![]() |
| | #1 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,697
| NAMAZIN KILINIŞI 1 - Soru: Namazda tadil-i erkanın ne demek olduğunu açıklayınız. Cevap: Tadil-i erkan; namazların kıyam, rüku ve secde gibi rukünlerini tam bir sükunet ile ifa etmektir. Kıyamda kıraeti tamamladıktan sonra, rükua vardığında her uzuv bir sükunet hali alıp izdırap halinde bulunmamalıdır. Rükudan kalkarken vücut dimdik bir vaziyet almalı ve en az bir tesbih miktarı (Sübhane Rabbiye'l-azim diyecek kadar) ayakta durmak, daha sonra secdeye varıp aynı sükunet hali üzerinde secdeyi tamamlamaktır. İki secde arasında bir tesbih miktarı oturmak da tadil-i erkandandır. 2 - Soru: Tadil-i erkanın hükmü nedir? Cevap: İmam Ebu Yusuf'a göre farzdır. İmam-ı Azam ve İmam Muhammed'e göre vacibdir. 3 - Soru: Namaz içinde zammı sure okurken, bir sureden bir sureye geçiş anında kalpten besmele çekilmeyecek olsa bir mahzuru var mıdır? Cevap: Hanefi mezhebi mensupları için, namazda surenin evvelinde besmele okumak yoktur. Okunmasına dair hüküm bulunmayınca, bunun kalpten geçirilmesi diye bir mükellefiyet de yoktur. 4 - Soru: Sabah veya öğle namazlarındaki iki rekatli sünnetleri dört kılmak daha faziletlidir diyorlar. Böyle bir şey var mı? Cevap: Sabah namazının sünneti iki rekatten fazla kılınamaz. Ancak öğle ve yatsı namazlarının son sünnetlerini dört rekat kılmak müstehabtır. 5 - Soru: Bir namazın her iki rekatinde aynı sureyi okumakta bir kerahet var mı? Cevap: Kıldığı namaz nafile ise bir kerahet yoktur. Zira nafilelerdeki hüküm geniştir. Şayet bu tatbikatı farz namazında yapmış ise bakılır, eğer başka bir sure bilemediği veya unutmuş olduğundan yapmış ise yine kerahet yoktur. Ezberinde birden fazla sure olduğu halde ve kasten böyle yapmış ise kerahet vardır. 6 - Soru: Hanefi olan bir kimsenin imamın arkasında kıldığı sırada Fatiha'nın sonunda açıktan "Amin" demesinde bir mahzur var mı? Cevap: "Amin" demek sünnet ise de, sesi yükseltmek mekruh görülmektedir. 7 - Soru: Sabah namazının farzında birinci rekatte okunan Kur'an ikinci rekatte okunandan ne nisbette uzun olacaktır? Cevap: Sabah namazının farzında okunması gerekenin üçte ikisini birinci rekatte; üçte birini de ikinci rekatte okumak gerekmektedir. Peygamber Efendimiz'in (sav) zamanından beri uygulanması devam eden usul budur. Sabah namazının vakti, halkın uykuda bulunduğu bir zaman olduğundan, Müslümanların cemaate yetişebilmeleri hikmetinden dolayı birinci rekatte uzun okunmaktadır. 8 - Soru: Namazda ellerin bağlanmasında nasıl bir zaman ve ölçü konulmuştur? Cevap: Hangi kıyamda zikr-i mesnun, Sübhaneke ve diğer dualar veya Fatiha ve surenin okunması devam ediyorsa, ellerin bağlanması da devam eder. Bu hikmet ve ölçü esas alınarak, cenaze namazının dördüncü tekbiri alındığında okunacak başkaca bir şey kalmadığı için eller salınmakta daha sonra selam verilmektedir. 9 - Soru: Rükudan kalkarken okunan "Semiallahü limen hamideh"deki semia fiili işitme manasına mı gelmektedir? Cevap: Hayır, o manada kullanılmış değildir. Bu fiilin manası "kabul ederdir". "Allah hamd edenin hamdini kabul eder" demektir. Peygamber Efendimiz'in bir Hadis-i Şerifinde de bu kelime kabul manasında kullanılmış bulunmaktadır. Hadis-i Şerifin metni şudur: "Allahümme inni euzü bike min ilmin la yenfeu ve min kalbin la yahşeu ve min nefsin la teşbeu ve min duain la yüsmeu" Buradaki la yüsmeu, "kabul olunmayacak (duadan Sana sığınırım)" demektir. 10 - Soru: Farz namazların son iki rekatında Fatiha'dan sonra zammı surenin okunmamasının sebebi nedir? Cevap: Farz namazlarının üç ve dördüncü rekatlarında kıraat farz olmayıp, sadece Fatiha okumak sünnettir. Bu sebeple sure okumak gerekmez. 11 - Soru: Bir kimse, namaz kılarken rüku tekbirini rükua vardıktan sonra alsa veya "Semi Allahü limen hamideh" cümlesini rükudan tamamen kalktıktan sonra söylemiş olsa bundaki dini hüküm nedir? Cevap: Böyle bir hareket mekruhtur. Çünkü bu cümleleri mahallinden gayri bir yerde işlemiş olmakta ve mahallinde yapmayı terketmektedir. 12 - Soru: Bir kimse kıldığı namazın ilk rekatinde Kur'an-ı Kerim'in son suresini okumuş olsa ikinci rekatte nereden okuması lazımdır? Cevap: Fatihadan sonra, Sure-i Bakara'dan okunması münasip olur. Hatim sırasında Sure-i Nas'ı okuduktan sonra Fatiha okuyup ardından Bakara suresinin baş tarafını okumak da bunun namaz dışındaki tatbik ve sünnet olan şekli olmaktadır. 13 - Soru: Namaz kılan bir kimse, ilk rekatte okuduğu sureden sonra bir sure atlayarak okur ise bunda kerahet olduğunu biliyoruz. Fakat arada kalan sure uzun olursa bunda da kerahet var mıdır? Cevap: Uzun sure, iki kısa sure hükmünde olduğundan, bunda kerahet yoktur. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, 321) 14 - Soru: Namazda, Fatiha'dan sonra "Amin" kelimesini sesli olarak söyleyenler oluyor. Bunda bir mahzur var mı? Cevap: İmam, kıraeti açıktan okuyacak olursa, Hanefi mezhebinde olanların "Amin" lafzını "Gizli" olarak söylemesi sünnete uygun görülmüştür. Diğer mezheplerin tatbikatında bazı farklılıklar varsa da sorunuzun dışında kaldığı için oraya geçmiyoruz. - Netice Fetvalanndan: "Başlanmış bulunan bir namazın her rekatinin evvelinde (Fatiha) okumaya başlamazdan önce "Besmele" okunur" (H.Ec. c. 1/8) 15 - Soru: Bir kimse namaz sırasında Fatiha veya sureleri okurken gözlerini kapatsa bir mahzur var mıdır? Cevap: Evet vardır. Böyle bir hareket mekruhtur. - Behce Fetvalarından: "Namaz kılan kimse" (peltek "se" ile okuyacağı) El-Kevser yerine (sin harfi ile) el-kevser okusa namazı fasid olur" (H.Ec. c. 1/11) - İbni Nuceym Fetvalarından: "Namaz kılan kimse, veleddaalliin kelimesinde veya başka yerde "dad" harfini, kudreti olduğu halde "zı" olarak okusa, namazın fasid olması racih görülen hükümdür" (H.Ec. 1/8) - Ali Efendi Fetvalanndan: "Manaric-i hurufu tashihe gücü yeten bir imam cim (harfi) yerine "zel" okusa, (kıldıracağı namazda) kendisine uymak caiz olmaz" (H.Ec. c. 1/10) - Netice Fetvalarından: "Namaz kılan kimse (yanılarak) vezzalimine eadde lehüm azaben elimen yerine, ecran azimen okusa namazı fasid olur" (H.Ec. 1/8) Açıklama: Bu yanılma ile manada fahiş bir bozukluk olmaktadır. Şöyle ki: "(Allah) zalimler için elimli bir azab hazırlamıştır" manasına gelen ayette "...onlar için büyük bir ecir (sevap) hazırladı" manası ifade eden bir yanlışlık doğmaktadır. Manada meydana gelen bu bozukluk, namazın bozulmasına yol açmaktadır. - Abdürrahim Fetvalarından: "İmam, TE harfi ile "Ve ma edrake mahiyyet" şeklinde okusa, namazı fasid olur" (H.Ec. 1/12) Açıklama: Ayet-i kerimenin doğru olan okunuşu "Mahiyeh"dir. Bunun "Mahiyet" şeklinde okunması, manayı ve dolayısıyla namazı fasid eder. - Behce Fetvalarından: "Namaz kılan kimse, her zaman Fatiha'dan sonra belirli bir sure veya ayeti okumaya devam etse, kerahet vardır" (H.Ec. c. 1/12) Açıklama: Bir sureyi okumaya devam, ondaki fazilete ehemmiyet verildiğini ihsas ederken, diğer surelerin bu faziletten mahrum bulunduğu vehmini uyandırır. Bu itibarla, beş vakit namazda hep aynı sure ve ayetleri okumayı adet haline getirmemek gerekir. Bir de şu hususu belirtmek isteriz: Peygamber (sav) Efendimiz'in bazı namazlarda okumayı tavsiye buyurduğu veya bizzat okuduğu surelerin, namazda okunmasında kerahet düşünülemez. Kerahet, her namazda hep aynı sureyi veya ayeti okuyup, onların dışında kalanı okumamaktadır. - Behce Fetvalarından: "Namaz kılan kimse (Asır suresini okurken) ve tevasaf bissabr'de sat harfinden sonraki be harfini esre ile ve ra harfini de sakin olarak "es-Sabir" şeklinde okusa namazı fasid olmaz" (H.Ec. 1/11) Açıklama: Böyle bir okuyuş doğru değilse de namazı bozacak mahiyette görülmemektedir. - Abdürrahim Fetvalarından: "İmam (Fatiha'daki) en'amte kelimesini "en'amce veya "enamhe şeklinde okusa imamlık yapması caiz olmaz" (H.Ec. 1/11) |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,697
| İFTİTAH TEKBİRİ 1 - Behce Fetvalarından; "İftitah tekbiri, namazın şartlarındandır" (H.Ec. 1/9) Açıklama: Bazı fakihler, iftitah tekbirini namazın rukunlerinden saymıştır. Bir kısmı da namazın şartlarından kabul etmiştir. Fetva, bu tercihten birini dile getirmektedir. 2 - Ali Efendi Fetvalarından: "İmam olan şahsın iftitah tekbirini Kad Kaametissalah denildiği sırada alması efdal olur" (H.Ec. 1/8) Açıklama: İmamın bu şekilde hareket etmesi, namazın adabındandır. İkamet bittikten sonra başlamasında da bir mahzur yoktur. İmam Ebu Yusuf'un tercihi de budur. İftitah tekbirini bundan daha fazla tehir doğru değildir. 3 - Soru: Namaza başlarken imam olan kimsenin iftitah tekbirinde sesini yükseltmesinin ve elleri kulak hizasına kaldırmasının hikmeti nedir? Cevap: Namazda imama uyacak kimseler arasında herkes aynı durumda olmayabilir. İçlerinde sağır olan veya âmâ bulunan da vardır. Gözleri görmeyenlere, tekbirde sesi yükselmekle; sağır olanlara da elleri kaldırmakla namaza başlandığı bildirilmiş olur. Bundan başka, dünya işlerini arkaya atmaya ve külli olarak namaza yönelmeye bir işaret de mevcuttur. 4 - Soru: Namaz kılmak için camiye girdiğinde, imamın rükua gitmek üzere bulunduğunu gören kimse, bir taraftan yürürken diğer taraftan kılacağı namaza ve imama uymaya niyet etmiş olsa, bu yürümesi iftitah tekbirinin niyetine yakın olmasına mani olur mu? Cevap: Olmaz. Bu husustaki engel, yeme ve içme gibi işlere mahsustur. Yürümek, iftitah tekbirinin niyete yakın olmasına engel sayılamaz. 5 - Soru: Namaz kılan kimse iftitah tekbirinin kelimelerinde uzatma yaparsa namaza zarar gelir mi? Cevap: Sorunuzda kapalılık bulunduğu için "Kelimeler"in üzerinde durmak yerinde olur. Lafza-i celalin hemzesini uzatırsa namazın bozulmasma sebep olur. Lamdaki meddi tabiinin ölçüyü aşmayan uzatılması tabii bir uzatma ve tecvide uygun bulunan bir med olmaktadır. Lafza-i celalin son harfi bulunan "He"yi uzatmak ise, hata edilmiş olmakla beraber, namazı ifsad etmez. "Ekber" lafzının evvelindeki hemze uzatılacak olursa namazı bozar. "Be" harfini uzatır. "Ekbaaar" derse namaz bozulur. Zira bu uzatma şekliyle "Dümbelek" manasına gelmektedir. Ayrıca şeytanın evladından bulunan "Keber" kelimesinin cemilenmiş şekli de olmaktadır. 6 - Soru: İftitah tekbirinde ellerin kulak yumuşağı hizasına kaldırılması tekbirle birlikte mi olacaktır? Cevap: Bazıları tekbirle birlikte kaldırılacağını söylemişler ise de meşayihin ekserisi önce ellerin kaldırılacağını, sonra tekbirin alınacağını söylemişlerdir. En sahih olan hüküm de budur. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 177 (2) rakamlı not) 7 - Soru: Kadınlar iftitah tekbirini alırken ellerini çenesinin yan taraflarına değdirecekler mi, yoksa sadece omuz hizasına mı kaldıracaklar? Cevap: Kadınlar, iftitah tekbirini alırken, ellerini sadece omuzları hizasına kaldırırlar.Çeneye değdirilmesi şartı yoktur. 8 - Soru: Bazı imamlar, iftitah tekbirini, ellerini göbeğinin altına bağladıktan sonra bitiriyorlar. Bunun mahzuru var mıdır? Cevap: İftitah tekbiri, aşağıda başlayıp baş parmaklar kulak hizasına kalktığı zaman bitecektir. Sünnet olan şekli budur. Şemsü'l-eimmetü's-Serahsi, "Meşayihin umumu bu hüküm üzerine birleşmektedir" demektedir. (Feteva-i Hindiye, c. l, s. 76) |
| |
| | #3 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 25
Mesajlar: 51
| Bilgilerden dolayı [razi] |
| |
| | #4 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,697
| İFTİTAH TEKBİRİNİN SAHİH OLMASINDA ÖLÇÜ İslâm'ın erkânından bulunan namaza "iftitah" tekbiri ile girilmekte ve selâm ile çıkılmaktadır. Ubûdiyet sarayının biri giriş diğeri çıkış kapısı mesabesindedir. Bu kapıdan "Allâhü ekber" diyerek girilir ve huzuru ilâhide büyük bir edep ile namazın erkân ve ef'âli yerine getirilir. "Tahrîme" ismiyle de anılan bir tekbirin sahih ve makbul olabilmesi çin dikkat ve riâyet edilmesi gereken fıkhî şartlar vardır onları açıklamaya çalışalım: a) İftitah tekbirini niyyete hakikaten veya hükmen yakın olarak almak: Niyyet ile tekbirin arasını yeme, içme ve konuşma gibi namaza aykırı bir işle ayırmamaktır. Namaza başlanacağında yapılan niyyet, iftitah tekbirine hakikaten yakındır. Efdal olan da budur. Namaza başlamadan daha önce olan niyyet, tahrimeye hükmen yakındır. Meselâ abdest alırken kılacağı namaza kalben niyyet etse ve bu niyyetten sonra yeme, içme ve konuşma gibi bir davranışta bulunmasa ve gelip namaza dursa, abdest sırasındaki niyyet ile kıldığı namaz câiz olur. Namazın diğer şartlan gibi namazı ayıran bir şey araya girmedikçe niyyetin öne alınması caiz olur^. b) İftitah tekbirini kıyamda almak: İmamı rukuda bulun bir kimse, ona bu ruküde ulaşmak için, acele edip de tekbiri eğildiği sırada almamalıdır. Buradaki "kıyam" ifadesi mutlak olup, hakiki ve hükmi olanına şâmil bulunmaktadır. Hakiki kıyam, malûm olan şekliyle ayakta duruştur. Hükmi kıyam, ellerin dizlere ermez derecede olmasıdır. İmama yetişmek için acele eden kimse, elleri dizlerine erişir durumda iken iftitah tekbiri almış olsa namaza başlaması sahih olmaz. c) Niyyeti iftitah tekbirinden sonraya bırakmamak: Namazın tamamı bütün olarak bir ibadettir. Niyyetsiz ibâdet olamayacağına göre, niyyet iftitah tekbirinden sonraya kalmış olursa, ondan hâli olan kısım ibâdet olmayıp daha sonraki kısmın ibâdet olması lâzım gelir. Bu durumda ibâdet, niyyetli olan kısım ve niyyetsiz olan kısım olarak ikiye ayrılmış olur. İbadet asla cüzlere ayrılamaz. Niyyeti tehir etmemek, iftitah tekbirine yakın almakla olduğu gibi daha önce niyyet etmekle de olabilir. Birinci şık, hakiki mukarenettir ve afdal olan da budur. İhtilâftan kurtulmak için bu yolu tercih etmelidir. İftitah tekbirinden soraya bırakılan niyyete itibar yoktur. Bu hususta ulemânın ittifakı vardır. d) İftitah tekbirini kendisi işitecek derecede telaffuz etmektir: Dilsiz olmayan kimseye, sağırlık ve gürültü gibi bir mani yoksa kendi sesini işitmek şarttır. Dilsize dilini kıpırdatmak lâzım değildir. Kulağında işitmeyi engelleyen bir ârıza varsa veya gürültü bulunuyorsa bilfiil işitilmesi şart değildir? Engelin ortadan kalkması hâlinde işitebilir derecede olması lâzımdır. e) Muktedî olan kimse namaza niyyet ettiği gibi imama uymaya da niyyet etmiş olmaktır. İbâdeti âdetten ve farzı vâcibten ayırt etmek için namazın aslına niyyet lâzım olduğu gibi, mütâbaata (imama uymaya) da niyyet etmek lâzımdır, buna "niyyet-i hâssa" denilir ki, mutkediye mahsus olan niyyet demektir. Binaenaleyh imama uyan bir kimse, vaktin farzına ve onda imama mütâbaata niyyet eder. f) Kılacağı farzı namaza başlayacağında tayin etmektir: Farz namazlar nevi nevi ayrılmış bulunduğundan gerek imam, gerek muktedi ve gerekse kendi başına namaz kılan kimse, hangi namazın farzını kılacaksa onu tayin etmesi gerekir. Meselâ "Niyyet ettim Allah rızası için bu günün öğle namazını kılmaya" demesi şarttır. "Vaktin farzına" diyerek niyyet etmek, cumadan gayri namazlarda sahih ve yeterlidir.. Cumada vakit öğle olduğu için onu "vaktin farzına" diyerek kılmak sahih olmaz. Kaza namazlarında "en son" veya "en evvel" kazaya kalmış sabah namazının farzına diyerek niyyet etmelidir. Farzların ve vaciplerin rek'atleri mahdut olduğundan bunlarda rek'at belirtmek lâzım değildir. Bir kimse, yantfarak sabah namaztnm farzına "dört rek'atlik sabah namazına" diye niyyet etse onu yine iki rek'at olarak kılması lâzımdır. Çünkü belirtilmesi şart olmayan şeydeki hatâ zarar vermez. Niyyet sırasında farz için tayin zarureti vardır. Beş vakit namazın farz olduğunu bilmeyerek onları vakitlerinde kılan, farza niyyet etmiş olmadığı için caiz olmaz. Ve onları kaza etmek gerekir. Meğer ki imamla birlikte kılıp da "imamın namazına" diyerek niyyet etmiş olsun. Namazların farz olduğunu bilip de vâciblerden ve sünnetlerden ayırt edemeyen kimse, hepsinde "farza" niyyet ederse caiz olur. Çünkü en kuvvetli yönü ile niyyet etmiş bulunmaktadır. Bir namazda iki ayrı namaza niyyet etmiş bulunsa, meselâ vaktin namazına ve cenaze namazına niyyet etse, vaktin namazı için geçerli olur.. Çünkü vaktin namazı farz-ı ayındır. Rükû ve secdesi bulunan kâmil bir namazdır. Birinin vakti girmiş diğerinin vakti henüz girmemiş iki ayrı farza niyyet etse; vaktin namazı için geçerli olur. Kazaya kalmış iki namaza birden niyyet etmiş olsa onların birincileri için geçerli olur. Vakit namazı ile geçmiş bir namaza niyyet etse, şâyet vakit geniş ise geçmiş namaz için; daralmış ise vaktin namazı için geçerli olur. Sabah namazının sünneti ve "tehiyyetül-mescid" gibi iki nafileye birden niyyet etse her ikisine geçerli olur. İkiden fazla nafileye niyyet etmiş olsa, meselâ "tehiyyetül mescîd, duhâ namazı ve küsûf namazı" diyerek kılsa her üçü için geçerli olur. g) Vacip olan namazda da tayinde bulunmaktır: Nâfile namazda tayin şart olmadığından "namaz kılmağa" niyyet