ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Medeniyetler Tarihi ve Efsaneler > Mitoloji


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 05-02-2008, 02:14   #1
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 2,699
Varsayılan hitit efsaneleri

HİTİT EFSANELERİ
Ele geçen metinlerden birinde Fırtına tanrısının oğlu Telipinu'nun kaybolması ile ilgili olandır. Hatti kökenli bu efsanenin kahramanı Telipinu aslında bir tarım tanrısıdır. Tohum ekmek, tarla sürmek, sulamak, ürünü yetiştirmek ve toplamak gibi tarım işleri ile ilgilidir. Doğal olarak bu tanrının kaybolması bütün hayatı etkilemiştir. Farklı versiyonlardan derlenen efsanenin ilginç bir konusu vardır. Tanrı o kadar sinirlidir ki elbisesini ve ayakkabılarını ters giyecek kadar sinirlenmiştir ve fırlar gider. Tanrının gitmesiyle beraber ülkede her şey değişir. Sıkıntılar başlar :

"Pencereleri sis doldurdu, evi duman doldurdu.
Ocakta odunlar boğuldu, ağılda koyunlar boğuldu.
Koyun kuzusunu istemedi, inek buzağısını istemedi.[...] Arpa ve buğday yetişmez oldu, sığırlar koyunlar ve insanlar gebe kalmadılar, gebe kalanlar ise doğurmadılar. Dağlar kurudu, ağaçlar kurudu ve çiçek açmaz oldu; otlaklar kurudu, kaynaklar kurudu."
Tanrının gidişi o kadar etkili olmuştu ki diğer tanrılar da bundan etkilenmişti, hatta bütün tanrıların katıldıkları bir ziyafette yiyip içmelerine rağmen açlık ve susuzlukları geçmemişti. …

En sonunda Fırtına tanrısının aklına oğlu Telipinu gelir ve iyi olan herşeyi alıp götürdüğünü söyler, ve yüksek dağlarda Telipinu'yu araması için kartalı gönderir. Ancak kartal Telipinu'yu bulamaz. O zaman bütün tanrıların annesi tanrıça Hannahanna Fırtına tanrısı'na bizzat aramasını söyler. Ancak fırtına tanrısı da başarılı olamaz. Hannahanna en sonunda bir arı gönderir. Arı sonunda tanrıyı bulur ve onu sokarak uyandırır (bu bölüm değişik versiyonlarda farklıdır). Telipinu daha da öfkelenir . En sonunda bir ayin yaparak öfkesini dindirmeye karar verilir. Bu işi büyü tanrıçası Kamrušepa yapar:
"Ey tanrılar gidin!
Şimdi tanrı Hapantali için Güneş Tanrısı'nın koyunlarını güdün.
Telipinu'nun Karaš-hububatlarını iyileştirebilmem için on iki koç seçin.
Bin küçük deliği olan bir sepeti kendim için aldım.
Ve onun üstüne ben karaš-hububatı ve Kamrušepa'nın koçlarını döktüm.
Ve ben Telipinu'nun üzerinde, şurasında burasında ateş yaktım.
Ve onun kötülüğünü Telipinu'nun vücudundan aldım.
Onun günahını aldım.
Onun kızgınlığını aldım.
Onun hiddetini aldım.
Onun dargınlığını aldım.
Onun küskünlüğünü aldım. [...]
Telipinu hiddeti bırak.
Öfkeyi bırak.
Küskünlüğü bırak.
Ve kanaldaki su nasıl geriye akmazsa, Telipinu'nun hiddeti, öfkesi ve küskünlüğü aynı şekilde geri gelmesin.
[...] Telipinu'nun hiddeti, öfkesi, günahı ve küskülüğü gitsin.
Ev onu bıraksın.
İçindeki...ondan kurtulsun.
Pencere ondan kurtulsun.
Menteşe[ondan kurtul]sun.
İç avlu ondan kurtulsun.
Şehir kapısı ondan kurtulsun.
Kapı ondan kurtulsun. Kral yolu ondan kurtulsun.
Meyve bahçesine, tarlaya ya da ormana o girmesin. (Karanlık) toprağın Güneş tanrısının yoluna o gitsin.
Kapıcı yedi kapıyı açtı.
Yedi (kapı) sürgüsünü çekti.
Karanlık toprağın altında bronzdan palhi kapları* durur. Kapakları kurşundandır.
Tutamakları ise demirdendir.
İçlerine giren bir şey, bir daha geri çıkamaz.
İçlerinde mahvolur.
Bundan dolayı onlar Telipinu'nun hiddeti, öfkesi, günahı ve küskünlüğünü yakalsın ve onlar (buraya) geri dönmesin."
Sonuçta bu büyü etkili olur . (Başka versiyonda bu büyüyü bir insan yapmıştır.) Telipinu'nun öfkesi diner ve evine döner. Böylece ortaklık yatışır ve eski haline döner.
Bu konuya dahil edebilceğimiz ilginç bir motif de Ay'ın düşme mitosudur. Hatti kökenli bu mitosun bir ay tutulmasını mı anlattığı yoksa farklı bir ritüelden mi bahsettiği bilinmemektedir :
"Kaşku (Ay tanrısı) gökten düştü.
Şimdi o Kilammar (tapınak) üstüne düştü.
Ancak onu kimse görmedi.
Şimdi tanrı (Gök/Fırtına tanrısı) onun arkasından yağmur saldı.
Ve arkasından yağmur sağanakları gönderdi.
Onu korku aldı. Hapantalli aşağıya onun yanına gitti, o zaman onunla konuştu. Gidiyor musun? Ne yapıyorsun? "
Bu efsanelerin dışında Güneş Tanrısı’nın, Hannahanna’nın ve başka tanrıların da kayboluş mitosları vardır. Ancak bunları aynı efsanelerin farklı yorumları olarak düşünebiliriz.
Bu konuya dahil edebileceğimiz ilginç bir motif de Ay’ın düşme mitosudur. Hatti kökenli bu mitosun bir ay tutulmasını mı anlattığı yoksa farklı bir ritüelden mi bahsettiği bilinmemektedir :
“ Kaşku (Ay tanrısı) gökten düştü.
Şimdi o Kilammar (tapınak) üstüne düştü.
Ancak onu kimse görmedi.
Şimdi tanrı (Gök/Fırtına tanrısı) onun arkasından yağmur saldı.
Ve arkasından yağmur sağanakları gönderdi.
Onu korku aldı.
Hapantalli aşağıya onun yanına gitti, o zaman onunla konuştu.
Gidiyor musun? Ne yapıyorsun? “
İlluyanka Efsanesi
Bu efsane, bahar bayramı olan Purulliyaş törenleri sırasında da anlatılıyordu.
Ele geçen tabletlerde efsane şöyle başlar :
“ Nerik şehri Fırtına Tanrısı [Merhemli rahibi] Kella’ya göre (bu) göğün Fırtına Tanrısı’nın […] için Purulli (festivali) metnidir (sözleridir).
Onlar şöyle konuştuklarında :
'Ülkede büyüme (bolluk) ve gelişme (bereket) olsun.'
Ve eğer (gerçekten ülkede) büyüme ve gelişme olursa, onlar Purulli festivalini kutlar."
Efsane bu sözlerden sonra dev yılan İlluianka/İlluyanka ile Fırtına tanrısının savaşı ile başlar ve Fırtına tanrısı yenilir. Bunun üzerine Fırtına tanrısı bütün tanrıları toplar ve yardım ister.
Tanrıça İnara buna bir çözüm düşünür ve bir festival düzenler. Daha sonra tanrıça Ziggarata şehrine giderek burada Hupašiia adında bir ölümlü ile anlaşır ve planını anlatır. Hupašiia, karşılığında tanrıça ile yatmak koşulu ile bunu kabul eder.
İnara daha sonra süslenerek yılan İlluianka’nın deliğine gider ve onu festivale çağırır. Deliğinden çocukları ile çıkan İlluianka oradaki içkilerin çoğunu içer ve sarhoş olur, hatta deliğine de geri dönmek istemez. Hupašiia yılanı bir ip ile bağlar. Fırtına tanrısı da İlluianka’yı öldürür. Böylece Fırtına tanrısının sorunu çözüme bağlanır.
İnara ise Hupašiia için Tarukka şehrinde kaya üzerine bir ev inşa eder ve onu oraya yerleştirir.
Ancak karısını ve çocuklarını görmemesi için Hupašiia’nın pencereden bakmasını yasaklar. Ancak yirmi gün geçince Hupašiia pencereden bakarak karısını ve çocuklarını görür ve İnara’ya eve dönmek istediğini söyler. İnara da Hupašiia’ı öldürür.
Bu efsanenin bilinen bir versiyonu daha vardır.
Bu versiyonda da efsane, İlluianka’nın Fırtana tanrısını yenmesi ile başlar. Ancak bu kez İlluianka Fırtına tanrısının kalbini ve gözlerini de alır.
Fırtına tanrısı daha sonra fakir bir adamın kızı ile evlenir ve bir oğlu olur. Oğlan büyüdüğünde İlluianka’nın kızını alır. Fırtına tanrısı öcünü almanın peşindedir :
“ Fırtına tanrısı ona (oğluna) sürekli olarak şöyle emreder: «Karının evine (yaşamaya) gittiğinde (başlık parası olarak) kalbi(mi) ve gözleri(mi) onlardan iste.»
Oğlu Fırtına tanrısının istediğini yapar ve gözleri ile kalbini geri alır. Bunun üzerine yeniden İlluianka ile döğüşe tutuşur. Ancak bu kez oğlu da yılandan yanadır.
Fırtına tanrısı İlluianka’yı ve kendi öz oğlunu öldürür.
Bu iki versiyonda da ortak nokta Fırtına tanrısının yılanı öldürmesidir. Bu efsane daha da önce belirttiğimiz gibi farklı kültürlerde farklı şekillerde yaşamıştır.
Kumarbi Efsanesi
Hurri kökenli bu efsane, daha sonra Yunan mitolojisinde de izleri görülecek ilginç bir efsanedir. Bu destan bir kaç kompozisyon halinde işlenmiştir. Ancak tabletlerin çoğunda büyük kırıklar olduğu için parça parça günümüze gelmiştir.
Bu efsane , Hesiodos’un Theogonia’sını andıracak biçimde tanrı soylarından bahsetmektedir.
“ İlk tanrılar, […] kuvvetli tanrılar işitsinler:
[…] Geçmiş yıllarda Alalu (gökyüzünde) kral idi.
Alalu tathta oturuyordu.
Ve tanrıların önde geleni, güçlü Anu, (hizmetçi olarak) onun huzurunda duruyordu.
O, (Alalu’nun) ayaklarına kapanıyor ve içki kaplarını, içmek için, onun eline veriyordu. “
Ancak bu durum çok uzun sürmez. Alalu gökte dokuz yıl krallık yapar. Anu, Alalu’ya karşı ayaklanır ve onu yenerek aşağıya, karanlık toprağa gönderir ve tahta geçer. Bu kez Kumarbi ona hizmet etmeye başlar.
Anu da dokuz yıl boyunca tahtta kalır. Dokuzuncu yılda bu kez Kumarbi Anu’ya karşı ayaklanır ve Onunla savaşmaya başlar. Anu, Kumarbi’ye karşı koyamaz , kaçar :
“ Anu, Kumarbi’nin el ve ayaklarından kendini sıyırdı ve kaçtı.
Anu, gökyüzüne çıktı.
(Fakat) Kumarbi onun arkasından koştu.
Anu’nun ayaklarından yakaladı ve Anu’yu gökyüzünden aşağıya çekti.
(Kumarbi Anu’nun) dizini (bel altını) ve bronza benzer Kumarbi’nin karnına bitişik erkeklik organını ısırdı.
Kumarbi, Anu’nun erkekliğini yutunca, o sevindi ve yüksek sesle güldü.
Anu döndü ve Kumarbi’ye (şöyle) söylenmeye başladı :
« Erkekliğimi yuttuğun için kendi içinden seviniyor musun? Kendi kendine sevinme! Ben sana yük (tohum) yükledim.
İlk olarak soylu Fırtına Tanrısı ile seni aşıladım (gebe bıraktım).
İkincisi dayanılmaz Aranzah nehriyle seni aşıladım.
Üçüncüsü soylu Tašmišu ile seni aşıladım.
Üç dehşet tanrıyı ben sana bir yük(tohum) olarak yerleştirdim. “
Anu böyle diyerek gökyüzüne gizlenir. Kumarbi ise hemen tükürür ve daha sonra da Nippur şehrine gider. Kumarbi burada doğum için ayları sayar ve tanrıları dünyaya getirir. Metinin buraları çok kırık olduğundan efsanenin bu bölüm hakkında ayrıntılı bilgimiz yoktur. Ancak çıkan tanrılar da savaşa tutuşurlar. En kuvvetlisi Teşup’tur. Hatta Teşup boğası Šeri’ye şöyle der :
“[Artık kim benim] karşıma kavga etmeye gelebilir? [Şimdi beni kim] yenebilir? Kumarbi bile [bana karşı çıkamaz(?)] “
Kırık parçalardan Anu’nun Kumarbi’nin öldürülmesini istemediğini öğreniyoruz. Ayrıca yeryüzü de hamiledir ve ay saymaktadır ve tabletin sonunda iki çocuk doğurur.
Tabletlerin kırık olması yüzünden efsanenin tam bir versiyonu elimizde yoktur. Yalnız anlaşıldığı kadar, efsane Mezopotamya kökenlidir. Hitiler’e Hurriler yoluyla girmiştir.
Metinin Hesiodos’un Theogonia’sıyla benzerliği dikkat çekicidir. Hesiodos’un bu efsaneleri Anadolu’dan aldığı düşünlebilinir. Güterbock ise bunların Hesiodos’a Fenikeliler yoluyla da geçebileceğine dikkat çekmektedir.
Güterbock Kumarbi ismini ise şöyle açıklamaktadır :
“ Bu tanrının adı hakikî Hurricedir. Kumar sözcüğünün cins ismi mi yoksa yer adı mı olduğu ve Kumar adlı şehrin nerede aranacağı bilinmiyor.“
Güterbock aynı zamanda Allau-anu ve Anu-Kumarbi, arasında baba oğul ilişkisi olabileceğinin de altını çizmektedir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 02:17   #2
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 2,699
Varsayılan

Ullikummi Şarkısı
Konu olarak Kumarbi efsanesinin devamında Teşup’un krallığında geçmektedir. Burada bir parantez açıp, “şarkı” sözcüğü üzerinde durmak gerekmektedir. Dinçol bunu şöyle açıklamaktadır :
“ Yabancı kökenli metinlerin bir özelliği, onların Anadolu kökenliler gibi ayinler içinde yer almaması, baş bölümlerinde belirtildiği gibi birer bağımsız şarkı sayılmasıdır. Şarkı terimi bu tür edebiyat ürünleri için Ortaçağ’a kadar kullanılmış bir sözcüktür. Germen efsanelerinden en ünlüsüne Neibelungen Şarkısı denildiği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu bakımdan, şarkı sözcüğünün destan anlamında kullanılmış olduğunu söylemekte bir sakınca yoktur. “
Anlaşıldığına göre Kumarbi yenilmiş ve tahtta Teşup oturmaktadır. Ancak Kumarbi bunu hazmedemez :
“ Kumarbi aklını toparlar (düşünür).
Uğursuz bir günde kötü bir insan yetiştirir.
O Teşup’a karşı kötülük planlar.
O Teşup’ a karşı bir asi çıkarır. […]
(Kumarbi) eline bir asa aldı.
[Ayaklarına ayakkabı olarak] hızlı rüzgarları koydu.
O Urkiš şehrine yola çıktı ve Soğuk Pınar’a vardı.
Şimdi Soğuk Pınar’da bir kaya bulunur: onun boyu üç fersah ve genişliği […] ve yarım fersahtır.
Onun vaginası ise […fersahtır. Onu görünce] aklı başından fırladı ve o kaya ile sevişti.
Erkeklik organını onun içine batırdı.
O beş kez oldu. O on kez oldu. “
Teşup’a vursun.
Onu saman gibi doğrasın.
Onu bir karınca [gibi] ayakları ile ezsin. »
Ullikummi sözcük olarak Kummiia’nın yıkıcısı anlamına gelmektedir. Kummiia ise Fırtına Tanrısının kentidir. Metinden de anlaşılacağı gibi Kumarbi bu doğan çocuğun Teşup’tan kendi intikamını almasını beklemektedir.
Kumarbi, bu çocuğun Teşup’un haberi olmadan yetişmesi için gizler, ancak güneş tanrı bu süratle büyüyen ve canavarlaşan çocuğu görür ve Teşup’a haber verir.
Teşup erkek kardeşi Tašmišu ve kız kardeşi Šaušga ile Hazzi dağına gider ve canavarı bulur. Ancak Ullikummi alt edilebilecek gibi değildir. Kırık tabletlerden anlaşılabildiği kadarı ile Teşup savaş hazırlıkların başlamıştır. Savaşa tutuşur, ancak başarılı olamaz. Taş canavar Ullikummi Teşup’u ve yanındaki 70 tanrıyı yener.
Teşup’un kardeşi Tašmišu yenilginin haberini Teşup’un karısı Hepat’a bildirir ve yeniden Teşup’un yanına döner. Tašmišu, Teşup’a tanrı Ea’dan yardım istemesini söyler. İki kardeş Ea’ya giderler. Tablet buralarda kırıktır. Ancak onları Ubelluri ile konuşurken buluruz. Ubelluri, Atlas gibi dünyayı sırtında taşıyan bir devdir. Ullikummi de onun omuzunda büyümüştür. Ubelluri sağ omzunda bir şey olduğunu söyleyince Ullikummi’nin orada büyüdüğü anlaşılır ve Ea eski tarılara seslenir :
« Eski sözleri bilen ilk tanrılar sözümü duyun.
Eskiden, babadan, büyükbabadan olan mühür evlerini tekrar açın.
Ecdadımın mühürlerini getirsinler. Onu orada mühürlesinler. Yeryüzü ve gökyüzünü ayırdıkları(kestikleri) bakırdan eski kesici aleti getirsinler. Biz, Kumarbi’nin bir asi olarak tanrılara karşı yücelttiği (büyüttüğü) bazalt Ullikummi’nin ayaklarını keseceğiz. »

PHRYG DİNİ / TANRILARI
Phrygler de Urartular gibi yüksek kayalıklara kapı benzeri kutsal anıtlar yapmışlar ve tanrıçayı burada kutsamışlardır. Phryglerde ayrıca Güneş Tanrısı Sabazios ve Ay Tanrısı Men önemli tanrılar arasındadır.

KYBELE
Tarih öncesinin aydınlanabilen en gerilerine dek gidildiğinde, Akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, Asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerle anılan ancak hep aynı öze indirgenebilen bir Ana Tanrıça ile karşılaşılır.
Uzun zamandır yapılmakta olan arkeolojik çalışmalar sonucu ana tanrıça dininin kaynağının Anadolu olduğu kesinlik kazanmıştır. Hacılar ve Çatalhöyük'te yapılan çalışmalar ana tanrıça motifinin MÖ.6500-7000'lere kadar uzandığını ortaya koymaktadır. Ana tanrıça ayakta,oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir.Geniş kalçalı,karınlı,iri göğüslü ve daima çıplaktır. Kalça, göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve bereketi simgeler. Ana tanrıçanın bu özellikleri Kybele'den Artemis'e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde vardır.
Heykellerin bir bölümünde doğum yaparken gösterilir.Bazen göğsünün üzerinde, kollarında bir erkek çocuğu taşır. Bu, tanrıçanın hem çocuğu, hem de sevgilisi olan Attis'tir. Ana tanrıça oturmuş ya da doğum anındaki pozisyonlarında iki yanında leoparla gösterilir. Leopar,ana tanrıçanın kutsal hayvanıdır ve onun hayvanların kraliçesi olmasını ve doğa üzerindeki sınırsız egemenliğini simgeler.
Frig yazıtlarında karşımıza Matar ya da Mother adıyla anılan bir ana tanrıça çıkar. İki kez de Kubileya adıyla anılır. Ana tanrıça motifleri arasında en bilinenidir. Kubileya,"dağların" demektir.Bu isim tanrıçanın doğaya ait olduğunu gösterir. Batı dillerine, Mehter ya da Mother (ana,anne) olarak girmiştir.Roma dünyasında Manga Mather, büyük ana anlamındadır.Buna ek olarak, Grekler ve Romalılar onu Frigce Kubileya adından ya da sıfatından dolayı Kybele (Cybele) biçiminde çağırdılar. Ancak dualarda Ana-Anne biçiminde anıldı. Hellenistik dönemde adı Kybebe'dir. Kybele'nin Prehistorik dönemlerden beri gelen ana tanrıçayla ilişkisi olduğu önerilmektedir.

Bronz ve Erken Demir Çağı'nda ana tanrıça geleneğinin devam ettiği belirtilir. Ancak esas tartışma Geç Hititlerdeki Kubaba adlı tanrıçanın Friglerin tanrıçası ile aynı olup olmadığı üzerinedir. Friglerin Mother olarak adlandırdıkları ana ile özellikle Kargamış'ta Kutsanan Kubaba'nın ilişkisi henüz kesinlik kazanmış değildir. Anadolu'da fazla tanınmamış çok sayıda Kybele anıtı vardır. Bunlar özellikle Afyon-Eskişehir civarında yer alan Açıkhava tapınaklarıdır. Burada nişin içinde, ortada ana tanrıça, iki yanında arka ayakları üzerinde duran birer aslan kabartması bulunur.Ana tanrıçaya tapınmaya gelenler, Kybele'nin simgelediği bereket ve doğurganlıktan pay almak için Kybele'nin ve aslanların üreme organlarını dokunarak aşındırdıkları görülmektedir.
Ana tanrıçanın çok iyi bilinen bir efsanesi vardır. Bu efsane de hem analık niteliği hem de kültünün özellikleri anlatılmaktadır.
Tanrıça, Attis (ateş) adlı erkeğe aşık olur. Attis, Kral Midas'ın kızıyla evlenmek üzereyken karşısına çıkarak çıldırtır ve kendi kendisini hadım etmesine neden olur. Akan kanda bitki ve çiçekler, menekşeler biter ve Attis bir çam ağacına dönüşür. Bir başka efsaneye göre Attis,ana tanrıçanın tek başına yarattığı oğludur, büyüdükten sonra da onun sevgilisi olmuştur. Attis Efsanesinde simgelediği gibi akan kan yitirilen erkeklik gücü daha evrensel bir nitelik kazanarak bereket ve canlılığın daha geniş bir alana, yani bütün doğaya geçmesini sağlamaktadır. Kybele, şiir ve düzyazıda adından en çok söz edilen tanrıçalardan biridir. Özellikle Romalı yazarlar Kybele'den sık sık bahsetmişlerdir.
****************************** ********** ****************************** ************
URARTU TAPINIMI- TANRILARI
Tanrılar Van/ Meher Kapı anıtındaki yazıta göre, Urartu'da adlarına belirli dönemlerde kurban kesilen ve ilk üç sırayı Haldi, Teişeba ve Şivini'nin paylaştığı 79 tanrı, tanrıça, tanrısal özellik bulunmaktadır. Haldi - (Eşi Bagbartu/ Bagmaştu/ Arubani) Urartuların baş tanrısı idi. Haldi, Assur yazıtlarında XIII.yy'dan itibaren rastlanan bir isim idi. En büyük tapınağı Muşaşir'de idi. Teişeba (Fırtına T) Hurri kökenlidir ve Hititlerde Teşup ile aynı tanrı olmalıdır. Şivini de (Güneş T) Hurri kökenlidir. Hititlerdeki Şimegi'nin karşılığı.
Urartular Anzaf, Çavuştepe, Ayanıs ve Toprakkale gibi büyük merkezlerde tanrıları için kule tipi tapınaklar ve Meherkapı gibi açık alanlardaki kayalara kapı görünümlü kutsal nişler yapmışlardı.

****************************** ****** ****************************** ***************
PERS-İRAN TAPINIMI

Zerdüştçülük (Zerdüştilik - yerel dilde Mazdayasna), Zerdüşt tarafından kurulan ve MÖ 1400´den MÖ 1000´e kadar devam eden antik bir İran dini. Zerdüştçülük, tek tanrı olan Ahura Mazda inanışını öğretir. Zerdüştçülüğün en önemli özelliği, en eski tek tanrılı din olarak kabul edilmesidir. Fakat daha sonraları dualist bir din olmuş, dualizmin en tanınmış örneklerinden birini oluşturmuştur. Bu dinde müminlerin beden öldükten sonra dirilip Ahura Mazda´nin huzuruna çıkacağına ve orada sorgulanacaklarına inanılır.
Bu dinin temelinde tanrı ve şeytanın savaşı yatar. Zerdüşt, yeryüzündeki kavganın tanrının ruhu Spenta Mainyu ile şeytanın ruhu arasında olduğuna inanırdı ve her inananın iyilik için savaşması gerekirdi.


Zerdüşt, Gatalar denen dörtlükler yazmıştı. Bu dörtlükler Avesta denen kutsal kitapta toplanmıştı. Bu yazılar Zerdüşt´ün neye inandığını anlatan tek belgedir. Zerdüştçülükteki şeytan inancı ile batı dinlerindeki melek anlayışı arasında benzerlikler vardır. Zerdüştçülüğün İslamiyetin İran'da yayılmasına kadar devam ettiğine inanılır. MS 600 civarında Müslümanlarin Pers topraklarını ele geçirmesinden sonra bu dinin müritleri azaldı.
Zerdüşt (Avesta dilinde: Zarathustra, Farsça: Zartoşt) Zerdüştlük dininin kurucusu, Pers peygamber. Zerdüştçülük Sasani İmparatorluğunun resmi diniydi ve bölgede önemli bir rol oynamaktaydı. Zerdüşt genellikle tarihi bir figür olarak kabul edilmekle birlikte yaşadığı dönem hakkında genel bir ortak kabul yoktur. Bazı bilginler yaklaşık olarak MÖ 1200 yıllarında yaşadığını tahmin etmekteyken diğerleri onu MÖ 18. yüzyıl ile 6. yüzyıl arasındaki bir tarihe yerleştirmektedirler
Zerdüşt Kelimesinin Anlamı
Zerdüşt ismi muhtemelen Avesta dilindeki yaşlı anlamına gelen zareta ile deve anlamına gelen ustra kelimelerinden türetilmiştir. Anlamı "yaşlı develere sahip olan kişi"dir. Aynı zamanda ismin ilk bölümünün Avesta dilinde sarı anlamına gelen "Zaray" dan gelme olasılığı da bulunmaktadır bu durumda "sarı develere sahip olan" anlamına gelmektedir.
Hayatı
Zerdüşt'ün hayatı hakkında bildiklerimiz Avesta, Gatalar, Yunan metinleri, sözlü tarih ve arkeolojik kanıtlardan gelmektedir. Avesta'nın Zerdüşt'ün hayatını tasvir eden onüçüncü bölümü Spena Nask yüzyıllar içinde bozulmuştur. Denkard'ın (9.yüzyıl) ve Şehname'deki biyografileri artık elimizde olmayan ilk metinlere dayanır. Zerdüşt'ün Antik Pers topraklarının kuzeybatı bölgesinde yaşadığı söylenebilir. Zerdüşt'ün karısı Hvōvi'den Freni, Pourucista ve Triti adında üç kızı ile Isat Vastar, Uruvat-Nara ve Hvare Ciθra adında üç oğlu olmuştu. Annesinin adı Dughdova; babasının adı Pourushaspa Spitāma idi. Kendisinin 30 yaşında Ahura Mazda tarafından aydınlatıldığına inanılır. Kendisine ilk inananlar eşi ve çocukları ile Maidhyoimangha adındaki kuzeniydi.
Antik Yunanlı yazarlar Zerdüşt'ün çocukluğu ve keşişane yaşantısı hakkınca bazı ipuçları verirler. Sözlü geleneğe göre Zerdüşt doğumunda gülmüş ve yabani hayatta yaşamıştı. Öğretilerini yaymakta güçlüklerle karşılaşmış, annesinin yaşadığı şehirde tepkilerle karşılaşmıştı.
Gatalardaki Zerdüşt ile sonraki Avesta'nın Zerdüştü arasında bazı farklılıklar vardır. Son dönem Avesta'da o, kötücül ölümlülerle güreşirken resmedilir ve Ahriman tarafından inancını terketmesi için iğva edilir. Bu hikaye Sinoptikİncillerdeki Mesih'in iğva edilmesi hikayesine çok benzer.
İĞVA: İnkar etmek, saptırmak, yoldan çıkarmak





  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 18:48


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats