biz şey¬tani size isnat ederiz Badehu: —Molla! Siz bize şeytandan sual ettiniz. Biz de size (Men arefnefsihi) hadisi mucibince, size en yakın olan nefsinizden sual edelim, nice bilirsiniz? Hoca : —Bizim nefsimiz köpektir. Ümmi Sinan, hocanın mollalarına dönmüş: —Be mollalar! Köpeğe uyup nereye gidersiniz? demiş. Sultan Murat, birgün yakınlarından Mahmut Efendiye: —Maltepe 'de define var derler, acaba doğru mudur? Sen ne dersin ? Diye sormuş. Müşarün'ileyh de: —Onu defneden gâvura sorun. Evliyauİlahın kârı, talibi hakkın vücudu tepesinde metfun olan Marifetullah hazinesini keşfetmektir. Yoksa definei suriye değil. Diye cevap vermişlerdir. Birisi,' Cüneyd-i Bağdadî'ye ismi azam duasını öğretmesini rica etmiş. Cüneyd, bu adamın eline bir kutu vererek: —Şimdi onun sırası değil, şu kutuyu benim eve ilet de gel. Demiş. Adam, kutuyu Cüneyt'in evine götürürken (Acaba içinde ne var?) diye kapağını kaldırmış. Meğerse içinde bir kuş kapalı imiş, derhal uçup kaçmış. Cüneyt ona: —Bir kuşu muhafaza edemeyen adama ismi âzam duası öğretil¬mez... demiş. ; * **# Bir hoca, davulcunun birisiyle ahbap olmuş. Davulcunun, her hali kendisine hoş gelirmiş, yalnız omzundaki davul sinirine do-kunurmuş. Bir gün demiş ki: —Ah arkadaş!... Senin her huyun iyi... Lakin şu omzunda-ki davul olmasa. Davu Icu: —A hocam! Davulumu neden horluyorsun, ben tokmağı in- dirdikçe davulum sana: (Kalbini yokla, kalbini yokla, kalbini yok¬la) demiyor mu? Bir Bektaşî, bahçesini tımar ederken yanına birisi gelmiş. Kendisinden yemiş istemiş. Bektaşi: —Sana yemiş vereyim, ama Allah yapısından mı, kul yapısın¬dan mı olsun?..... —Tabii Allah yapısından, demiş. Bektaşi, bir tane ham ar¬mut koparıp eline sunmuş. Adamcağız ağzına alıp ısırınca ham ol¬duğunu görmüş ve boğazı acıyarak yere tükürmüş. Bu sefer de kul yapısından istemiş. Bektaşi, bir tane olgun aşlama armut koparıp vermiş: —Allah her şeyi Önce ham yaratır, onu insanlar terbiye edip olgunlaştırır, demiş. Beyazid-i Bıstamiye sormuşlar: —Hak yolunun sermayesi nedir? Cevap vermiş: —Geliş. —Bu olmazsa? —Görüş. —Bu olmazsa? —îsteyiş. —Bu da olmazsa? —Terki münşeattır! Behlülü Dana 'ya demişler ki: —Biraderin Harun-ür-reşid seni domuzlara, ayılara reis nas-betti — Öyleyse sizler hepiniz benim kumandam altındasınız, demiş Yine Behiulü Dana 'ya: —Filan yerde toplantı var, sen de geîir misin? Demişler. Behlul, hiç bir şey demeden (Hetâ)yagirip çıkmış: —Ben necasete sordum, bana dedi ki, ben nefis ve leziz yemekler idim. insanlarla az bir zaman hemdem oldum, bu hale geldim. Benden ibret al, gideceğin yere öyle git. Onun için ben si¬zinle gelmeyeceğim. Bir hırsızı asıyorlarmış. Mevlâna: —Hırsızlıktan adam asılmaz, demiş. Hırsızlığın bir değil, beş değil, ömrü boyunca devam ettiğini söylemişler. Hemen Mevlâna, fju hırsızın elini sıkarak tebrik etmiş. Sebebini soranlara: —Bu adam mesleğinde sebat etmiş. Yazıklar olsun sizlere ki, dervişlikte sebat edemediniz! demiş. Birisi evliyalık taslar, semada uçtuğunu söyler, herkese man¬tar yutturmak istermiş. Hoca merhum ona demiş ki: —■Azizim! Sen gök yüzünde uçarken, yüzüne soğuk soğuk bir şey dokunur muydu hiç? —Evet, dokunurdu! —İşte o, benim eşeğimin kuyruğu idi. **** Bir zat, yatsı namazını kıldıktan sonra, gözl&rini yumar, murakabeye dalar, şeyhinin kendisine verdiği esmaları okurmuş. Fakat zikrin tam caucavlı zamanında, bir eşek kafası gözünün Önüne gelir, kulaklarını kımıldatır, kendisiyle alay edermiş. Bir gün bu hali şeyhine arz etmiş. Şeyh demiş ki: —Eğer o kerata bir daha gelecek olursa hemen kulaklarına yapış! Adamcağız bu emri alınca evine varmış, yine zikre dalmış. Mahut hayalat yine gözünün Önünde tecessiim edince, şeyhinin em¬rini derhal yerine getirmiş. Bir de ne görsün, meğer sımsıkı yapış¬tığı kulaklar kendi kulakları değil miymiş? Esma kuvvetiyle kendi amelinin derecesi yüzüne vurulduğunu anlamış, tevbe istiğfara kapanmış. Bir zat, zamanının çoğunu kabristanda geçirirmiş. Kendisine sormuşlar; —Sen niçin dirileri bırakıp da ölülerle beraber oluyorsun? Şu cevabı vermiş; —Ellerinden, dillerinden emin olduğum için! Bir mecliste erbabı tarik toplanmışlar, esma ve zikirden bah¬sediyorlarmış: Mevleviler: —Biz, bir oturuşta şu kadar bin kelimei tevhit çekeriz. Maksiler: —Biz, bir oturuşta şu kadar bin lafzai celal çekeriz. Kadiriler: —Biz, bir oturuşta şu kadar bin (Yâ hayy yâ kay yum) çe¬keriz. Derken, sıra Bektaşi'ye gelmiş: —Siz ne kadar çekersiniz? diye sormuşlar. Bu mübarek zatın cebinde meğer bir şişe saklı imiş. Hemen çıkarmış: —Biz, ayakta iken bunu birden çekeriz, eğer oturacak olur¬sak, haddini, hesabını Tanrı bilir demiş. **** Bir Bektaşi ile bir hoca efendi, ellerini açarak Allaha dua ediyorlarmış. Hoca: —Aman ya Rabbi, bana iman nasip eyle! Bektaşi: —Aman ya Rabbi, bana bir şişe dem ihsan eyle! demişler. Gayriyeti bi nâm ü nişan eyle İlâhi! Hocanın canı sıkılmış: —Be zındık adam! Allah tan iman istesene, öyle zıkkım iste¬nilir mi hiç? Bektaşi, hiç istifini bozmadan: —A hocam, niçin kızıyorsun. Senin imanın yokmuş. Allahtan iman istiyorsun. Benim de demim yok, dem istiyorum. Vermemek sânından mıdır? Bir Bektaşi, seyahat ederken bir kasabaya uğramış. Çarşıyı dolaşırken, sağı, solu koklayarak, meyhanenin neresi olduğunu öğ¬renmek istermiş- Bir mahalden alkol kokusu duyunca hemen ka¬pıdan içeri girmiş. O esnada bir hoca efendi ile meyhaneci ayakta konuşuyorlarmış. Rakı varillerini gören Bektaşi, onlara selam ver¬meden büyük bir fıçının yanına gıderek: Selâmünaleykum Fıçı Baba! Demiş ve binliğini doldurmaya başlamış. Hocanın bu işe canı sıkılarak: —Behey zındık, bizim gibi Müslümanlara selam vermeyip de, o zıkkım fıçısına selam vermek revayı hak mıdır? ~A hocam! Niçin darılıyorsun. Bu fıçının içinde binlerce kilo rakı var. meskut bir halde bekliyor ve hiç sırrını fâş etmiyor. Maa¬zallah! Bundan sana yüz gram içirseler, içindeki bütün şeytaneti dışarıya vurursun, insaf et bir kere... Sana mı, yoksa Fıçı Babaya mı selam yaraşır? Bir Bektaşi dervişine sormuşlar: ~~Oğlunuzun ismini niçin Hüseyin koydunuz? Vakayı Ker-bela'dan senin haberin yok' mu? Ya oğlunuzun başına da böyle bir hal gelirse? Erenler, omzunu silkerek şu cevabı vermiş: ~~Yezit gibi yaşamaktansa, Hüseyin gibi can vermesi daha iyidir. Bir Bektaşi dervişine sormuşlar: ~~Oğlunuzun ismini niçin Hüseyin koydunuz? Vakayı Ker-bela'dan senin haberin yok' mu? Ya oğlunuzun başına da böyle bir hal gelirse? Erenler, omzunu silkerek şu cevabı vermiş: ~~Yezit gibi yaşamaktansa, Hüseyin gibi can vermesi daha iyidir. iyi hesap köye yeni gelen imamın yanlış hesabı yüzünden o yıl ramazan 29 günçekmiş. ertesi yıl 27 güne düşmüş. hemen imama koşmuş Bektaşi: ''Allah uzun ömürler versin,'' demiş ''sağlıkla , neşeyle 27 yıl daha kalın başımızda,'' ''Eksik olma baba,'' demiş imam. '' Ama durup dururken nedir bu iltifat?'' 'Aman hocam,'' demiş 'Siz geldiniz iki gün eksildi ramazan. 27 yıl daha kalırsanız otuzundanda kurtulacağız büsbütün.'' hayvan tekmesi Bektaşi'nin birine bir adam durup dururken bir tekme atar. Bektaşi ses çıkarmaz. Görenler: 'Niçin karşılık vermedin?'' diye sorunca, şu yanıtı verir: '' sizi bir hayvan tekmelemiş olsa ne yapabilirdiniz?'' Bir Bektaşi dervişine sormuşlar: ~~Oğlunuzun ismini niçin Hüseyin koydunuz? Vakayı Ker-bela'dan senin haberin yok' mu? Ya oğlunuzun başına da böyle bir hal gelirse? Erenler, omzunu silkerek şu cevabı vermiş: ~~Yezit gibi yaşamaktansa, Hüseyin gibi can vermesi daha iyidir. Bir hırsızı asıyorlarmış. Mevlâna: —Hırsızlıktan adam asılmaz, demiş. Hırsızlığın bir değil, beş değil, ömrü boyunca devam ettiğini söylemişler. Hemen Mevlâna, fju hırsızın elini sıkarak tebrik etmiş. Sebebini soranlara: —Bu adam mesleğinde sebat etmiş. Yazıklar olsun sizlere ki, dervişlikte sebat edemediniz! demiş. |
| |
| | #2 |
| Er Katılım Tarihi: Nov 2008 Yaş: 19
Mesajlar: 14
| HARİKAYAAA TEŞEKKÜRLER |
| |
| Konu Araçları | |
| |