edilmesi bile namazın sihhati için yeterli olur, Vacip namazlar; bayram namazları, vitir namazı, tavaf namazı veya mukayyet nezir ile adama yapılan namazlar ve ifsat olunması sebebiyle kaza edilmesi vacip olan namazlardır. Bunlarda sebepler değişiktir. Namaz kılan kimse, bir sebebin müsebbebini ancak tayin etmekle edâ etmiş olabilir. Bayram namazları ile vitir namazında "vacip olan" diye bir kayıtlamaya lüzum yoktur. "Bayram namazını" veya "vitir namazını kılmaya niyyet ettim" demek kâfidir. Sehiv secdesi, namaza bitişik bir secde olduğundan/tayin etmek lâzım değildir. Tilâvet secdesini secde-i şükür ve sehiv secdesinden ayırt etmek için tayin etmek lâzımdır. h) Gücü yeten kimse iftitah tekbirini arabi lügat üzerine almak: Bu husustaki mükellefiyet ve cevaz, "gücü yeten" kayd-i ihtirazisi-ne bağlanarak verilmiştir. Mes'elenin ihtilâfına girmeyi uygun bulmuyoruz ve bu kadarla yetiniyoruz. i) İftitah tekbirinde lafza-i celâlin hemzesini, "ekber" lafzının hemzesini veya "be" harfini uzatmamaktır. Lafza-i celâlin "he"sini sakin kılarak "Allahuekber" demek veya önünde vav harfi var gibi işbâ yaparak "hû" şeklinde uzatmak, lûgat yönünden hata ise de namazı bozmaz. j) İftitah tekbirini tam olan bir cümle ile almış olmak: k) İftitah tekbiri, sırf Cenâb-ı Hakk'ı senaya delâlet eden tabir olmalıdır. "Allâhümmağfir lî" gibi bir tabir ile namaza başlamak sahih olmaz. Bu ibare, bir hâcet ifadesi karıştığından, zikr-i hâlis değildir. ı) İftitah tekbiri "besmele"den ibaret olmamaktır. Bu mübârek cümle, teberrük için ocuğundan, "Bismillahirrahmanirrahim" diyen sanki "Ya Allah! Benim için mübârek kıl" demiş gibi olduğundan zikr-i hâliste bulunmamış olur. m) Tahrimede "Allâhü ekber" denildiği vakit, namaz kılan kimse, lafza-i celâlin "he" sini hazf etmiş (atmış, telaffuz etmemiş) olmamalıdır. n) Lafza-i celâlin "he"sinden önceki uzatmayı temin eden (mukadder) elifi getirmektir. Bu elifi, yani'uzatmayı terk ederse sahih olmaz. o) İftitah tekbirine namazı ifsat edecek bir şey eklememelidir. "Allâhüekberu el-âlimü bil-mâ'dûmi vel-mevcûdi"^ şeklinde bir ekleme yapacak olursa namaza başlayışı sahih olmaz. Çünkü insan sözüne benzeyen bir manâya dönüşmüş olur. Nafilelerde niyyette tayin şart değildir. İsterse sabah namazının sünneti olsun. Teravih namazı da sahih olan kavle göre böyledir. Bu namazlara "teravih namazı" ve "vaktin sünneti" diye sıfatlarına riâyet ve niyyet etmek ihtiyatla amel etmektir. (1) Nimetül-İslâm namazla ilgili bölüm s. 81 (2) Manası: "Yok olan ve var olanı bilen Allah, herşeyden daha büyüktür". |
| |
| | #5 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 38
Mesajlar: 2,697
| Soru: Farzın terk edilmesiyle meydana gelen noksanlık neden sehiv secdesiyle tamam olmamaktadır? Cevap: Sehiv secdesi, namazın sıfatında meydana gelen noksanlığı tamir eder. Farzın terkiyle namazın aslında öyle bir noksanlık meydana gelmektedir ki, ibadet, temelinden sarsılmış olmaktadır. Secde-i sehiv onu tamir edemez. Soru: Sehiv secdesini gerektiren bir yanlışın tekrarı ile sehiv secdesinin tekrarı gerekir mi? Cevap: Sehiv secdesini mucip olan şeylerin tekrarı veya müteaddid şeyler olması ile secdenin tekrarı lazım gelmez. Soru: Camiye gelen bir kimse, imamı sehiv secdesi yaparken bulduğunda ona uyabilir mi? Cevap: Uyabilir. Bunda herhangi bir tereddüt yoktur. Soru: İmam, secde-i sehvi gerektiren bir yanılma yaptıktan sonra ona uyan kimse imam ile birlikte sehiv secdesi yapacak mı? Cevap: Evet, yapması gerekir Soru: Mesbuk bulunan kimsenin imamın üzerindeki sehiv secdesinde ona ne şekilde tabi olması gerekmektedir: Cevap: Birinci rekattan sonra imama uyan ve kendisine mesbuk adı verilen bir muktedi, imamın yanılmasından dolayı, onunla birlikte sehiv secdelerini yapacaktır. Ancak bu secdeleri yaparken, imamla birlikte selam vermeyecek ve secdelerin yapılmasına katılacaktır. İmam selam verip namazı nı tamamlayınca kaçırdığı rekatları kaza için ayağa kalkacaktır. Lahık olan bir muktedi, imamın üzerindeki sehiv secdesinde ona uyar. Fakat imamın sehvinden dolayı secde etmez. Yapacak olursa mahallinden gayride secde etmiş olacağından, kafi gelmez. Kendi namazını telafi ettikten sonra sehiv secdesini yapar. İmama tabi olarak yapacak olursa, üzerindekini kaza ettikten sonra sehiv secdesini iade etmesi gerekir. Soru: İmama birinci rekatta uyamayan bir kimse imamın üzerinde sehiv secdesi olup olmadığını bilemese nasıl hareket etmesi münasip olur? Cevap: Üzerinde sehiv secdesi bulunan bir imam, bu secdeyi birinci selamı müteakiben yaptığından, ona uymuş bulunan bir kimse, imam birinci selama başlarken hemen ayağa kalkmamalı; ikinci selama başlamasını gözetmelidir. Şayet imam ikinci selama başlayacak olursa, üzerinde sehiv secdesi olmadığı anlaşılmış ve mesbuk da bir yanlışlık yapmadan, üzerindeki rekatı kazaya kalkmış olur. Soru: Namazın bir farzı terk edilecek olursa sehiv secdesi ile namaz tamamen olur mu? Cevap: Farzın terk edilmesi namazın bozulmasına sebep olur. Ancak geciktirilmesinden dolayı sehiv secdesi gerekir. Soru: Sehiv secdesinin hükmü nedir? Cevap: Vacib olan sehiv secdesinin hükmü, sehven terk edilmiş bulunan vacibin yerini tutmasıdır. Soru: Namazın vaciblerinden birisi kasten terkedilmiş olsa, sehiv secdesi ile namaz tamam olur mu? Cevap: Kasten terkedilen bir vacib için namazın yeniden kılınması gerekir. Soru: İmama uyan bir kimse, sehiv secdesini gerektiren bir işi, sehven yapmış olsa o kimseye sehiv secdesi yapmak gerekir mi? Cevap: İmama uymuş bulunan kimseye, kendi yaptığı yanılma için, sehiv secdesi gerekmez. İmama uymuş olan bir kimse kendi başına heraketle secde yapamaz. Soru: Dört rekatlı bir nafile kılan kimse, ikinci rekatta hiç oturmamış ve hatırına da gelmemiş ve namazın sonunda oturup tehiyyatı okumuş, selam ve sehiv secdesini yapmış olsa namazı tamam olur mu? Cevap: Kıyas noktasından hareketle hüküm vermek gerekirse bu namazın fasid olduğu anlaşılmaktadır. Zira ka'de-i ahire terkedilmiş olmaktadır; Fakat namaz istihsanen sahih görülmektedir. Çünkü bütün bir namaz olmuştur; nafileler iki rekat olarak meşru olduğu gibi, dört rekat olarak da meşru kılınmıştır. Bir bütün halindeki namazda farz olan ka'de-i ahiredir. Soru: Sünneti terk etmekten dolayı namazda meydana gelen bir eksikliği kapatmak için sehiv secdesi gerekir mi? Cevap: Namazın içindeki sünnetlerden birinin terkiyle namazda bir noksanlık olmamakta, namazın fazilet ve sevabında bir eksilme meydana gelmektedir. Bu sebeple, sünnetin terkinden dolayı sehiv secdesi lazım gelmez. Soru: Bilerek terk edilen bir vacibten dolayı namazın yeniden kılınmasının sebebi bu namazın fasid olmasından dolayı mı olmaktadır, yoksa başkaca bir sebebi var mıdır? Cevap: Namaz fasid olmuş değilse de büyük bir eksiklik olmuştur. Sehiv secdesiyle tamamlanılamayacak kadar büyük bir eksiklik, ancak yeniden kılmakla tamamlanabilmektedir. Soru: Sehiv secdesinin terkedilmesini caiz kılan haller var mıdır? Cevap: Evet, vardır. Şöyle ki: Bayram, cuma ve kalabalık cemaatin bulunduğu yerlerde ve zamanlarda, sehiv secdesinin yapılması, karışıklığı ve bazı kimselerin namazlarının bozulmasına sebep olacak ise, sehiv secdesi terk olunur. Namazın bozulması ile sona erecek bir durum ile, secdenin terkedilmesi hususu bir araya gelmiş olduğundan, bunlardan ehven olanı, secdenin terkedilmesidir. Hatta, böyle bir ihtimal bulunduğu zaman, sehiv secdesinin yapılması tenzihen mekruh bulunmaktadır. Soru: Tesbih namazında sehiv secdesi yapmayı gerektiren bir hata işlense, öbür namazlarda olduğu gibi mi, yoksa tesbih duaları okuyarak mı secde-i sehiv yapılacaktır? Cevap: Tesbih namazında sehiv secdesini icap eden bir yanılma vuku bulursa, bu tesbihleri secde-i sehivde okumak icap etmez. (Nimetü'l-İslam, l. kısım, s. 383. Not: l) Soru: Dört rekatlı namazın ikinci rekatında tehiyyattan sonra sağ tarafımıza selam verirken iki rekat kıldığımız aklımıza gelse, namazı bozacak mıyız, yoksa kalkıp tamamlayacak mıyız? Cevap: Dört rekatlı bir namazın ikinci rekatı, selamın yeri olmadığından, orada sehven selam vermekle namazdan çıkılmış olmaz. Yüz kıbleden dönülmedikçe veya dünya kelamı söylenmedikçe kalkıp namaza devam edilir. Namazın sonunda sehiv secdesi yapılır. Soru: T... mecmuasında, ikindi ve yatsının sünnetlerinde oturmadan kalkılacak olursa, sehiv secdesi ile namaz tamam olmaz deniliyor. Zira "Tehiyyat" okumak farz olunca, farzın terk edilmesi namazı bozar deniliyor. Siz ne dersiniz? Cevap: Önce şunu belirtelim ki, "Tehiyyat" okumak, gerek ka'de-i ula, gerekse ka'de-i ahirede farz değil vacib bulunmaktadır. Böyle bir sehvin vuku bulması halinde, sehiv secdesi ile namaz tamam olur. Bu hususta Ömer Nasuhi Bilmen merhumun Büyük İlmihali kitabının namazla ilgili bölümünün 339. maddesini okumanızı tavsiye ederiz. İkindi ve yatsının ilk oturuşlarını unutup 3. rekata kalkılırsa namaza devam edilip bitirince 4 rekat değil iki rekat kılınmış sayılır. Soru: Bir imam okuduğu sırada yanılmış, okuduğu yerin ardını getirememiş olsa onun takıldığı yeri hatırlatmak isteyen kimse okumayı mı kasteder yoksa onun tutulduğu yeri hatırlatmaya mı niyet eder? Cevap: Cemaatin okumasında mahzur bulunduğu için, imamın fethini (takıldığı yerin açılmasını) kasteder. Çünkü buna dini bakımdan müsaade verilmiş bulunmaktadır. Bu hususta imama uyan acele etmemeli, imamın yanıldığı yeri düzeltmesine veya başka bir süre veya ayete geçmesine imkan tanımalıdır. İmam namaz caiz olacak miktar okumamış ise ve yanıldığı yeri düzeltemez veya başka bir yerden okumaya da gücü yetmezse, o zaman takıldığı yeri okumalıdır. Soru: Bir imam, cemaate namaz kıldırırken, gizli okuyacağı yerde harfleri mahreçlerinden çıkaracağım diye uğraşırken, 3. saftaki cemaat tarafından sesi duyulmaktadır. Bu namaz için sehiv secdesi lazım gelir mi? İmamın okuduğu sureleri cemaatin kaçıncı safındaki cemaat duyarsa gizlilikten çıkar? Cevap: Fıkhi esaslara göre, gizli okumanın haddi kendi işitecek kadar okumaktır. Cehr-i okumak ise, cemaate işittirmekle olur. Bunun safla ilgili tarafı yoktur. İsterse birinci saftaki cemaat olsun, imamın okumasını işitirse gizli değil, cehri okunmuş sayılır. Ölçü budur. Bu ölçünün dışına çıktığı zaman, kıraet cebriye dönmüş olur. Böyle bir hareketi sehven yapmış ise, sehiv secdesi gerekir. Bilerek yaparsa "Cebren linoksan" namazı yeniden kılmak icap eder. Soru: Namaz içinde bir dalgınlık sebebiyle, bir insan uzun bir zaman 4-5 dakika boş durup düşünse namazının iadesi icap eder mi? Yoksa sehiv secdesi mi gerekir? Cevap: Böyle bir hareket, sehiv secdesini gerektirir. Daha geniş bilgi için Ö.Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'nin namazla ilgili bölümünün 344. maddesine bakınız. Soru: İmam, herhangi bir rekatta bir secde fazla yapmış olsa cemaat de yapacak mı? Cevap: Cemaatin ona uyması gerekmez. Soru: Öğle ve yatsı namazlarının son sünnetlerinde selam vermeyi unutarak ayağa kalkmış ve dört rekatta selam veririm diye namaza devam etmiş, unutarak üçüncü rekatta oturmuş ve selam vermiş bir kimse, namazı nasıl kılmalıdır? Cevap: Bu kimsenin namazını yeni baştan kılması gerekir. Soru: İmama uymuş bulunan kimse, iki vacibi yapmak durumunda ne yapar? Cevap: Namaz kılan, bu durumda muhayyer olur. Mesela, cemaat ka'de-i ulada tahiyyatı bitirmeden imam ayağa kalkacak olsa, ona uymuş bulunun kimse, "tahiyyatı tamamlamak" ile, "imama uyarak ayağa kalkmak" arasında muhayyerdir. Dilediği şıkkı tercih eder. Soru: Namazın farz olan son oturuşunda, hiç oturmadan ayağa kalkan kimse, namazını ıslah için nasıl hareket eder? Cevap: Bir kimse tamamen ayağa kalkmış ve hatta rüku yapmış olsa bile, secde yaparak o rekatı tamamlamadıkça oturmaya dönüş yapar, tahiyyatı okuyup sonunda, farzı tehir ettiği için, sehiv secdesi yapar. Soru: Ka'de-i ahirenin bir kısmını yapıp da yarıda bırakıp kalkan kimsenin namazını nasıl tamamlayacağını açıklar mısınız? Cevap: Bu kimsenin durumu, ka'de-i ahirede hiç oturmayan kimsenin durumu gibidir. Hiç oturmadan kalkmış kimse gibi hareket eder. Soru: Ka'de-i ahirede oturmadan ayağa kalkan kimse, secde etmeden önce kadeye dönüş yapmaz ise kıldığı namaz hakkındaki hüküm nedir? Cevap: Bu kimsenin kaldığı farz nafileye dönüşmüş olur. Bir rekat daha kılıp selam verir. Soru: Bu yanılma ikindinin farzını kılarken olsa, aynı usul ile namazı tamamlayabilir mi? Cevap: Evet, tamamlayabilir. Çünkü kıldığı ikindi nafileye dönmüş bulunduğu için ve onu eda etmeye borçlu kaldığından dolayı kıldığı nafileyi farzdan sonra değil, bilakis farzdan önce kılmış olur. Böyle bir nafilenin kasten kılınmasında bile kerahet bulunmamaktadır. Soru: Aynı yanılma akşam namazında vaki olsa nasıl hareket etmek gerekir? Cevap: Kalktığı o fazla rekatı kılıp oturur ve böylece nafileye dönüşmüş bulunan farzı dörde tamamlamış olur. Soru: Şayet ka'de-i ahirede tehiyyatı okuduktan sonra selam vermeyi unutarak ayağa kalkmış olsa o zaman nasıl hareket eder? Cevap: Hemen oturmaya dönüş yapar. Tahiyyatı okumaya hacet olmadığı için selam verip sehiv secdesi yapar. Soru: Bu kimse, ka'de-i ahirede oturduğuna ve tehiyyatı da okuduğuna göre, oturmaya muhtaç olmaksızın ayakta selam verse olabilir mi? Cevap: Özür olmadıkça namazda oturarak selam sünnettir. Ayakta selam verilecek olursa namazdan çıkmış olursa da sünneti terketmiş olur. Netice Fetvalarından: "İmam, bayram namazında, fazla tekbirlerden birini sehven terketmiş olsa, sehiv secdesi lazım gelir" (H. Ec. 1/10) Açıklama: Bayram namazının fazla tekbirleri vaciptir. Sehven terkedilmesi halinde sehiv secdesi yapmak gerekir. Soru: Farz namazların son iki rekatlarında yanılarak zammı sure okuyan kimse sehiv secdesi yapacak mıdır? Cevap: Böyle bir yanılmadan dolayı sehiv secdesi icap etmez. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm madde: 330) Soru: İmam efendi, camide namaz kıldırıyor. Mesela birinci rekatta Fatiha'nın peşinde namaz caiz olacak kadar 3-5 ayet okuyunca yanılıyor. Arkadan birisi de yanlışını söylüyor. Bu kişinin namazı bozulur mu? Cevap: İmamın yanılması halinde bakılır. Namaz caiz olacak kadar okumamış ise doğru okunuş şekli söylenilir. Söyleyen kimsenin namazı bozulmaz. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm, madde: 159) Feyziye Fetvalarından: "Kılınan namazın rekatının sayısında cemaat ihtilaf etseler, imamın tasdik ettiği tarafın sözü muteber olur" (H. Ec. 1/12) Feyziye Fetvalarından: "Farz (namaz)ların son iki rekatında sehven sure ilave edilse sehiv secdesi lazım gelmez (H.Ec. c. 1/13) İbni Nuceym Fetvalarından: "İmam, kade-i ahirede (tehiyyatı okuduktan sonra) sehven ayağa kalkınca, ona uyanlar (usulü dairesinde) selam verseler, namazları tamam olur" (H.Ec. c. 1/9) Açıklama: İmam, kade-i ahirede oturup tehiyyatı okuduktan sonra yanılarak ayağa kalksa, cemaat oturarak bekler. İmam derhal oturuşa dönüp, Ettehiyyatü'yü tekrar okuma lüzumu duymadan, selam verecek olursa cemaat de onunla birlikte selam verir. Fakat o beşinci rekatın secdesine varırsa, cemaat kendi başına selam verirler. Böylece cemaatin namazları tamam olmuş bulunur. Netice Fetvalarından: "Kalabalık bir cemaatle kılınan bayram veya cuma namazında, sehiv secdesi yapmak vacib olduğunda, cemaatin karışıklığa uğramasından korkulsa (sehiv secdesinin) terki caiz olur" (H.Ec. c. l/10) Açıklama: Sehiv secdesi, bir eksikliği ikmal ve namazı ıslah içindir. Cemaatin çok olması halinde, sehiv secdesi yapıldığının farkına varamayanlar, selamdan sonra namazdan ayrılabilirler. İbni Nüceym Fetvalarından: "Farz namazı kılıp kılmadığında şekk eden kimsenin, vakti içinde, yeniden kılması lazımdır" (H.Ec. 1/10) Behce Fetvalarından: "Vitir namazında, unutarak, kunutu terkeden kimse sehiv secdesi yapar" (H.Ec. 1/13) Soru: Bir kimse farz namazının birinci rekatında yanılarak önce sureyi okusa bir şey lazım gelir mi? Cevap: Fatiha'yı okumak vacib olduğu gibi, onu sureden önce okumak da vacib bulunmaktadır. Soruda belirtilen uygulama ile bu vacibi terketmiş olacağından, namaz sonunda sehiv secdesi yapması gerekir. Soru: Dört rekatlı farzların ilk rekatında kıraeti terkeden bir kimse, namazını nasıl tamamlar? Cevap: Son iki rekatta kıraeti ifa eder ve namaz sonunda sehiv secdesi yapar. Çünkü bu kerahetin mahalli ilk iki rekattır. Burada ifası vacib olan kıraetin geciktirilmiş olmasından dolayı sehiv secdesi gerekmektedir. Soru: Nafile bir namazın ikinci rekatında sehven oturulmazsa nasıl hareket etmek lazım gelir? Cevap: Üçüncü rekata kalkıldığı zaman hatırlarsa, secdeye varmış olmadıkça oturması vacibtir. Tehiyyatı okuyarak namaza devam eder. Selamdan sonra, kade-i ahireyi geciktirmiş olduğu için sehiv secdesini yapar. Nafilelerin 2. rekatı ka'de-i ahiredir. |
| |
| Konu Araçları | |
| |