![]() |
| | #1 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,699
| ABDEST 1 - Soru: Öğlenci ve sabahçı olduğumuz zaman, devamlı şekilde abdestlerimizi iş yerinde alıyoruz. Yalnız ayak yıkama yeri, yüzümüzü yıkayacağımız yere 9-10 metre uzak. Tabii içimizde Hıristiyanlar da olduğu için, "Burası ayak yıkama yeri değil" diyorlar. Elimizi, yüzümüzü ve kollanmızı yıkayıp, ayaklarımızı da bundan 10-15 metre uzaklıktaki bir yerde yıkıyoruz. Bu abdestle de namaz kılıyoruz. Caiz mi, değil mi? Cevap: Abdest uzuvlarının birbiri peşine yıkanması, Hanefi mezhebine göre sünnettir. Bu sebeple yüzünüzü yıkadığınız yerden 15 metre ilerdeki çeşmeden ayağınızı yıkayarak aldığınız abdestle namaz kılmak caizdir. 2 - Soru: Abdest alırken başımızın dörtte birini mesh manasını nereden anlıyoruz? Cevap: Abdestin farziyyeti ile ilgili sure-i Maide'nin 6. ayeti, başı meshetmeyi farz kılmıştır. Farz kılınan miktar hususunda müctehidlerin içtihadı ve ihtilafı bulunmaktadır. İmam Ebu Hanife'nin içtihadı dörtte bir miktarın meshedilmesidir. Muğire b. Şube'nin rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif buna mesned olmaktadır. Bu sahabi diyor ki: "Peygamber (sav) bir kavmin süprüntülğüne geldi de küçük abdest bozdu, sonra abdest aldı, başının nasiyesine ve mestleri üzerine mesh etti." Nasiye, alın tarafına doğru uzayan saçların bulunduğu başın tepe kısmıdır. Bu ictihadda bulunan ilim erbabı ve müctehidler, "Bi rüusiküm"deki banın teb'iz için olduğu görüşündedir. 3 - Soru: Namaz kılmasak bile gerektiği zaman namaz abdesti almak, beyhude bir hareket midir? Dinen açıklamasını yapar mısınız? Cevap: Abdest, namaz, tavaf ve Kur'an-ı Kerim'e el sürmek için farz (şart) tır. Sair hallerde abdestli bulunmak bir fazilettir. Fakat namaz kılmayınca abdestten beklenen fayda tam olarak doğamaz. Her zaman abdestli bulunmanın hikmet ve faydalarından biri de "şeytanın o kimseye namazı bıraktırmaktan ümit kesmesidir." Bir kimse namaz kılmayınca şeytanın ümitlenmesine imkan vermiş ve Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanamamış olur. Namaz kılmadığı halde abdestli bulunmak, devamlı çorap giyip de pantolonsuz gezmeye benzer. Dünyada ahirete giden yolun üzerinde birçok haramiler var. Olmaya ki onlara kapılasınız. Olmaya ki onlara kapılanıp, İslami vazifelerden uzak kalasınız. 4 - Soru: Farz namazların dışındaki vakitlerde, hayrat suyundan alınan bir abdestle en az bir nafile namaz kılmak gerektiğini duyuyoruz. Bu hususta ne dersiniz? Cevap: Bu tavsiye, yapıldığı zaman sevap olan, yapılmadığı zaman günah bulunmayan bir husus olmaktadır. 5 - Soru: Abdestsiz gezdiğim zaman huzur duyamıyorum ve işim rast gitmiyor. Bu sebeple, abdestli durmaya devam etsek ve fakat aldığımız abdestle nafile namaz kılmasak sorumlu olur muyuz? Cevap: Bu abdestle nafile namaz kılamadığınız zaman sorumlu olmazsınız. Bir ayet de okusanız hakkını ödemiş olursunuz. 6 - Soru: Ben, abdest ve gusülde şüphelere düşüyorum. Yani, guslü yaptığım zaman "Acaba guslüm oldu mu?" diyor, abdest aldığımda da buna benzer şüpheler içimi kemiriyor. Ben, zaman geliyor da tekrar tekrar abdest alıyorum. Bana abdest ve gusülden tafsilatlı olarak bahseden bir kitap tavsiye eder misiniz? Cevap: Vehim şeytandandır. Onun şerrinden korunmak için Euzü okuyunuz. Allah(cc)'a sığınınız ve Ayetü'l-Kürsi'yi okuyunuz. Dikkatlice abdest aldıktan sonra gelen bu vesveseye asla kapılmayınız ve içinizden gelen sese "abdestim abdest, guslüm gusüldür. Kör olası şeytan, sen kahrından çatla" diye onunla alay etmek gerekir. Tavsiye edeceğimiz kitaplar, evhamı gidermek için değil, bu husustaki fıkhi ve dini bilgilerinizi genişletmeye yarar. Büyük İslam İlmihali (Ö.N. Bilmen'in) ve Nimetü'l-İslam'ı okuyunuz. 7 - Soru: Abdestin farz olan mahallerini yıkayıp geri kalan taraflarınınn terk edilmesi caiz midir? Cevap: Asla böyle bir şey doğru ve caiz değildir. Onların faydası olmasaydı Peygamber Efendimiz (sav) terk ederdi. Sünnetlerin ihmali, bid'atların ihyasına ve çoğalmasına yol açar. Bundan dolayı, her zaman ve hele asrımızda sünnetleri ifada azami gayret göstermelidir. 8 - Soru: Abdest alırken ağıza su vermek sünnet olduğu halde gusulde farz olmaktadır. Bunun sebebini açıklar mısınız? Cevap: Abdestle ilgili Ayet-i Kerimede yüzün yıkanılması emredilmiştir. Yüz, saçın bittiği yerden çene altına kadar ve iki kulak arasında yer alan kısmın dışıdır. Burayı yıkamakla farz yerine gelir. Gusulde ağız ve burunun içi, vücudun dış kısmından kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu sebeple ağız ve burun içinin yıkanılması gusulde farz, abdestte ise sünnettir. 9 - Soru: Suyu ile abedst alınan bir havuza para atmakta bir beis var mıdır? Bu havuzdan abdest almak caiz midir? Cevap: Bu davranış bir israftır. Malı sokağa atmak gibidir ve ayrıca bid'attır. Fakat içine para atılmış olması, havuzun suyu ile abdest almaya engel olmaz. 10 - Soru: Tuvalette abdest almakta bir mahzur var mıdır? Cevap: Başka bir yerde abdest almak imkanı bulunmadığı zaman helada da abdest alınabilir. Ancak, buralar temiz olmadığı için dualar okunamaz. 11 - Soru: Bir kimse, abdest alırken, abdest uzuvlarından birini unutuyor. Namazı kıldıktan sonra hatırlıyor. Yeniden abdest alıp namazı iade edecek mi? Cevap: Evet, o uzvu da yıkayarak abdestini tekrar alması ve namazını tekrar kılması gerekir. 12 - Soru: Abdestin farzlarının dört olduğunu biliyoruz. Bazı kimseler bunun altı olduğunu iddia etmektedirler. Bunların iddiası dini esaslara uygun mudur? Cevap: Evvela şunu belirteyim ki, bu, dine aykırı olmayıp, tafsilata ihtiyaç gösteren bir husus olmaktadır. Hanefi mezhebinde farz olarak kabul edilen şeyler, diğer mezheplerde de farzdır. Zira hakkında ayet bulunmaktadır. Bundan sonra, diğer üç mezhebin müctehidleri tarafından farz olduğuna hükmedilmiş şeyler de vardır. Şöyle ki: İmam Şafii, abdestin farzlarının altı olduğunu belirtmiş ve bizim bildiklerimizin üzerine "Niyyet" ile "Tertibe riayet'in farz olduğu ictihadında bulunmuştur. Niyyet, İmam Malik'e göre de farzdır. Ahmed bin Hanbel, tertibin farz olması hususunda İmam Şafii ile ictihad etmiş bulunmaktadır. 13 - Soru: Üzerinde ayet bulunan veya Allah (cc) adı bulunan bir parayı abdestsiz olarak almak nedir? Cevap: Mekruhtur. 14 - Soru: Şia'nın abdestte ayaklarını mesh etmelerinin bir dayanağı var mıdır? Cevap: Şia'nın hangi harekelinin sağlam bir dayanağı vardır ki, bunda mesned arayalım. Ehl-i sünnete muhalif kalmayı şiar edindikleri için her hususta muhalefeti şuur haline getirmişlerdir. Şia, Maide suresinin altıncı ayetini "ve ercüliküm" şeklinde mecrur olarak okuyan kıraat imamlarının okuyuşundan hareketle kendisine ahkam çıkarmaktadır. Böyle okunması halinde, "Vemsehü bi rüüsiküm" cümlesi üzerine atıf olmakta, başınızı mesh ediniz, cümlesinin üzerine atfedilen kelimeye de onun hükmünü yükleyip ayaklara meshedileceği hükmünü vermektedirler. Önce şunu belirtmek isteriz ki, kıraat imamlarının hepsi böyle okumakta değildir. Nafi, İbni Amir ve Kisai, Nasb ile "Ve ercüleküm" okumaktadırlar. Mecrur olarak okuması halinde mana yönünden değil, lafız yönünden mütabeate binaen olmaktadır. (Nimetü'l-İslam, Kitabü't-Taharet c. 66). Mecrur olarak okuma, "Cerri civari ve tenasüb-ü kelam içindir" Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 26) Mecrur okunduğu zaman meshin cevazı çıplak ayağa değil, ayakta mest varsa onun üzerine mesh etmekle kayıtlıdır. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 93) 15 - Soru: Acaba Hz. Ali (ra) çıplak ayağının üzerine mesh etti mi? Cevap: Bilakis Hz. Ali (ra), "Ayaklarınızı topuklara kadar yıkayınız" diye emir buyurmuştur. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 93) Hz. Ali bir gün halkın arasında hüküm vermekte iken mübarek çocukları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in abdest ayetinin ayaklarla ilgili cümlelerini mecrur olarak "Ve ercüliküm" ibaresiyle "Ve ercüleküm" okumuş ve şöyle devam etmiş ve "Kelamdan" (varid olanın) önü de sonu da budur" demiştir. Ashabın ulemasından bulunan Abdullah bin Mes'ud ve Abdullah bin Abbas (ra) da, "Ve ercüleküm" okurlardı. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 93) Nezzal bin Sebre, Hz. Ali (ra)'den naklederek demiştir ki: Ali (ra) öğle namazını kıldırdıktan sonra, Küfe meydanında halkın arasına oturmuştu. İkindi vaktine kadar orada kaldı. İkindi olunca bir su küpünün yanınaa vardı. Bir avuç dolusu su alıp onu yüzüne, ellerine, başına ve iki ayağına sürdü, sonra ayağa kalkıp onun artanını ayakta olduğu halde içti, sonra, "Halktan bazı kimseler, ayakta su içmeyi kerih görüyorlar. Resulullah (sav), benim yaptığımı muhakkak yapmıştır" dedi ve şöyle devam etti: "Bu, abdestini bozmayanın abdestidir" dedi. Hazret-i Ali'ye (ra) nisbet edilen ve ayaklar üzerine meshetmekle ilgili bunun dışında bir beyan yoktur. Abdesti olanın eline, yüzüne, başına ve ayaklarına su sürmesi, serinlemek için olmaktadır. (Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 26) İbni Arabi demiştir ki: "Ulema, ayağı yıkamanın vacip olduğu üzerinde ittifak etmiştir. Taberi'den başka bunu reddedeni bilmiyorum." (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 91) Bu kelimeyi mecrud olarak "Ve ercüliküm" okuyanlardan bir kısmı "Ayakları mesihten murat, yıkamaktır" demişlerdir. Sahih olan da budur. Zira mesh kelimesi, sıvazlamak ile yıkamak arasında müşterek bulunmaktadır. Bazen yıkamada bazen de meshetmekte kullanıldığı olmuştur. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 92) Peygamber Efendimiz abdestlerinde ayaklarını yıkamış ve "Bu bir abdesttir ki, Allah bundan başkasını kabul etmez" buyurmuştur. (Tefsir-i İbni Ke-sir, c. 2, s. 26; Nimetü'l-İslam; Kitabü't-Taharet, s. 66) Abdullah bin Zübeyr'e (ra), Peygamber Efendimiz(sav)'in nasıl abdest aldığı sorulmuş idi. Bir kap su istedi ve onlara göstermek için Peygamber Efendimiz'in aldığı şekilde abdest aldı: Önce üç defa ellerini yıkadı, sonra üç defa mazmaza ve istinşak yaptı, sonra da üç defa yüzünü yıkadı, sonra dirsekleriyle birlikte üç defa kollarını yıkadı, sonra başını meshetti de ellerini bir defa öne, bir defa da geriye götürdü, sonra topuklarına kadar iki ayağını yıkadı. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 96) Şayet ayakta farz olan, mesih olsaydı veya mesih caiz bulunsaydı, yıkamayı terk etmek üzerine vaid (korkutucu beyan) vaki olmazdı. Zira meshetmek ayağın her tarafını kaplamak değil, ancak mestin üzerine olduğu gibi, bazı yerlere elin temas etmesidir. (Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 27) Bir de Peygamber'in (sav) Buhari ve Müslim'de Abdullah bin Amr ile Ebu Hüreyre'den (ra) rivayet edilen hadis-i şeriflerinde "Abdestinizi ikmal ediniz. (Kuru kalan) ökçelerin vay ateşten haline" buyurmaktadır. Aynı metinle bir hadis-i şerifi Müslim, Hz. Aişe'den (ra) rivayet etmiştir. (Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 26) Peygamber (sav), abdest alan bir adamın ayağının üzerinde tırnak kadar bir yerin kuru kaldığını görmüş ve "Kuru kalmış ökçelerin vay haline" buyurmuştu. Hz. Enes (ra) nakletmektedir: Peygamber'e (sav) bir adam gelmiş, orada iken abdest almış ve ayağının üzerinde tırnak kadar bir yeri kuru kalmıştı. Bunu gören Peygamber (sav), "Dön de abdestini güzel al" buyurdu. (Tefsir-i îbni Kesir, c. 2, s. 27) Bu hususta daha fazla bilgi için gerek tefsir gerekse fıkıh kitaplarının geniş bilgi ihtiva edenlerim gözden geçirmeleri tavsiye olunur. 16 - Soru: Mesh ne demektir? Ve başın mesihteki mahalli neresidir? Cevap: Mesh, başka tarafta kullanılmamış bir yaşlığı bir yere değdirmekten ibarettir. Başın, kulağın üst tarafında kalan yerin dörtte birini mesh farz olmaktadır. 17 - Soru: Kişi, abdest aldıktan sonra bazı yerlerin kuru kaldığına dair şek etse ne yapar? Cevap: Kuru kaldığına dair kesin bilgisi yoksa şekke itibar yoktur. 18 - Soru: Gözler, yüz üzerindeki birer uzuv olduğu halde neden gözlerin içini yıkamıyoruz? Cevap: Gözlerin içini yıkamak zarar vereceği için abdestte ve gusülde yıkanması caiz değildir. 19 - Soru: Abdest aldıktan sonra başını tıraş ettiren kimsenin yeniden başını mesh etmesi gerekir mi? Cevap: Mesh etmesi lazım gelmez. Zira, saçlar kesilmekle hades (abdest bozulması) vaki olmuş değildir. İkincisi, başı mesh etme farzı sakıt olmuştur. Düşmüş olan bir mükellefiyet geri gelmez. 20 - Soru: Abdest veya gusülden sonra tırnak kesen kimsenin orayı tekrar yıkaması gerekir mi? Cevap: Gerekmez. Sadece orayı yıkamak müstehab olur. 21 - Soru: Bir insan abdest almış, daha sonra kolunda bir kuru yer kaldığını görmüş olsa ve eliyle o kuruluğu gidermiş olsa, acaba bu abdest tamam olur mu? Cevap: Abdestte her uzuv müstakil bir uzuv olarak kabul edilmektedir. Koldaki kuru yer, aynı koldaki yaşlılıkla giderilebilir. Böyle yaparak abdestini tamamlamış olur. 22 - Soru: Taharet-i suğra ne demektir? Cevap: Abdestsizlik halini gidermek, yani abdest almak demektir. 23 - Soru: İştiyak ne demektir? Cevap: Misvak kullanmak demektir. 23 - Soru: Teşvis ne demektir? Cevap: Misvake bedel olarak dişleri parmakla temizlemek demektir. 24 - Soru: Teslis ne manasına gelmektedir? Cevap: Bir fi'li üçlemek, üç defa yıkamak manasına gelmektedir. 25 - Soru: Tahlil ne demektir? Cevap: (Parmaklarını) aralamak, parmak aralarını temizlemek demektir. ![]() |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,699
| ABDESTİN BOZULMASI 1 - Soru: Minberde hutbe okurken veya hutbeyi okuduktan sonra ve cuma namazının farzını kılmadan önce hatibin abdesti bozulsa, cemaat arasında namaz kıldıracak kimse de bulunmasa, ne yapması gerekir? Cevap: Hatibin hutbe okurken taharet üzere bulunması farz değil sünnettir. (Feteva-i Hindiyye c. l, s. 155) Bu itibarla hutbe irad ederken hatibin abdestinin bozulması hutbeyi ifsat etmez. Böyle bir halin vukuunda kısaca hutbeyi tamamlayıp, hutbe okunurken hazır bulunan cemaat arasından ehil bir kimseyi namaza geçirir. (Feteva-i Hindiye c. l, s. 156) Namaz kıldıracak kimse bulunmazsa abdest alıp gelir ve namazı kıldırır. Hutbe namaz değildir. Namazın bir parçası da değildir. Bu sebeple hutbe arasında abdestin bozulması hutbeyi bozmaz. Kerahetle eda edilmiş olur. (Nimetü'l-İslam: Kitabüssalat s. 539) 2 - Soru: Abdestli bir kimse, uyumamak şartı ile, uzansa veya yan gelip yatsa abdesti bozulur mu? Cevap: Uyumazsa, sadece uzanması abdesti bozmaz. 3 - Soru: Televizyon seyretmek abdesti bozar mı? Abdestli iken kendi nikahlısını öpen bir kişinin abdesti bozulur mu? Cevap: Abdestin bozulması, ancak vücuttan kan, sarı su, meni ve benzeri bir şey çıkmasıyla olur. Böyle bir yaşlık çıkmamış ise abdest bozulmaz. Fakat televizyondaki çirkin sahnelerin ve belden aşağıya hitap eden filmlerin göz zinasına sebep olması yüzünden abdest değil, ahlak bozulur. 4 - Soru: Abdestli iken iğne yaptıran bir adamın abdesti bozulur mu? Cevap: İğne damardan yapılacak olursa enjektöre kan çıkınca bozulur. Zira kan, iğnenin girdiği deliğin ağzından dışarı çıkmış olmaktadır. Tekrar içeriye iadesi ise hükmü değiştirmez. Adale veya deri altına vurulduğu zaman hiç kan çıkmaz ise abdest bozulmaz. 5 - Soru: Abdestini almış bulunan bir kimse, daha sonra ağızdaki takma dişini çıkarıp tekrar yerine taksa abdesti bozulur mu? Cevap: Bozulmaz. Çünkü böyle bir davranış, abdesti bozan sebepler arasında yoktur. Takma dişleri ayağa giyilen mestle kıyaslamak yanlıştır. 6 - Soru: Tac tercümesinin c. l, s. 157'de, 211 ve 212. hadislerde anlayamadığımız bir hususu sormak istiyoruz. 211. hadiste "Deve eti abdesti bozar" diyor. Bu hususta ne dersiniz? Cevap: Bu, İmam Ahmed b.Hanbel'in mezhebine göre olmaktadır. Hanefi mezhebinde deve eti yemek, abdesti bozan sebepler arasında sayılmış değildir. Ancak, mezhep ihtilafından kurtulmak için, deve eti yedikten sonra abdest almak müstehabtır. (Nuru'l-İzah, Aksam-ı Vudü bahsi) 7 - Soru: 212. hadiste, "Ateşte pişirilmiş bir şeyin yenilmesi abdesti bozar" deniliyor. Bir açıklama da yapılmamış. Bu hususta ne dersiniz? Cevap: Ulemadan bazıları bu hadis-i şerife dayanarak, ateşte pişmiş bir şeyi yedikten sonra abdest alınmasına hükmetmişlerse de dört mezhebin imamları böyle bir ictihadda bulunmamışlardır. Bahsi geçen eserin 213 ve 214. hadisleri bunun aksini, yani Resul-i Ekrem(sav)'in pişmiş et yedikten sonra abdest almadığını ifade etmektedirler. Ebu Davud'da (ra) Hz. Cabir'den (ra) naklen deniliyor ki: "Resulullah'tan (sav) sadır olan iki şeyden sonuncusu, ateşin (pişirerek) tağyir ettiği bir şeyi yedikten sonra abdesti terketmiş olmasıdır" buyurulmaktadır. 8 - Soru: Bir anne, abdestli iken evladını emzirse abdesti bozulur mu? Cevap: Bozulmaz. Zira süt, necis bir mayi olmadığı için onun çıkması abdesti bozan sebep değildir. 9 - Soru: Kumar kağıtlarını ele almak abdesti bozar mı? Cevap: Abdesti bozmasa da ahlakı bozar. 10 - Soru: Vücudun bir tarafının çizilmesiyle veya bir yaranın başının kopması neticesinde çıkan beyaz su, mahallinden çıkıp başka bir mahalle tecavüz etse abdest bozulur mu? O beyaz suyun değdiği yeri yıkamak lazım gelir mi? Cevap: Sahih görülen kavle göre, vücuttan çıkan beyaz su da kan hükmündedir. Bu sebeple, abdest bozulur. Kan hükmünde bulunduğuna göre, bulaştığı yeri de yıkamak gerekir. (Büyük İslam İlmihali'nin ikinci kitabinin 167. maddesinin 3. bölümünü dikkatle okumanızı tavsiye ederiz.) 11 - Soru: Abdestli olan kimsenin çekildiği zaman düşecek olduğu bir şeye dayanarak uyumasına Kuduri kitabında "abdesti bozulur" deniliyor. Nuru'l-İzah kitabında ise bozmayacağı belirtiliyor. Hangisiyle amel etmek gerekir? Cevap: Bu farkı yakaladığınız için önce sizi tebrik etmeliyim. Daha sonra cevaba geçmek isterim: Kuduri'nin ibaresi: "Bir şeye dayanarak uyumak, eğer dayandığı şey çekiliverdiği takdirde uyuyan kimse düşecek durumda ise abdest bozulur." Nuru'l-İzah'ın ibaresi: "Avret mahalli yerde mekan tutmuş halde iken uyumak, uyuyan kimse, bir şeye dayanmış olsa ve dayandığı şeyin çekilip alınması takdirinde düşecek vaziyette bulunsa bile abdest yine bozulmaz." Bahsi geçen iki kitabın beyanında izaha muhtaç taraf varsa da uyuşmazlık ve çelişme yoktur. Kuduri abdesti bozan sebepler arasına, bir şeye dayanarak uyumayı almış ve bu uyumanın abdesti bozacak dereceye gelmesini şart ve kayda bağlamıştır. Bu kaydı, "Dayandığı şey alınacak olsa düşer durumda olmak" ifadesi ile açıklamıştır. Nuru'l-İzah ise: "Avret mahalli, yere yerleşmiş durumda iken uyumayı" abdesti bozmayan şeyler arasında mütalaa etmiştir. Avret mahalli yere dayalı olunca, hava kaçma ihtimali olmadığından, abdest bozulmaz. Dayandığı şeyin alındığı farzedildiğinde düşecek durumda olsa dahi yine abdest bozulmaz, demiştir. Meseleye iki ayrı noktadan bakan kitapların ibare ve ifadesi arasında, dikkatle bakıldığı zaman, tenakuz bulunmamaktadır. 12 - Soru: Uykunun abdesti bozan sebepler arasında yer almasının hikmetini açıklar mısınız? Cevap: Uyku, haddizatında abdesti bozan bir şey değildir. Ancak uyuyan bir kimse, uyku halinde iken, asabına hakim olamaz. Bu sebeple, kontrol dışına çıkan asap gevşer ve dışarıya hava kaçması ihtimali olur. Bu ihtimal dikkate alınarak, makadı açıkta olarak uyuklayan kimsenin abdestinin bozulacağına; makadının üzerine oturarak uyuyan kimsenin abdestine zarar gelmeyeceğine hükmedilmiştir. 13 - Soru: Fıkıh kitaplarında, abdesti bozan sebeplerin arasında "ağlamak" geçmiyor. Acaba ağlamakla abdest bozulur mu? Cevap: Ağlamak abdesti bozmaz. Ancak gözdeki bir hastalıktan dolayı yaranın akıntısı çıkıyor ise, o abdesti bozar. 14 - Soru: Vücudun herhangi bir yerinden biraz kan çıktı ve fakat çıktığı mahallin dışına taşmadı. Yerinde duran kanın üzerine bir sinek kondu ve uçtu. Bunun ile abdest bozulur mu? Cevap: Kan, çıktığı yerin etrafına taşmadıkça abdest bozulmaz. 15 - Soru: Yaradan çıkıp da kuruyan kan veya sarı su, daha sonra düşse abdest bozulur mu? Cevap: Bozulmaz. Bu, aynı bir deri parçasının kan çıkmaksızın kopup düşmesi gibidir. 16 - Soru: Abdest mahalli olmayan bir uzvumuzdaki yaranın üzerinde sargı olsa, biz abdest aldıktan sonra sargıyı çıkarıp tedavide bulunsak ve fakat yara kapanmasa abdest bozulur mu? Cevap: Bozulmaz. 17 - Soru: Abdest alırken boğaza su kaçsa oruç bozulur mu? Bozulursa keffareti icap eder mi? Cevap: Hata yolu ile olan bu oruç bozulmasında sadece kaza lazım gelir. (Büyük İslam İlmihali, Oruçla ilgili bölüm, madde: 104) 18 - Soru: Ekseriyetle ayak parmaklarının arasında görülen ve mayasıl diye isimlendirilen yaşlık ile abdest bozulur mu? Cevap: Bozulmaz. 19 - Soru: Namaz kıldırmakta bulunan bir imamın, elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulmuş olsa ve fakat telaşından cemaat içinden birini yerine geçirmiş olmasa ona uymuş bulunan cemaat ne yapar? Cevap: Cemaatin, içinden birini mihraba geçirmesi veya içlerinden birinin kendiliğinden mihraba geçivermesi ve namazın geri kalanını tamamlaması caizdir. Yalnız bu iş, abdesti bozulan imam camiden çıkmadan önce olacaktır. Şayet bu kimse imamın yerine geçmeden önce, imam camiden çıkmış olursa, abdesti bozulan birinci imamdan başkasının namazları fasid olur. 20 - Soru: Bir imamın, yerine başkasını geçirmesi, sadece abdestin bozulması sebebiyle mi olmaktadır, başkaca bir mazeretten dolayı da başkasını yerine istihlaf etmesi caiz olur mu? Cevap: Abdest bozulmasından başka bir mazeret ile de olabilir. Şöyle ki, İmam müthiş bir korku veya bir arızadan dolayı farz olan miktar kadar okumadan önce tutulup kalsa, yerine başkasına geçirebilir. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 261) 21 - Soru: Bir kimse namaz kılarken abdesti bozulsa ne yapması gerekir? Cevap: Abdestin bozulmasında iki hal tasavvur olunur. Kasten abdest bozma, elinde olmayan bir sebeple abdestin bozulması. Kasti olan abdest bozmada abdest alıp namazı yeni baştan kılmaktan başka bir çare yoktur. Hata yolu ile abdestin bozulmasında, hiç konuşmadan girip en yakın sudan abdest alır ve abdestin bozulduğu yerden namazı tamamlamaya başlar. Abdest, rükü veya secdede bozulmuş ise onu yeniden yaparak namazını tamamlar. Namazın bu şekilde tamamlanmasını caiz gören sahabeler Hz. Aişe, İbni Abbas, Ebu Bekir, Ömer, Ali, İbni Ömer, İbni Mes'ud ve Selman-ı Farisi (r.a.e) hazeratıdır. Bu husustaki müsaadenin dayanağı, "Kim kusar veya burnu kanar, yahut mezi gelirse, konuşmadığı müddetçe gitsin de abdest alsın ve (bıraktığı yerden) bina etsin" Hadis-i Şerifidir. 22 - Soru: Namaz içinde abdesti bozulan bir kimsenin, gidip abdest aldıktan sonra namazını tamamlamasının caiz olmasında bazı şartlar var mıdır? Varsa onları açıklayınız? Cevap: Bu hususta elbette bazı şartlar vardır. Onları şöyle sıralayabiliriz: l - Abdesti bozan sebep, hades-i semavi cinsinden olmalıdır. Yani namaz kılan kimsenin irade ve ihtiyarı olmadan abdesti bozulmuş olmalıdır, elinde olmaksızın burnunun kanaması gibi. Birinin vurması veya bir canlının ısırması sebebiyle kan çıkması, kasten abdest bozma gibidir. Çünkü fi'lin oluşmasında kulun ihtiyarı bulunması sebebiyle "semavi hades" vasfından çıkmış olur. Hatta birisi damda yürürken aşağıda namaz kılan kimsenin başına taş düşüp kanamış olsa yine hades-i semavi sayılmaz. Çünkü taşın düşmesi ihtiyari değil ise, onun düşmesine sebep olan yürümekte irade ve ihtiyar mevcuttur. 2- Namaz kılanın vücudunda meydana gelmiş olmalıdır. Böyle olmayıp da hariçten namaza engel olabilecek bir pislik, namaz kılan kimsenin üzerine isabet etse onu temizleyip de namaza devam edemez. Bu durumda o kimsenin namazı fasid olur. 3- Abdesti bozan sebep, guslü gerektiren bir şey olmamalıdır. Bundan şu kast olunmaktadır: Namaz kılan uyuklayıp da uykusunda ihtilam olsa veya bir şeye bakmanın yahut nahoş şeyler düşünmenin neticesinde kendisinden meni boşanmış olsa; gusül yapıp da namazın geri kalanını tamamlayamaz. Yeni baştan kılması gerekir. 4- Abdesti bozan sebep, çok nadir vukubulan cinsten olmamalıdır. Bayılma gibi nadiren vukubulan bir şey ile abdest bozulacak olsa, abdesti alıp üzerine tamamlamak caiz değildir. 5- Namaz kılan o kimse, abdest bozulduktan sonra, bir rükün eda etmiş olmamalıdır. Mesela, kıyamda Kur'an-ı Kerim okumakta iken abdesti bozulan kimse, okumayı kesmeyip, abdest yenilemeye giderken Kur'an okumaktan; abdestin bozulması rüküda veya secdede iken vaki olsa, rüknü eda kastı ile başını kaldırmaktan çekinmektir. Bu kimsenin rükü ve secdeden başını kaldırması abdestini tamamlamaya gitme kastı ile olacaktır. Bunları yapan kimse, namazın rüknünü abdestsiz olarak ifa edince, namazını ifsad etmiş oduğundan, abdestinin bozulduğu yerden devam ederek namazını tamamlayamaz. Abdestini aldıktan sonra, namazı baştan kılması gerekir. Böyle bir hal kıyamda iken vaki olunca okumayı hemen kesip rükü veya secdede vaki olunca hemen namazdan çıkıp abdestini yeniler, o rüküu veya secdeyi sonra iade eder. 6- Yürüme halinde iken bir rükün eda etmiş olmamalıdır. Şöyle ki: Abdestini tazeleyip gelirken, namazının rüknü olan kıraeti eda etmek, namazı tamamlamaya mani bulunmaktadır. 7- Abdesti bozulmuş olan bu kimse, namaza aykırı bir iş yapmamalıdır. Elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulduğu zaman, kasten abdestini bozmak, yemek, içmek ve konuşmak gibi namaza zıt bir şeyi yapmaktan çekinmelidir. Bunlardan birini yapan kimse, abdestini alarak namazının üzerini tamamlayamaz. Avret mahallinin açılması da namazı tamamlamaya mani olan hallerdendir. Bu sebeple abdesti bozulan bir kadın, bu hükümden faydalanamayacak ve abdest aldıktan sonra namazını baştan kılacaktır. Çünkü kadının kolunu açması ile namazı bozulmuş olur. 8- Zaruri olmayan bir işi yapmış olmamalıdır. Mesela, abdesti bozulan bir kimse, abdestini yenilemek için kendine yakın yerdeki suyu bırakıp da iki saflık bir mesafeden daha uzak bir yere gitmek gibi lüzumsuz iş yapmaktan çekinmelidir. Yakında su olduğunu bildiği halde, bildirilen mesafedeki uzak bir yere gidip abdest almak, namazını tamamlamaya mani hallerdendir. Eğer yakındaki suyu unutur veya su kuyu içinde olmakla onu çıkarmak ve kullanmak zahmetli bir iş olduğu için uzağa gitmiş olursa, bu, namazını tamamlamaya mani sayılmamıştır. Çünkü başka su varken kuyudan su çekmek, namazın tamamlanmasına engel olan işlerden sayılmıştır. 9- Abdestin bozulmasından sonra, özürsüz bir gecikme yapmamak. Bir kimsenin elinde olmayan bir sebeple abdestinin bozulmasından sonra, herhangi bir özrü yok iken eğlenip de abdest almaktan gecikmemelidir. Böyle bir eğlenme, namazın bir cüz'ünü abdestsiz iken eda etmek demek olacağından, abdestini tamamladıktan sonra üzerine bina etmeye engel olur. "Özürsüz olarak" kayd-i ihtirazisi, abdesti bozan sebebin -mesela burun kanamasının- kesilmemesi veya fazla izdiham gibi bir özürden dolayı vaki olan gecikmeyi dışarda bırakmış olduğundan, bahsi geçen özürler veya benzeri bir sebeple gecikmek, abdestini aldıktan sonra namazın geri kalanını tamamlamaya engel olmaz. 10- Abdest bozulmasından sonra, namaz kılanın daha önce abdestinin bozulmuş olduğu ortaya çıkmamalıdır. Mesela, abdesti bozulan bu kimsenin ayağındaki mestin müddetinin dolmuş olduğu anlaşılmış olsa, abdestini alıp da namazının geri kalanını tamamlayamaz. Sahibi özür bulunan bir kimse için namaz vaktinin çıkması veya teyemmüm ile namaz kılmakta iken abdesti bozulmuş bulunan bu kimsenin su bulmuş olması da namazı tamamlamaya engel olan hallerdendir. 11 - Namaz kılan kimse, sahibi tertip ise üzerinde geçmiş bir namazın bulunduğunu hatırlamamalıdır. Böyle bir kimse, geçmiş kaza namazlarının olduğunu hatırlayacak olsa abdestini alıp namazının üzerine devam ederek tamamlama yoluna gidemez. 12- İmama uymuş bulunan bir kimse, elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulunca, abdestini yenilediğinde, arada bir engel varsa, namaz kıldığı yere dönüp orada imama uyması gerekir. Eğer namaz kıldığı yere dönmeyerek, bulunduğu yerden iktidasına engel olan kadın saffı gibi bir mani bulunduğu halde imama uyarsa namazı fasid olur. Çünkü iktida kendisine vacip iken bunu sahih olmayan bir yerden yapmış olmaktadır. Kendisi muktedi olduğu için, münferiden eda etmesi de caiz olmaz. Şayet bu kimse, abdest alırken imam namazı bitirmiş ve selam verip namazdan çıkmış bulunursa, namaz kıldığı ilk yerine dönüş yapmaz. (Kendi başına namaz kılmakta bulunan bir kimse, abdestini aldıktan sonra bulunduğu yerde hemen namazını tamamlayıvermekle, namaz kıldığı yere dönmek arasında serbest bulunmaktadır) 13- İmam bulunan ve abdesti bozulan kimse, imamlığa ehliyeti bulunmayan bir şahsı imamlığa geçirmemelidir. Mesela, böyle bir kimse, çocuğu, kadını veya ümmi bir kimseyi kendi yerinde imamlık yapmak üzere mihraba geçirirse, hem imamın namazı hem de cemaatin namazı bozulmuş olur. Namazı yeni baştan kılmaları gerekir. - Abdürrahim Fetvalarından: "Hanefi olan şahsa, abdestin bozulmamasında, diğer mezheplerin hükümleriyle amel etmek caiz olmaz" (H.Ec. 1/5) Açıklama: Hanefi mezhebi mensubu bir mü'minin abdesti bozulduğu zaman, kendi mezhebinin hükümleriyle hareket etmesi gerekir. Mesela, vücudundan kan çıkan bir Hanefi, Şafii mezhebini taklit ederek, abdestinin devam ettiğine hükmedemez. Böyle bir davranış kendi mezhebine riayetsizlikten ve dini hükümleri ciddiye almamaktan ileri gelir. - Abdürrahim Fetvalarından: "Müdmin-i hamrin terlemesi abdestini bozar" (H.Ec. 1/5) Açıklama: Vücudumuz, muhtaç bulunduğu suyu, su veya sulu maddelerden alır. "Ayyaş" veya "akşamcı" diye ifade edilen içki müptelaları, vücutlarının bu ihtiyaçlarını şaraptan temin etmiş olmaktadırlar. Şarap pis ve murdar bir mayidir. Bu sebeple, ayyaşın vücudundan çıkan ter, kan ve idrar gibi abdesti bozan sebepler arasında yer almaktadır. - Behce Fetvalarından: "İnce bir haldeki cerahat, elbise veya vücutta avuç içi kadar (bir yere yayılmış) olmazsa namaz (ın sıhhatin)e mani değildir" (H.Ec. 1/6) Açıklama: Vücuttan çıkan cerahat, kalın bir durumda olmasa da necisdir. Bunun ince halde olanı, kendi sirayet ve yayılma istidadı ile, elbisenin veya vücudun üzerinden avuç içi kadar bir yeri kaplayacak olursa, namazın sıhhatine engel olur. Bundan az durumda bulunursa bu halde kılınacak namaz sahih olur. - Feyziye Fetvalarından: "Hatip, hutbeyi okuduktan sonra abdesti bozulsa, hutbe okunurken hazır bulunmayan (daha sonra gelmiş) bir kimseyi (cumanın farzını kıldırmak) üzere yerine geçirmesi caiz olmaz" (H.Ec. 1/13) |
| |
| | #3 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,699
| HANGİ SULARLA ABDEST ALINABİLİR? 1 - Soru: Bir kuyunun başında domuz derisinden yapılmış kova bulunsa başka da vasıta olmasa, bununla alınan sudan abdest alınır mı? Cevap: Domuz derisi tabaklamakla temiz olamayacağı için, onunla çıkarılan su hiçbir işte kullanılamaz. 2 - Soru: Sıcak su ile abdest almakta bir beis var mıdır? Cevap: Güneşte ısınmış su ile abdest almakta tenzihi bir kerahet varsa da ocakta ısınmış su ile abdest almakta bir mahzur yoktur. 3 - Soru: Kar ile abdest alınabilir mi? Cevap: Kar eritilmek suretiyle abdest alınabilir. Fıkıh kitaplarını okuyunuz. 4 - Soru: Herhangi bir su kuyusuna tuvalet pisliği suyu karışıyor. Çok veya az. Bu su ile abdest alınır mı? Cevap: Pisliğin kokuşu, rengi veya tadından iri suda belirir ve hissedilirse artık onunla abdest alınmaz, gusül yapılamaz, elbise ve beden temizliği yapılamaz. -İbni Nüceym Fetvalarından: "Katran ile kokuşu değişmiş bulunan su ile abdest almak caiz olur" (H.Ec. 1/5) Açıklama: Katran, sıvı halinde bir madde olup, üç vasfı bulunmaktadır: Renk, tad ve koku. Bu üç vasıftan ikisi suda belirtilmedikçe abdest ve gusle mani değildir. Bu fetva, sadece kokunun suda belirmesi ihtimaline göre verilmiş olup, dini bir müsaadeyi aksettirmemektedir. Şayet katranın iki vasfı suda görülecek olursa artık onunla abdest ve gusül yapılamaz. -Behce Fetvalarından: "Su kuyusuna düşerek kurtlanan ciğer müteneccis olmaz" (H.Ec. 1/7) Açıklama: Ciğerin içinde akıcı bir kan bulunmadığından onun kuyuya düşmesi suyun temizliğini gidermez. Ciğerin kokması ve kurtlanması, yenilmesini engellerse de suyu kirletmiş olmaz. Zaruret halinde, o suyu temizlik işlerinde ve abdest almakta kullanmak caiz olur. - İbni Nüceym Fetvalanndan: "Su içinde, suda yaşayan bir hayvanın ölüsü bulunsa, o su temizdir" (H.Ec. 1/7) Açıklama: Suda doğup, suda yaşayan bir hayvanın su içinde ölmesi suyu murdar kılmaz. - Behce Fetvalarından: "Ateşte veya havanın sıcaklığı ile eriyen kar suyu ile abdest veya gusül caiz olur" (H.Ec. 1/6) Açıklama: Yaratıldığı vasıf üzere duran ve Ma-i mutlak" diye ifade edilen su ile abdest alıp gusül yapılır. Su denildiği zaman, ma-i mutlak adı verilen sular akla gelir. Bu isim altında toplanan sular; yağmur ve kar suları, deniz, göl, çay, pınar, kaynak ve kuyu sularıdır. Eriyen karın suyu, abdest ve gusülde kullanılır. - Abdürrahim Fetvalarından: "At pisliği ile karışıp kokusu değişmiş bulunan bir su ile abdest ve gusül caiz olmaz" (H.Ec. c. 1/16) Açıklama: Katı haldeki pisliğin suyun temizliğine zarar vermesi, üç vasfından birinin; renk, tad ve kokusunun suda görülmesiyle olur. Bu itibarla, fetvada görüldüğü üzere, at fışkısının kokuşu suda belirse onunla ne elbise yıkanabilir, ne de abdest ve gusül yapılır. - Netice Fetvalanndan: "l0x10 (arşın ölçüsünde) olmayan bir kuyuya köpek düşse (kuyu), içindeki kadar su çıkarmakla temiz olur" (H.Ec. 1/5) Açıklama: Eni on arşın, boyu da on arşın olan bir kuyu veya havuz, "büyük havuz" olarak kabul olunmaktadır. Bu ölçülerden düşük olanlar ise "küçük havuz" adını almaktadır. Küçük havuz durumunda olan bir yere köpek düşünce, suyu kirlenmiş olacağından, kuyudaki suyun tamamını boşaltmak gerekir. Zira, köpeğin salyası necistir. - Abdürrahim Fetvalarından: "Üst tarafı elbise yıkanmakta olan akar suyun bir mil aşağısında su kullanmakta kerahet yoktur" (H.Ec. 1/5) - İbni Hüceym Fetvalarından: "İçmek için yapılmış musluklardan abdest almak caiz olup, havuz içinden (caiz) olmaz" (H.Ec. 1/5) Açıklama: Yukarıda da belirttiğimiz gibi, 10x10 ölçüsünden düşük olan durgun sular, küçük havuz vasfında olduğu için, oraya el sokmayıp, suyu bir kap ile alıp kullanmak gerekir. Havuz küçük olduğu için, el sokarak abdest alınacak olursa, içerideki su "Ma-i müstamel" haline gelir. Bu sebeple abdest almak caiz olmaz. - Behce Fetvalarından: "Bir kuyuya kullanılmış su gitse (kuyudaki) asıl su ile ma-i müstamelden hangisi fazla ise onunla hüküm olunur" (H.Ec. 1/7) Açıklama: Kullanılmış bulunan bir suda renk, tad ve koku gibi vasıflar bulunmadığından dolayı, hüküm miktara bağlanmış bulunmaktadır. Temiz su fazla ise, taharetine hüküm verilir ve onunla her türlü temizlik yapılır. Şayet kullanılmış su daha fazla ise, o zaman karışmış bulunan su ile gusül yapılamaz ve abdest alınamaz. |
| |
| | #4 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,699
| MEST ÜZERİNE MESH 1 - Soru: Ayağımıza giydiğimiz mestlerin üzerine meshettikten sonra mestlerden bir tekini çıkarsak, yalnız mest çıkan ayağı mı, yoksa her iki ayağı mı yıkayacağız? Cevap: Her iki ayağın yeniden yıkanması gerekir. 2 - Soru: Çizmeye mest vermek caiz olur mu? Cevap: Mestte aranılan şartlar çizmede de mevcut olduğu için üzerine mesh edilebilir. 3 - Soru: Bir mestde iki parmak, diğer mestte de bir veya iki parmak miktarı sökük bulunsa, bu mestlere mesh etmek caiz midir? Cevap: Evet, caizdir. Bir mestte üç parmak miktarı sökük veya yırtık bulunması halinde mestler üzerine mesh caiz olmaz. Fakat iki mestin söktüğü toplama tabi tutulmaz. 4 - Soru: Bir kimse ayağına mest giyse ve üzerine de çorap geçirse, daha sonra çorabın üzerine mesh verse caiz olur mu? Cevap: Bu caiz değildir. Çorabını çıkarıp mestin üzerine mesh etmesi gerekir. 5 - Soru: Mest üzerine giyilen çorap, çok ince olduğundan, çorap üzerine meshedilse, ıslaklık meste çıksa caiz midir? Cevap: Mesele, cevaz yönünden ele alınacak olursa, çorap üzerine verilecek meshin yaşlığı aynen meste kadar ulaşır ise mesh caizdir. Bu haddi zatında çoraba değil, meste yapılmış bulunmaktadır. Fakat görenler üzerinde yanlış telakki ve tatbikata yol açmaması bakımından çorabı çıkarıp mest üzerine mesh etmelidir. Suyun alta geçmemesi ihtimal dahilindedir. 6 - Soru: Abdestli olarak giydiğimiz mesti, abdest bozulmadan önce çıkarsak abdest bozulur mu? Cevap: Bozulmaz. Çünkü ilk alınan abdest bozulmamıştır. 7 - Soru: Mestler üzerine mesh ederken, ayağımızı yere dayamadan, yani kaldırmış halde iken mesh etsek bir mahzuru var mı? Cevap: Ayağı yere basmak faydalı ise de şart değildir. Dikkat edilecek husus, farz olan mesihde el parmaklarının iç kısmının mestin üzerine oturmasıdır. Bu temin edilince ayak havada iken de meshedilebilir. Ancak, bu dini vecibeyi daha güzel eda edebilmek için ayağın yere basılmış olması uygun olur. 8 - Soru: Mest üzerine meshedebilmek için kaç şart vardır? Onları açıklar mısınız? Cevap: Yedi şart vardır. Şöyle ki: 1- Mestler, ayağa abdest alındıktan sonra giyilmelidir. 2- Mestler; ayakları, yandaki topuklar da dahil olmak üzere, her taraftan örtülmüş olmalıdır. 3- Mestler ile en az bir fersah yürüyebilmek mümkün olmalıdır. 4- Mestlerin topuktan aşağıda kalan kısmında ayak parmaklarının küçüklerinden üç parmak miktarı delik, sökük ve yırtık bulunmamalıdır. 5- Mestler, ayakta bağlamaksızın duracak halde olmalıdır. 6- Mestler, dışarıdaki suyun hemen içine alacak, ayağa ulaştıracak durumda olmamalıdır. 7- Ayağın ön tarafından el parmağının en küçüğü ile en az üç parmak miktarı bir yer mevcut olmalıdır. 9 - Soru: Bir mestte ufak delikçikler bulunsa bunların meshe mani olması için ne kadar genişlikte olması lazımdır? Cevap: Eğer bu delikler, çuvaldız girecek genişlikte ise toplanıp hesaba katılır. Ondan daha küçük olursa, dikiş deliği gibidir, hesaba katılmaz. 10 - Soru: Bir kimse mestin alt veya yan taraflarına mesh etse caiz ve sahih olur mu? Cevap: Sahih olmaz. Zira meshin farzı her ayağın üst tarafına mesh edilmek suretiyle yerine gelir. 11 - Soru: Bir kimse bir ayağındaki mestinin üzerine dört parmak miktarı, diğer ayağındaki mestinin üzerine ise iki parmak miktarı mesh etse meshi caiz olur mu? Cevap: Caiz olmaz. İki parmak miktarı meshettiği mestin üzerine üç parmağa tamamlayacak şekilde meshi yenilemek icap eder. 12 - Soru: Bir insan, mestinin üzerine yaş bir bez sürmüş olsa mesh yerine gelir mi? Cevap: Evet, gelir. (Nimetü'l-İslam, Kitabü't-Taharet s. 163) 13 - Soru: Bir kimse mestinin üzerine, farz olan miktardaki yeri ıslatacak kadar su dökse ve fakat elini sürmüş olmasa mesh yerine gelmiş olur mu? Cevap: Evet, olur. 14 - Soru: Bir kimse mesh etmeye ayak parmaklarının ucundan değil de, mestin koncundan başlayıp aşağıya doğru çekse meshi sahih olur mu? Cevap: Meshi sahih ise de sünnete aykırı bir usul uygulamış olur. 15 - Soru: Bir kimse, mestin üzerine mesh ederken, el parmaklarını ayak parmaklarının ucuna gelecek şekilde koymayıp yan olarak koyup da mesh etse, meshi sahih olur mu? Cevap: Meshi sahih olursa da sünnete aykırı hareket etmiş olur. - Behce Fetvalarından: "(Giyilen) çarık, ayakların üzerini -topuklarına kadar- örterse (üzerine) mesh etmek caiz olur" (H.Ec. 1/6) Açıklama: Ayağa giyilen bir şeyin üzerine mesh edebilmenin yedi şartı vardır. Bu şartların bulunmaması halinde, ayakkabı üzerine mesh caiz olmaz. Bu şartlardan biri, mestlerin, ayakları topuklarla birlikte her taraftan örtmüş bulunmasıdır. Bu şart bulununca, giyilen şeyin potin veya çizme, yahut çarık olsun üzerine mesh etmekte hiçbir engel yoktur. |
| |
| Konu Araçları | |
| |