ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Menkıbeler


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 20-06-2007, 13:11   #91
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Ziyarete mani mal
Kays, herkese çok ihsanda bulunan, isteyenlere borç para veren cömert bir zattı. Bir gün hastalanır. Ancak tanıdıkları ziyaretine gelmez. Merak eder, sonunda öğrenir ki, kendisine borçlu olanlar, utandıkları için gelemiyorlarmış.

Bunun üzerine (Dostlarımı utandıran, ziyaretten men eden malı Allah kahretsin!) der. Daha sonra bir tellal çağırtıp, her yeri dolaşıp (Kaysın kimde alacağı varsa bağışlamıştır, hakkını helal etmiştir) demesini ister.

İlandan sonra Kaysın ziyaretine o kadar çok insan gelir ki, izhidamdan evinin merdiveni kırılır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:11   #92
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Cimri ve kelle
Cimrinin canı çok çekmeden et yemezdi. İsteği artınca da hizmetçisine bir kelle aldırırdı.
(Niçin yaz kış, et yerine pişmiş kelle alıyorsun?) diye sorduklarında derdi ki:
Kellelerin fiyatını bildiğim için hizmetçi aldatmaz, et olsa, pişirirken yiyebilir. Ben anlayamam. Fakat kellenin bir gözü, bir kulağı eksik olsa anlarım. Sonra kellenin pişirme masrafı da yoktur. İşte bunun için kelleyi tercih ederim.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:12   #93
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Sen kardeşin gibi olamazsın
Hatem-i Tai, sadaka-i cariye olarak, yolcular için bir misafir odası yaptırdı. Misafirlerin kolay görülmesi için de kırk tane pencere yaptırdı. Hatem öldüğü zaman kardeşi "Ben kardeşimin yaptığının aynısını yaparım, onun gibi cömert olurum" dedi. Bir gün bir yolcuya, pencerenin birinden bir lira verdi. Yolcu diğer bir pencereden de bir şeyler istedi. O da yine verdi. Yolcu, üçüncü pencereden sonra, dördüncü pencereye gelince, Hatem�in kardeşi, kızıp köpürdü. Yolcu, "Senin kardeşin her gün bu pencerelerin hepsinden bana ihsanda bulunurdu. Halbuki sen bir günde dördüncü defada kızmaya başladın. Sen kardeşin gibi olamazsın" dedi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:12   #94
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Bu rüya galip geleceğinize işarettir
Sultan Ahmed Han, tahta çıktıktan bir süre sonra bir rüyasında, Macaristan kralı ile mücadele ederken sırtüstü yere düştüğünü, kralın da üstüne çıktığını gördü. Padişahın bu rüyasını gerek sarayda gerekse saray dışında makul bir yoruma bağlayan çıkmadı. Bunun üzerine padişaha bu rüyasını Üsküdar'da oturan, Aziz Mahmud Hüdayi'ye yorumlatması teklif edildi.

Sultan Ahmed rüyasını bir kağıda yazıp cevaplandırması isteğiyle Aziz Mahmud Hüdayi'ye gönderdi. Şeyh hazretleri, hükümdarın adamını dergahının kapısında karşıladı, elindeki mektubu aldı daha okumadan "Cevabı burada" deyip kendi mektubunu verdi ve geri çevirdi.

Hüdayi hazretleri, padişahın rüyasını şöyle yorumlamıştı:
İnsanın rüyasında rakip karşısında sırtüstü yere düşmesi, gerçek hayatta ona galip geleceğine işarettir. Sırt insanın en kuvvetli yeridir. Toprak da en kuvvetli dayanaktır. Bu ikisi birleşince kuvvet üstüne kuvvet doğar. Kısaca bu rüya İslam'ın kâfirlere galebe edeceğine alamettir.

Sultan Ahmed, bu mantıklı ve müjdeli yorumu yapan Şeyhe karşı içinden bir sevgi ve yakınlık duydu, işte bu sevgi ve yakınlık büyük bir dostluğun başlangıcı oldu. Rüya da tabir edildiği gibi çıktı.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:12   #95
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Hakiki âlimlerin hâli
Sultan Ahmed Han, bir gün kendine uygun gördüğü bir hediyeyi şeyhi Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine gönderdi. Ama Şeyh hazretleri kabul etmedi. Elbette bu kabul etmeyiş, sultana karşı bir tavır anlamına gelmiyordu. Büyüklerden çoğu prensip olarak hediye kabul etmezdi.

Sultan Ahmed, şeyhinin kabul etmediği hediyeyi yine bu devrin maneviyat ulularından Abdülmecit Sivasi'ye gönderdi, o kabul etti. Kendisine, padişahın aynı hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi'ye sunduğu ama kabul etmediği de hatırlatıldı. Sivasi hazretleri büyüklere yakışır bir tutum ortaya koydu:
"Şeyh Hüdayi bir karga değildir ki leşi kabul etsin" dedi.

Aziz Mahmud Hüdayi'ye de, "Sizin kabul etmediğiniz hediyeyi Şeyh Sivasi kabul etti" dediler. Onun tepkisi de şöyle oldu:
"Onun için hiç bir sakıncası yoktur. Çünkü o öyle büyük bir umman büyük bir deniz ki bir parçacık çamurun kendini bulandırmayacağını bilir."
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:13   #96
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Korkarım ki toprak beni kabul etmez
Sırrı Sekati hazretleri bir gün sohbeti anında talebelerine, (30 yıl önce dediğim bir elhamdülillah yüzünden, 30 yıldır tevbe istiğfar ediyorum) deyince, talebeler şaşırdı, (Efendim bu nasıl olur?) diye sordular. Şöyle anlattı:
Dükkanların bulunduğu çarşıda yangın çıkmış, bütün dükkanlar; terlikçiler, örücüler, elbiseciler nerdeyse tamamen yanmış. Bunu bana gelip haber verdiklerinde, senin dükkana bir şey olmamış dediler. Ben de gayri ihtiyari (elhamdülillah) dedim. Sonra kendi kendime, din kardeşlerinin malı mülkü yansın, seninki kurtuldu diye sen hamd et, bu nasıl Müslümanlık diyerek çok üzüldüm, ağlayıp çok tevbe ettim. Dükkanları yanan din kardeşlerime benzemek için, dükkanımdaki bütün malları fakir fukaraya dağıttım. 30 yıldır da tevbe ediyorum, hâlâ vicdan azabından kurtulamadım. Ben ölünce beni ıssız bir yere gömün, korkarım ki toprak beni kabul etmez, dostlarım arasında utanırım.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:13   #97
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Sorumluluk yükleyin
Vaktiyle her türlü maddi imkana sahip olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakınan bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü. Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu. Bir gün hükümdar, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi. Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de söyledi.

Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiç bir çözüm gelmedi. Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi. Üzgün, dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla bir süre ahbaplık etti. Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna, "Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum" dedi. Bilge kabul etti.

Bilge, karşılaştığı olaylarla kafası meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir keçi yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi. Aşağı inip onu kurtarmadıkça kendi kendine kurtulması da mümkün değildi. Bilge küçük çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi. Bu amaçla uçurumun dibine indi. Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı. Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı. Ama bilge yılmadı. Uğraştı, didindi, zorlandı ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı. Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar verdi ki başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi terk etmekte oluşunu unuttu.

Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına sebep oldu. Şöyle düşündü:
"Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunup onu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, eften püften olayları kafasına takmak diye bir şey söz konusu olamaz."

Bu gerçek herkes, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir. Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu:
"Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını, hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin. Can sıkıntısının, yaşamaktan şikayet etmenin ana sebebi başıboşluktur. Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o ölçüde can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadele ve azmi o derece artacaktır."
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:14   #98
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Sultan Süleyman'ın sandık vasiyeti
Kanuni Sultan Süleyman Hanın, vefat ettiğinde yerine getirilmesini istediği bir vasiyeti vardı. Bu vasiyet, şahsına ait özel küçük bir sandığın kendisi defnedilirken mezarda yanına konmasıydı.

Hayatı seferlerde geçen Sultan Süleyman yine bir seferde iken vefat etti. Cenazesi İstanbul'a getirilince derhal defin işlemlerine başlandı. Bu vasiyeti üzerine sandık meydana çıkarıldı ve hazır tutuldu.

Büyük hükümdarın cenaze töreninde şüphesiz bütün devlet erkanı hazır idi. Şeyhülislam Ebussuud efendiye, Sultan Süleyman�ın böyle bir vasiyeti bulunduğu söylendi. Ebussuud efendi "Zinhar böyle bir vasiyeti yerine getirmeyesiz, dini mübine yani İslam'a uymaz� dedi.

Nihayet vasiyetin yerine getirilmemesi kararlaştırıldı. Küçük sandık mezara konulmadı ama içinde ne vardı, dünyanın en büyük hükümdarının mezarına konmasını istediği şey neydi? Herkesi bunun merakı sarmıştı. Bu vasiyet yerine getirilmediğine göre sandık açılmalıydı. Nitekim öyle yapıldı. Sandığın içi, Kanuni'nin yapacağı işlerin, vereceği kararların dine uygun olup olmadığı hakkında Şeyhülislamdan aldığı fetvalarla dolu idi. Bunun üzerine Ebussuud efendi, "Hey büyük sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz nasıl bunun altından kalkacağız bakalım" diye ağladı.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:14   #99
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Terbiye yaratılışa bağlıdır
Hükümdarlardan biri vezirine oğlunun hocasından yakınıyordu:
- Ben istiyorum ki oğlum ilim öğrensin, benim yerime iyi bir hükümdar olsun, o ise devamlı müzikle, sazla sözle meşgul. Demek ki hocası buna iyi bir yön veremiyor.
Vezir der ki:
- Hükümdarım hocanın elinde bir şey yok. Çocuğun kabiliyeti neye ise hocası ancak onda ilerlemesine, olgunlaşmasına yardım edebilir. İnsanın tabiatı değiştirilemez. Terbiye yaratılışa tâbidir.

Hükümdar, terbiye ile yaratılışa yön verebileceğini iddia ediyordu. Bunu ispat için bir akşam sarayında bir eğlence düzenledi. Bu eğlence sırasında eğitilmiş kedilerin bir gösterisi de yer aldı. Bu kediler, sırtlarında, bir tabak içinde yanan mumları taşıyorlar ve onları düşürmüyorlardı. Hükümdar vezire bu kedileri göstererek dedi ki::
- Görüyorsunuz, terbiyenin nelere gücü yetiyor.

Vezir karşılık vermedi. Yeni bir eğlence gecesini bekledi. Bir başka gecede düzenlenen eğlenceye gelirken yanında gizlice bir kaç tane fare getirdi. Kediler gösteriye başladığı zaman bu fareleri kedilerin ortasına doğru salıverdi. Fareleri gören kediler sırtlarındaki tabağı, mumu unutup farelerin peşine takıldılar. Mumlar, tabaklar hepsi bir yana yuvarlandı. Yanan mumlardan yerdeki halılar tutuştu. Ortalık bir anda ana-baba gününe döndü. Tam bu esnada vezir padişaha yanaşıp iddiasını ispatlamanın gururuyla şöyle dedi:
- Gördünüz mü padişahım terbiye yaratılışa tâbidir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:15   #100
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Böyle ucuz saltanat bize lazım değil
Laleli Camiini Sultan 3.Mustafa (Padişahlığı 1757-74 yılları arasıdır) yaptırmıştır. Sultan Mustafa bu camii yaptırırken çevrede Laleli Baba namında evliya bir zatın yaşadığını öğrendi. İçinde bu zatla görüşmek, söz ve sohbetinden yararlanmak arzusu doğdu. Cami inşaatını denetlemeye geldiği bir gün Laleli Baba ile görüşmek istediğini bildirdi. Laleli Baba'ya padişahın kendisini ziyaret etmek istediği haberi ulaştırıldı, o da buyur etti. Padişah Laleli Baba'nın sohbetinden gerçekten memnun kaldı. İçinde Laleli Baba ile daha sık görüşme arzusu uyandı. Ayrılacağı sırada bir soru sordu:
- Efendi hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir acaba?
Laleli Baba cevap verdi:
- Bu dünyada en değerli şey yiyip içtikten sonra sıkıntısız biçimde def-i hacetini yapabilmektir.

Hükümdar bu cevaptan pek hoşnut olmadı. Başından beri hikmetli konuşmalarıyla herkesi etkileyen bir zata bu cevabı pek yakıştıramadı. Hatta bu cevabı biraz kaba bile buldu. Bundan sonra bir şey konuşulmadı, hükümdar maiyetiyle beraber saraya döndü. Padişahın kalben yaptığı bu itiraz Laleli Baba�ya malum oldu, (Yakında görürüz, demek illâ yaşaman lazım) anlamında tebessüm etti.

Ziyaretin ertesi günü padişah şiddetli bir kabızlığa yakalandı. Bir türlü kurtulamıyordu. Sarayın bütün ilgilileri ve hekimbaşı seferber oldular, bilinen bütün ilaçları uyguladılar, fayda etmedi. Padişah kıvranıyordu. Nihayet hatasını anladı, bu hâlin Şeyhin sözüne itirazdan dolayı başına geldiğini anladı. Derhal adamları ile şeyhin yanına gitti. Hata ettiğini söyleyip, kendisini affetmesini rica etti.

Şeyh, "Karşılık olarak ne vereceksiniz?" dedi. "Senin bölgende yaptırdığım o camii sana hibe edeceğim", "Yetmez" dedi Şeyh. Sultan Mustafa daha bir çok şeyler ekledi, Şeyh, �Bunlar yetmez� diyordu. En sonunda, "Seni affederim, bu halden de kurtulursun ama, karşılığında saltanatı [hükümdarlığı] isterim, yoksa kendin bilirsin" dedi.

Padişah kem küm etti ama çaresi yoktu, bir an önce kurtulmak istiyordu, �O da senin olsun" dedi.
Şeyh dua etti, sırtını sıvazladı, "Haydi git Allah'ın izniyle kurtulacaksın" dedi. Padişah gerçekten kurtuldu ve çok rahatladı. Fakat saltanat da elden gitmişti. Rahatladı ya, yine daha kötüsü başına gelebilirdi. Saltanatı teslim etmek üzere adamları ile geldi.
Laleli Baba sultanın haline bakıp dedi ki:
"Bir saltanat ki bir def-i hacete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat bize lazım değil, al yine senin olsun. Bize sadece caminin adı yeter."
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 18:57


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats