ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Namaz - Abdest


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 25-06-2008, 18:07   #1
Ayın Üyesi
 
Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,858
Varsayılan Beş Beş'lik Bir Yazı...

Şimdi şafak vakti: Uyanmayı sadece gözünü açmak olarak bilen için, bir şafak
vakti ne kadar da sıradandır.

Hayranlık duygusunu her gece iki göz kapağının ardına sakladığı gözleri gibi her
daim uykuda bırakan için, bir gün doğumu "sabahın körü" olasıcadır. Kulluk
heyecanını avucunda tutamadığı bir kor gibi savurup söndüren için, bir seher
vakti eğreti ve tanımsız bir vakitsizliktir. Saatlerimizin kadranı güneşi
görmüyor, aydan habersiz, göğe dargın gibi... Her birimiz küskün bir coğrafyanın
vadilerinde yitirmiş gibiyiz kendimizi. Adımlarımızın gittiği yere, kalbimiz
varmıyor gibi. Gözlerimizin değdiği yere, gönlümüz dokunmuyor gibi. Yürüyün ama
ruhunuz geride kalmasın. Bakın, güneş doğdu bile...

Vakit öğle... Görmeyi, sadece gözünün gördüğünü görmek bilen için, bir öğle
vakti ne kadar da ışıksız ve ıssızdır. Varlığımızı buraya, şimdiye razı
olmayacak kadar derin oysa. Yoksa neden, tepemizdeki güneş, yeryüzündeki
gölgemizi kısalta kısalta ayaklarımızın altına savuruversin? Kendi varlığımıza
dair tanığımız kalmaz gibidir öğle vakti. Bakışımız gördüklerimizde kalmaya
değil, gördüklerimizin ardına düşmeye ayarlı. Zirveye ulaşmak, zirvede kalmaktan
çok daha uzun; zirvede kalmanın ömrü ise kısa mı kısa. Kararsızlık anıdır
zirvede olma hali, her an ya beriye ya öteye yuvarlanabilir insan. Günün başına
tacını geçirdiğinde güneş, günün saltanatı yıkılmaya başlıyor. Güneşin batışı
zirvede başlıyor. Zirveye eren her şey gibi alçalmaya başlıyor. Azalan
gölgelerimiz zevâlimizi haber veriyor.

Telaşlarımız sımsıcak.. ikindi ise telaşsız. Günün bağrına usulca sokulmuş bir
hançer gibi. Sanki içini kanatıyor. Günün yüzü soluyor. Renkleri usulca yitiyor.
Elleri yana düşüyor ışıkların. Günden ve güneşten nasibimiz azalıyor. Cismimiz
yerinde duruyor, ancak gölgelerimiz uzamaya başlıyor. Topraktaki ömrümüzün
toprağın üzerindekinden daha uzun olduğunu hatırlatıyor gölge. Işığımız
azalıyor, gölgemiz çoğalıyor. Gün kısalıyor, gölgeler uzuyor. İkindi, "asr"
dediği vaktin Sahibinin. "Kesin ki, hüsranı insanın." Dediği gibi oluyor.
Kayıplarımız başlıyor. Hayatın yırtık ceplerine cevherler sokuşturuyoruz. Yarım
kalacak şiirlere kafiyeler tutturmaya çabalıyoruz. Heceler dağılıyor. Harfler
düzen tutmuyor. Ses kesiliyor, ışık dağılıyor. Gelip geçtiği o kadar âşina ki
zamanın. Yarım kalıyor hayatın şiiri. Yeryüzündeki nasibimiz dara düşüyor. An
gölgeleniyor, gün toza bulanıyor.

İkindinin sapladığı hançer, akşamın ufkunda nasıl da belli olur. Ufuklar
kızarır, hüsranımızın kanı dışarı sızar. Gün akşamlıdır. Güller solmak üzere
açılır. Binalar yapılır ama nasılsa yıkılacaktır. İnsan doğar ve ölür. Ötelere
çevirir yüzümüzü akşam. Yıldızlar dünyadan sonrasını muştular gibi başlarını
uzatır. Işıklar, kayıplarımızın gittiği yeri, sevdiklerimizin yittiği yeri
işaretler. Biliriz ki, dünya dünyadan ibaret değil. Anlarız ki, kalacağımız yer
burası değil. Bulduğumuzu yitirmeden, yitiklerimizi bulmak mümkün değil. Akşam
siyah kefenini dolar renklerin üstüne. Karanlık çöker güzellerin yüzüne. Şimdi
akşamın hükmü geçiyor gözlerimizden. Gölgeler bile gölgeye düşüyor. Elimizde
olanlar elimizde kalası değil. Arkası var gördüklerimizin. Perdeler hep böyle
kapalı kalası değil.

Ve gece... Karanlık elimizi koynumuza gönderir çaresiz. Biçimler hükümsüz kalır.
Renkler çaresiz. Köşeler köşeye çekilir; biçimsiz. Odalar sessiz, sofalar ıssız.
Dünyadan yüz çevirir gözlerimiz. Perdeler kapanır şehre. İçe döner bakışlar.
Bizi içimize gömer gözlerin perdeleri. Göz kapağının ardında ipe dizilir
dünyanın mazlumları ve zalimleri, muktedirleri ve çaresizleri. Kirpiklerin tene
değdiği yerde, belli belirsiz bir çizgiye iner varlığımız. Mezar taşında olduğu
gibi. Unutulmuşluğu hatırlatır gece. Ve unuttuklarımız hatıra düşer hece hece.
Hani, unutulanlar vardır ya, yine de hatırlanırlar, özlenirler. Bir de öyle
unutulanlar vardır ki, unutuldukları da unutulmuştur. Hatırlanmalarına sebep
yoktur. Onları hatırlayacaklar da yoktur yahut hatırlarında hatıraları yoktur.
Öylece zevâlin üzerimizdeki örtüsü kalınlaşır geceleri. Kabrinde hiç özleyeni
olmayan ölüler gibi eyler bizleri. Toprağa sakladıklarımız gibi saklar bizi
geceler koynuna. Kimine göre katran karası... Kimine sonsuz aydınlıkların
miracı, hiç bitmez sabahların duası...

Ve sabah gelince yeniden, tenimize dokunur ötelerin hülyası. Göğsümüzde İsâ
nefhası. Yeniden dirilir gibiyiz. Unuttuğumuzu unuttuğumuzu hatırlarız
yastığımızın kuytusunda. Rüyâlardan döneriz. Yeniden yükleniriz hicranları.
Biriktirmeye başlarız yeniden. Lâkin, hâlâ yırtıktır hayatın cepleri...
Ayaklarımızın ucuna dökülür zamanın parçaları
...

Senai Demirci

Düzenleyen: HaNdE , 29-06-2008 - 21:20.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 16:14


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats