ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Medeniyetler Tarihi ve Efsaneler > Mitoloji


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 05-02-2008, 02:21   #1
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,544
Varsayılan Yunan mitolojisi

OLYMPOS TANRILARI

Aphrodite
Apollon
Artemis
Asklepios
Athena
Demeter
Gaia
Hades
Hekate

Hephaistos
Hera
Herakles
Hermes
Hestia
Koios
Kybele
Leto
Nike

Persephone
Perseus
Poseidon
Rheia
Uranos
Zeus


HESİODOS'TA
PROMETHEUS OLGUSU

Zeus, Prometheus kavgasında önemli olan aslında olayın nereden kaynaklandığıdır. Prometheus, her zaman insanların yanında yer almıştır. Bunun altında yatan neden; intikam duygusudur diyebiliriz. Başka bir değişle, Olymposlular’a yenilerek Tartaros’a kapatılan Titanların öcünü alma içgüdüsü yatar. Bu intikamı da, insanlardan yana tavır alarak, Olymposlular’ın egemenliğinin yerine insan egemenliğini getirerek yapmak istiyor. Temelde yeni bir devrimin temelini oluşturmak ister. Hem Zeus’u aldatır, bu yetmiyormuş gibi, insanlara karşı kışkırtır.

Bundan önceki egemenlik değişimlerinde, örneğin; Kronos, babası Uranos’u devirmesi kuvvetle Zeus’un babası Kronosu devirmesi ise akıl ve bir yandan da Uranos’la Gaia’nın kılavuzluğu ve kini yatar. Sonuçta, Zeus başa geçer. Akıl gücünü ve kaba kuvveti bir arada elinde tutar. Evreni kardeşleriyle birlikte paylaşırlar ve kendisi de en tepede kendine yer bulur. Karşısında artık hiçbir güç yoktur. Bu noktada önüne dikilen tek engel Prometheus, bu rolü üstleniyor. Homeros’un eserlerinde adı geçmemesine karşın Hesiodos; Theogonia 1, İşler ve Günler 2 de Prometheus’a geniş yer vermiştir. Hesiodos eserleri diğer dönem yazarların işlediği, Prometheus temasıyla temelde çok benzerlikler gösterir.

AİSKHYLOS'TA PROMETHEUS OLGUSU
Bizim algıladığımız anlamda, insanı yansıtan Prometheus ilk kez Aiskylos tragedyasında karşımıza çıkar. Temelde Hesiodos’la aynı efsane kaynaklarını takip etmektedir. Aiskhylos’un , tragedyasında Prometheus, haksız yere zincire vurulmuş olarak Zeus’un emriyle, Hepahistos yanına Kratos (güç) ve Bıa( bela)’ı alarak Prometheus’u kollarından ve ayaklarından kayaya zincirletmektedir. Bu sırada, Hepahistos’un ısrarla Zeus’a karşı isyankar olmaması konusundaki nasihatlarına karşılık Prometheus suçunu kabul etmiş ve cezasına razı olmuş bir havadadır. Zeus’un yaptıklarına karşı yakınır, ama bildiği bir sır vardır ki, bu Prometheus’un kişiliğinde olan, geleceği önceden görme niteliği Zeus’un gücünün neyin tehdit ettiğini bilmesidir. Tragedya da Prometheus bu yönünden faydalanan bir kişide

Zeus’un aşık olduğu fakat Hera’nın gazabına uğrayan, peşine takılan ve yakaladığında onu ısıran bir keneden sürekli olarak diyar diyar kaçan İo, Prometheus’la karşılaşır. Ondan geleceği hakkında olacakları öğrenir. Bir taraftan da oyun boyunca Okeanos kızlarından oluşan koroda, Prometheus’un tradejisine ağıtlar yakarlar. Bir taraftan da bu dramın tanıklarıdır. Oyunun sonunda Prometheus boyun eğmez fakat, daha sonra kurtulacağını bilir. Kendisini kurtaracak kişinin daha doğmadığının da farkındadır. Aiskhylos’un eserinde ne kadar tanrılar rol oynasa da bu tragedya insanlık dramını yansıtır. Prometheus insanın temsilcisidir. İçinde çırpındığı olaylarda, günümüz insan toplumuna özgü politik olayları çağrıştırır.
PROMETHEUS'UN SOYU

Prometheus Titanlar soyundandır. Hesiodos’un söylediğine göre; Titan İapetos’la Okeanos’un kızı kleymene’nin oğludur. Prometheus’un annesinin adı kaynaklarda farklılık gösterir. Annesi bazı kaynaklar Okeanos kızı Asia, diğer bazı kaynaklarda ise yine Okeanos’un diğer kızı kleymenedir. İapetos’un dört tane oğlu olur; Atlas, Menoitios, Prometheus ve Epimetheus’dur. Kardeşlerinden Epimetheus Prometheus’a göre zıt kişilikteydi “beceriksizler şahı”diye anılırdı. Prometheus’un evlendiği karısının adı da yazardan yazara değişir. Genelde Kelaino ve ya Klymenedir. Çocukları ise tufan mitosunda da rol oynayan Deukalion , lykos ve Khimaireus, bunların yanına bazen Aitnaios, Hellen ve Thebede eklenir.
Bu dört kardeşinde kaderi korkunçtur. Bunlardan iki tanesi; Menoitios ile Atlas Zeus’a karşı geldiklerinden, diğer Titanlarla birlikte cezalandırılmışlardır. Atlas dünyanın bittiği yerde Hesperidesler’in önünde gök kubbeyi omuzlarında taşıma cezasına çarptırılmıştı. Homeros’a göreyse; Atlas gökle yeri ayıran sütunları taşır. Menoitos’u yıldırımlara çarparak yerin dibine kapatır. Prometheus ile Epimetheus’un ise cezaları başka türlü oldu. Prometheus’u ise bir dağa zincirleterek ciğerini bir kartala yedirtir. Diğer kardeşi Epimetheus’un başına bela olsun diye ilk kadını yaratır ve ona gönderir. Bunların ikisi de insanın yaratılmasında önemli rol oynadılar. Zeus’un böyle korkunç cezaları İapetos oğullarına vermesinin nedenini; bu dört Titan oğlunun aldıkları sıfatlardan anlıyoruz. Bu dört Titan’da akıl yönünden üstündürler ve bu üstünlükleriyle övündükleri gibi, sürekli olarak Zeus’a karşı gelirler. Zeus akıl gücünü elinde tutar ve bu gücü başkasında görmesi de onu çok öfkelendirir. Bunun yanında Prometheus sürekli olarak Zeus’un bu öfkesinin körükler durur. Zekasını ve geleceği önceden görme gücünü Zeus’u aldatmak küçük düşürmek için kullanır.

YUNAN MİTOS’UNDA İNSANIN
YARATILMASI EFSANESİ

İnsanoğlunun yaratılması konusunda değişik görüşler olmuştur. Bazıları insanı yaratma işini Titanlarla yapılan savaşta, Zeus’un yanında yer alan Prometheus’a ve kardeşi Epimetheus’a verildiğini söylerler. Prometheus’un insanı maddeden yarattığı yada başka bir deyişle yaptığı efsanesi İ.Ö. IV.yy. da ortaya çıkar. Bu efsane belki de tufandan sonraki insanlık çağına aittir. Prometheus diğer bütün tanrılardan daha akıllıydı. Buna karşılık kardeşi Epimetheus akıl yönünden acizdi. Öyle ki insanları yaratmadan önce en değerli armağanları, hayvanlara vermişti; kuvveti, cesareti, kurnazlığı, kürkleri, tüyleri, kanatları, hepsini dağıtmıştı. Sonra pişman oldu ve durumu Prometheus’a anlattı;
Prometheus da insanı diğer tüm yaratıklardan üstün kılmanın bir yolu olarak onlara, tanrılara benzeyen bir biçim verdi. Ayrıca, güneşe çıkarak aldığı ateşi de onlara sundu. İçinde halen, kendi ırkını yenen ve onları tahtından indiren Zeus’a karşı bir öfke besliyordu. Böylece insanı yaratarak ondan öcünü alacaktı. Çünkü insanlar sonradan tanrıları hiçe sayacak onların başına bela olacaktı. Anatole France’nin anlattığı bir mitte ise; Prometheus bir çok heykel yapmıştı. Yalnızca insanın değil, hayvanlarında heykelini yapmıştı. İnsanda görülen kusurların olmasının nedeni ise şundandır; Prometheus bir gün, yine kilden insana ait bir çok kafa, kol bacak yapıyordu. Bunları birleştirerek raflarına diziyordu. O sırada şarap tanrısı Dionysos geldi. Birlikte gezdiler; eğlendiler, şarap içtiler. Prometheus geri döndüğü zaman çok sarhoş olmuştu. Bu yüzden bazı küçük hatalar yaptı, küçük bir gövdeye büyük bir baş taktı, büyük bir gövdeye ait olan uzun kolları ise küçük bir gövdeye taktı. Hayatta da büyük başların veya uyumsuz gövdelerin olmasının nedeni buymuş.

Düzenleyen: Lokman Aşkın , 05-02-2008 - 02:25. Sebep: düzeltme
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 02:26   #2
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,544
Varsayılan

MEKONE OLAYI
Titanları yenen Olymposlular evreni kendi aralarında bölüşürler. Sıra gelmiştir insanlarla anlaşmazlıkları yola koymaya; Ölümsüzlerle, ölümlü insanlar Mekone de toplanmışlar. Kesilen her kurbandaki tanrıların hesabına payı saptıyorlarmış. Prometheus bu konuda ölümlülerden yana olmuştur. Yine kurnazlığını göstermiş, büyük bir öküzü keserek ikiye ayırmış, bir yana etini koymuş, üzerini işkembeyle örtmüş, diğer yana kemikleri koymuş ve üstünü yağla kaplamış. Eğer kuzeni Zeus kötü tarafı seçerse aslan payı insanların olacaktır. Aksi olursa üstünlük tanrılarda kalacaktır. Zeus önüne konan paylardan iştah verici, yağlı olanı seçmiş. Yağın altında kemikleri fark edince kendinden geçmiş, ve Prometheus’a çok öfkelenmiş.

PROMETHEUS'UN NİTELİĞİ
İapetosoğulları içinde en akıllı ve en bilge olan Prometheus, Titanların ayaklanmasında kendi soyunun yenileceğini önceden görmüş, kardeşi Epimetheus’u da ikna ederek, Zeus’un yani Olymposlular’ın yanında yer almışlardır. ‘Olayları gören’ , ‘önlemleri zamanın da alan Prometheus zekayı , kurnazlığı, kişilinde somutlaştırmayı da bilmiştir. Athena’nın doğumunda da yer alan Prometheus , ondan uygar bir hayat için ne gerekliyse hepsini öğrenmiş ve bunu başına gelecekleri bildiği halde insanlara sunmaktan onların yanında yer almaktan çekinmemiştir. Prometheus’un adı önceden gören anlamına gelir. Gaia’nın nasıl ki Kronos’un devrileceğini gördüğü gibi, Zeus’un da bir gün oğlu tarafından devrileceğini bilir. Fakat bu sırrı Zeus’a söylemekten kaçınırdı.

PROMETHEUS'UN ATEŞİ ÇALMASI

Zeus ölümlüleri ve onların koruyucusu Prometheus’u cezalandırmak amacıyla, ve bir daha etlerini pişirmesinler diye ateşi saklar. Ne var ki, kurnaz prometheus Zeus’u bir kez daha kandırır. Olympos’a çıkar, orada güneşin alev alev yanan tekerleğinden bir kıvılcım çalar ve bunu bir rezene kabı içine koyarak ve insanlara götürür. Başka bir anlatıma göre Prometheus ateşi Hephaistos’un ocağından çalmıştır. Zeus, ateşi tekrar insanlarda görünce daha çok öfkelenmiş. Hem insanları Hem de kendisine karşı gelen Prometheus’u cezalandırmak için yeni çareler düşünmüş.

PROMETHEUS'UN CEZALANDIRILMASI

Zeus ateşi çalıp insanlara vermesinden dolayı, Prometheus’u korkunç bir cezaya çarptırdı. Onu zincirlerle Kaukasos dağında kayaya bağlatarak, kara ciğerini Ekhidna ile Typhondan doğma bir kartala yedirtti. Kartal her gün gelip karaciğerini yiyiyor, ve yenilen ciğer her gün yeniden oluşuyordu. Bu konuda Hesiodos’ta olmayan detayları Aiskhylos’un anlattıklarından öğreniyoruz. Zeus’un geleceğiyle ilgili bir sırrı yalnızca Prometheus biliyordu. Zeus bir kadınla evlenecekti. Bununla çiftleşmesinden doğacak çocuk, Zeus’un egemenliğine son verecekti. Zeus bu çocuğun kimden olacağını öğrenmek ve gelecekte de tahtını koruyabilmek için Prometheus’un ciğerini yiyen kartalı öldürmesi için Herakles’i gönderdi. Herakles, Ekhidna ve Typhondan doğma kartalı bir okla öldürdü. Zeus oğlunun bu başarısından çok memnun olmuştu. Prometheus’u yeniden tanrılar katına kabul etti .

Başka bir anlatıya göreyse Herakles sadece kartalı öldürdü. Fakat Prometheus’un zincirlerden kurtulması için tekrar ölümsüz olması gerekmekteydi. İşte bu sırada Kentaurlarla Teselya’nın efsanevi halkı Lapitler arasındaki savaşta, yanlışlıkla Herakles’in okuyla yaralanan Kentauros Kheiron, bu acıdan kurtulmak için ölmek istedi. Ölümsüz olduğu için ölümsüzlüğünü kabul edecek birini bulması gerekiyordu. Prometheus bunu kabul etti ve onu çektiği acılardan kurtardı. Kendiside tekrar özgürlüğüne kavuştu ve ölümsüz oldu. Prometheus bildiği sırrı açıkladı; Zeus, Nereus kızı Tthetise gönül vermişti. Bu birleşmeden doğacak çocuk, babasından daha güçlü olacaktı. Zeus’u tahtından indirecekti. Bu sırrı öğrenen Zeus, Thetis’i bir ölümlüyle evlendirmeyi ister. Thetis ise kendisine eş olarak seçilen Peleus’la evlenmemek için, deniz kızlarına has yeteneklerini kullanarak, kılıktan kılığa girdi. Fakat sonunda Peleus’la evlenmeye razı oldu. Peleus’la Thetis, Olyposta, tanrılar sofrasında yapılan evliliklerinden, daha sonra Akhilleus doğdu.

PANDORA

Zeus, Prometheus’dan sonrada, onun suç ortağı olarak gördüğü, erkekleri cezalandırır. Onlar için kötülük kaynağı olarak gördüğü kadını yaratır. Zeus, tanrıçalara benzer görünümde çekici kılmasını ve topraktan su ile yoğurmasını Hephaistosa buyurur. Athena bedenini uyumlu olarak süsler. El işlerini, kumaşlar, dokumasını öğretir. Ve süslü kuşağını beline sarar. Afrodithe yüzüne dayanılmaz arzu ve zarafet serper. Kharitler boynuna altın gerdanlıklar takarlar, horalar çiçeklerle saçlarını donatırlar, haberci Hermes ise ona şeytani bir zeka ve kandırma becerisini üfler, ayrıca konuşma yetisini de verir. Son olarak kıza can versinler diye Zeus, dört rüzgara esmesini söyledi. Bu yaratılan kadına “bütün tanrıların armağanı” anlamına gelen Pandora adının verirler Zeus Pandora’ya kapalı bir kutu vererek, Epimetheus’a gönderir. Prometheus daha önceden kardeşini, Zeus’dan hiçbir armağan almaması konusunda uyarmıştır. Epimetheus kardeşinin öğütlerini dinlemedi. Pandora’nın çekiciliğine karşı koyamadı ve onunla evlendi. O zamana kadar insanlar, kötülüğü, hastalığı, sıkıntıyı bilmiyorlardı. Yeryüzüne, bütün kötülükler bir kutunun içinde gönderilmişti. Tek yapılacak hata kutunun açılması olacaktı. Pandora’da merak edip yanında getirdiği kutuyu açınca; acılar, dertler, hastalıklar, yaşlılık, kıskançlık, delilik, ahlaksızlık, açlık yeryüzüne yayıldı. Kutudan tam umut dışarı çıkmak üzereydi ki, Pandora kutuyu kapattı. Kutuya sadece umudu sokabilmişti. Umut hala insanlara, kötülüklere karşı durma, acılarını hafifletme cesaretini veriyor.


TUFAN

Pandora’nın yaratılması ve yeryüzüne gönderilmesinden sonra, insan soyu çoğalmaya başlar. Beraberinde kötülüklerde çoğalır. İnsanlar tanrılara yüz çevirirler. Zeus, insan ırkını suyla yok etmeye karar verir. Islak kanatlı yelleri sarar ortaya, ırmaklar, dereler, hızla ağaçları, hayvanları, insanları, evleri sürükler. Denizler birbirine karışır. Sonunda tanrı sakinleşince bir kayıktaki kadınla erkeği fark eder; Prometheus’un oğlu Deukalion’nu ve Epimetheus’la Pandoranın kızı Pyrrha’yı tanır. Onları Parnassos’a, su yüzeyinde görülen tek dağa yönlendirir. İkisi de, tanrılara şükrederler. Themis onlara, annelerinin kemiklerini alıp omuzlarının üzerinden atmalarını söyler. Deukalion, bu sözlerden anladığı; her şeyin anası olan yerin kemiklerinden, taşların kastedildiğini anlar. Deukalionun attığı taşlardan erkekler Pyrrha’nın attıklarından kadınlar türer.



GAIA



Dünyayı, yeri, evrensel öğe olarak toprağı simgeler. Bir tanrıdan çok kozmik bir varlıktır Gaia, bütün öğelerin kaynağında bulunan ana ilkedir. Gaia, evreni bir düzen yöntemine göre meydana getiren ve düzensiz boşluktan çıktıktan sonra dişi-erkek birleşme yoluyla evrenin kendisini ve tanrılarını yaratır. İlkin Uranos'la birleşip erkek ve dişi Titan'ları, Kyklopları ve Hekatonkheirleri doğurur.

Bu doğurma sürecinden hemen sonra evrene egemenlik savaşının ilk belirtisi Uranos tanrının doğan çocuklarını Gaia'nın karnına gerisin geri tıkmasıyla baş gösterir. Son Titan oğlu Kronos'a babasının erkeklik uzvunu kestirdikten sonra Gaia bu kez kendi doğurduğu Pontos'la birleşir ve ondan Nereus, thaumas, Phorkys, keto ve Eurybie'yi doğurur. Gaia Uranos'un devrilmesini sağladığı gibi tahta çıkan oğlu Kronos'un da devrilmesini sağlar. Çünkü Kronos babası Uranos gibi zorbaca davranır ve çocuklarını doğar doğmaz yutar. Karısı Rheia Zeus'a gebe kalınca Gaia ile Uranos'tan doğuracağı çocuğu kurtarma çarelerini sorar. Bu kez de Gaia kızına kaderi bildirmekle kalmaz-kader Uranos'un oğluna yenildiği gibi, Kronos'un da Zeus eliyle devrilmesidir. Kronos'u aldatmak çarelerini de gösterir ve Zeus'un Girit'te bir mağarada gizlice doğmasını sağlar. Kronos'a da bir taş yutturulur. Gaia birinci kuşak devrimini hazırladıktan sonra ikinci kuşak devrimini de hazırlar. Zeus'a ne yoldan egemenliği elde edebileceğini o öğretir; çare Kronos kuşağından Titan'ları yenmek için Kyklop'ları kuşağından ve Hekatonkheir'leri kurtarıp yardıma çağırır. Zeus Gaia'nın dediğini yaparak devlere karşı savaşı gerçekleştirir ve Titanları devirerek dünya egemenliğini ele geçirir. Gaia son olarak Tartaros'la birlikte Typon'u doğurur. Başka Theogonia'lara göre Tartaros'tan Ekhidna adlı bir kızı olmuş ve Poseidon'la birleşerek Antalos devini doğurmuş. Genellikle devler, azmanlar, canavarlar hep Gaia'dan doğmuştur. Zamanla Gaia'nın Myhtos'ta yeri ve önemi değişmiş, kozmik nitelikteki ana toprak, dinde daha belirli birer tanrıça olarak görülen,bir yandan Demeter, öte yandan Kybele gibi toprak ve bereket tanrıçalarına yer vermiştir. Gaia böyle daha kişisel ve insansal tanrıçalarla ya birleşmiş, ya da kozmik öğe olarak felsefe alanına girmiştir.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 02:28   #3
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,544
Varsayılan

APHRODİTE
Homeros'a göre Zeus ile Dione'nin kızıdır. Adı "köpükten çıkan" anlamına gelir. Hesiodos'un Theogonia'sında ise sulardan çıkar (Uranos ile Köpüklerin birleşmesinden doğar). Aphrodite sevgi, aşk (cinsel aşk) ve yasak ilişkilerin tanrıçasıdır. Üremek için birleşmeyi de simgeler. En fazla cinsel ilişkiye giren fahişeler Aphrodite'e göre önemlidir, hiç ilişkiye girmemiş kadınlar ise kadından sayılmazlar. Praksiteles'in (Praxiteles) Knidos Aphrodite heykeli için Phyrne'den model olmasını istemiştir. Praksiteles'in en önemli özelliği Apollon'daki gibi vücuda "S" formu vermesidir. Milo Aphrodite'yi en beğenilen tasviridir. Ozanlar Altın Aphrodite olarak sıfatlandırırlar. Bu güzeller güzeli tanrıça hep gülümser, işveli ve gönül alıcıdır.

KOİOS
Uranos'la Gaia'nın oğlu, Titanlardan biri. Erkek kardeşleri Okeanos, Hyperion, İapetos ve Kronos'tur. Kız kardeşleri Theia, Rheia, Themis, Tethys, Mnemosyne ve Phoibe'dir. Koios'la Phoibe evlenirler, iki kızları olur: Leto ve Asteria. Işığı simgeleyen göksel varlıkları meydana getiren Koios'la Phoibe Apollon ve Artemis'in atalarıdır.


RHEİA
Uranos'la Gaia'nın kızı. Kardeşi Kronosla evlenir.Ve üçüncü tanrı kuşağını doğurur.Rheia'nın doğurduğu tüm çocukları yutan Kronos'un bu durumu şöyle anlatılır Hesiodos'ta; Korkuyordu Uranos'un mağrur torunlarından biri ölümsüzler arasında kral olacak diye.Gaia ve Uranos bildirmişti ki ona Ne kadar güçlüler güçlüsü de olsa Kendi oğluna yenilmekti kaderi
Rheia bu duruma çok üzüldüğü için Uranos'la Gaia yardım ederler ve Girit'in Lyktos mağarasına saklanır, orada doğurur. Kronos'a da koca bir taşı beze sarıp verir. Kronos taş olduğunu anlamadan yutar. Zeus Girit mağarasında büyür ve babası Kronos'u ve onun soyundan gelen Titanları yenip üçüncü kuşak tanrılar olan Olymposluların egemenliğini başlatır.


LETO
Titanlardan Koios'la Phoibe'nin kızı birleşerek Apollon'la Artemis'in anası olur. Bir Anadolu tanrıçası olduğu adından, efsanesinden ve tapınağının olduğu yerlerden bellidir.

ZEUS
Tanrıların en büyüğüdür. Rheia ve Kronos'un oğludur. Gaia ve Uranos torunlarından birinin ölümsüzler arasında kral olacağını söylediği için. doğan tüm çocuklarını yer Kronos. Rheia Zeus'u doğuracağı gün Girit'e kaçar ve orda İda Dağı'nda bir mağarada doğurur. Kronos'a da bir bez içine taş koyup verir. Kronos Taşı yutar ve hiç bir şeyin farkına varmaz. Daha sonra Zeus babası Kronos'u yener ve kardeşlerini kusturur. Böylece üçüncü kuşak tanrıların Olymposluların hakimiyeti başlamış olur. Zeus'un Kardeşi Hades'e yer altı dünyası, Poseiodon'a Okyanusların hakimiyeti,Zeus'a Göklerin hakimiyeti düşer.Zeus Yağmur yağdırır,gökleri gürletir,şimşekler çaktırır.Troia Savaşı'ndaki rolü çok büyüktür.İda Dağı'nın tepesinde yönetir Troia Savaşını.Herşey onun buyruğuyla olur.Bazen Akhalar üstün bazen de Troialılar. Zeus uyruklarını Kartalının aracılığıyla iletir insanlara. Kartalın uçuşuna göre iyiye veya kötüye yorulur buyruk. Akhalar kötü durumdayken şöyle yalvarır Agemmemnon Zeus'a:
"Böyle dedi, Zeus acıdı onun gözyaşına
yok olmasın istedi ordusu, işmar etti,
gönderdi kartalı, kuşların en şaşmaz olanını
bir yavru geyik vardı kartalın pençesinde,
kartal attı onu Zeus'un güzel sunağı önüne,
orada Akhalar her şeyi bilen Zeus'a kurban keserlerdi İnladılar Zeus'tan geldiğini görünce kuşu, Saldırdılar Troyalılar doludizgin
hepsinin savaştaydı aklı,fikri."
Zeus tüm bunlara rağmen evrende tek hakim değildir. Bunu Troya Savaşı'nda oğlu ve çok sevdiği Sarpedon'unun Patrakios'la teke tek döğüşünde, Sarpedon'un güç durumda kalmasına rağmen ona yardım edememesinden anlıyoruz. Troya Savaşı'nda Hektor'la Akhilleus teke tek döğüşür. Hektor uzun bir süre dayanır Akhilleus'a karşı. Ama sonunda dayanamaz geri kaçar. Troya Surlarında bir kovalamaca başlar Hektor'la Akhilleus arasında.Bütün bunları izleyen Zeus Hektor için üzüldüğünü söyler. Bu sırada Zeus'un kızı Athena çıkışır babasına. Ve Hektor'un ölümlü bir adam olduğunu ve ölümüne izin vermesi gerektiğini söyler.SOnra Zeus Athena'nın Hektor'a kurduğu tuzağa ve Apollon'un Hektor'u kaderine bırakmasına izin verir.

DEMETER
Fırat ile ilgili tanrıları batı bitişiğinde kare sığ bir havuz içinde buğday başakları ve çiçeklerle taçlandırılmış, sol omuzu üzerinde bereket boynuzu olan Toprak ve ürün tanrısı olan Demeter büstünün olduğu mozaik yer alır. Burada mozaik ustası önce suyu Fırat Nehir tanrılarının olduğu havuzdan geçirip sonra bolluk ve bereket tanrıçası Demeter'in olduğu havuza ileterek Fırat'ın çevresine sunduğu bolluk ve bereketi tasvir edip, ürün ve üretem denklemini kurmuştur. Ayrıca, Demeter büstü sırasıyla sekizgen kuşak, sekizgen dalga kuşağı, doksan derece döndürülerek iç içe geçirilen iki eşkenar dörtgen ve bu dörtgenlerin sekiz köşesi aralarında sekiz balta betimi bulunan bezeklerin merkezindedir. Sekiz sayısının geometrik bezeklerle verildiği bu kompozisyon köşeleri ışkın süren bitkisel bezekli kare içine yerleştirilen dairevi bir kuşakla çevrilir. Bu panodaki sekiz sayısı Demeter'in kızı Persephone ile ilişkili olmalıdır. Çünkü Zeus Persephone'nin yılın üçte ikisini (sekiz ay) yani çiçek açma ve meyve zamanını, annesi Demeter'in geri kalan üçte birini yani kışı da kocası Hades'in yanında geçirmesi kararlaştırmıştır. Demeter tapımında da (efsanesinde) Persephone'den ayrılmaz.
DEMETER
Betimleremeter in en önemli atribülerinden biri meşaledir.ve Demeter eleusis deyken triptolemos adındaki (tarım kahramanı)na tarımı öğretiyor ve triptolemos yılan ya da dragonların çektiği kanatlı arabayla dünyayı dolaşıp tarımı yayıyor.
İkonografya:
grup: (tarımla ilgili atribüler)başak demetleri,haşhaş,başaklar çiçekler ve meyvelerle dolu sepet.
grup: (mysterion ve yer altıyla ilgili olanlar)meşaleler,yılanlar,içi nden yılanlar çıkan(cista mystica) sepet.
Demeter genelde başı mantosuyla kapalı ya da saçı açık giyimli olgun bir kadın olarak betimlenir.başında polos,diadem ya da stephane bulunabiliyor.Demeterin atribüleri genelde persephone nin de atribüleridir.

APOLLON
Zeus'un güzel saçlı Leto'dan olan oğlu ve Artemis'in ikiz kardeşidir. Yunan mitolojisindeki en önemli tanrılardan biridir.Kıta Yunanistan'a özgü bir tanrı olarak kabul edilirken, yapılan araştırmalar Apollon'un artık Anadolu kökenli bir tanrı olduğunu ortaya koymuştur. Apollon kelimesi de Yunanca değildir. İlyada'nın bazı bölümlerinde Apollon, Lykegenos sıfatıyla da anılmaktadır. Likyalı anlamına bu sıfat onun Likya bölgesiyle bağlantısını gösterir. Efsanelerinde okçu,gümüş yaylı ve hedefi vuran anlamında çeşitli sıfatlarla anılır. Bazı efsanelerinde onun için parlak ışık,ışık saçan (Phoibos) sıfatları kullanılır.Ancak Apollon güneş ya da ışık tanrısı değildir.Asıl güneş tanrısı Helios'tur. Apollon'un sıfatlarından biri de sarışındır. Bu sıfat Apollon'un yaydığı ışığa işaret edebileceği gibi doğrudan doğruya onun saç rengi ile de bağlantılı olabilir. Apollon çok iyi bir okçudur, hedefini hiç bir zaman şaşırmaz. Kardeşi Artemis ile paylaştığı bu okçuluk yeteneği Apollon'a büyük bir üstünlük sağlar. Apollon ve Artemis'in oklarıyla ölmek tatlı, acısız, uykuya dalar gibi huzurlu bir ölüm demektir. Aletlerden ok,yay ve lir; hayvanlar kurt, yunus balığı,kuğu,karga; bitkilerden defne, palmiye ve zeytin ağacı tanrının simgesidir. Bir tanrı olarak Apollon'un nitelikleri çok fazladır.
a.Ekin-tarım tanrısıdır.
b.çobanların tanrısıdır.
c.Sağlık ve ceza tanrısıdır.İnsanları iyileştirir,onları suçlarından arındırır.(bu niteliği oğlu Asklepios'a geçmiştir).Ama aynı zamanda oklarıyla etrafa veba ve ölüm de saçar.(ilyada'da Troya savaşı sırasında Akha ordularına veba salmıştır).
d.Geleceği haber verir.Apollon bilicilik tanrısıdır.Apollon tarafından esinlenen insanlar bilici,kahin veya falcı olurlar.Bilicilik ilkçağ'da son derece önemlidir.Yunan efsanelerinde Delphoi önemli bilicilik merkezi olarak geçer.Ancak İlkçağ'ın ilk ve en önemli bilicik merkezleri Anadolu'dadır.Anadolu'daki en önemli ve en eski merkez Didim'dir.(Apollon'un doğum yeri olan Patara'da önemli bir merkezdir).Didim'deki bilicilerin çoğu kadındır.Ellerindeki kutsal değnekle kuyunun başında oturur,sularda gördükleri ışıltıları yorumlar,rahiplere bildirirler.Bilici kadınlar arasında en ünlüsü Troya Kralı Priamos'un kızı Kassandra'dır.
e.Kent kapılarındaki bekçiliğinden dolayı yeni kurulan şehirlerin koruyucusu,günlük yaşamın düzenleyicisidir.Yol ve kapılar tanrısıdır.
f.Güzel sanatların bilim ve müziğin koruyucusudur. Musalar korosunun yönetici olarak ün yapmış,bu konuda pek çok efsane oluşmuştur.Kimi yetenekleri konusunda Apollon son derece kıskançtır.Bu özellikle Phrigya'lı Marsyas'a karşı öfkesini konu eden bir mitosta çok belirgindir.Marsyas iki delikli kavalın bulucusu sayılır.Ancak bu kavalı asıl bulan tanrıça Athena'dır.Apollon çeşitli özelliklere sahip olsa da tasvirlerde genel de tek bir biçimde gösterilir.Güçlü ve ideal fiziğiyle genç erkek güzelliğini temsil eder ve genellikle çıplaktır.En ünlü aşkı Daphne'dir.Ancak Daphne Apollon'a yüz vermez.Ve korkup kaçar.Apollon peşinden koşarak kızı yakalar.Ancak Athena gibi bakire kalmaya yemin etmiş olan Daphne,toprağa yalvarır kendisini saklamasını ister.Bu isteği kabul edilir.Ve Daphne'nin vücudu bir defne ağacına döner.Bu duruma çok üzülen Apollon defneyi kutsal ağacı yapar.Ünlü ozan ve savaşçıları defne yapraklarından yapılmış taçlarla onurlandırmıştır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 02:30   #4
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,544
Varsayılan

ARTEMİS

Artemis, Yunan Mitolojisine göre Leto ve Zeus kızı, Apollon'nun kız kardeşidir. Doğum yerinin Efes olduğu kabul edilir. Adı Apollon'un adı gibi Yunanca değildir. Dokunulmamış, bozulmamış anlamına gelen "artemes" sıfatından türemiştir. Artemis ok,yay ve arabayla yakından ilgilidir.Onun için "hedefi vuran","gümüş yaylı" sıfatları da kullanılmıştır.Yayını sadece avlanmak için değil kardeşi Apollon gibi insanları cezalandırmak ve öldürmek için de kullanır.Örneğin bir kere de 14 çocuk doğurduğunu söyleyerek tanrıçaya nisbet yapan Manisalı Niobe'nin çocuklarını oklarıyla öldürmüştür.Çocuk doğururken ölen kadınlardan da Artemis sorumludur.Tanrıçanın zalimliği ile bir başka hikaye avcı Aktaion'la ilgilidir; Kentavros Kheiron'un yetiştirmesi Aktaion öyle yaman bir avıdır ki,Thebai bölgesinde onun üstüne kimse yoktur.Gurura kapıldığı için Artemis'ten üstün bir avcı olduğunu söylemiştir. Bu küstahlığa dayanamayan Artemis'te Aktaion'u geyiğe dönüştürmüş ve elli köpeğini de üstüne salmıştır.Parçaladıkları geyiğin efendileri olduğunu anlamayan hayvanlar uluyarak Aktaion'u aramaya koyulmuşlar.Sonunda Kherion'da onları avutmak için Aktaion'un heykelini yapmıştır.
Bazı efsanelerde Artemis doğa güçlerini ve özellikle hayvanları elinde tutan Patnia Theron olarak gösterilir. Bazı destanlarda avcılık ve bakire nitelikleri de yer almaktadır. Artemis,Efes Artemisi'nde olduğu gibi kişiliğinde dişiliğinin üç aşamasını;yani kızlık,kadınlık ve analık aşamalarını birleştirir. Yunan Mitolojisinde Apollon güneşle, Artemis'de ayla ilgilidir. Bu yüzden Phoibe veya Selene adlarını almıştır.

ASKLEPIOS
Asklepios, sağlık tanrısı özelliği de olan Apollon'un oğludur. Sağlık ve hekimlik tanrısıdır. Yunan mitolojisinde olduğu kadar Roma tarafında da çok benimsenmiştir.Oldukça ilginç bir öyküsü vardır. Apollon Teselya Kralı Phlegyas'ın kızı Koronis'e aşık olur,kız Apollon'dan hamile kalır.Ancak bir süre sonra Arkadya'dan gelen bir adamla daha sevişir.Bu olayı izleyen bir kuzgun ya da karga durumu Apollon'a bildirir.Çok kızan Apollon onu diri diri yanmakla cezalandırır. Koronis tam ölmek üzereyken Apollon onun karnındaki çocuğu kurtarı ve büyütmesi için kentavris Kherion'a verir.Asklepios,doğanın içinde büyüyüp onun sırlarını öğrenir.hatta ölüleri diriltebilecek kadar ustalaşır.Ancak Zeus doğal düzeni bozan ve kendi gücünü aşan Asklepios'dan çekinmeye başlar ve onu yıldırımlarıyla öldürür.Apollon'da bu olayı cezasız bırakmaz ve Zeus'a yıldırımı bağışlayan Kykloplar'ı öldürür.Asklepios'un cansız bedenini de gökyüzüne yıldızların arasına yerleştirir. Asklepios'un tapınaklarına Asklepion denir. Buralar aynı zamanda ilk çağın hastaneleridir En büyüğü ve en ünlüsü Bergama'da olanıdır. Asklepios efsanesine Anadolu'da yapılan bir katı da şudur(aynı hikaye Lokman Hekim içinde anlatılır);Zeus Asklepios'u yıldırımıyla öldürünce bu sırada hekimin yazmakta olduğu reçete oradaki bir otun üzerine düşmüş, yağan yağmurla kağıttaki yazı toprağa karışarak her derde deva sarımsak meydana gelmiştir.
Asklepios,Yunan Tanrıları içinde ününü en uzun süre sürdürenlerden biridir.Ortaçağ'a kadar karşımıza çıkar.Hekimler Asklepeides adında bir lonca etrafında bir araya gelirler.Kos (istanköy) adasında yaşayan hippokrat'da bu geleneğe bağlıdır.Asklepios'un yılanlarla sarılmış asası bugün de hekimliğin simgesidir.

HERMES
Hermes,Zeus ile Titanlar soyundan gelen Maia'nın oğludur.Bir başka adı Argiphontes'tir. Doğduğu günün akşamı kundağını çözüp beşiğinden çıkar.Mağaranın önündeki kaplumbağayı öldürüp içini boşaltarak yedi tel takar ve bir kithara haline getirir.Sonra Apollon'un sürüsünden elli inek çalarak onları bir mağaraya saklar.Gerçeği öğrenen Apollon,Hermes'in mağarasına gelir,orada beşiğinde uyuyan Hermes inekleri çaldığını inkar eder.Bunun üzerine Zeus'un yargıçlığına başvurulur.Zeus'un kararı Hermes'in inekleri Apollon'a geri vermesidir.Ancak mağarada Kitharayı gören Apollon sazı alıp karşılığında inekleri vermeyi kabul eder. Hermes bundan sonra pan kavalını icat eder. Apollon Syrinks denilen bu kavalı da ister ve karşılığında Kerykaion denilen sihirli altın değneğini verir. Hermes bu değnekle habercilerin ve hırsızların tanrısı olur. Zeus da çocuklarının arasında en akıllısı ve kurnazı olan Hermes'i kendisine haberci olarak seçmiştir.Hermes,Zeus'un buyruklarını ölümlülere ve tanrılara iletir.Hermes Olympos'lu diğer tanrılar arasında da haberleşmeyi sağlar.Haberci tanrı Hermes efsanelerde daima kanatlı ve ayakkabıları ve başlığıyla anılır.Hermes yunan tanrıları içinde en renkli kişiliklerden biridir.Tanrı olarak nitelikleri fazladır.
1.Sürülerin tanrısıdır.Arkaik dönem Yunan sanatında çoğu kez omuzlarında bir koçla tasvir edilir.Odysseus'un karısı Penelope ile Arkadia dağlarında birleşmelerinden çobanların tanrısı Pan doğmuştur.
2.Hile ve hırsızların tanrısıdır.Bu konudaki öykü,Hermes'e ait efsanelerin en ilginçlerinden biridir.Hermes doğduğu gün olağanüstü işlere girişmiş ve aklı ve yetenekleriyle tanrıların hepsinden daha üstün ve kurnaz olduğunu kanıtlamıştır.
3.Güzel ve inandırıcı konuşur.Bu özelliğiyle hatiplerin tanrısıdır.
4.Hermes yolları,yolcuları,tüccarları ve ticareti korur.Yollara dikilen Herme denilen heykelleri,ilk çağın kilometre taşlarıdır.Bunlar bir tanrı büstü ve fallos simgesini taşıyana yuvarlak ve dörtgen kaidelerdir.
5.Hermes yer altı ve yer üstü arasında habercilik yapar,ölenlerin ruhunu yer altı ülkesine,Hades'e götürür.
6.Zeus'un gönderdiği uykuyu ve rüyaları insanlara iletmek onun görevidir.Bunu Apollon'un kendisine verdiği değnekle yapar.
Hermes'in pek çok önemli efsanede rolü vardır.Homeros'un destanlarında Zeus'un habercisidir.Üç güzeller efsanesin Hera,Athena ve Aphrodite'yi İda Dağı'na götürür,Paris'e altın elmayı o verir.Odysseus'u Kalypso'nun elinden kurtarır.Hero'nun İo'nun başına diktiği Argos'u Zeus'un emriyle öldürür.Dionyssos'u Hera'nın hışmından kurtarmak için kaçırır.

HESTIA
Kronos ve Rhei'nın kızı. Ocağı simgeleyen ateş tanrıçası.Soyut bir kavram olan kutsal ateşi simgeler. Poseidon ve Apollon ona talip olduğu halde hiç evlenmemiştir.Her tapınakta ve her evde sunağı vardır.
Roma Mitolojisinde, Yunandan daha çok önem kazanmıştır. Roma'da onun adına tapınak yapılmıştır. Buradaki rahibeler Vesta rahibeleri denmiştir.Bu rahibelerde Hestia/Vesta gibi bakiredir.

HADES
Zeus yeryüzünün hakimiyetini kardeşleri arasında bölüştürürken yeraltıda Hades'e düştü.İnsanların ve tanrıların sevmedikleri,sert,zalim tanrı Hades, karısı Persephone ile birlikte, gölgeler halinde dolaşan ölülere hükmeden yeraltı ülkesindeki saraylarında yaşarlar. Hades kelimesi görünmeyen anlamına gelir. Başındaki sihirli başlık onu görünmez kılar. Hades yalnız yeraltı ölüler ülkesinin tanrısının adı değil, aynı zaman da ölüler ülkesinin adı da olmuştur. Tanrı Hades ölüler ülkesinden ayrılmaz, diğer tanrıların katıldıkları şölenlere katılmaz. Onunla ilgili tek efsane Persephone'yi kaçırmasıyla ilgili olandır. Hades çok sık tasvir edilen bir tanrı da değildir.Genellikle Persephone ya da atribüsü olan Kerberos adındaki üç başlı köpekle birlikte tasvir edilir.Uyku ve kardeşi ölüm de Hades'te yaşarlar.Zeus gibi tanrı Hades'te insanlara rüyaları gönderir.Düşler yeraltı dünyasından çıkarken iki kapıdan geçer.Boynuz kapıdan çıkanlar güzel,iyi rüyalar,fildişi kapıdan çıkanlar; kötü rüyalardır. Hades'in bir diğer adı da Pluton'dur. Zengin anlamına gelen bu sıfatla yer altındaki tüm hazinelerin Hades'in olduğu belirtilmek istenmiştir.Bereket boynuzu (cornucopia) başlıca atribüsüdür,ikinci olarak asası gösterilebilir fakat asa bir çok tanrıda vardır.Kutsal hayvanı Kerberos yani üç başlı cehennem köpeğidir.Yılanla da sahnelendiği görülebilir. Kutsal bitkileri Nar, haşhaş, nergis ve selvidir. Göreceli özellikleri;Olgun yaşta,genellikle sakallı,tahtta oturur.

POSEIDON
Zeus'un kardeşidir.Zeus ona denizlerin, deniz canlılarının ve tüm akarsuların hakimiyetini vermiştir. Poseidon'a yer altında yürüyen denir.Depremler yaratır ve karaları sarsar.Aynı zamanda atlarında tanrısıdır.Tunç nallı atların çektiği arabası ile hem denizin altından hem de üstünden gidebilir.Yunus balığının yanı sıra Poseidon'un elinde taşıdığı üç çatallı yaba onun simgesidir (atribü). Bu yabayı fırlattığı zaman,denizde fırtınalar korkunç dalgalar meydana gelir.Görünüşü Zeus'a benzer,orta yaşlı ve sakallıdır. Poseidon, Zeus ve Athena ile devamlı mücadele halindedir. Özellikle Atina kentinin baş tanrısının belirlenmesi için mücadele vermişlerdir. Poseidon kente at, Athena da zeytin ağacı bağışlamıştır. Atinalıların Athena'nın bağışını seçmeleri üzerine kızan Poseidon yabasını yere vurmuş kentin de içinde bulunduğu yarım adanın tuzlu sular altında kalmasını sağlamıştır. Poseidon, Nereidlerden (su perisi) Amphirite ile evlidir. Bu tanrı çiftinin Triton adındaki çocuklarının vücudunun üst yarısı insan,alt yarısı balık şeklindedir. Birleşme yerinde de bir çift at bacağı vardır.Daha sonraları bu tür deniz canavarlarının hepsine birden Triton denmiştir. Triton deniz kabuğundan (deniz minaresi) borusunu öttürerek,denize hükmeder.Tatlı ve güzel nağmelerle denizin azgın dalgalarının yumuşamasına neden olur. Poseidon'un başka sevgililerinden çocukları da olmuştur. Bunlardan biri de insan yiyen bir dev olan Polyphemos'tur. Odysseus arkadaşlarını yiyen devi sarhoş edip,tek gözünü kör etmiştir. Bu nedenle de Poseidon'un düşmanı olmuştur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 02:31   #5
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,544
Varsayılan

HERA
Baş tanrı Zeus'un karısı ve kız kardeşidir.Yunanlılara göre Zeus ile Hera'nın düğünleri yeryüzündeki bolluk ve verimliliğin simgesidir.Bu evliliğe Hieros Gamos (kutsal evlilik) adı verilir.Zeus ile Hera'nın evliliğinden Ares, Hebe ve Hephaistos doğmuştur. Zeus ile Olympos'a yerleşen tanrıça,Zeus'la saltanatını paylaşmıştır.Onun gibi hayata,dünya düzenine,fırtına ve yağmurlara,mevsimlerin değişmesine hükmetmiştir.Her şeyden önce kadınları gözetir,onların hayatını düzenler,analığı ve doğumu koruyan bir tanrıça olmuştur.Evliliğin kutsal düzenini bozan herkes özellikle de Zeus'un sevgilileri ve çocukları en büyük düşmanlarıdır.Simgeleri tavus kuşu,nar ve zambaktır. Hera daima dolgun vücutlu,gür saçlı güzel bir kadın olarak tasvir edilmiştir.Hera aynı zamanda, geçimsiz, hırslı, kindar ve tutkulu bir kadındır.İşlerini çoğunlukla düzen kurarak yürütür.Argos, Hera'nın kutsal ilidir.En ünlü tapınağı Samos adasında bulunur.Üç güzeller yarışmasında birinciliği Aphrodite'ye kaptırması Paris ve Troya'ya karşı bitmez bir kin duymasına neden olmuştur ve Troya'nın yok edilmesini istemiştir.
Savaş boyunca hep Akhaları tutmuş, savaş Troyalıların lehine döndüğünde İda Dağı'nda savaşı izleyen Zeus'un yanına gidip,onunla sevişip,oyalayarak diğer tanrılarla birlikte Akhalara yardım etmiştir. Hera, Aphrodite'ten sonra en güzel tanrıça olduğu halde bunu hiç bir zaman kullanmamış,kendisine aşık olan erkekleri hep reddetmiş ve Zeus'a sadık kalmıştır. Güzelliğini Zeus'a hep sunmuş, her yıl kanathos ırmağının kutsal sularında yıkanarak bekaretini geri almıştır. Hera için ev kutsaldır. Hera'ya sunulan adaklar içinde,sığır ve pişmiş topraktan ev modelleri en çok rastlanılanlardandır. Zeus'un eşi olduğu için gökyüzüyle ilgilidir. Urania ek adını da alır. Kutsal hayvanlarından ilki inek diğer tavus kuşudur. Kutsal bitkisi nar ve zambaktır. Hera'nın tek efsanesi üç güzeller efsanesidir. Taktığı arkası açık başlığa Pyleon denir. Evlilikleri ve kadınları koruyucu görevi vardır. Zor anlarda (doğum gibi) onlara yardımcı olur.



ATHENA
Zeus'un bilgelik ve akıl tanrıçası Metis'ten doğan kızıdır.Efsaneye göre Metis hamile kalınca,Gaia Zeus'u uyarmış ve Zeus'da Metis'i yutmuştur.Athena'da silahlarıyla birlikte Zeus'un başından çıkmıştır.Bu nedenle Zeus'un kişileşmiş aklı olarak da kabul edilir.Zeus'un kızları arasında en çok Athena'yı sevdiği bu nedenle kalkanını ve öldürücü şimşeğini yalnız onun taşımasına izin verdiği söylenir.Ancak İlyada'da Athena'nın sakin ve kendinden emin gücü,savaş tanrısı Ares'in gücünden üstün tutulur.Athena doğru haklı savaşın tanrıçasıdır.Onun için Pallas ve Minerva sıfatları sıkça kullanılmıştır.Yunanca Pallo kargı sallamak,kökünden gelebileceği gibi bakire anlamına gelen bir kelimeyle de bağlantılı olabilir.Athena bilgelik tanrıçası olarak Pronoia (temkinli,ihtiyatlı) sıfatına sahipti.Bu sıfatla tasvir edildiğinde simgesi baykuştur. Athene tasvirlerinde genellikle baştan aşağı silahlıdır.Başında miğfer,sol elinde Medusa başına sahip kalkan,göğsünde yine Medusa başlı zırh bulunur.Klasik dönem sanatçılarının en fazla dikkatini çeken tanrıçalardan biridir.Özellikle Phidias'a atfedilen çok sayıda kabartma ve heykelinin olduğu bilinir. Athena heykellerinde ise sol elinde bir mızrak vardır.Ülkeyi saldırılardan koruyan bir tanrıçadır.Koruduğu kahramanlara savaşın hilelerini, siyasal beceriyi,doğru düşünüş ve görüşü öğretir.Güzel sanatları ve bilgeliği korur,kentlerin yaşamasını sağlar.Herşeyden önce de bir sanat kenti olan Atena'nın kurucusudur.Atina Akropolis'i onun tapımına ayrılmıştır.Başka kentlerde Athena'yı koruyucu tanrıça olarak benimsemişlerdir. Bunlar arasında Troya'da bulunur. Yunan Tanrıçaları arasında iyi vasıfları çoğunlukta olan bir tanrıçadır Athena.Onun Hera'ya benzer düzenbaz ve kindar bir yönü vardır.Kendisine rakip olarak gördüğü
Aphrodite ve Ares'e karşı çok acımasızdır. İlyada'da Zeus'un oynadığı rolü Odyssea'da Athena oynar. Odyssseus'a acır,bu yiğit adamın çabalarının boşa gitmesini önler,ona yardım eder.Ölümlü bir kadın olan Medusa güzellikte Athena ile boy ölçüşmeye kalkışınca Athena Perseus'a emrederek kafasını kestirmiş. Kalkanın üzerine takmıştır.Diğer bir olayı ise dokumacılıkta kendisiyle boy ölçüşmeye kalkan Arakhne'yi örümceğe çevirerek sonsuza kadar lüzumsuz dokumalar ve örgüler yapmaya mahkum etmiştir

PERSEPHONE
Zeus'la Demeter'in kızı olan Persephone,kore yani genç kız olarak da anılmaktadır.Önceleri bereket ve toprağı simgelerken Hades tarafından kaçırılmasından sonra ölüler ülkesinin tanrıçası olmuştur.
a.Tarımla ilgili Atribüleri; elinde veya başında başak demeti,haşhaş ve başak,çiçek,meyve dolu sepet.
b.Müstesonlar ile ve yer altı ilgili atribüleri;meşale,yılan,içinde n yılan çıkan sandık (cista mystica). Persephone devamlı giyimlidir.Başı mantoyla örtülü, polosla taçlanmış, saçları açık ve uzun olarak betimlenir.

HEPHAİSTOS
Hephaistos, zanaatkarlar tarafından Athena ile birlikte mesleklerin piri ve koruyucusu olarak kabul edilen bir ateş tanrısıdır. Tarımı, uygarlığı ve şehir hayatını korur.Anadolu kökenli tanrılardan biri olan Hephaistos,özellikle sönmüş yanardağ olarak saygı görmüş,sonraları yanardağların içinde çalıştığına inanılmaya başlamıştır. Zeus'la Hera 'nın oğlu olarak bilinmesine rağmen, Zeus'un Athena'yı başından doğurmasına karşılık Hera'nın da Hephaistos'u tek başına doğurduğu söylenmektedir. Hephaistos, tanrılar arasında en çirkinidir. İki ayağı da topaldır. Homeros'un İlyada'sında bunun sebebi iki şekilde açıklanır.Birinciye göre babası Zeus, Hera ile kavga ederken Hephaistos annesinin tarafını tutmuş, buna kızan Zeus oğlunu Lemnos adasına fırlatmış ve Hephaistos bu yüzden sakat kalmıştır.İkinci efsaneye göre Hephaistos sakat doğmuş, bu durumdan utanan annesi onu Olympos'tan aşağı fırlatmış ve Hephaistos'u Nereidler büyütmüştür. Hephaistos' la Hera hiç bir zaman birbirini sevmemlerdir. Tanrıların arasında en çirkin olan olmasına rağmen, hem onlar hem de insanlar arasında en sevilen tanrıdır. Olympos'taki görkemli saraylar onun elinden çıkmıştır. Tanrılar ve kahramanlar için en güzel silahları yapmıştır. Zeus'un emriyle insanları cezalandırmak için gönderilen ilk kadın Pandora onun eseridir. Hephaistos, İlyada'da Kharis (zerafet, neşe ve sevinci temsil eden tanrıçalardan biri) ile evlidir, Odysseia'da ise Aphrodite ile evlidir.

HEKATE
Artemis'e benzeyen ama kendine özgü efsaneleri bulunmayan bir tanrıça.Titanlar kuşağından gelmedir.Bu sebeple Olymposlu tanrılardan değildir. Hekate iyiliği bütün insanlar üzerine yayar.Gerek savaşta gerekse spor oyunlarında başarı ihsan eder.Balıkçılara bol balık verir,istediği kişinin davar ve sığırlarını çoğaltır.Özellikle gençliğin feyizlendiricisi tanrıçası olarak Apollon ve Artemis kadar kendisine başvurulan bir tanrıçasıdır.Zamanla Hekate'nin özellikleri değişmiş,sihir ve büyüye hükmeden bir tanrıça olarak görülmeye başlanmıştır. Karanlıklar alemiyle ilişkilendirilmiştir. İki elinde birer meşale taşırken ya da kurt,köpek veya kısrak şeklinde görülür. Sihirbazlığın icadı ona atfedildi. Kolkhisli Aietes ve Medeia gibi ünlü büyücüler sınıfına soktu. Nitekim; daha genç tarihli bazı hikayeler Kirke'yi onun kızı yaparlar. Oysa Kirke Medeia'nın annesi veya halasıdır. Hekate, büyücü olarak en önemli büyü yerleri olan yol kavşaklarına hükmeder. Buralara Hekate'yi üç gövdeli ve üç başlı olarak gösteren heykelleri dikilmiştir.

NIKE
Eski Yunan ve Roma dünyasında, Olympos tanrılarının soyundan gelmeyip de soyut kavramların kişileştirilmiş biçimi olan tanrıçalardan biridir. Nike, zafer kavramının somutlaştırılmış biçimi,zafer tanrıçasıdır. Homeros'un destanlarında rastlanmaz. Hesiodos'a göre ise Pallas'la Okeanos'un kızı Styks'ten doğmuştur. Olympos tanrıları kuşağından önce olmasına rağmen kimi efsanelerde Athena'nın oyun arkadaşı olarak geçer. Nike, resimlerde kanatlı, hızlı uçan ve göklerden süzülerek zaferi getiren bir genç kız olarak gösterilir. Nike, Athena'nın ön isimlerinden biri olarak da geçer. Heykel ve resimlerde en çok tasvir edilen ölümsüzler arasında yer alır.

PERSEUS & ANDROMEDE
Dedesi Akrisios’un zulmünden Zeus’un yardımıyla kaçmayı başaran Perseus ve annesi Danae , Seriphos Kralı Polydektes’in yanına sığındı. Genç ve kudreti dillere destan Perseus kısa zamanda Kralın öz oğlu gibi olurken, annesi Danae de Polydektes’in aklını başından almıştı ve Kral O’nunla evlenmek istiyordu.

Ancak Polydektes , Perseus’un gençliğinin verdiği tez kanlılıkla bir aksilik yapacağını düşünüyor ve oğlu Perseus’u ortadan kaldırmak istiyordu

Aradan epey bir zaman geçti. Kral memleketinin en tanınmış ve güzel kızlarından Hippodameia ile evleneceği haberini etrafa yaydı. Ve adete göre şenlikler sırasında herkes Krala hediye vermek durumundaydı. Perseus , Kral’ın hediye olarak ne istediğini sordu. Kral atlardan hoşlandığını söyledi. Perseus daha şerefli bir hediye sunmak istediğini ve O’na Medusa’nın başını getirebileceğini söyledi. Kral ilk anda bu teklifi yanıtsız bırakınca Perseus da her kes gibi hediye olarak bir at getirdi. Ancak Kral bu hediyeyi kabul etmedi. Madem bana söz verdin, Medusa’nın başını getirmelisin, dedi. Amacı bu imkansız görevi vererek Perseus’u başından savmak ve gönlünü kaptırdığı genç annesi Danae’yi metres yapmaktı. Medusa gerçekten de yenilmez ve çok korkunç bir yaratıktı. Kocaman ve iğrenç suratında yassı bir burun ve iki geniş kulak, ağzında yaban domuzlarını andıran uzun dişler, yanık tenli alnının üzerinde saç yerine kıvrım kıvrım zehir saçan yılanlar vardı. Tunç kollarla mücehhez bu acuze kadının sesi vahşi hayvanları andırır , dehşet saçan gözlerine bakanlar hemen taş kesilirdi. Perseus verdiği bu büyük sözü tutmak zorunda olduğunu anlayınca düşünceye daldı. Yanına gelen Hermes, Zeka tanrıçası Athena’nın yardımıyla bu işi başarabileceğini söyledi. Athena’dan aldığı cin fikirlerle ihtiyar Grai’lardan bir çift kanatlı sandal, bir heybe bir de başına takanı görünmez yapan eğreti saç almayı başardı. Kanatlı sandalları iki ayağına bağlayan, kendisini görünmez yapan takma saçı başına takan ve heybeyi sırtına alan Perseus, Medusa’nın bulunduğu yere doğru yola çıktı. Üç iğrenç kız kardeşleri yani Gorgon’ları uyur halde buldu. Fani olan Medusa’ya yaklaştı. Kendisine bakıp taşlaştırmasın diye arkasını dönüp kılıcını Medusa’nın başına savurdu. Kopan kafasını heybesine koydu. Medusa’nın yere dökülen kanlarından kanatlı at Pegasus doğdu. Perseus uçarak oradan uzaklaştı. Yolda heybeden damlayan Medusa’nın kanlarından , bugün dünyanın her tarafında görülen zehirli yılanlar doğdu. Perseus akşamüzeri şark ülkesine doğru yaklaştığında yeni bir macera ile karşılaştı. O’nun ulaştığı Memlekette Kepheus adında bir Kral hüküm sürüyordu. Kepheus’un karısı Kassiepeia gururuna kapılarak kendisinin Nereid’lerden daha güzel olduğunu düşündü. Kızlarının küçümsenmesine hiddetlenen Tanrı Posseidon Kepheus’un yurduna karşı konulmaz bir deniz canavarını musallat etti. Tanrılara danışan Kral Kepheus , bu afetten kurtulmasının tek yolunun güzel kızı Andromede’yi bu deniz canavarına kurban etmek olduğunu öğrendi.Perseus , Habeşistan’a geldiği zaman Andromede’yi koca bir kayaya bağlı olarak buldu. Olayın içyüzünü öğrendikten sonra bu dünyalar güzeli kıza aşık oldu. Tam o sırada korkun deniz canavarı ortaya çıktı. Kocaman ağzını kayalara bağlı olan Andromede’yi yutmak için açarak geldiği sırada Perseus bir ok gibi fırladı ve ucu demirli mızrağını canavarın göğsüne sapladı. Perseus Andromede’nin bağlarını çözdü.
Babası Kral Kepheus’a götürerek evlenmek istediğini söyledi. Beladan kurtulan Kral da bu teklifi kabul etti. Muhteşem bir düğünle evlenen çift daha sonra Medusa’nın kesik başını da alarak Seriphos adasına doğru yola koyuldular. Fakat Seriphos Kralı Polydektes ,Perseus’un yokluğundan faydalanarak annesi Danae’ye sahip olmak istemiş, buna karşı koyan Danae de bir mabede sığınmak zorunda kalmıştı.
İşte tam bu sırada ve olanlardan habersiz Kral Polydektes’in huzuruna çıkan Perseus, Medusa’nın başını getirdiğini söyledi. Fakat kalbi kinle dolu olan Kral Polydektes, Perseus’a yalan söylediğini ve zaferinden şüphe ettiğini söyledi. Kralın bu tavrına sinirlenen Perseus Medusa’nın başını heybeden çıkararak Kralâ uzattı. Polydektes Medusa’nın kesik başını görür görmez tahtının üzerinde taş kesildi
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 02:32   #6
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,544
Varsayılan

KRAL MIDAS'IN KULAKLARININ UZAMASI
Efsaneye göre Marsyas adindaki bir Satiros (Keçi ayakli, sivri kulakli yari insan yari hayvan yaratiklar) bir gün kirlarda dolasirken Athena'nin icat ettigi ancak çalarken yüzü çirkinlestiginden firlatip attigi flütü bulmus. Bir tanriçanin eseri oldugu için çok güzel sesler çikaran flütü çalmaya basladi..ve bir süre sonra marifetin kendisinde olduguna inanmaya baslayarak kendini Apolon'a rakip görmeye basladi. Bunun üzerine Apolon kazananin kaybedene istedigini yapabilmesi sartiyla Marsyas ile bir yaris yapmaya karar verdi.
Apolon'un arkadaslari olan Musa'lar ve Phrygia (Fyrigia) krali Midas yarismada hakem oldular. Apolon gitari ile çok güzel sarkilar çalarak ortaligi inletti. Marsyas da flütü ile ondan geri kalmayarak çok güzel sarkilar çaldi. Hakemler tereddüt ediyorlardi. Bunun üzerine Apolon Lir'ini eline aldi. O kadar güzel o kadar hos sarkilar çaldi ki daglar taslar heyecandan titrediler. Marsyas Apolon gibi çalamayacagini itiraf etmek zorunda kaldi. Apolon anlasma geregi Marsyas'i ölümle cezalandirdi. Yarisma sirasinda Marsyas'in tarafini tutarak onun daha iyi çaldigini iddia eden Midas'a da ceza verdi.
Onun kulaklarinin iyi isitmedigini söyleyerek insanlara özgü kulaklari ona uygun görmedi ve Midas'in kulaklarini uzatarak esek kulaklarina çevirdi. Midas kulaklarindan öyle utaniyordu ki sürekli basinda bir kalpakla dolasmaya basladi. Fakat berberi saçlarini keserken kulaklarini farketmisti. Midas hiç kimseye anlatmama sartiyla berberine yasamini bagisladi. Fakat berber bu sirri içinde saklamakta çok zorlandi. Birilerine söylemezse patlayacagini düsünüyordu, diger yandan söyledigi takdirde kralın kendisini öldürmesinden korkuyordu. Sonunda bir gün daha fazla dayanamayarak issiz bir yerde bir çukur açtı, ve oraya egilerek yavasça "Haberiniz varmi, Kral Midas esek kulaklidir" diye fisildadi. Bunu söyleyince üzerinden büyük bir yük kalkmis gibi oldu ve rahatladi. Fakat kazdigi çukurun yanindaki kamislari hesaba katmamisti. Kamislar rüzgarla sallandiklari zaman "Midas'in kulaklari esek kulaklari, Midas'in kulaklari esek kulaklari" diye sirri her tarafa yaydilar.

APHRODITE VE ADONIS
Bütün bitkilerin anasi olan Aphrodite'in Adonis adinda bir oglu daha vardi. Yunanlilar Aphrodite'in oglunu bizi çarçabuk terk eden çiçekli ve neseli ilk baharin sembolü olarak kalbul ederlerdi. Adonis saklandigi agacin kabuklarini yarark çiktigi zaman güzel günler basliyor, çiçekler açiyor, ilkbahar basliyordu. Onun hayati tipki çiçekler gibi sinirliydi, bir kaç gün sürüyordu. Çünkü Adonis açilip güldügü, gençligin en güzel ve parlak çagina ulastigi gün ölüyordu. Bu zaman yaz mevsiminin sonuna denk geliyordu. Yani sonbaharin çiçeklerin soldugu, yapraklarin sarardigi dünyaya hüzünlü bir havanin hakim oldugu mevsimn. Iste bu mevsimde Adonis dünyamizi terk ediyor görünmez biraleme giriyordu. Böyle bir mevsim de Adonis yaban domuzunu kovalarken hiç beklemedigi bir anda yaban domzu birden bire geri dönmüs ve ona saldirmisti. Aphrodite oglunun geçirdigi kazayi haber alir almaz Olympos'tan asagi inmisti, ancak yanina vardiginda oglu çoktan ölmüstü. Aphrodite aglayarak ogluna sarildi. Adonis'in ölümüyle Aphrodite'in yani sira periler ve bir çoktanriça göz yasi döktüler, yas tuttular. O günden sonra Adonis'in öldügü gün'ün anisina Adonis'I sevenler yas tutmaya basladilar..taki dogdugu güne kadar. Bu yüzden, neseli ve rengarenk geçen ilk bahar ve yaz mevsiminden sonra kasvetli ve hüzünlü sonbahar ve kis gelir. Bu mevsimler Aphrodite ve perilerin Adonis'in yasini tuttuklari dönemdir.

HERMAPHRODITE
Hermaphrodite, Aphrodite ile Hermes'in ogluydu. Aphrodite, bu oglunu herkesten gizlemek için onu Ida daginin perilerine emanet etti. Periler onu ormanda büyüttüler, vahsi huylu olan bu çocuk daglarda dolasmaktan, ormanin ücra köselerini kesfe çikmaktan hoslanirdi. Bir gün Kariol'de dolasirken duru tertemiz bir gölün kiyisina geldi. Hava çok sicakti ve gölün serin suyu çok bastan çikariciydi. Hemaphrodite üzerindekileri çikarip hemen suya girdi. Oysa bu göl hiç de göründügü gibi tehlikesiz degildi. Bu gölün Salmikis adinda bir perisi vardi. Peri kendi gölünde yüzen yakisikli delikanliyi görünce ona asik oldu. Hemen Hermaphrodite'in karsisina çikti ve ona duydugu sevgiyi dile getirdi ama delikanli onu ciddiye almadi. Salmakis onun kendini ciddiye almamasina aldirmadi ve tekrar denedi. Ona simsiki sarilip ondan kendisiyle kalmasini istedi. Ancak Hermaphrodite böyle bir sey yapmayacagini söyleyerek onun kollarindan kolayca siyrildi. Bunun üzerine Salmakis tanrilara yakardi.
"Ey tanrilar, emir veriniz. Ne ben ondan ayrilabileyim, nede o benden..hiç kimse bizi birbirimizden ayiramasin"
Tanrilar Salmakis'in yakarisina cevap verdiler ve ikisini tek vücut haline getirdiler ve o günden sonra hem erkek hemde kadin olarak tek bir vücut içinde yasamaya basladilar.

EROS (AMOUR)
Eros annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve nese getirir, insanlarin gönüllerini ask atesi ile yakar, insanlarin mutluluklarini ya da sonlarini hazirlardi. Sirtinda bir çift kanadi vardi. Bu kanatlarla uçarak dünyayi dolasir geçtigi yerlere çiçek kokulari saçardi. Eros'un elinde her zaman oklari olurdu. Bu oklarla insanlari kalplerinden vurur onlari birbirlerine aşık ederdi. Ve bir gün kendiside bir güzele asik oldu.

Psykhe (Ruh) bir kralin üç kizinin en güzeli idi. Gerçekten o kadar güzel, o kadar alımlıydı ki görenler onu Aphrodite saniyorlar ona tapiniyorlardi. Aphrodite bir ölümlü ile karistirilmaktan hiç hoslanmamisti. Bu yüzden bir gün oglu Eros'u yanina çagirdi ve onu dünyanin en çirkin erkegine asik ederek cezalandirmasini istedi. Eros annesinin istegini yerine getirmek için hemen yola koyuldu

Psykhe'yi buldugunda, çok gururlu alon ve kimseye asik olmamakla övünen bu genç kizi, dünyanin en çirkin, en kötü erkegine asik etmeye niyetliydi ancak kalbini nisan alarak oku atmak üzereyken Psykhe'nin güzelligi aklini basindan aldi. Onu baskasina asik etmek isterken kendisi asik olmustu. Psykhe'yi alip sihirli bir saraya götürdü. Bu saray uyuyan bir ormanin ortasinda kurulmus, muhtesem fakat issiz bir saraydi. Kanatli güzel delikanli gece karanlik düstükten sonra kendini göstermeden saraya giriyor ve sevdigi ile bulusuyordu. Sihirli sarayda bir insanin isteyebilecegi her sey vardi. Fakat Psykhe'nin tek istedigi kendisini deliler gibi seven bu delikanlinin yüzünü görmekti. Fakat Eros bunu kabul etmiyordu, gece hep karanlikta geliyor ve günes dogmadan da gidiyordu, aksamlari sarayda ates ya da mum yakilmasini yasaklamisti. Psykhe ne kadar yalvrsa da fayda etmedi."Askimizin sirrini kalbinde tasidigin sürece mutlu olacaksin" dedi Eros "Beni görmeyi aklindan bile geçirme, kim oldugumu yada kimin oglu oldugumu ögrenme, bilmeden tanimadan beni körü körüne sev..senden gizlenen seyleri ögrenmeye çalisarak mutlu olma firsatni elinden kaçirma." Ve Psykhe de bunu kabul etmis. Eros'u görmeden kim oldugunu bilmeden körü körüne sevmisti. Irlikte çok mutluydular ancak Psykhe'nin kizkardesleri onlarin bu mutlulugunu kiskandilar. Bir gün kardeslerini ziyarete geldiklerinde ona sevdigi delikanlinin dünyanin en çirkin en igrenç en vahsi görünüslü adami oldugunu söylediler. Eger güzel bir delikenli olsaydi, sevdiginden yüzünü gizlemezdi, seni böyle issiz bir sarayda tutmzdi dediler. Ve ona gece sevdigi gelmeden önce yanan bir lambanin üzerine vazoyu ters çevirip koymasini söylediler. Böylece Eros uyuduktan sonra vazoyu kaldirip aydinlikta onun yüzünü görebilecekti.Psykhe merakina engel olamayarak kardeslerinin dediklerini yapti. Yanan lambayi bir vazonun altina gizleyerek sevdigini beklemeye basladi. Eros her seyden habersiz saraya dönmüs kendinisevdigi kadinin kollarinin arasina birakmisti. Kisa sürede uykuya daldi. Psykhe Eros uyuyunca gürültü yapmadan yavasça yataktan kalkti ve ters çevirdigi vazoyu alarak lambayi eline aldi, yataga yaklastiginda gördükleri karsisinda hayrete düstü. Çirkin ve igrenç bir erkek görmeyi beklerken genç çok yakisikli bir erkekle karsilasmisti. Eros'un yakisikliligi dünyada ki baska hiç bir erkekle kiyaslanamadi. Yüzü tarif edilemeyecek kadar güzel bu delikaliyi görünce Psykhe'nin ona duydugu ask daha da artti..sevdigini alnindn öpmek için egildiginde elindeki tabagi düz tutamadigindan içinde fitil bulunan lambanin kizgin yagindan bir damla Eros'un çiplak omzuna damladi. Eros duydugu aciyla siçrayarak uyandi. Sevgilisinin kendisini dinlemeyip yüzünü görmek için ona oyun oynadigini anlayinca hemen kanatlarini açip uçarak oradan uzaklasti. Eros'un gitmesiyle Psykhe için yaptigi büyülü sarayda bozuldu. Psykhe üzüntüden ne yapacagini bilmez olmustu. Hatasi yüzünden dünyada her seyden çok sevdigi kisiyi kaybetmenin acisiyla yollara düstü Sevdigini tekrar bulma ümidiyle tüm dünyayi dolasti, sayisiz yerler gezdi am bir türlü Eros'un izine rastlayamadi.
Nihayet dolasmaktan bitkin bir halde Aphrodite'in sarayinin kapisini çaldi. Onun kendisine aciyip oglunun yerini söyleyebilecegini düsünmüstü ancak Aphrodite ona yardım etmek bir yana onu bir köle olarak çalistirmaya basldi. Zavalli Psykhe sevdigine ulasabilmek için buna da razi oldu ve tek kelime dahi etmeden kendisine emredilen her seyi yapti. Eros için her türlü aciya katlanmaya razi oldu.
Nihayet bir gün Eros'un yanan omzu iyilesti ve kendisine bu kadar yürekten bagli olan sevgilisinin kaderini degistirmek için Olympos'a gitti. Zeus'un ayaklarina kapanip Psykhe'nin kurtarilmasi ve kendisine es olarak verilmesi için yalvardi. Zeus onun tüm isteklerini kabul ederek Hermes'e Psykhe'nin Olympos'a getirilmesini emretti.
Psykhe tanrilar katina getirildi ve orada hayatta her seyden daha çok sevdigi erkekle evlenerek çok mutlu bir hayat sürdü.

EUROPA
Europa Suriyeli çok güzel bir kizdi. Öyleki parlak teni göz alici bakisi ile dillere destan olmustu. Eglenceyi ve gezmeyi çok severdi. Sabahtan aksama kadar tüm vaktini kirlarda deniz kiyisinda arkadaslari ile birlikte gezerek geçirirdi. Gene böyle bir gün, deniz kenarindaki bahçelerden birinde arkadaslari ile çiçek toplarken Zeus Europa'yi gördü. Onun güzelligi bas tanrinin aklini basindan almisti.
Karisi Hera'nin haberi olmadan güzel Suriyeliye yaklasabilmek için altin rengi bir boga sekline girdi ve kizlarin çiçek topladiklari bahçenin etrafinda gezinmeye basladi. Kizlar bogadan korkmak bir yana onu çok sevimli bulmuslardi, ona yaklasarak sevmeye basladilar. Güzel Europa ona yaklastigi anda boga yere yatarak kizin ayaklarina kapandi. Europa boganin sirtini oksayarak yavasça üzerine oturdu. Tam arkadaslarida ona katilacakken boga birden ayaklandi ve ve sirtinda Europa ile denize dogru kosmaya basladi. Deniz kenarina vardiginda azgin dalgalarin hepsi sakinlesmis durulmustu. Boga dalgalari yararak, denizde kumlu bir ovada kosuyormus gibi hizla oradan uzaklasti.
Bir süre sonra kiyiya vardiklarinda Zeus genç kizi bir çinarin gölgesine birakti ve boga seklinden siyrilarak tekrar tanri sekline döndü ve ona kendisini tanitti. Horalar aceleyle Zeus ve Europa için bir yatak hazirladilar. Bu birlesmenin yapildigi yere gölge saldigi için o günden beri çinar agaci yapraklarini hiç dökmez. Kirid krali Minos bu birlikteligin sonucunda dogmustur.


DÜNYANIN ILK GÜZELLIK YARISMASI
Günümüzden 3500 yil önceye gidelim. Dünyanin ilk güzellik yarismasinin ve Troya savasinin arifesindeyiz. Ve en büyük siirine "Ilyada" ya sahne olacak o günün Anadolusu'na hayal gözüyle söyle bir bakalim. Yumusak çimenlere uzanarak yaz gününü kavalinin sesiyle geçirmis olan çoban yorulup susunca, kendi acemi sanatinin çikarabildigi seslerden kat kat tatli bir müzigin taa ücralardan geldigini duyar ve gönül gözüyle günes arabasi üstünde Apolon'un bir altin liri çalarak günesle parlayan yeryüzünü büyüledigini görürdü. Gece avcisi yeni dogan hilalin isigini sükran dolu yürekle karsilar; ay isigi gövdeli tanriça Artemis'i ay ve yildizlar gibi kendi perileriyle avinin pesinde hizla kosmakta oldugunu sanirdi. Rüzgar sicak esince kaynagindan serin ve berrak fiskiran sularindan susuzlugunu giderirken gurbet yolcusu su perileri naiad'lara dualar ederdi. Uzak dag yamaçlarindan günes isinlarinin ve gölgelerin kogalastigini gören ova orakçilari, dag perileri oread'larin kosusmakta ve birbirine ünlemekte oldugunu sanirlardi. xxx ormanlarda, sessizlik içinde, yapraklarin derin derin iç çekisinde Zephyros'un sevgilisini, arayip fisildadigi isitilirdi. Çalilar arasinda yaban keçisinin boynuzunu görünce yolcular tanri Pan'i görmekte olduklarini sanirlardi. Dünyanin o dönemi masumluk, çocukluk ve düs dönemiydi. O dönem Homerik Çag'di. Iste o çagda dünyanin ilk güzellik yarismasi, Artemis'ler, naiad'lar ve oread'lar Anadolu'sunda yapildi. Argo gemisi, dümenin yaninda duran ozan Orpheus'un musiki uyumlu dizemine(temposuna) göre kürek çalarak Çanakkale'den geçti. Marmara Denizi'ndeki yesil diplerde, bu sanli tekneye hayran kalan deniz kizlari hep yüze geldiler. Iste o gün Okyanus perileri, bellerine kadar denizlerin köpüklerinden çikarak sütbeyaz gerdanlarini siftah olarak insanlara gösterdiler ve yine o gün Peleus, deniz tanriçasi Thetis' i gördü ve ona gönlü sevgiyle akti. Thetis de hemen orada onun bu arzusunu gülümsemeyle karsilayarak onu çildirasiya mutlu etti. Peleus'un deniz perisi Thetis ile evlenecegi gün dügüne bütün tanrilar çagrildi. Yalniz fesat çikarmamasi ve oyunbozanlik etmemesi için kiskançlik ve nifak tanriçasi Eris dügüne çagrilmadi. Iste buna kizan Eris, coskulu sölenin en askin aninda masanin üzerine bir altin elma( Hespereid, Balear adalarinda hasil olan altin elmalardan, yani portakallardan) atmisti. Elmanin üzerinde "En güzele!" yaziliydi. Her kadin gibi her tanriça da kendini, "en güzel" sanarak elmaya sahip çikti. Elemeler yapildi ve sonunda güzeller üçe indi. Bunlar, Aphrodite(*), Hera, Pallas Athena idi. Bu üç güzel, Tanrilar Tanrisi Zeus' a gidip, aralarinda, en güzeli seçmesini rica ederler.Zeus, bu isin sonunda bir çapanoglu çikacagini tahmin ederek, onlara Troya'nin yaninda Ida dagina gitmelerini, orada hem Paris, hem de Aleksandros diye anilan bir prens oldugunu, babasinin koyun sürüsüne çobanlik etmekte olan bu gencin, mükemmel bir güzellik bilgini oldugunu, Paris'in bir sehzade olmasina ragmen, babasi Troya hükümdari Priamos' a bu oglunun bir gün ülkesinin mahvina sebep olacagi için uzaklara gönderdigini söyler. Paris o anda Kocakatran daglarinda Oinone adli güzel bir peri kiziyla yasamaktaydi. Ayin onbesi Kocakatran daglarinin Ida dorugunu tepeden tirnaga kadar gelin tellerine benzeyen nurla örtmektedir. Küçük Menderes nehri de kendi bölgesi boyunca ay isigindan hilalimsi gümüs kavisler çizerek Bogaz' a akmaktadir. Tam o sirada üç tanriça, güzelliklerinin bütün gururuyla Paris'in karsisina çikagelirler. Üç büyük tanriçanin olaganüstü güzelliklerini görünce delikanli sasirir. Tanriçalarin herbiri delikanliya bir sey adar. Hera, Paris' e Asya ve Avrupa'nin sahipkiranligini; Athena, Troya'lilari Akha'lar üzerine muzaffer etmeyi; Aphrodite ise zevce olarak dünyanin en güzel kadinini vaad eder. Esmer Hera bir eliyle sert, kabarik ve sivri memesini, öteki eliyle de mükellef örtüyü kalçalarinin hizasinda tutmaktadir. Pallas Athena, güzellik yarismasina katildigi halde, kendisinin utangaç yaradilisina ihanet etmeden giyinik olarak gelmistir. Aphrodite, altin saçlarinin agirligi altinda yine de basini dik tutmaktadir. Gövdesi beyaz bir irmak gibi akarak genislemekte ve göbeginde bir tek çiçekle süslenmis bir süt gölüne dönmektedir. Paris, elmayi kime verecektir? Yoksa üç parçaya mı bölecektir? Ya da hiç bölmeden ve kimseye vermeden elmayi oturup kendi mi yiyecektir? Aphrodite, zon veya sestus denilen kisa bir kusak takiyordu. O kusagi takan kadin, erkeklerin gözlerinde güzeller güzeli olurmus. Hatta Hera, kocasi Zeus'tan iltifat görmedigi zamanlar Aphrodite den bir gece için kusagini ödünç vermesini yalvarirmis. Bu kusakta bütün zerafetler, cazibeler, tatli gülümsemeler, süzgün gözlü veya atesli bakisli davetler, kandirici iç çekisleri, anlamli sususlar ve bakislar gizli bulunuyormus. Elmayi elinde tutan Paris'in gözlerini Aphrodite'den ayirmadigini gören Hera, güzellik tanriçasina kizarak ona, "Sen haksizlik ediyorsun. O kusak senin belini sardikça bütün gözler sana dönüyor." diye çikismis.. Bunun üzerine Aphrodite, sinirli bir davranisla kusagini koparircasina çikararak Hera'ya uzatmis. Hera kusagi takinmis. Artik Aphrodite yalinkiliç gibi boyunca çiplak kalmis. Paris, altin elmayi yavas yavas ona uzatmis. O devirde yasayan kadinlarin en güzeli Helene oldugu için, onun elini isteyen isteyeneydi. Bunlarin arasinda kurnazligiyla ün salmis Ilias da vardi. Ilias, Helene kime varirsa varsin bir haksizliga ugrarsa, kendisiyle evlenmeye aday olan herkesin kiza yardima kosacaklarina yemin etmelerini istedi. Onlar yemin ettiler. Helene adaylar arasinda Sparta krali Menelaos ile evlendi. Paris, güzel kadını Sparta'dan kaçirip Troya kentine getirdi. Iste o zaman bütün adaylar, yani Akha'lar, Agamemnon'un emrinde Troya'ya saldirdilar. Bu savasta altin elmayi alamayan Hera ile Athena, Akha'lara; Aphrodite ve savas tanrisi Ares ile Apolon Troya'ya yardim ettiler. (*) Aphrodite'nin, Zeus ve karisi ya da Deus ile onun disisi olan Dione'den dogmus olduklarini söylerler.
. Ama Yunanca "aphro", köpük; "aphrodite" de köpük yavrusu demektir. Aphrodite, Bati Anadolu'nun güneyindeki ufuktan sabah yildizinin dogdugu gibi bembeyaz ve yumusak köpükten çirilçiplak dogmustur. Aslinda Aphrodite, bir bereket, ay, sevgi ve güzellik tanriçasiydi. Doguda onun adi yildiz anlamina gelen Astoreth ve Astarte idi. Güzellik örtü kabul etmedigi için, Olympos tanrilari arasinda giyinmemis olan biricik tanri Aphrodite'dir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 02:33   #7
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,544
Varsayılan

İDA EFSANESİ
Kazdağı, antik çağlarda İda Dağı olarak bilinmekteydi. Mitolojiye göre Zeus, tanrıçaların en güzelinin seçilebilmesi için Athena, Afrodit ve Hera’yı İda Dağı’na göndermiş ve burada yaşayan Paris’ten kraliçeyi belirlemesini istemiştir. İda Dağı böylece dünyanın ilk güzellik yarışmasına sahne olmuş ve Afrodit kraliçe olarak seçilmiştir. Homeros’un İlyada’sında tanrılar tanrısı Zeus’un İda Dağı’ndan hükmettiği anlatılmaktadır. Bu nedenle bu dağ kutsal olarak nitelendirilmiştir.
İda Dağı’nın kutsallığı Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle de devam etmiştir. Türk boylarının kutsal saydığı kaz, Göktanrı’yı sırtında taşıyan bir hayvandır. Antik çağda tanrılar tanrısı olarak kabul edilen Zeus’u doruklarında taşıyan İda Dağı Göktanrı’yı sırtında taşıyan kazla özdeşleşmiş ve İda Dağı zamanla Kazdağı’na dönüşmüştür. Assos’ta yapılan kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların üzerindeki motiflerde sıkça kaz figürüne rastlanmakta.
Tarihte yıllarca süren Truva Savaşı’nda Odysseus’un yaptığı tahta atla askerlerini Truva şehrinin içine sokarak savaşı kazandığı herkes tarafından bilinir. Ancak Odysseus’un yaptığı tahta atın dünyada sadece Kazdağı’nda yetişen Kazdağı göknarının kerestesinden yapıldığını ve bu göknar türünün bilimsel adının “Truva atı göknarı” (Abies equitrojani) olduğunu bilen pek fazla kişi yoktur. Kazdağı’nda dünyada sadece bu yörede yetişen Kazdağı göknarının dışında yaklaşık 800 bitki türü bulunmakta. Bu bitkilerden 70 kadarı yalnızca Kazdağı’nda yetişmekte. Bu yüzden Kazdağı, Dünya Bankası tarafından desteklenen “Bitki Gen Kaynaklarının Yerinde Korunması” projesinin pilot bölgesi olarak seçilmiş ve buradaki bitki ve hayvan zenginliği koruma altına alınmış. Ayrıca, Kazdağı 1993 yılında millî park ilân edilmiş. Koruma altına alınan yerler, son yıllarda özellikle gelişmekte olan ülkelerde giderek önem kazanan ekoturizm, yani yabani bitki ve hayvanları görmek amacıyla yapılan gezilere uygundur.
Kazdağı’nın hazinesi sadece mitolojiler ve doğal zenginliklerle sınırlı kalmaz. Bunların yanında bir efsaneler yumağı dolanır dillerde. Yörede yaşayan Türkmenlerin anlattığı Sarıkız Efsanesi’nin birbirinden farklı birkaç yorumu vardır: Güzelliği dillere destan bir kızı anlatır Sarıkız Efsaneleri. Her bir efsanede ayrıntılar farklı olmakla birlikte olaylar Sarıkız’ın köylülerin iftiralarına kanan babası tarafından birkaç kaz ile birlikte Kazdağı’na bırakılması üzerine kuruludur. Kızının dağda ölmeyip de yaşadığını duyan baba dağa çıkıp kızının yanına gider ve ondan su ister. Sarıkız bir elini Kazdağı’nın tepesinden denize kadar uzatarak tasını doldurur ve babasına verir. Sarıkızın erdiğinin belirtileri her efsaneye ayrı bir biçimde yansır. Öykünün sonunda Sarıkız Kazdağı’nın bir tepesinde, babası ise başka bir tepede ölür. Bu tepelere halk dilinde Sarıkız Tepesi ve Baba Dağı denilmektedir. Yöre halkı her yıl Temmuz-Ağustos aylarında yapılan Zeytin Festivali ve Geleneksel Kazdağı Güzellik Yarışması’nda Sarıkız’ı anmaktadır.

Titanides'ler - (Titanidler) Titanlardan altı kız kardeşe verilen ad.
Titanlar - Uranos ile Gaia'nın oğulları. İlk Tanrıların soyundan olan Titanlar altı erkek altı da kız kardeştiler. altısı erkek, altısı dişi olmak üzere on iki Titan doğdu. Titanların erkek olanları Okeanos, Koios, Hyperion, İapetos ve Kronos; aynı zamanda Titanides denilen dişi Titanlar ise Theia, Rheia, Themis, Phoibe, Mnemosyne ve Tethys adlarını taşıyorlardı. Okeanos ve Tethys bütün nehirleri yarattılar. Hyperion ile Theia'dan Güneş - Helios, Ay - Selene, Şafak - Eos doğdular. İapetos ve Asie'den gök kubbesini sırtında taşıyan Atlas, Menoetios, Epimetheus, Prometheus doğdular. Diğer 2 çift Titan da kendi çocuklarını doğurdular. Ama gelecek altıncı çiftin evlatlarınındı - Kronos ve Rheia'nın. Kronos babasını devirerek onun tahtına geçti.

Theseus –
Yunanlıların en büyük kahramanlarından biri. - Atina Kralı Aigeus'un oğludur. Minotauros'u öldürmek amacıyla Girit adasına gitmiş ve kralın kızının da yardımıyla bu canavarı öldürmeği başarmış. Theseus Minotauros'a karşı kazandığı zaferden dönerken, gemisine zafer işareti olarak beyaz yelken çekmediği için, babası oğlunun yenildiğini zannederek kendini denize attı, intihar etti. O günden beri bu denize Ege Denizi dendi. Theseus Amazonlarla savaşmıştır.


Tartaros - Yeraltında, cehennemlerin derinliklerinde bulunan korkunç yer. Ölülerin ruhları orada işkence görürlermiş. Zeus kendisine isyan edenleri oraya atardı. Titanlar üzerinde zafer kazandıktan sonra onları da oraya atmıştı. Tartaros'un ruhu vardı, canlıydı.

Romulus ile Remus
Roma mitojisinde ikiz kardeşler. Mars ile Rea Silvanın oğulları. Küçük yaşta Tiber nehrine bırakılan ikizler, dişi bir kurt tarafından bulunmuş, onun sütüyle beslenmişlerdi. Sonra onları Picus adında bir çoban keşfetmiş, evine götürüp besleyip büyütmüştü. Kardeşlerin kaderinde Roma şehrinin temelini koymak vardı. Büyüdükten sonra iki kardeş arasında şehri hangisinin kuracağı konusunda tartışma çıkmış ve bu tartışma Remus'un ölümüyle sonuçlanmıştı. Romulus Roma şehrinin kurucusu ve ilk kralı oldu.

Sphinks
Yunan mitolojisinde kanatlı yaratık. Göğsü ve yüzü kadına, gövdesi aslana, kanatları kartala benzeyen bir varlık. Efsaneye göre Sphinks Thebai şehrine giden bütün yolları tutmuştu. Gelene geçene bir bilmece soruyor, bilemeyenleri midesine indiriyordu. Şehre kimse girip şehirden kimse çıkmayınca kıtlık baş gösterdi. Şehir kıtlıkla boğuşurken yiğit bir delikanlı geldi şehre. Adı Oidipustu. Sphinks'in sırrını çözebilmek için canavarın bulunduğu tepeye gitti. Yaratık hemen yöneltti sorusunu. "Sabahleyin dört, öğleyin iki, akşamleyin de üç ayaklı olan yaratık kimdir"? diye sordu Oidipus'a. Oidipus "insan" diye karşılık verdi. "Çocukken elleriyle emekler, büyüdüğü zaman dimdik yürür, ihtiyarladığı zaman da bir değneğe dayanır" dedi. Sphinks cevabın doğruluğu karşısında şaşırdı ve buna dayanamayarak kayadan atlayarak kendini öldürdü. Thebai'liler kurtarıcılarını saraya götürdüler, onu kral yaptılar.

Siren'ler -</