ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Menkıbeler


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 20-06-2007, 13:15   #101
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Bu kemiği hazineler tartamaz
Halinden çok fakir olduğu anlaşılan bir adam, oltayla balık tutuyordu. Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu gariban adamla ilgilendi ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim" dedi. Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, "Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı" diyerek onu da alıp saraya döndüler.

Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti. Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar. Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu. Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi. Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu.

Bunda bir sır olduğunu anladılar. Âlim bir zat çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular. O mübarek zat kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu:
"Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur. Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine tartamazsınız, yerinden oynamaz. Çünkü doymaz. Ama bir avuç toprak bunu doyurur."

Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:15   #102
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Padişahımız ölünce ödersiniz
İyi kalbli bir vezir, yoksul ve muhtaçlara devlet hazinesinden borç para veriyor, borç alanlar, "Bunu ne zaman geriye ödeyeceğiz?" diye sorduklarında, "Padişahımız ölünce ödersiniz" diye cevap veriyordu.

Bu duruma şahit olan birisi Padişaha gidip, "Efendimiz, sizin veziriniz devletinizin hazinesinden muhtaçlara borç para veriyor, vadesini de sizin ölümünüze bağlıyor. Demek ki niyeti kötü, sizin bir an önce ölmenizi istiyor, siz ölünce de paraları zimmetine geçirecek" diye gammazladı.

Bu gammazlık üzerine padişah ister istemez endişelendi. Kıymetli bir veziri böyle şey nasıl yapabilirdi. İnanılır gibi değildi. Kendisini çağırıp bunun sebebini sordu. Vezir dedi ki:
"Padişahım, söylenenler doğrudur. Ben hazineden muhtaçlara borç para veriyor, vadesini de sizin ölümünüze bağlıyorum. Ama bunu sizin ölmenizi değil, tersine daha çok yaşamanızı istediğim için yapıyorum. Bilirsiniz ki her borçluya borcunun vadesi kısa gelir, vade dolmasın diye bakar, bunun için dua eder. Bu demektir ki borçlarını siz ölünce verecek olanlar, borçlarının vadesi dolmasın diye sizin ölmemeniz için dua edeceklerdir. Allah katında en makbul dualardan biri de borç altındaki kullarının duasıdır. Benim de maksadım ömrünüzün uzunluğu, sağlık ve afiyetinizdir."
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:16   #103
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Günah hastalığının ilacı
Bayezid-i Bistami hazretleri bir gün akıl hastanesinin önünden geçerken birinin tokmakla bir şeyler dövdüğünü görüp sordu:
- Ne yapıyorsun?
- Delilere ilaç yapıyorum.
- Benim hastalığıma da bir ilaç tavsiye eder misin?
- Nedir hastalığın?
- Günah işlemek.
- Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilaç hazırlıyorum.

Tam bu sırada konuşulanları duyan bir deli, Bayezid-i Bistami hazretlerine seslendi:
- Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim. Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhid tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz.

Bistami hazretleri, (Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler) deyip oradan ayrıldı.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:16   #104
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Sakın bu işten ayrılma
Mübarek bir zat, önceleri faizcilik yapıyordu. Borcunu ödeyemeyenlerin neyini bulursa alırdı. Bir gün alacağını almak için bir eve gitti. Evde sadece kadın vardı. Kadın, verecek paramız yok deyince, ben anlamam ne varsa götüreceğim, dedi. O sırada evde sadece, bir hayvan kellesi vardı. Kadın bunu teklif etti, başka bir şeyimiz yok dedi. Olsun, ne götürürsem kârdır dedi, kelleyi alıp evine götürdü.

Hanımına, şunu pişir de yiyelim, dedi. Kadın tencereye koydu, kaynattı kaynattı bir türlü pişmedi. Sonunda kapağını açıp baktı ki, tencere ağzına kadar irin ile dolu. Hemen faizci kocasını çağırıp, şuna bir bak dedi. Kocası gelip bakınca çok üzüldü, demek ki büyük bir yanlışımız var, yaptığımız iş herhalde çok kötü bir iş, deyip tevbe etmeye karar verdi.

Hemen evden çıktı. Giderken sokakta oynayan çocuklar bunu görünce, çekilin çekilin faizci amca geliyor, üzerimize ayağındaki zulmet tozları bulaşmasın, diyorlardı.

Gidip, bir Allah dostuna olup bitenleri anlattı. Huzurda tevbe-i nasuh yaptı. Dönüşünde, aynı çocuklar bu defa, tevbekâr amca geliyor yanına yaklaşalım da, ayak tozlarından bereketlenelim, diyorlardı.

Evine gelince, hanımına, evde ne var ne yok hepsini dağıtalım, hiçbir şey kalmasın. Faizcilikten bir şey kalmasın. Çünkü, az da olsa pislik, karıştığı şeyin tamamını necis eder. Bir damla da olsa, zemzeme karışan necaset onu zemzem olmaktan çıkartır, dedi.

Her şeyini dağıttıktan sonra, her gün Dicle kenarına gidip, ağlayıp tevbe ediyor, akşama kadar namaz kılıyordu. Hanımına da bir işe girdim. Ücretimi hafta sonu verecek diyordu. Hafta sonu geldi. Eve gidip ne diyecekti. Çok ağlayıp, dua etti, (Ya Rabbi, faizcilikten kurtuldum, yalan da haram, beni hanıma karşı yalan söylemeye mecbur etme. Bana yardım et) diye yalvardı. Eve geldiğinde mis gibi yemek kokuları ile karşılaştı.

Eve girdiğinde, hanımı neşe içinde kendisini karşıladı ve (Allah ondan razı olsan, ne iyi sahibin [işverenin, patronun] varmış, çuvalla, yiyecek, et gönderdi. Onları pişirdim, sakın bu işten ayrılma) dedi. Hanımı sonra da, şunu ilave etti, bunları getirenler, �Kocan çalışmasını artırırsa biz de yiyecekleri artıracağız� dediler. Adam kendi kendine mırıldandı, �Ah bir adam olabilsem, daha iyi çalışabilsem daha neler verirdi neler....�
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:17   #105
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Sen niçin ağlıyorsun?
Hasan-ı Basri hazretlerine bir zat gelip, (Benim bir kızım var, gece gündüz ağlamaktan gözleri kör oldu. Çaresi yok mu?) diye yalvarıp ağladı. Hasan-ı Basri hazretleri üzüldü, kalkıp eve geldiler. Kıza niye ağladığını sordu. Kız dedi ki:
(Efendim, ben Rabbime aşığım. Ona aşkımdan ağlıyorum. Dilimden ve halimden anlayan yok. Siz olmasaydınız bunu yine söylemezdim. Kör olan gözlerim için de üzülecek bir durum yok. Eğer bu gözler yarın ahirette Allahü teâlâyı görebilecekse Ona binlerce göz feda olsun, hiç kıymeti yok. Eğer ahirette bu gözler yüce Rabbimi görmeye layık değilse, ben onları niye göz diye taşıyayım? Ahirette de kör olacaklarsa, dünyada iken de kör olup gitsinler.)

Hasan-ı Basri hazretleri, (Aynen devam evladım, hiç üzülme, Peygamber efendimiz �Kişi sevdiğiyle beraber olacaktır� müjdesini verdi) deyip ayrılırken, (Biz buraya nasihatçi ve hekim olarak geldik, şifa telkin edecektik. Halbuki nasihatçi ve hekimi bulmuş olarak gidiyoruz) dedi..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:17   #106
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Hiçbir edepsiz Allah'ın veli kulu olamaz
Bayezid-i Bistami hazretlerine sevenlerinden birkaçı, (Filan şehirde âlim evliya bir zat var, ziyaret edelim) diye ısrar ettiler. Sonunda bunları kırmamak için razı oldu, o zatı görmek için yola çıktılar. Nihayet o zatın bulunduğu şehre geldiler. Camiyi sorup, o yöne doğru yürüdüler. Tam camiye 200-300 metre kalmıştı ki o zatı caminin önünde gördüler. Hemen, (İşte efendim, o mübarek zat, şu gördüğümüz kimse) diye söylediler. O zat o anda yere tükürdü. Bunun üzerine Bayezid-i Bistami hazretleri (Geri dönüyoruz, görüşmeye lüzum kalmadı) dedi. Sevenleri ısrar etti, (Efendim bunca yolu kat ettik, o mübarek zat da şu, görüşmeden nasıl geri döneriz) dediler. Fakat ısrarları fayda vermedi. Sevenleri yine (Âlim ve evliya zattır, bir görüşsek) diye ısrar edince, Bistami hazretleri buyurdu ki:
(O kimse, evliya ve âlim olamaz. Kıble tarafına tükürdü. Bu adam Resulullaha karşı lazım olan edeplerden birini gözetmedi. Veli olmak için lazım olan edepleri de gözetemez. Hiçbir bi edeb, vasılı ilallah olmamıştır. Yani hiçbir edepsiz Allahü teâlânın veli kulu, sevgili kulu olamamıştır.)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:18   #107
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Müşrikler de göze tâbi olmuşlardı
Bir molla, bir Mürşid-i kâmilin sohbetinde bulunmak, ona talebe olmak için gelmişti. Onun namaz kıldırdığı mescide geldi. O anda Mürşid akşam namazını kıldırıyordu. Molla, Mürşidin okuduğu Fatiha suresini beğenmedi, kendi öğrendiği şiveye uygun değildi. (Boşuna zahmet edipte tâ uzak yerlerden bunu ziyarete geldim. Tecvidi bilmeyen, farzı haramı nereden bilsin? Böyle Mürşid-i kâmil mi olur) diye düşündü ve hiçbir şey söylemeden ertesi günü yola çıktı.

Yolda giderken karşısına birkaç aslan çıktı. Korkusundan hemen geri döndü. Ama, aslanlar, yavaş yavaş bunun peşine takılarak geliyorlardı. Korku ve heyecanla koşar adım kaçarak talebeleriyle oturan Mürşidin, yanına geldi. Aslanlar da iyice yaklaşmışlardı. Mürşid, hemen aslanlara doğru yürüdü. Aslanlar hareketsiz halde huzurunda boyun eğip bekliyorlardı. O mübarek zat gelip onların kulaklarından tutup (Size benim misafirlerime dokunmayın, onları korkutmayın demedim mi) dedi. Aslanlar da çekip gitti.

Şaşkın halde bakan mollaya, (Bizim Fatihamızda yanlış arayacağınıza, kendi yanlışınızı düzeltmeye çalışsaydınız dahi iyi olmaz mıydı?) dedi. Sonra, otur hele diyerek, ona ve talebelerine şunları söyledi:
Kimse kendisini bir şey zannetmesin. Bu din edep dinidir, bu din tevazu dinidir. Bu din Allah ve Resulünün aşkıyla yanma dinidir. Onu bunu ölçme, onunla bununla uğraşma dini değildir, kendinle uğraşma dinidir. Acizliğini anlamanı, önce kendini düzeltmeni isteyen dindir. Kendine itaati red eden, bir mürşid-i kâmile tâbi olmayı emreden dindir. Zira o büyükler Allah Resulünün vârisleridir. Büyüklerin zahiri cahilin zehiridir. Cahil zahire bakar zehirlenir gider. Müşrikler de böyle yapmıştı. Allah Resulünü, Abdullah�ın yetimi diye görmüşlerdi. Mala mülke bakmışlardı. Efendimiz aleyhisselamın herkes gibi yiyip içmesine gezmesine alış veriş etmesine konuşmasına bakmışlardı. Kendileriyle, bildikleri ölçülerle mukayese ettiler. Yani gözlerine ve kıt akıllarına tâbi oldular. Biz sana niye iman edelim dediler. Halbuki, Hz. Ebu Bekir de baktı, ama Onu Allah Resulü olarak gördü, (Ne güzelsin ya Resulallah, nurun âlemleri kaplamış. Seni bize Peygamber olarak gönderen yüce Rabbimize hamd olsun. Sana iman etmemi ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim) dedi. Bir başka zamanda da, (Her şeyimi, bütün iyiliklerim ibadetlerim dahil her şeyimi, Resulullah efendimizin bir sehvine, yani yanılmasına değişirim) dedi. Hâşâ boşuna Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmadı. İlim budur, edep budur, sıddıklık budur.

İnsanlar arasında yere tükürerek edepsizlik eden bir müslümanın şahitliğini kabul etmeyen bir din, bir edebe riayet etmeyene evliyalık yolunu kapatan bir din, nasıl olur da, harama helale, mekruha, tecvide dikkat etmeyene veya bilmeyene evliyalık yolunu açar? Bu yolda önce ilim gelir, sonra hâl. İlimsiz hâl olur mu? İlimsiz evliyalık, mürşidlik olur mu? Bu Mürşid evliya ama, âlim değil demek ne kadar yersiz, ne kadar cahilce bir söz. Dinde sayısız mesele var. Şeytanın nefsin sayısız hilesi var. Bunları bilmek, ilimle olur. Papağan gibi birkaç şey ezberlemekle insan kendisini ne zanneder. Bir kaya kovuğunda ilişmiş kalmış bir böcek de, yerleri ve gökleri, bu delikten ibaret sanır. Bir elmanın içindeki çekirdeği yiyen bir kurt da, ben bütün elmayı ve elma ağacını yedim diye zanneder. Bunların böyle zannetmelerinin ne kıymeti var?

Büyükleri yani Resulullahın vârislerini imtihan etmek, ölçmek, müşriklik özelliğidir. Ölün yitin bu belaya düşmeyin. Müşrikler de Resulullah efendimizi imtihan ettiler, şunla bunla ölçtüler. Ancak Cehennemin dibini boyladılar. Bu büyükleri sevenler, tâbi olanlar, Peygamber efendimiz zamanında yaşasalardı eshab-ı kiram olurlardı. İnkâr edenler, reddedenler, o zaman yaşasalardı Ebu Cehil gibi olurlardı.
Tekrar edeyim ki, ölün yitin sürünün ama, sakın bu belaya düşmeyin.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:18   #108
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Zaferi siz mi kazandınız, Allah mı ihsan etti?
Gazneli Sultan Mahmud Han, İslam�ı yaymak için Hindistan'a 18 sefer düzenlemişti. Bu seferlerden birinde çok şiddetli bir direnme ile karşılaşınca, zafere kavuşacağından şüpheye düşmüştü. Tam bu zor durumda iken Allahü teâlâya şöyle yalvardı:
"Ya Rabbi, bu savaştan galip çıkarsam, şahsıma düşecek bütün ganimetleri yoksullara dağıtacağım."

Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kıymetli ganimetlere sahip oldu. Gazne'ye döndüklerinde kendine düşen bütün ganimetleri yoksullara, muhtaçlara dağıtmaya başladı. Fakat bazı vezir ve komutanlar araya girip, "Aman Sultanım ne yapıyorsunuz, bunca değerli ganimetler, altınlar, inciler dağıtılır mı? Hem onlar bunların kıymetini bilmez" diyorlardı.

Sultan Mahmud bunu Allahü teâlâya verdiği sözün gereği olarak yaptığını, kendisi için bir adak olduğunu söyledi ise de, adamları yine ısrar edip;
"Önemsiz olanları dağıtın, değerli olanları hazineye ayırın, bütün memleketin bunlara ihtiyacı var, sevabı ise belki daha çok olur" dediler.

Sultan Mahmud düşündü. Âlim bir zata durumu anlatıp fikrini sordu. O büyük zat şöyle dedi:
"Sultanım bunun çaresi kolay. Eğer Allah�ın izni olmadan zaferi siz kazandıysanız, bir daha Ondan bir isteğiniz olmayacaksa sözünüzde durmanız gerekmez. Ama bu zaferi size Allahü teâlâ ihsan ettiyse, yine Ona ihtiyacınız olacaksa, verdiğiniz sözde durmanız, adağınızı yerine getirmeniz, ganimetleri yoksullara dağıtmanız gerekir."

Sultan Mahmud tevbe etti, (Zaferi elbette Allahü teâlâ ihsan etti) dedi, sözünü yerine getirdi, kendine düşen ganimetlerin hepsini yoksullara dağıttı.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:18   #109
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Vesikasız köşke oturmak
Bir gün kadıncağızın biri Belh padişahına gelir, (Ben seyyideyim, çoluk çocuğum var, bize kalacak bir ev ver) der. Padişah, (Vesikan var mı?) diye sorunca, kadıncağız kızıp bir Mecusi�ye gider. Ona da aynı şeyleri söyler. Mecusi hay hay der. (Hz. Muhammed�in torunları gelir de boş çevrilir mi hiç, al sana ev, al sana hizmetçi) der.

Belh padişahı o akşam rüyasında Peygamber efendimizi görür, köşkler görür. Resulullaha (sallallahü aleyhi vesellem) gider. (Ya Resulallah, bu köşkler kimin?) der. O da, (Müslümanların) buyurur. Belh padişahı, (Ben de Müslümanım) deyince, Resulullah efendimiz (Vesikan nerede?) buyurur.

Bu rüya üzerine Belh padişahı uyanır. Belh şehrinde o seyyide hanımı arar ve Mecusi�nin evinde bulur. Belh padişahı Mecusi�ye (Ben ona ev vereceğim) der. Mecusi, (Geçti artık) der. Ben bu seyyide hanım gelince müslüman oldum. O gece rüyamda Resulullahı gördüm. Cennette Müslümanların köşkleri vardı. Peygamberimiz, (Bu köşkler müslümanların, sana vesika sormak yok, geç şu köşke otur) dedi. Seni de gördüm ne olmuşsa, saçını başını yoluyor, vesika vesika diye kıvranıp duruyordun. Sabah rüyamı anlattığım hanımım ve çocuklarım da hepsi müslüman oldular.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:18   #110
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Söyle de sinekler üzerinden gitsinler
İmam-ı Şarani hazretleri, Hükümdar Kayıtbay�ın ziyaretine gider. Sohbet esnasında, hükümdarın üzerine sinekler konar. Bunun üzerine, Kayıtbay�a, (Sen bu ülkenin sultanısın, söyle de sinekler üzerinden gitsinler) der. Kayıtbay, (Ben insanların hükümdarıyım, diğer canlılara hükmedemem, beni dinlemezler) der. Bunun üzerine Şarani hazretleri, sineklere, (Haydi tek sıra halinde uzaklaşın) der, tek sıra halinde, sultanın üzerinde bir tur attıktan sonra, uzaklaşırlar. Bunun üzerine, Kayıtbay, (Sizi tanıyan bir çöpçü, sizi tanımayan bin padişahtan daha iyidir) der.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 18:21


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats