ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Menkıbeler


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 20-06-2007, 13:06   #81
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Sultanım, iki müridim var
Hacı Bayram-ı Veli hazretleri, Sultan II. Murad'ın saygı duyduğu evliyalardandı. Hükümdarın Hacı Bayram'a saygısı o derece büyüktü ki ona mürid olanlardan ilim ve hizmetle uğraşsınlar diye vergi almıyordu. Ama gelin görün ki bütün Ankara halkı Hacı Bayram'ın müridi olduğunu iddia etmeye başladı. Kimden vergi istense "Ben Hacı Bayram'ın müridiyim" deyip işin içinden sıyrılıyordu. Bu durum hükümdara yansıtıldı. Hükümdar Hacı Bayram'a bir mektup gönderip, (Gerçek müridlerinizin sayısını bana bildiriniz, sizin bildirdiğiniz herkes vergiden muaf tutulmak üzere kabulümdür) dedi.

Hacı Bayram-ı Veli hazretleri, kendisine bağlılığın kötüye kullanılmasından üzüldü. Bütün müridlerim (Falan gün falan yerde toplanınız) diye haber saldı.

O gün hemen bütün Ankara halkı bu davete uyarak bildirilen yere akın ettiler. Hacı Bayram hazretleri bir tepeciğe kurdurduğu çadırdan çıkarak kalabalığa sordu:

- Beni seviyor musunuz? Benim yolumda canınızı verir misiniz?

Kalabalık hep bir ağızdan karşılık verdi:

- Elbette seviyoruz. Canımız senin yoluna feda olsun...

Hacı Bayram bunun üzerine, (Bugün bana inananları şu çadırın içinde birer birer kurban edeceğim. Sıraya girip herkes gelsin) dedi. Kalabalıktan bir kişi çıktı. Hacı Bayram onu çadıra aldı. Çadırda önceden hazırlattığı koyunlardan birini kestirerek, kanını çadırdan dışarıya akıttırdı. Dışarıdakiler adamın gerçekten kurban edildiğini sanarak ürperdiler. Hacı Bayram dışarı çıktı, (Bir kişi daha gelsin) dedi. Bir hanım ileri çıktı. O da içeri girince diğerleri çil yavrusu gibi dağıldı, kimse kalmadı.

Hacı Bayram-ı Veli hükümdara cevap yazdı:
(Sultanım, vergiden affedilmek üzere gerçek müridlerimi sormuştunuz. Biri erkek diğeri kadın iki müridim var) dedi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:07   #82
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Sultanlığı nasıl bıraktı
Belh Sultanı İbrahim Edhem, bir gece hanımıyla kuş tüyü yatakta yatarken kendisini rahat hissetmiş olacak ki, (Hatun, Cennette de seninle böyle beraber olsak) dedi. Tam bu sırada sarayın damında bir ayak sesi işitildi. Damda bir adamın gezdiği anlaşılıyordu.

İbrahim Edhem, sinirlenmişti. (Kim bu saatte o damdaki... Ne arıyorsun orada?) diye seslendi. (Devemi kaybettim, onu arıyorum) diye cevap geldi.

Hükümdar, iyice kızmıştı... (Behey şaşkın, damda deve mi olur!) diye haykırdı. Damdaki, dedi ki:
(Ey hükümdar! Damda deve aranmaz da, atlas yataklarda Cennet aranır mı?)

Bu söz hükümdara çok tesir etmişti...

Sabah vezirleriyle görüşürken aklı fikri gece olan bu olayda idi. Bu sırada bahçeden sesler gelmeye başladı. Pencereden bakınca, iri yarı bir delikanlının saray muhafızları ile tartıştığını gördü. Seslenerek onları içeri çağırdı ve gence ne istediğini sordu. Genç sinirle, (Ben hana girmek istiyorum, bunlar bırakmıyor) dedi. İyi ama burası han değil ki, saraydır, ben de padişahım dedi. Genç itiraz etti, hayır han dedi. Peki nasıl han oluyor? Senden önce kim vardı burada? Babam vardı. Ne oldu ona? Göçtü gitti. Ondan önce? Dedem vardı. Ona ne oldu? O da göçüp gitti. Peki efendim, birinin konup birinin göçtüğü yere han denmez mi?

Genç bunu söyleyip, çekip gitti.

Gece damdaki adamın sözleri ve şimdi de bu gencin sözleri iyice canını sıkmıştı padişahın. Hemen av elbiselerini giyinip, kırlara doğru sürdü atını. Bu iki olayın tesirinden kurtulmaya çalışıyordu. Bir ceylan gördü. Bunu kovalamaya başladı. Birkaç saat bununla uğraştı. Sonunda öyle bir yere sıkıştırdı ki, artık ceylanın kaçacağı yer yoktu. Kendi kendine ceylana seslendi, beni çok yordun, şimdi ne yapacaksın, nasıl kurtulacaksın elimden? O anda ceylan, Allahü teâlânın izniyle dile gelip, senin başka işin yok mu, ne istiyorsun benden, beni öldürmek için mi yaratıldın sen, kendi vazifeni yapsana sen) dedi.

Bunun üzerine İbrahim Edhem, okunu yayını atıp tevbe etti. Padişahlığı da bıraktı, bir daha memleketine dönmedi. Gitti, İslam âlimlerine talebe oldu, senelerce ilimle uğraştı. Sonunda İbrahim Edhem hazretleri oldu.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:07   #83
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Tahtıma oturabilir miyim?
Kanuni Sultan Süleyman�ın süt kardeşi Yahya efendi, bir gün atıyla giderken iki tane papaz yolunu keser. Atın yularlarını tutup, Papazlar der ki:
- Ya Şeyh, sizin dininizde ölmüşlerden vergi almak var mıdır?
- Hayır böyle bir şey yoktur.
- Ama sizin sultanınız bizim ölülerimizden bile cizye alıyor bu nasıl oluyor?

Bunun üzerine Yahya efendi hemen padişaha bir mektup yazıp, "Oturduğun o taht sana haram olsun, başına geçsin. Zulmün ölülere bile ulaştı. Bu yaptığın zulüm nedir? Derhal o tahtı terk et" diye çok ağır şeyler söyler.

Koskoca Padişah bu mektubu alır almaz derhal yanındakilerle beraber yola çıkıp Yahya efendinin dergahına gelir. "Abiciğim, hayırdır ne suç işledim acaba?" diye sordu.Yahya efendi, "Daha ne olsun memurların gayri müslim vatandaşların ölmüşlerinden bile cizye alıyor. Böyle zulüm olur mu?"

Padişah hemen yanında bulunanlara sordu ve kayıtların beş senedir yenilenmediğini anladı. Rengi sapsarı oldu. Derhal kayıtları yenilettirdi. Fazla alınanların hepsini iade ettirdi, helallik diledi.

Bu arada da tahta oturmadı, tekrar Yahya efendiye gidip, "Şimdi tahtıma oturabilir miyim?" diye sordu. O da "Git artık nasıl oturursan otur� buyurdu.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:08   #84
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Toprağın altında en fazla ne var
Behlül Dânâ hazretleri, Halife Harun Reşid�e soruyor:
- Toprağın altında en fazla ne var?
- Bunu bilemeyecek ne var, ölü var.
- Hayır, Sultanım ölüler değil feryatlar var. İman ile gidenler, niye daha çok çalışmadık, niye daha çok ibadet yapmadık diye, iman ile gidip, günahkâr olanlar da niye bu günahları işledik diye, kâfirler ise neden küfre sebep olacak işler yaptık diye herkesin feryadını bastırarak, feryat ederler.

İnsanın ahiret hayatı, ölümü ile başlar. Kabirdekilerin feryatlarını insanlar ve cinler dışında herkes duyar. Peygamber efendimiz, (Eğer hayvanlar, ölümden sonra insanların başına gelecek olan dehşetli anı, bilecek olsaydılar, deri kemik kalacakları için, yiyecek et bulamazdınız) buyurdu. Ama insanlar bildikleri halde gaflet içindeler.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:08   #85
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Uyumak daha iyi
Zalim hükümdar, salih bir zata sordu: - İbadetlerden hangisi üstündür? Bana tavsiyeniz nedir? Salih zat dedi ki: - Uykuyu tavsiye ederim. Bir an olsun halkı incitmeyesin! Halk rahat etsin. Senin uyuman, uyanıklığından iyidir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:09   #86
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Ya Rabbi, iman ile ölmemi nasip eyle
Evliyanın büyüklerinden bir zat, hac zamanında insan kılığına girmiş olan İblisi Arafat'ta gördü. Zayıflamış ve benzi solmuş, gözü yaşlı ve kamburu çıkmış, perişan bir haldeydi. Evliya zat, İblisi tanıyıp ona dedi ki:
- Niçin gözün yaşlıdır?
- Ticaret yapmak fikri olmadan, sırf Allah rızası için hac yapmaya gelenlerin, bu arzuları yüzünden diğerlerinin de haclarının Allah tarafından kabul edilmesinden korktum. Onun için ağlıyorum.

- Seni zayıflatan nedir?
- Hacıları getiren atların inlemeden, kişneyerek gelmelerine üzüldüm. Halbuki benim yoluma gidenleri böyle götürselerdi, sevincim çok artardı.

- Peki, benzini solduran nedir?
- Müslümanların ibadetlerine devam etmeleri ve birbirleriyle yardımlaşmalarıdır. Şayet isyanda yardımlaşsalardı, sevincim artardı.

- Seni çökertip, belini büken nedir?
- Kulların, (Ya Rabbi, iman ile ölmemi nasip eyle) diye dua etmeleridir. Halbuki ben onları, kendi ibadetlerini beğendirip veya Allah affeder diye yalan yanlış yaptırıp veya sonra yaparsın diye kandırıp imansız gitmeleri için çalışmaktayım. Allah�a böyle yalvaranların, benim bu iş için çalıştığımı anlamalarından, tedbir almalarından korkuyorum.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:09   #87
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Yalvara yalvara istenen bela
Arkadaşı anlatır:
Evli bir arkadaşım vardı. Çocukları olmuyordu, bunun için de ailece çok üzülüyorlardı, dualar adaklar yapıyorlardı. Çocuk olursa da illâ erkek evlat istiyorlardı. Ben başka şehre göç ettim. Seneler sonra köyüme ziyaret için geldim. Arkadaşımı aradım, hapiste dediler. Çok şaşırdım, o iyi bir insandı, hapse düşecek bir suç işlemez dedim. Doğru dediler, o yine öyledir ama, Allah düşman başına vermesin, bir oğlu var, yıkıp yakar, çalar çırpar. En son, oğlu şarap içmiş, kavga etmiş, birinin kanına girmiş, şehirden kaçmış. Ayırmak için kavgada babası da olduğundan yakalayıp hapse attılar.

Çok şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemedim. Niye böyle hayret ettiğimi sordular; (O, erkek evlat için adaklar yapardı, gece gündüz Allahü teâlâya yalvarırdı, demek ki, bu belayı Allah�tan adaklarla yalvara yalvara istemiş) diye ona hayret ettim.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:09   #88
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Yavuz'un âlimlere verdiği kıymet
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettikten sonra, İstanbul'a geri dönüyordu. Adana civarına geldiklerinde, şiddetli yağmur yağmış, ortalık çamur içinde kalmıştı. Birkaç gece o havalide konakladıktan sonra, yola çıktılar.

İlim adamlarına son derece kıymet veren Yavuz, yanı başında devrin büyük ilim adamlarından Kemal Paşazade ile beraber gidiyorlardı. Bir ara İbni Kemal'in atı tökezleyerek ayağından sıçrayan çamur, Yavuz'un üzerine bulaştı. Bu tökezleme esnasında, hem Yavuz'u ileri geçmiş olmasından, hem de üzerini pislemiş olmasından İbni Kemal korktu.

Bu hadise karşısında Yavuz Sultan Selim adamlarına, �Bana yeni bir kaftan getirin ve bu elbisemin üzerindeki çamurları da sakın temizlemeyin! Âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur benim indimde muhteremdir. Ben öldüğüm zaman bu kaftanımı, kefenimle beraber sarın� dedi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:10   #89
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Yerdeki besmeleye hürmet
Bişr-i Hafi hazretlerinin tevbesi şöyle oldu:
Genç yaşta içkiye müptela olmuştu. Bir gün, yolda sarhoş bir halde giderken, üstünde Besmele yazılı bir kağıt buldu. İçi sızlayıp yerden aldı. Öptü, çamurlarını silip, temizledikten sonra, güzel kokular sürüp, evinde duvara astı.

Gece âlim bir zat bir rüya gördü. Rüyada, ''Git, Bişr'e söyle! (O bizim ismimizi temizledi Biz de onun kalbini temizleriz. O bizim ismimizi büyük tutup yükseğe astı, Biz de onun ismini büyük yapıp, yüksek kullarımın arasına katarız. O bizim ismimize güzel kokular sürdü, Biz de onun şahsını hidayetini kıyamete kadar müslümanlar için güzel kokular saçan yıldız yaptık) denildi. Bu rüya, üç defa tekrar etti.

Rüya gören zat, sabah olunca, Bişr-i Hafi'yi arayıp meyhanede buldu. Bişr, gelen zâta dedi ki:
- Benimle sizin ne işiniz olabilir? Benden ne istiyorsunuz?
- Senin için önemli bir haberim var.
- Kimden bahsedeceksin?
- Allahü teâlâdan �

Bunu duyan Bişr, ağlamaya başladı ve sordu:
- Hâlim malum. Bana şiddetli azap mı yapacak?

O zat, rüyayı anlattı. Bişr arkadaşlarına dönüp şöyle söyledi:
- Ey arkadaşlarım! Beni çağırdılar, bundan sonra bir daha beni buralarda göremeyeceksiniz.
O zatın yanında hemen tevbe etti.

Bu anda ayağında ayakkabı bulunmadığı için, başka zaman da hiç ayakkabı giymedi. Sebebini soranlara, ''Söz verdiğim zaman yalınayaktım, şimdi giymeye haya ederim'' derdi. Ayakkabı giymediği için kendisine ''Hafi'' [yalınayak] denilmiştir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-06-2007, 13:10   #90
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
Varsayılan Ynt: Dini Menkıbeler (Arşiv)

Yüz altın hediyemi versenize
Bir tüccar sahrada bir yerden bir yere giderken, içinde 800 altın olan, altın torbası heybeden düşer kaybolur. Aramalara rağmen bulamaz. Şu özellikte torba kaybolmuştur, bulup getirene 100 altın hediye vereceğim diye ilan eder.

Salih bir genç bu torbayı bulur. Özel dikilmiş torbayı hiç açmadan tüccara götürür verir ve 100 altın hediyesini bekler. Tüccar kendi elleriyle diktiği torbanın hiç açılmadığını görür, kendi elleriyle dikişleri çözer ve içindeki altınları saymaya başlar. Tam tamına 800 altın, yani kaybettiği gibi tam olduğunu görür. Ama bu arada 100 altın hediyeyi vermemek için fesatlık düşünür, gence der ki, tamam sen gidebilirsin. Genç, 100 altın hediyemi versenize der. Tüccar der ki, bu kesenin içinde 900 altın vardı, şimdi ise 800 altın var, yani sen 100 altınını içinden zaten almışsın.

Genç, ben içinde altın olduğunu dahi bilmiyordum, hiç açmadan olduğu gibi size getirdim dediyse de tüccar kabul etmez, sen 100 altını almışsın, daha başka şey vermem der.

Genç, Kadı�ya gider olayı anlatır, kendisine hırsızlık ithamında bulunduğu için davacı olduğunu söyler. Kadı, tüccarı söz konusu torbayla beraber yanına gelmesi için çağırtır.

Tüccar gelir. Kadı�nın, olayı anlat demesi üzerine, gence yalan söylediği gibi, Kadı�ya da yine aynı şekilde anlatır. Torba da önceden 900 altın bulunduğunu, şimdi ise 800 altın olduğunu, dolayısıyla gencin içinden 100 altını almış olduğunu söyler.

Kadı, tüccara, (Genç torbayı açılmamış şekilde mi sana getirdi? Senin diktiğin şekilde mi dikili idi?) diye sorunca, tüccar, (Evet, özel dikmiştim, bu orijinallik bozulmamıştı, kendi ellerimle açtım) der.

Bunun üzerine Kadı, kararını şöyle açıklar:
Gencin ve tüccarın beyanlarından, bulunan torbanın tüccarın kaybettiği torba olmadığı, gencin bulduğu torbanın başkasına ait bir torba olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla torbanın içindeki 800 altınla gence iade edilmesine, ikinci bir iddia sahibi çıkana kadar gençte kalmasına, böyle birisi çıkmazsa torbanın gence verilmesine karar verilmiştir.

Tüccar kıpkırmızı olur ve (Kadı efendi, suçlu benim, olay gencin anlattığı gibiydi, 100 altını vermemek için şeytana uyup bu fesatlığı yaptım, yalan söyledim) der.

Tüccarın itirafı üzerine Kadı son kararını açıkladı:
Torbadaki 800 altının gence verilmesine karar verilmiştir. Bunun 100 altını vaat edilen hediyedir. 700 altını da, kendisine yapılan iftira ve hırsızlık ithamından dolayı tazminattır.

Torba salih gence teslim edilir. Fakat genç, ben hakkımdan vazgeçiyorum, hediyemi alsam yeter der.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 18:10


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats