ilahi-Tr Forum

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Namaz - Abdest

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-08-2009, 13:59   #1
Yarbay
 
ebuhasanelmakdisi's Avatar
 
Katılım Tarihi: 04/2007
Mesajlar: 2,834
Rep Gücü: 127
ebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the rough
Varsayılan NAMAZLA İLGİLİ ÖNEMLİ KONULAR

NAMAZLA İLGİLİ ÖNEMLİ KONULAR



66. Îmamın Cemaatten Daha Yüksek Bir Yerde Durması

597. ...Hemmâm (b. el-Hâris)'in rivayetine göre, Huzeyfe (b. el-Yemân) (r.a.) Medâyin'de bir sedir üzerinde halka imam olmuştu. Ebû Mes'ûd, O'nu gömleğinden tutup çekti (ve oradan indirdi). Namazı kıldıktan sonra, (Ebû Mes'ud ona) "Sahabîlerin böyle yüksek yerde namaz kıldırmaktan nehyedildiklerini bilmiyor muydun?" dedi.
O da "evet biliyorum. (Ama unutmuşum). Sen beni çekince hatırladım." (diye cevap verdi.)
[ Sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/443-444.]

Açıklama


Bu mevzuyu açıklarken, merhum Ömer Nasuhî Bilmen Efendi, Büyük İslâm İlmihâli isimli eserinin 146. sahifesinde şöyle diyor:
"İmamın cemaatten en az bir arşın (68 cm) miktarı yüksek veya alçak bir yerde durup namaz kıldırması mekruhtur. Meğer ki kendisiyle beraber cemaatten bir kaç kişi bulunsun.”
Bu hadis-i şerifte geçen kelimesi, bazı nüshalarda mechûl sigasiyle ( ojiî ) şeklinde harekelenmiştir ki, biz de tercememize bunu esas aldık. Bu mevzudaki imamların görüşü için aşağıda gelen 598 no'lu hadis-i şerifin şerhine müracaat edilmelidir.
[Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/444]

598. ...Adiyy b. Sabit el-Ensârî, "biri bana dedi ki" diyerek şun­ları nakletmiştir:
Ammâr b. Yâsir, Medâyin'de iken kamet edildiği zaman, na­maz kıldırmak üzere öne geçip yüksekçe bir yere durdu. Halk ise on­dan daha aşağı bir seviyede (bulunuyordu). Huzeyfe, hemen ilerleyip onun ellerinden tutup çekti. O da o'na tabî oldu. Nihayet Huzeyfe o'nu (oradan aşağıya) indirdi. Ammâr namazını bitirince Huzeyfe O'na;
Sen Rasûlullah (s.a.)'ın; "Bir kimse bir cemaata imam oldu­ğu zaman cemaatin durduğu yerden daha yüksek bir yerde durmasın" buyurduğunu -veya bu manada bir söz söylediğini- duymadın mı? dedi. Ammâr da;
Elimi tuttuğunda ben de sana zaten bunun için itaat ettim karşı­lığını verdi.
[Kutub-ü Sitte'den sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/444-445]

Açıklama


Her ne kadar bu hadis-i şerifte imamlık edenin Ammâr b. Yâsir olduğu, onu bulunduğu yüksek yerden çekip indirenin de Huzeyfe olduğu kaydedilmekte ise de, bundan evvelki hadis-i şerifte, imam­lık yapanın Huzeyfe ve O'nun gömleğinden tutup indirenin de Ebû Mes'ûd olduğu zikredildiği için iki hadis-i şerif arasında bir uyuşmazlık var gibi gö­rünmektedir. Ama gerçekte böyle bir uyuşmazlık yoktur. Çünkü bu iki hadis-i şerifte beyân edilen hadislerin ayrı ayrı zamanlarda adı geçen kişiler arasın­da meydana gelmiş iki ayrı hâdise olması mümkündür. Ancak bu ikinci hadis-i şerifin râvileri arasında ismi kesinlikle bilinemeyen meçhul bir kimse bulun­duğundan, bir evvelki hadis-i şerif daha kuvvetli ve tercihe daha lâyıktır.
Çün­kü bir evvelki hadis-i şerifi aynı zamanda İbn Huzeyme, İbn Hibbân ve el-Hâkim' de rivayet etmişlerdir. Ayrıca Hâkim'in rivayetinde hadisinmerfu' olduğuna dair sarahat vardır.
Bu hadis-i şerif imamın cemaatten yüksek bir yerde bulunmasını mut­lak surette yasaklamaktadır. Nitekim Hanbelîler bu görüştedir. Bunlara gö­re mekruh olan yükseklik bir arşın kadar olan yüksekliktir. Daha azı zarar vermez. Bu hadis-i şerifle, Buhârî ve Muslim'in Sehl (r.a.)'den rivayet ettik­leri: "Rasûlullah (s.a.) minber üzerinde namaz kıldı. Sonra geri geri gelerek minberden inip secde etti. Cemaatde onunla beraber secdeye vardı. Sonra tekrar yerine döndü. Namazı bitirince bu kıldığım namazı öğrenesiniz ve bana uyasımz diye böyle yaptım" buyurdu. [bk. 1080 numaralı hadis, Buharî, cuma 26; Muslim, mesâcid 45] Mealindeki hadis-i şerifin arasını uzlaştırmak için minber basamağı yüksekliğinin namaza zarar vermeyeceği­ni söylerler.
Demek ki; Rasûlullah, en alt basamakta bulunuyormuşki, na­maz esnasında minberden ameli kesiri gerektirmeden inip çıkmış ve namazına bir zarar gelmemiş.
Hanefîler ise, sadece imamın yüksek bir yerde bulunup da cemaatin aşa­ğıda bulunmasını Ehl-i Kitabın papazlarına ve hahamlarına yüksekçe bir yer ayırarak ibâdetlerini o şekilde edâ etmelerine benzeterek bunun mekruh ol­duğunu fakat imamın yanında cemaatten bir kişi daha bulunsa bu kerahe­tin kalkacağını söylerler. [bk. es-Subkî, el-Menhel, IV, 322]

İbn Humâm'ın beyânına göre keraheti gerektiren bu yükseklik hakkın­da çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de tercih edilen görüşe göre, bu yüksekli­ğin miktarı bir arşındır. Bir arşın, 68 cm. bir uzunluğa tekabül etmektedir.

Şâfiîlere göre de herhangi bir zaruret olmaksızın imamın böyle yüksek bir yerde namaz kıldırması mekruhtur. Ancak öğretmek gibi bir maksatla böyle yüksekçe bir yerde namaz kıldırmak zorunluluğu doğarsa kerahet yoktur.

Mâlikîler de bu görüştedirler. Onlara göre "İmamın yanında cemaat­ten biri bulunursa bu kerahet kalkar" diye görüş var ise de sarih olan kavle göre yine mekruhtur. Ancak İmamın yüksekte bulunuşu imama bir kibir ve böbürlenme hissi veriyorsa, namazı bâtıl olur. Bir arşından aşağı yükseklik­lerin namaza zararı yoktur.

İbn. Dakiki'l-îyd ise öğretmek gayesinin dışında imamın yüksekte bu­lunmasının kesinlikle mekruh olduğu kanaatindedir.

Şevkânî'nin Neyi'de naklettiğine göre; cemaatin imamdan yüksekte bu­lunması Hanefilerle Şâfiîlere göre, mekruhsa da Malikîlere ve Hanbelîlere göre mekruh değildir. Ancak Malikîlere göre imama uyanın yüksekte duru­şu kibir sebebiyle ise, namazı bâtıldır. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/445-446]
__________________
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞
۞..´*• *•. .•*´ •*´*• *•. .۞
۞. لا اله الا الله محمد رسول الله ۞
۞..•..* ¸.• •.¸ `*.. • *•. .۞
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞



ebuhasanelmakdisi şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-08-2009, 14:00   #2
Yarbay
 
ebuhasanelmakdisi's Avatar
 
Katılım Tarihi: 04/2007
Mesajlar: 2,834
Rep Gücü: 127
ebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the rough
Varsayılan Yanıt: NAMAZLA İLGİLİ ÖNEMLİ KONULAR

Namaz Kılanın Önüne Koyması GerekenSutre


685. ...Talha b. Ubeydillah (r.a.)'den; demiştir ki: Peygamber (s.a.v. bana hitaben) şöyle buyurdu:

"Önüne, semerin arka kemerinin boyu kadar bir şey koyunca önünden geçen kimse sana zarar vermez."
[Muslim, salat 241 - 244, 265, 266; Ebu Dâvud, salat 109; Nesâî, kıble 4,7; İbn Mâce, ikâme 36, 48,- Dârimî, salat 128; Ahmed b. Hanbel, I, 121, 162; II, 129; V, 149, 151, 155, 160, 161.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/51-52.]

Açıklama


Hadis-i şerifte geçen kelimesinin anlamı, "semerin arka kısmını teşkil eden tahta veya odun"dur.
Deveye binen kimse bu tahtaya yaslanır. Bu ağacın Hz. Peygamber devrindeki yüksekliğinin miktarı üzerinde ulemâ çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Ba­zıları bu yüksekliğin bir arşın olduğunu söylerken, bazıları da arşının üçte ikisine eşit olduğunu söylemişlerdir.
Netice olarak namaz kılan bir kimse ba­zılarına göre, bir arşın bazılarına göre de bir arşının üçte ikisine eşit yüksek­likte her hangi bir nesneyi önüne koyarsa bu kimsenin önünden geçenler, namazına herhangi bir zarar vermezler.
Namaz kılan kimsenin önüne koy­duğu bu nesneye sutre denilir.

1. Sutrenin boyu ve eni üzerinde fakihler farklı görüşlere sahihtirler.
Nevevî merhum diyor ki biz (Şâfiîler)e göre» sutrenin inceliği veya kalınlığı söz konusu değildir. Bu mevzuda bizim delilimiz Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edilen şu hadis-i şeriftir:
Rasûl-u Ekrem (s.a.) buyurmuştur ki: "Sutrenin se­merin arkasına konan tahta boyunda olması kâfidir. (Eni ise) isterse kıl ka­dar ince olsun."[476]
Aynı şekilde Sebre b. Ma'bed'den rivayet edilen şu merfu hadis de bi­zim bu görüşümüzü te'yid etmektedir: "Nebiyyi Ekrem (s.a.) şöyle buyur­muştur: "Namazınızı hiç değilse bir ok arkasına gizlenerek kılınız."
[ el-Muttekî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 352.]

2. Hanbelî âlimleri de aynı görüştedirler.
3. Mâlikîlere göre ise, sutre en azından mızrak kalınlığında ve bir arşın boyunda olmalıdır. Bundan daha kısa olursa, sutre ile ilgili mendub yerine getirilmemiş olur.
4. Hanefîlere göre, sutrenin boyu bir arşın, kalınlığı parmak kadar ol­malıdır. [A.A. el-Bennâ, eI-Fethu'r-rabbânî, IV, 128; el-Muttakî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 346.]
Sutre dikmekteki hikmet, önünden herhangi bir kimsenin geç­mesine engel olmakla birlikte gözün sutrenin gerisine kaymasına mani olarak namazdaki huşu ve hudu'un kaybolmasını önlemektir. Zaten namaz kılan kimseye önünden geçen bir kimsenin verebileceği zarar da huşu'u dağıtarak sevabın azalmasına sebep olmaktır. Zira ileride geleceği gibi, "namaz kıla­nın önünden geçmedeki günahın büyüklüğünü idrâk eden, kırk yıl bekler de yine geçmez" di.
[el-Menhel, V, 77.]

686. ...Atâ'dan; demiştir ki: "Semerin arka kemerinin boyu bir zira' ve daha yukarısıdır." [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/53.]

Açıklama


Bu görüş aynı zamanda imam Sevrî'nin ve meşhur olan rivâyete göre İmam Ahmed (r.a.)'in görüşüdür. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/53.]


687. ...İbn Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.) bayram günü namaz kılmağa çıktığı zaman (önüne) bir kargı (di­kilmesini) emrederdi. Kargı dikildikten sonra insanlar da arkasında ol­dukları halde ona doğru namaz kılardı. Seferde de böyle yapardı. Bu yüzden emirler de bunu âdet edindiler. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/53.]


Açıklama


Hadis-i şerifte geçen "bu yüzden emirler de bunu âdet edindiler” sözü, îbn Mâce'nin rivayetinde yoktur.
Ali b. Mushir bu hadisle ilgili açıklamasında, bu sözün aslında Nâfi'e ait olduğunu ifâ­de etmiştir.
Bu sözle ifade edilmek istenen şudur:
Rasûl-u Ekrem (s.a.) bayram namazında musallada önüne bir harbe (kargı) dikildiği için müslüman dev­let adamları, bayram namazlarında yanlarında harbe taşımayı âdet edinmiş­lerdir. Harbe kısa mızrak tarzında bir silahtır. [Mutercim Asım Efendi, Kamus Tercemesi, I, 106; Pakalın, M.Z., Osmanlı Tarih De­yimleri ve Terimleri Sözlüğü, I, 737.]

Rasûl-u Ekrem'in önüne dikilen bu harbenin Peygamber'e nereden ve kim­den geldiği söz konusu olmuş ve bu mevzuda çeşitli rivayetler ortaya atıl­mıştır. Bazılarına göre bu harbeyi Habeş Kralı Necaşî hediye etmiştir. Ömer b. Şeybe'nin Ahbâru'l-Medinc'de rivayet ettiği bir habere göre Necâşî, Resülullah'a bir harbe hediye etmiş, Efendimiz de bunu bir hatıra olarak sak­lamıştı. İşte sözü geçen harbe bu harbedir.
Bazıları da "Bu harbe, Zubeyr b. el-Avvâm'ın Uhud'da öldürdüğü bir müşrikten kalmıştır. Rasûl-u Ekrem bunu yanında taşır ve namaz kılarken önüne dikerdi" demişlerdir.
Bütün bu rivayetlerin çeşitliliğine bakarak şunu söylemek mümkündür. Necâşî'nin gönderdiği harbe gelmezden önce Efendimiz (s.a.) Uhud Harbinde ele geçen harbeyi sutre olarak kullanmış, Necâşî'nin gönderdiği harbe eline geçtikten sonra sütre olarak onu kullanmıştır. Sutrenin eni ve boyu hakkın­daki görüşleri bir önceki hadisin şerhinde açıkladığımızdan burada tekrara lüzum görmüyoruz.
Sutrenin hükmü hakkında Merhum Ahmed Naim Efendi şöyle diyor:
"Aslında duvarsız yerde namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinden korkulması halinde, orada namaz kıldığına alâmet olmak üzere bir sutre dik­mesinin mendûb olduğunda ittifak vardır. Kimsenin geçmeyeceğinden emin olunan yerde namaz kılan kimse de imam Mâlik ile Şafiî'ye göre -bu mevzudaki hadislerin çokluğundan dolayı- yine sutre dikmekle mükelleftir.
Bununla beraber Atâ, Salim b. Abdullah, Kasım b. Muhammed, Şa'bî, Hasan el-Basrî gibi tâbiûnun ileri gelenlerinin kırda sütresiz namaz kıldıkları rivayet olunu­yor. İmamın sutresi cemaat için de geçerlidir.
[Ahmed Naîm, Tecrid Tercemesi, II, 439.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/54]


Bazı Hükümler


1. Namaz için bir sutre kullanmak mendubtur.
2. İnsanın karşılaşacağı tehlikelere karşı koymak için yanında mızrak ve benzeri bir âlet taşıması caizdir. Bu çeşit aletleri taşımanın önemi yolculukta daha da artar.
3. Hizmetçi edinmek caizdir.
[Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/54-55]

688. ...Avn b. Ebî Cuhayfe (r.a.), babası Ebû Cuhayfe'den riva­yet ettiğine göre; Nebî (s.a.) onlara Bathâ'da, önünde bir kargı dikil­miş olduğu halde öğle ile ikindi namazlarını ikişer rekat kıldırmıştır. (Namaz esnasında) kargının arkasından kadın da geçti eşek de.
[Buhârî, vudu 40; salat 90, 93; menâkıb 23; Muslim, salat 252; Nesâî, salat 12; Dârimî, salat 124; Ahmed b. Hanbel, IV, 307, 309.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/55]

Açıklama


Ulemânın büyük çoğunluğu namaz kılan kimse ile sutresi arasından geçmenin haram olduğunu söylemişlerdir. Ancak bundan dolayı o kimsenin namazı bozulmaz. Nitekim ileride gelecek olan "Na­mazı hiç bir şey bozamaz. Bununla beraber elinizden geldiği kadar (önünüzden) geçeni men'etmeye çalışınız. Çünkü o şeytandan başka bir şey değildir" anlamındaki 697 no'lu hadis-i şerif de bu görüşü desteklemekte­dir. Fakat anılan hadis zayıftır. .
Her ne kadar Muslim'deki; "Önünde deve semerinin arka kaşı boyun­da bir sutresi olmayan kimsenin namazını, kadın, eşek bir de kara köpek bozar" [bk. Muslim, salât. 260] hadis-i şerifi bu görüşe ters düşmekte ise de, bu hadisin hükmü; îbn Abbâs'ın rivayet ettiği; "Rasûlullah (s.a.) Mina'da sutresiz olarak na­maz kıldırdığı sırada dişi bir merkebe binerek karşıdan geldim. O zaman bulûğ çağına yaklaşmıştım. Saflardan birinin önünden geçtim. Merkebi otlasın di­ye salıverdim. Ondan sonra safa girdim. Bu yaptığıma kimse ses çıkarmadı" mealindeki 715 numaralı hadis-i şerifle neshedilmiştir.
Çünkü bu hâdise Veda haccında, Rasûl-u Ekrem'in irtihâlinden seksen gün önce olmuştur.
Muslim'in bu hadisinin nesh edildiğini kabul etmesek bile, namazın bo­zulacağına dâir olan ifâdelerim "Namazdaki huşu'un kaybolacağı" mana­sına almak ve namaz kılan kimsenin önünden geçmenin haramlığını beyan için söylendiğini kabul etmek yerinde ve isabetli olur. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/55]

Bazı Hükümler


1. Namaz kılan kimse yolculuk esnasında, kırda, önünden geçilme tehlikesi olmadığı zaman bile önüne sutre koymalıdır.
2. Sutrenin kargı kalınlığında olması yeterlidir.
3. Yolculukta dört rekâtli namazları ikişer rekât kılmak gereklidir.[489]

102. (Sutre İçin) Sopa Bulunamadığı Zaman Çizgi Çizilir


689. ...Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz namaz kıldığı zaman önüne bir şey koysun, hiç bir şey bulamazsa bir sopa diksin, sopa da yoksa, önüne bir çizgi çizsin, bundan sonra önünden ne geçerse geçsin ona-zarar vermez."
[İbn Mâce, ikâme 36; Ahmed b. Hanbel, II, 249, 255, 266.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/56.]

Açıklama


Bu hadis-i şerife göre namaz kılmak isteyen bir kimse önüne ya ağaç ve duvar gibi bir engel olarak onun arkasına gizlenip, önünden başkalarının geçmesine mâni olmalı veya bunları bulamadığı takdirde önüne bir sopa dikmelidir. Ancak sopanın da bulunmaması halin­de kıble tarafına çizeceği bir çizgi ile yetinebilir.
Hadisin zahirine bakılırsa sutrenin yüksek olup olmaması, kalın veya ince olması söz konusu değildir. Nitekim Hâkim'in Sebre İbn Ma'bed'den rivayet ettiği "Namazınızı hiç değilse bir ok arkasında gizlenerek kılınız.” [ el-Muttekî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 351] anlamındaki hadis-i şerifle, Ebû Hureyre (r.a.)'in rivayet ettiği; "sutre için deve semerinin arka kayışı boyunda bir yükseklik yeter. Eni isterse kıl kadar olsun" [ el-Muttekî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 352] mealindeki hadis-i şerifte sutrenin eninin kalın veya ince olması arasında bir fark gözetilmemiştir. Ancak sutrenin eni ve boyu me­alini sunduğumuz Kenzu'l-Ummal hadisi ile ileride mealini sunacağımız 691 numaralı hadis gibi bazı hadis-i şeriflerle tayin ve tesbit edilmiştir.
Biz bu mevzudaki mezheb imamlarının görüşlerini 685 no'lu hadisin izahında açık­ladığımızdan burada tekrara lüzum görmüyoruz.
Yine bu hadis-i şerifteki "sopası da yoksa önüne bîr çizgi çizsin" cüm­lesinden, sopa bulamayan kimsenin önüne çizeceği bir çizgi ile yetinebilece­ği anlaşılmaktadır. Ancak bu mevzuda da fıkıh âlimleri farklı görüştedirler.
Çizgi çizmeyi caiz görenler de bu çizginin hilâl şeklinde mi yoksa kıbleye doğru önüne veya sağından soluna doğru mu çizileceğinde de ihtilâf etmişlerdir.

1. Çizginin sutre yerini tutacağı görüşünde olan âlimler şunlardır: imam Ahmed, eski görüşüne göre Şafiî, Ebû îshâk eş-Şîrâzî, Ebû Hâmid, Şâfiîlerin çoğunluğu ve bazı Hanefî âlimleri (r.a.).

2. Çizginin sutre yerini tutmayacağı görüşünde olan âlimler de şunlar­dır:
Mâlikîler, yeni görüşüne göre İmam-ı Şafiî ve Hanefîlerin çoğunluğu (r.a.).
Çizginin sutre yerini tutmayacağını savunan bu ikinci gruptaki âlimlere göre mevzumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi muzdaribtir. Yani zayıftır. Nitekim Ibn Uyeyne, Begavî, Şafiî gibi daha başka âlimler de bu hadisin za­yıf olduğunu söylemişlerdir. Çizginin yeterli olmadığına, diğer bir sebeb olarak da çizginin sütrenin gayesini gerçekleştirememesim" gösterirler ve "sutreden gaye orada namaz kılınmakta olduğunu başkalarına bildirmektir. Çizgi ise, orada namaz kılındığım gösterecek bir alâmet olmaktan uzaktır" derler.
Sopa bulunmadığı zaman ne yapılacağı konusunda birinci görüşe sahib olan kimselerin düşüncelerine tercüman olarak imam Nevevî şunları söyle­mektedir:
"Gerçekte tercihe lâyık olan görüş şudur ki; sutre yerine çizgi çizmek müstehabdır. Sutre olarak kullanmak için sopa bulunamadığı zaman kıble cihetine bir çizgi çizilmesini emreden bu hadisin zayıflığı kabul edilse bile, amellerin faziletiyle ilgili mevzularda zayıf hadisle amel edilebileceğine dâir âlimler arasında tam bir görüş birliği vardır."
[Kenzu'l-Ummâl, VII, 352]

Bazı Hükümler


1. Kırda namaz kılanın sütre edinmesine teşvik vardır.
2. Sutre için belli bir nesne tayın edilmiş değildir. Sutre özelliğini taşıyan her şey sutre olarak kullanılabilir.
3. Sutre için hadis-i şerifte belirtilen sırayı takibetmek gerekir. Önce du­var, ağaç ve benzeri tabii sutreler tercih edilir. Bunlardan biri bulunanmazsa o zaman sütre olarak baston dikilir. Baston da bulunamazsa, o zaman kıbleye doğru uzanan bir çizgi veya soldan sağa doğru mihrab gibi kavisli bir çizgi çizilir.

690. ...Bize Muhammed b. Yahya b. Fâris haber vermiştir.(Demiştir ki Bize Ali, yani İbn el-Medînî Sufyan'dan, (o da) İsmail b. Umeyye'den, (o da) Ebû Muhammed b. Amr b. Hureys'den, (o da) Benî Uzre'den bir kimse olan dedesinden o da Ebû Hureyre'den, (o da) Ebu'l-Kasım (s.a.)'dan rivayet etti. (Ali Medinî) dedi ki; (bir ön­ceki sopa bulunmadığı zaman çizgi çizilmesini ifade eden) çizgi hadisini (sufyan b. Uyeyne) rivayet etti.
Sufyan (şöyle) dedi: "(Ancak) bu hadisi takviye edecek bir şey bulamadık. Bize şu senedden başka (herhangi bir senedde) ulaşmadı." (Ali b. el-Medînî) dedi ki: ((Ben Sufyan'a; "Muhaddisler onda (yani Muhammed b. Amr'm İsminde) ihtilâf içindedirler" dedim de, bir sü­re düşündükten sonra şöyle dedi: "Ben (onun ismini) ancak Muham­med b. Amr (diye) hatırlıyorum."
Sufyan dedi ki: "Buraya İsmail b. Umeyye vefat ettikten sonra-bir adam çıkageldi. Bu adam Ebû Muhammed (adındaki) şeyhi arı­yordu. Nihayet onu buldu ve ondan bu hadisi (rivayet etmesini) istedi. (Fakat Ebû Muhammed) hadisi karıştırdı.
Ebû Dâvûd dedi ki; ben bir çok defalar Ahmed b. Hanbel'e (bu) çizginin şeklinden sorulduğunu ve onun da; "enine hilâl gibi (kavis­li)" diye cevab verdiğini işittim. (Yine) Ebû Dâvûd, Musedded'den; "İbn Davud'un (bu) çizgi uzunlamasına (çizilir) dediğininakletmiştir. [Yine dedi ki: defalarca bu çizginin vasıflarını Ahmed b. HanbeVden duydum. Dedi ki: "Şöylece yani enlemesine hilâl gibi kavistir.]
[Sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/58-59]

Açıklama


Râvi Sufyan b. Uyeyne'nin "Bu hadisi takviye edecek, elimizdeki şu senedden başka bir sened bulamadık." anlamındaki sözleri bu hadisin zayıf olduğunu ifâde etmektedir.
İsminin ihtilaflı olduğu söylenen kimse, İsmail b. Umeyye veya Ebû Mu­hammed b. Amr'dir. Bazılarına göre ise, Amr b. Muhammed b. Hureys'dir.
Çizginin şekliyle ilgili ifâdelere bakarak fıkıh âlimleri çizginin hilâl şek­linde mi, kıbleye doğru öne mi, yoksa sağdan sola doğru mu çizileceğinde ihtilâf etmişlerdir. Çünkü, rivayetlerin birinde bu çizginin hilâl gibi kavisli ve soldan sağa doğru olabileceği ifade edilirken, diğerinde kıbleye doğru uza­nacağı ifade edilmektedir.


691. ...Sufyân b. Uyeyne demiştir ki: "Ben Şerîk'î cenaze (için geldiğimiz bir toplumda) bize ikindi namazı kıldırırken gördüm, baş­lığım (vakti) giren farz namazda, önüne (sutre olarak) koymuştu."
[Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/59-60]

Açıklama


Bu başlığın yüksekliğinin 685. hadis-i şerifte açıklandığı gibi deve semerinin arka kemeri kadar olduğu söylenebilir. Çünkü hadis-i şerifler bundan daha kısa bir nesnenin sütre olamayacağını ifâde ederken Şerîk'in küçük bir fesi sütre olarak önüne koyacağı düşünülemez. Sözü geçen hadis-i şerifte de açıkladığımız gibi semerin arka kemerinin bo­yu bazılarına göre bir arşın, bazılarına göre de arşının üçte ikisi kadardır. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/60]
__________________
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞
۞..´*• *•. .•*´ •*´*• *•. .۞
۞. لا اله الا الله محمد رسول الله ۞
۞..•..* ¸.• •.¸ `*.. • *•. .۞
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞



ebuhasanelmakdisi şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-08-2009, 14:01   #3
Yarbay
 
ebuhasanelmakdisi's Avatar
 
Katılım Tarihi: 04/2007
Mesajlar: 2,834
Rep Gücü: 127
ebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the rough
Varsayılan Yanıt: NAMAZLA İLGİLİ ÖNEMLİ KONULAR

Bînek Hayvanına Doğru (Onu Sutre Vaparak) Namaz Kılmak


692. ...îbn Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.) deveye doğru namaz kılarmış. [Buhârî, salat 50, 98; Ebû Dâvûd, cihâd 149; Muslim, salat 248; Tirmizi, salaî 144; Ah-med b. Hanbel, II, 26, 106, 316, 326, 329, 330.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/60. ]


Açıklama


Bu hadis-i şerif deveyi ve benzeri hayvanları sutre yaparak namaz kılmanın câiz olduğuna delildir. Ancak bu hadis de­ve yataklarında namaz kılmayı nehyeden 493. numaralı hadis-i şerife zıt de­ğildir. Çünkü bu hadis-i şerifte söz konusu edilen deveye karşı Efendimiz (s.a.)'in namaz kılması yolculuk esnasında vuku bulmuştur. Yolculuk esna­sında ise, deve hem bağlıdır, hem de sahibine karşı daha çok itaatlidir. Deve yataklarında ise, develer bağsız olduğundan içlerinde bulunan azgın devele­rin insana her an için saldırması mümkündür. Bu bakımdan deve yatakla­rında namaz kılmak tehlikelidir, huzur ve huşu'u bozucudur.
Ayrıca araplar arasında deve yataklarına insanların da abdest bozdukları düşünülebilir ki,. Efendimizin yolculukta deveyi sutre edinerek namaz kıldığı halde deve ya­taklarında bulunan develere karşı namaz kılmaktan niçin nehyettiği daha iyi anlaşılmış olur.

1. Hanbelî ve Hanefi âlimleri, bu hadis-i şerifi delil getirerek yerinde sabit olan hayvana ve arkası dönük olan insana doğru namaz kılmanın caiz olduğunu söylemişlerdir.

2. Şâfiîlere göre ise, hayvana ve kadına doğru namaz kılınamaz, Şafiî âlimlerinden merhum İmam Nevevî hazretleri bu mevzuda şunları söylemiş­tir:
"Kadını sutre edinerek ona doğru namaz kılmanın neden caiz olmadığı açıktır. Çünkü kadın o anda erkeğin zihnini meşgul eder. Fakat Rasûl-u Ek­rem (s.a.) deveyi sutre edinerek namaz kılmıştır. Buhârî ve Müslim'de İbn Ömer'den gelen hadis-i şerif bunu açıkça beyân etmektedir. Durum böyley­ken İmam Şafiî (r.a.)nin deveye doğru namaz kılınamaz demesi, ancak bu hadis-i şerifin onun eline geçmemesiyle izah edilebilir.
Şurasını da hatırdan çıkarmamak lâzımdır ki, İmam Şafiî (r,a.) sağlam hadis ele geçtiği zaman, kendi içtihadının bırakılarak o hadisle amel edilmesini vasiyyet etmiştir.
Anı­lan Buhârî ve Muslim'deki İbn Ömer hadisi sağlam olduğuna göre, deveyi sutre kabul ederek ona doğru namaz kılmanın caiz olduğunu kabul etmek İmam Şafiî'nin vasiyyetini yerine getirmek demektir.

3. Mâlikîlere göre ise,eti yenmeyen hayvanları sutre edinerek onlara doğru namaz kılmak mekruhtur. Eti yenenlerin ise, bağlı olanlarını sütre edinmek­te bir sakınca yoksa da bağsız olanlarını sütre edinmek mekruhtur.
Yabancı bir kadını sütre edinmek de aynı şekilde mekruhtur.
Kendisine nikâhı düşmeyen bir kadının sutre edilip edilemeyeceği mev­zuunda ise, Mâlikî imamları arasında iki görüş vardır.
Yüzünü namaz kılan kimseye dönmediği müddetçe bir erkek sutre edi­nilerek kendisine doğru namaz kılınabilir.


104. Kişi Direğe Veya Benzeri Şeylere Doğru Namaz Kıldığında Onu Hangi Tarafına Almalıdır?


693. ...Mikdâd b. el-Esved (r.a.) şöyle demiştir:
"Peygamber (s.a.)'i kaç kere bir ağaç parçası, bir direk veya bir ağaca (doğru) na­maz kılarken gördümse onu tam karşısına değil de ancak sağ kaşının (sağının) veya sol kaşının (solunun) hizasına almış olduğunu gördüm."
[Kutub-ı sıtte müelliflerinden sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/61-62.]

Açıklama


Bu hadis-i şerif, sutre olarak kullanılacak ağaç ve benzeri şeylerin iki kaşın arasına gelecek şekilde tam karşıya konularak onlara karşı namaz kılmaktan nehyetmektedir. Namaz, kılan kişi sütreyi tam karşısına koymakla görünüşü bakımından puta tapan kimselere benzeyece­ği için bundan nehyedilmiştir.
Şurasını unutmamak lâzımdır ki, sütreyi tam karşıya almanın sakınca­sı, sutre ağaç ve benzeri bir nesne olduğu zaman ortaya çıkar. Sutre bir du­var veya bir bina ise, o zaman herhangi bir sakınca sözkonusu değildir.
Bu mevzuda M. Zihni Efendi Ni'meti'l-İslâm isimli kıymetli eserinde şun­ları söylemektedir:
"Sünnet olan sutreye yakın durmaktır ve tam karşısına' durmayıp onu iki kaşlarından birinin (efdal olanı sağ kaşının) hizasına al­maktır."
[bk. Nimet-i İslâm I, 345.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/62]



105. Konuşmakta Olanlara Ve Uyuyanlara Karşı Namaz Kılmak


694. ...İbn Abbâs (r.a.)'m rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
"Uyumakta olan ve konuşan kimseye doğru na­maz kılmayınız."
[İbn Mace, ikâme 40; Beyhaki, es-Sunenu'1-kubrâ, II, 279.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/62-63]


Açıklama


Uyumakta olan kimseye karşı namaz kılmanın sakıncası bellidir. Uyuyan kimse kendisini murakabe edemediği için ondan her an için namaz kılan kimsenin zihnini meşgul edecek haller zuhur ede­bilir. Bu da namaz kılan kişinin huzurunu bozar. Namaza kendini iyice vermesini engeller ve hatta onu şaşırtabilir.
Bu bakımdan İmam Mâlik, Tâvûs ve Mücâhid uyuyan kimseye doğru namaz kılmanın mekruh olduğunu söylemişlerdir.
Bunların dışında kalan âlimler ise, ileride gelecek olan 810, 811 ve 812 numaralı hadislerle Buhâri ile Muslim'in ittifakla rivayet ettikleri Hz. Âişe'nin naklettiği, "Rasûl-u Ekrem (s.a.) namaz kılardı; ben de onun yatağının üzerinde önüne uzanmış halde uyurdum.” [Buhârî, salât 103; vitir 3; Muslim, salât 267, 268; Nesâî, kıble 10] anlamındaki hadis-i şerifi de­lil getirerek uyuyan kimseye karşı namaz kılmanın herhangi bir sakıncası ol­madığını söylemişler ve mevzumuzu teşkil eden hadisin de zayıf olduğunu iddia etmişlerdir.
Şafiî âlimlerinden Nevevî ve Hattâbî de bu hadisin zayıf ol­duğu kanaatindedirler.
Hattâbî bu mevzuda şunları söylemektedir:
Bu ha­disin Peygamber (s.a.)'e ait olduğu kesin ve sağlam değildir. Çünkü bu hadisin senedi zayıftır. Abdullah b. Ya'kub bu hadisi kendisine Muhammed b. Ka'-b'dan kimin naklettiğini açıklamamıştır. Aslında Abdullah'ın ismini açıkla­madığı bu râviler, hadis âlimlerinin itimad etmediği iki adamdır. Bunlardan biri Temmam b. Bezi', öbürü de İsa b. Meymûn'dur ki Buhârî ve Yahya b. Maîn bu kimseleri tenkid etmişlerdir.
Hadis-i şerifte ayrıca konuşmakta olan kimseye doğru namaz kılmak da yasaklanmıştır. Çünkü konuşan kimse namaz kılanın zihnini meşgul eder ve huzurunu bozar. Nitekim İbn Mes'ûd (r.a.) konuşmakta olan kimseye karşı namaz kılmanın mekruh olduğu görüşündedir. Ancak bu kimseler zikir ya­pıyorlarsa, o zaman onları sütre edinmekte herhangi bir sakınca yoktur.
İmam Ahmed ile imam Şafiî de konuşan kimseyi sutre edinmenin mek­ruh olduğu kanaatindedirler. Nitekim mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerif de bu görüşe delâlet etmektedir.
Fakat herhangi bir kimsenin yüzüne doğru namaz kılmak hiç bir zaman ve hiçbir kimse tarafından uygun görülmemiştir.
[Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/63-64]

106. Namaz Kılan Kimsenin Sütreye Yakınlığı


695. ...Sehl b. Ebi Hasme, Peygamber (sallellahualeyhi vesellem)in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
"Sîzden biriniz sutreye doğru na­maz kıldığı zaman ona yaklaşsın ki, şeytan namazında ona vesvese ver­mesin."
[Nesaî, kıble 5; İbn Mâce, ikâme 39; Ahmed b. Hanbel IV, 2; Beyhakî, es-Sunenu'l-kubrâ, II, 272.]

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi(aynı zamanda) Vâkid b. Muham­med, Safvân'dan (o da) Muhammed b. Sehl'den (o da) babasından veya Muhammed b. Sehl (doğrudan doğruya) Peygamber (s.a.)'den rivayet etmiştir. Bazıları da (bu hadisin) Nâfi' ö. Cubeyr vasıtasıyla Sehl b. Sa'd'den (nakledildiğini) söylemiştir. Ve bu hadisin senedinde ihtilâf edilmiştir.

Açıklama


Hadis-i şeriften namaz kılmak isteyen kimsenin önüne sutre dikmekle mükellef olduğu anlaşılmaktadır. Sutre koymak kişinin istek ve arzusuna bırakılmış değildir.
Çünkü hadis-i şerifte geçen "her ne zaman” manasına gelen edatı, kişinin her namaz kılışında önüm sutre ayması gerektiğini ifâde eder.
Bu sayede namaza şeytanın vesvese­sinin karışması önlenmiş olur. Bir başka açıdan şeytanın bazı kişileri aldatarak namaz kılan kimsenin önünden geçirtmesi engellenmiş olur.
Bilindiği gibi namaz kılan kimsenin önünden geçilince eğer namaz kı­lan kişinin önünü kesen, kadın, eşek veya köpekse bazı âlimlere göre bu kim­senin namazı gerçekten bozulur. Bazılarına göre ise namazın özünü teşkil eden huzur ve huşu bozulmuş olur.
Bazı âlimler de buradaki şeytandan maksat namaz kılan kimsenin önün­den geçen her yaratıktır. Çünkü Peygamber (s.a.) namaz kılan kimsenin önün­den geçen her yaratık için şeytan tâbiri kullanmıştır, nitekim 697 numaralı hadis-i şerifte gelecektir.
Sutreye yakın durmanın hükmü mendubtur.
Hanefi âlimlerinden M. Zihni Efendi Ni'met-î İslâm'ın da, "Sünnet olan, sutreye yakın dumaktır" sözle­riyle Hanefi ulemasının bu mevzudaki görüşlerini dile getirmiştir.
Sutreye yakınlığın ölçüsünü Atâ, İmam Şafiî ve İmam Ahmed (r.a.) üç zira' olarakk tesbit etmişlerdir.
İmam Mâlik hiç bir ölçü getirmemiştir.
Ba­zılarına göre bir karış bazılarına göre de altı zira'dır. [el-Aynî, Umdetu'l-Kârî, IV, 280.]

Müellif Ebû Dâvûd hadisin sonundaki mütaleasmda bu hadisin zayıf olduğunu ifâde etmiştir.
Burada kadının eşek ve köpekle bir tutulduğu zannedilmemelidir. Çün­kü eşekle köpeğin namaz kılan kimsenin huzurunu bozma sebebi ile kadının bozma sebebi tamamen ayrı şeylerdir. Eşekle köpeğin huzuru bozması yara­tı Iışlanndaki fevkalâde dikkat çekici özelliklerle ilgili iken, kadının huzur boz­ması onun cinsî cazibesi ve erkekler için zaaf kaynağı olmasıyla ilgilidir. Namaz kılan bir erkeğin önünden geçen bir kadının, o erkeğin içinde ne gibi fırtınalar doğuracağını kimse kestiremez. Namazda gaye, İbâdet olması, Al­lah'a bağlılık ve Peygambere sadakatle tâbi olması hasebiyle, kadının geç­mesi ile bütün bu sevgiler kadın sevgi ve ilgisi ile karışırsa namazın hikmeti ortadan kalkacağı malumdur. İşte bunda kadının zikredilmesi bundan baş­ka bir şey ile tefsir edemez. Nitekim 702 no'lu hadiste gelecektir.

696. ...Sehl(r.a.)Men; demiştir ki:
Peygamber(s.a.)in namaz kıl­dığı yer ile kıble (duvarı) arasındaki (mesafe) bir dişi keçinin geçebile­ceği kadardı"
[Buhârî, salat 91; Muslim, salât 263; Ahmed b. Hanbel, IV, 54. ]
Ebû Dâvûd dedi ki; bu haber Nufeylî'ye aittir.

Açıklama


Rasul-u Ekrem (s.a.)'in "namaz kıldığı yer'den maksat, Kirmânî'ye göre, ayaklarının bulunduğu yerdir. Ancak Aynî merhum, "ayaklarının bulunduğu yerden secde ettiği yere kadar uzanan mesafe" olduğunu söylemiştir.[512]
Buna göre, namaz kılan kimse secdeye varınca sec­de halinde iken kıble duvarı ile arasında kalan mesafe bir keçinin geçebilece­ği kadar olmalıdır.
Ancak Ahmed b. Hanbel'in Hz. Bilâl'den rivayet ettiği; "Peygamber (s.a.) Kabe'ye girip namaz kıldı. Kendisiyle duvar arasında üç zira' bir me­safe vardı" hadis-i şerifi ise, Rasûl-u Ekrem'in ayakta bulunduğu zaman du­varla kendisi arasındaki mesafeyi belirlemektedir.
Davudî, mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifle Ahmed b. Hanbel hadisinin arasım şöyle uzlaştırmıştır: Namaz kılan kimse ile duvar veya kıble arasındaki mesafe en az bir keçi ge­çebilecek kadar olmalı, en çok ise, üç zira olmalıdır.


107. Namaz Kılan Kimsenin Önünden Geçilmesine Ma­ni Olma Yetkisi


697. ...Ebu Said eI-Hudrî(r.a.)den rivayet edildiğine göre Rasûl-u Ekrem (s.a.) şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz namaz kılarken hiç kimseyi önünden geçirmesin, elinden geldiği kadar ona engel olsun. Eğer o kimse diretirse, onunla doğuşsun. Çünkü o ancak şeytan(ın ya­pacağını yapmakta)dır."
[Buhârî, salât 100, Muslim, salat 258; Nesâî, kasem 48; İbn Mâce, ikâme 39; muvatta', sefer 33, Ahmed b. Hanbel, III, 34, 44.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/66-67.]

Açıklama


Bu hadis-i şerifte namaz kılmakta olan bir kimsenin, önünden geçilmesine mâni olması emredilmektedir. Ancak namaz esnasında önünden geçen kimseye müdâhele etme hakkının doğması için daha önce geçen 689 ve ilerde gelecek olan 700 numaralı hadis-i şeriflerde beyân edildiği gibi sutre olma niteliği taşıyan bir nesnenin önüne konulmuş olması lâzımdır.

Buhârî, bu hadis-i şerifin sebeb-i vürûdu ile ilgili olarak şu hâdiseyi nak­letmektedir:
"Ebû Salih es-Semmân dedi ki: Ebû Said el-H-udrîbir cuma günü insanlardan korunmak için önüne koyduğu bir sütrenin arkasında namaz kı­lıyordu. Derken Muayt oğullarından bir genç onun önünden geçmek istedi. Ebû Said de göğsünden iterek o gence mâni oldu. Genç, başka geçilebilecek bir yer olmadığını görünce, ikinci defa geçmeyi denedi. Ancak bu defasında da Ebû Said birincisinden daha şiddetli olarak karşı koydu. Bunun üzerine delikanlı Mervân'ın yanına gidip Ebû Said'i şikâyet etti. Hemen arkasından da Ebû Said, Mervân'ın yanına geldi. Ebû Said'i karşısında gören Mervân kendisine şu soruyu yöneltti:
Ey Ebû Said! Bu kardeşin oğluyla senin alıp veremediğin nedir? Ebû Said de şu cevabı verdi:
Rasûl-u Ekrem (s.a.)'i şöyle büyürken işittim:
"Sizden biriniz kendisi­ni insanlardan koruyacak bir sütreye doğru namaz kılarken, birisi önünden geçmek isterse, ona mâni olsun. Eğer o kimse diretirse, onunla kavga etsin. Çünkü o şeytandan başka bir şey değildir.”
[Buhârî, salât 100.]

Kadı lyaz silâhla veya Önden geçen kişinin ölümüne sebeb olacak bir âletle müdâhelede bulunmanın caiz olmadığına ve tehlikeli olmayan bir mü­dâhale sonucu ölen bir kimse için de kısas lâzım gelmediğine dâir ulemânın görüş birliğinde olduğunu söylemiştir.
Bu kişi için diyet lâzım gelip gelmedi­ği konusunda ise Malikîler arasında iki farklı görüş vardır. Bunlardan îbn Şa'ban'a göre bu kişi için diyet lâzım gelir. İbnu't-Tîn'e göre ise, kanı heder olur, yani karşılığında diyet ödenmez.
Ancak hemen şunu söyleyelim ki; namaz kılanın önünü kesip geçen kimse ile nasıl mücâdele edileceğine dair serdedilen bütün bu görüşler namaz kılar­ken önünde sütre bulunan kimsenin önünü kesen kimse ile ilgilidir. Yoksa önünde sutre bulundurmayan kimse için müdâhele veya mücâdele hakkı yoktur.
İbn Ebî Hamza ise, hadis-i şerifteki şeytanla kavgadan maksat, gürül­tüsüz, patırtısız olan ince ve mânevi bir müdâheledir. Yoksa gürültülü patır­tılı, kaba kuvvete dayalı bir mücâdele değildir. Bu manada bir mücâdele de ancak istiâze (eûzu) ve besmele ile şeytandan korunmak ve sütre koymakla gerçekleşebilir.
Çünkü kaba kuvvete bağlı olarak yapılacak bir mücadelenin namaza vereceği zarar, önden geçen kimsenin vereceği zarardan daha bü­yüktür, demektedir.
Namaz kılan kimsenin önünden geçen kimse ile mücâdele etmedeki se­bebin ne olduğu mevzuunda da iki görüş vardır:

a. Musallinin önünü kesen kişiyi günahtan alıkoymak,
b. Bu kişinin namaza zarar vermesini önlemek.
İbn Hamza birinci görüşü benimsemiştir. Aslında ikinci görüş daha kuv­vetli ve isabetlidir.
Nitekim İbn Ebî Şeybe'nin İbn Mes'ûd (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre, "bir kişinin namaz esnasında önünden geçilme­si o namazın yarısını ifsâd eder".
Yine Ebû Nuaym'in Ömer (r.a.)'den riva­yet ettiği bir hadisi şerifte ise, "namaz kılan kişi eğer önünden geçilmekle namazım(n derecesini) ne kadar kaybettiğini bilseydi, sutresiz olarak asla na­maz kılmazdı" buyurulmaktadır.
İşte bu hadis-i şerifler, namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kimseye engel olmanın gerçek sebebinin namaza zarar vermesi olduğunu ortaya koymaktadır.
Ayrıca, "musallinin önünden geçeni günahtan alıkoymak için onunla mücâdele edilir" diyenlere de, "şayet sizin görüşünüz isabetli olsaydı, o za­man çocuğun namaz kılan bir kimsenin önünden geçmesinde bir sakınca ol­maması lâzımdı. Çünkü çocuk mükellef olmadığı için bu hareketiyle günahkâr olmaz" diye cevap verilebilir.

Hanefî âlimlerine göre ise, efdal olan namaz kılanın, Önünden geçene müdâhale etmemesidir.

Buna göre namaz kılan bir kimseye mevzumuzu teşkil eden hadiste ta­nınan müdâhale hakkının doğması için namazdan önce önüne sutre niteliği taşıyan bir nesneyi koymuş olması gerekmektedir. İşte o zaman o kimse, önün­den geçen kimseye gücünün yettiği kadar engel olmaya çalışır.

Zâhiriyye mezhebi âlimlerine göre, hadisteki "ona engel olsun" emri­nin hükmü farzdır. Bu bakımdan namaz esnasında önünden geçen kimseye engel olmak o kimse için kaçınılmaz bir görevdir.
Şafiî âlimlerinden merhum Nevevî'ye göre ise, bu emrin hükmü kuv­vetli bir mendubtur. Özellikle Şafiî âlimlerinden hiç bir kimse farz olduğu­nu iddia etmemiştir. [bk. el-Menhel, V, 90]
İleride gelecek olan 700 numaralı hadis-i şerifte de temas edileceği gibi eğer önünden geçmekte olan kimse yakınsa ona eliyle mâni olur, uzaksa işa­retle veya "subhânellah" diyerek sesini yükseltmekle mâni olur.

Kadı İyaz ise, namaz kılmakta olan kimse 'önündenj geçene bulunduğu yerden müdâhalede bulunabileceğine, fakat bu maksatla yürümesinin asla caiz olmadığına dair âlimlerin görüş birliğinde olduklarım söylemektedir. Çün­kü namazda yürümenin namaza vereceği zarar, önünden geçilmekle doğa­cak zarardan daha büyüktür. Bu bakımdan kişinin bulunduğu yerden elle müdâhalede bulunmasına izin verilmiştir. Önden geçen kimse uzakta bulu­nursa, o zaman da bulunduğu yeri terketmeden sadece işaretle veya "subhânellah" diyerek müdâhalede bulunabilir.
Hadisin zahirine bakılırsa namaz kılanın önünü kesmek isteyen kimse­ye çocuk bile olsa engel olunur.
Nitekim İbn Mâce'nin Ummü Seleme'den rivayet ettiği,
"Peygamber (s.a.) bir gün Ummü Seleme'nin odasında namaz kılarken Abdullah yahut Ömer b. Ebi Seleme önünden geçmek istedi de, Pey­gamber (s.a.) ona eliyle (geçmemesini) söyledi, o da vazgeçti, hemen sonra Zeyneb bint Ummü Seleme gelip önünden geçmek istedi. Rasûl-u Ekrem (s.a.) ona da aynı şekilde eliyle geçmemesini söylemişse de o (aldırış etmeden) ge­çip gitti. Bunun üzerine Peygamber (s.a.) namazı bitirir bitirmez (şöyle) bu­yurdu:
"Kadınlar (isyanda ve inatçılıkta) galibtirler."
[İbn Mâce, ikâme 38; Ahmed b. Hanbel, VI, 294.]
__________________
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞
۞..´*• *•. .•*´ •*´*• *•. .۞
۞. لا اله الا الله محمد رسول الله ۞
۞..•..* ¸.• •.¸ `*.. • *•. .۞
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞



ebuhasanelmakdisi şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-08-2009, 14:02   #4
Yarbay
 
ebuhasanelmakdisi's Avatar
 
Katılım Tarihi: 04/2007
Mesajlar: 2,834
Rep Gücü: 127
ebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the rough
Varsayılan Yanıt: NAMAZLA İLGİLİ ÖNEMLİ KONULAR

Bu hadisten anlaşılıyor ki önden geçmek isteyen çocuk da olsa izin verilmemelidir.
Hadis-i şerifteki "Onunla döğüşsün" cümlesinin anlamı İmam Şafiî'ye ve Mâliki âlimlerinden Kurtubî'ye göre, "eğer diretirse, birinci müdâhale­den daha sert bir müdâhalede bulunulsun"-demekse de, bazı Şafiîlere göre "gerçekten doğuşsun" demektir.
Ancak bu ikinci görüş namazın özünü teşkil eden huşu'a aykırı olduğu için ulemâ tarafından kabul edilmemiştir.

Kıymetli âlim Kâsânî'nin el-Bedâyi' isimli meşhur eserinde bu mevzuda şu bilgiler verilmektedir:
"Bizim için meselede delil şu hadis-i şeriftir: "Mu­hakkak ki namazda -ancak namazla ilgili fiillerle- meşgul olunur". Kavga ve mücâdele namazla ilgili bir hareket olmadığına göre bu fiillerle meşgul olmak doğru ve caiz değildir."
Ancak mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifi merhum Kâsânî şöyle te'vil etmektedir: Ebû Said Hadisi ise, namazda her türlü hareketin mubah olduğu zamanlara aittir. Sonradan namazla ilgisi ol­mayan davranışların mübahlığı neshedilmiştir. [ bk. Bedâyiu's-sanâyi, I, 217.]

Hanefî âlimlerinin bazıları da namaz kılanın önünden geçene engel ol­mak bir görev değil, bilakis bir izindir. Engel olmamak daha faziletlidir. Çün­kü engel olma hareketi namazın dışında bir harekettir demişlerdir.
Ancak gerek mâni olma işinin namazın dışında bir hareket olduğu, gö­rüşüne, gerekse Ebû Said hadisinin neshedildiği görüşüne diğer mezheb âlim­leri tarafından itiraz edilmiştir.
"Çünkü o, şeytandan başka bîr şey değildir" cümlesindeki "şeytan” kelimesi bu kişinin yaptığı iş, şeytan işidir, anlamına gelebileceği gibi, ger­çekten insan ve cin şeytanı anlamına da gelebilir.
Nitekim İbn Battal, "Şeytan" sözünün dinde fitne çıkaran herkes için kullanılmasının caiz olduğunu söy­lemekte ve kelimelerde mühim olan manadır, yoksa şekil değildir,
de­mektedir.
Yine İbn Battâl'a göre, cinnilere hakikaten şeytan denebildiği gibi in­sanlara da mecazen şeytan demek caizdir.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de de insanoğluna şeytan denildiği görülmek­tedir:
"Biz (sana yaptığımız gibi) her Peygambere de insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yaptık." [el-En'âm, (6), 112.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/67-70.]

Bazı Hükümler


1. Namaz kılmakta olan bir kimsenin, önünden geçmek isteyene mani olması caizdir. Ancak namaz kıl­makta olan kimsenin bu müdâhale etme hakkını kazanabilmesi için namaz­dan önce önüne sütre niteliği taşıyan bir nesneyi koymuş olması şarttır.

2. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kimse en uy­gun bir yolla engellenmeli, tehlikeli sonuçlar doğuracak müdahale yollarına gidilmemelidir.

3. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kişi, önün­den geçtiği kimsenin gönlünü meşgul edip namazdaki huşu'una mâni oldu­ğu için şeytana benzer.

4. Dinde fesat çıkaran kimselere şeytan denilmesi caizdir.


698. ...Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.), Peygamber (s.a.)'i ; "Sîzden bi­riniz namaz kıldığı zaman sütreye doğru kılsın ve ona yakın dursun.” buyurduğunu söylemiş sonra da (bir önceki hadisin) mânâsını rivayet etmiştir.
[Beyhakî, es-Sunen'il-kubrâ, II, 267.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/71.]

Açıklama


Muhammed b. Aclân, Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiği bu hadisin sonunda, bir önceki hadisin mânâsını ifâde eden lâfızları nakletmiştir. İbn Hibbân'ın Sahîh'inde rivayet ettiğine göre, bu lâfız­lar şöyledir:
Yanı "sizlerden biri namaz kıldığında sutreye karşı kılsın ve ona yaklaşsın. Çünkü şeytan sutre ile onun arasından geçer. Önünden geçen kimse­ye de fırsat vermesin."

699. ...Suleyman (b. Abdilmelik)in hacibi Ebû Ubey.d şöyle de­miştir:
Ben Atâ b. Yezîd el-Leysî'yi ayakta namaz kılarken gördüm ve önünden geçmek istedim. O da beni geri çevirdi. (Namazını bitir­dikten) sonra da (şöyle) dedi:
Ebû Said el-Hudrî bana Rasûlullah (s.a.)m şöyle buyurduğunu nakletti: "Sizden bir kimse (namaz kılarken)kıblesi ile kendi arasına birinin girmesine mâni olabilirse olsun."

Açıklama


Bu hadis-i şerifle ilgili açıklama 697. hadis-i şerifte geçmiştir. Oraya bakılabilir.

700. ...Ebû Said (r.a.)'den (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) (şöyle) buyurmuştur:
"Sizden biriniz kendisine insanlardan sutre olacak bir şeye doğru namaz kılar da başka biri önünden geçmek isterse, ona göğsüne dokunarak engel olsun. Diretirse, onunla dövüşsün. Çünkü o ancak şeytan(dan)dır."
Ebû Dâvûd, Sufyan-ı Sevrî'nin şöyle dediğini söylüyor:
"Ben na­maz kılarken önümden böbürlenerek geçen adama mâni olurum. Za­yıfa mani olmam.” [Buhârî, salât 100; bedu'1-halk 11; Muslim, salat 258, 259,-selâm 139; Ebû Dâvûd, salat 114; Nesâî, kasâme 48; Ibn Mace, ikâme 39; Dârİmî, salat 125; Muvatta, sefer 33; İstı'zân 33; Ahmed b. Hanbel, III, 39, 49, 57, 63.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/72]

Açıklama


Bu hadisle ilgili açıkljama 697. hadis-i şerifin açıklama kısmında geçtiğinden tekrara lüzum görmüyoruz. Oraya müracaat edilmelidir.

108. Namaz Kılanın Önünden Geçmenin Yasak Oluşu


701. ...Ebû Cuheym (r.a.), Peygamber (s.a.)'ın şöyle buyurdu­ğunu bildirmiştir:
"Namaz kılanın Önünden geçen kimse, ne kadar gü­nah işlediğini bilseydi kırk beklemeyi önünden geçmekten daha hayırlı bulurdu."
Ebu'n-Nadr; "Ravînin kırk gün mü, ay mı, sene mi? dediğini bilemiyorum" dedi.
[Buhârî, salât 101? Muslim, salât 261; Tirmizî, mevâkît 134; Nesâî, kıble 8; Dârimî, sa-lât 130; Muvatta, sefer 34, 35; Ahmed b. Hanbel, IV, 169.
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/73]

Açıklama


Zeyd b. Halid el-Cuhenî, namaz kılmakta olan bir kimsenin önünden geçmenin günâhını öğrenmek üzere Busr b. Saîd'i Ebû Cuheym'e göndermiş, Ebü Cuheym (r.a.)'de bu hadis-i şerifi nakletmiştir.
Buna göre namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçen kimse bu ha­reketinin vebalini bilmiş olsa uzun müddet beklemeyi tercih edecek yine de namaz kılanın önünden geçmeyecektir.
Ebû Davud'un bu rivayetinde "kırk beklemesi onun için daha hayırlı olurdu" şeklindeki cümle, bazı hadis kitaplarında kırk yi], kırk ay, kırk sa­bah, kırk saat, gibi farklı ifâdelerle nakledilmiştir.
Bütün bunlardan şu an­laşılıyor ki, bu cümlelerde geçen "kırk" kelimesiyle bizce bilinen kırk sayısı değil de takdiri bizce mümkün olmaycak kadar uzun bir zaman kast edil­mektedir. İbn Mâce'nin Hz. Ebû Hureyre'den tahric ettiği rivayette ise, Pey­gamber (s.a.) "biriniz namaz kılarken din kardeşinin önünden geçmekte ne derece büyük günah olduğunu bilse, yüz sene yerinde durması onun önün­den bir adım atmaktan kendisine daha hayırlı gelirdi" buyurdu denilmiştir.
[ibn Mâce, ikâme 37; el-Muttekî, Kenzu'I-Ummal, VII, 355.]

Taberânî'nin rivayetinde; "Namaz kılanın önünden geçen kimse ne de­rece günah işlediğini bilmiş olsaydı, uyluğunun kırılmasına razı olur da onun önünden geçmezdi" [el-Muttekî, Kenzu'I-Ummâl, VII, 355.]denilmiştir.

Ka'bu'l-Ahbâr; "namaz kılanın önün­den geçen kimsenin yere batması onun önünden geçmesinden daha hayırlıdır" demiştir.
Bütün bunlar namaz kılanın önünden kasten geçmenin pek çirkin ve veballi bir hareket olduğunu göstermektedir. Sutrenin ardından geçmekte ise, herhangi bir sakınca yoktur.

Bazı Hükümler


1. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek çok çirkin bir ıştır, bunu yapan günahkar olur. Nite­kim bu mevzu ile ilgili olarak Ka'bu'l-Ahbâr'ın ve Taberânî'nin rivayet etti­ği tehditkâr hadisler bulunmaktadır.

2. Namaz kılmakta olan kimse namazını ister tek başına, isterse imama uyarak kılıyor olsun, önünden geçmek isteyen kişiye engel olmalıdır. Nite­kim bu mevzuda muktedinin durumu ileride tekrar ele alınacaktır.

3. Her ne kadar bu hadis-i şerifteki ve benzerlerindeki tehdid sadece na­maz kılmakta olan kimsenin önünden geçene aitmiş gibi görünüyor ve na­maz kılmakta olan kimsenin önünde duran veya oturan veya önünde uyuyan kimseler bu tehdidin dışında kalıyor gibiyse de, aslında bu yasağın gerçek sebebinin namaz kılan kimsenin zihnini bozmak ve huşu'unu ifsat etmek ol­duğu düşünülürse, bu kimselerin de bu hadis-i şerifteki tehdidin kapsamı içine girecekleri kolayca anlaşılır.
[ Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/74.]

__________________
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞
۞..´*• *•. .•*´ •*´*• *•. .۞
۞. لا اله الا الله محمد رسول الله ۞
۞..•..* ¸.• •.¸ `*.. • *•. .۞
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞



ebuhasanelmakdisi şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-08-2009, 14:03   #5
Yarbay
 
ebuhasanelmakdisi's Avatar
 
Katılım Tarihi: 04/2007
Mesajlar: 2,834
Rep Gücü: 127
ebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the roughebuhasanelmakdisi is a jewel in the rough
Varsayılan Yanıt: NAMAZLA İLGİLİ ÖNEMLİ KONULAR

NAMAZ SONRASI TESBİHAT



SUNEN-İ NESAİ



78- İMAMIN SELÂM VERMESİNDEN SONRA TEKBİR

1318- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v)’in namazının bittiğini selâmdan sonra alınan tekbirle bilirdik.”
(Ebû Davud, Salat: 191; Muslim, Mesacid: 23)

79- NAMAZIN BİTİMİNDEN SONRA NAS FELAK VE İHLÂS SÛRELERİNİ OKUMAK

1319- Ukbe b. Amir (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bana her namazdan sonra Nâs, Felâk ve İhlâs sûrelerini okumamı emretti.
(Ebû Davud, Salat: 353; Tirmizî, Fedailul Kur’an: 13)

80- SELÂM VERDİKTEN SONRA YAPILACAK DUA

1320- Ebu Esma er Rahabî (r.a), Rasûlullah (s.a.v)’in kölesi Sevban’dan naklettiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) namazını bitirince; Üç defa “Estağfirullah” der ve Allah’ım! Sen selâmsın, selâmet te Sendendir. Sen ne kutlusun, büyüklük ve ikram sahibi olan Allah’ım” derdi.”
(İbn Mâce, İkametu’s Salat: 32; Muslim, Mesacid: 26)





81- NAMAZ DA SELÂMDAN SONRA, İSTİĞFAR; DAHA SONRA, NE OKUNUR?

1321- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) (namazını bitirip) selâm verdiğinde (üç sefer istiğfar ettikten sonra) Allah’ım! Sen selâmsın, selâmette sendendir. Sen ne kutlusun, büyüklük ve ikram sahibi olan Allah’ım derdi.
(İbn Mâce, İkametu’s Salat: 32; Muslim, Mesacid: 26)


90- NAMAZIN BİTİMİNDE TESBİH SAYISI KAÇTIR?


1331- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
İki şey vardır ki onları yapan mutlaka Cennete girer, onlar çok kolay olup yapanı da azdır.”
Sözünü şöyle sürdürdü:
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
Beş vakit namaz… Sizden biriniz her namazın arkasında on defa: “Subhanallah” on defa “Elhamdulillah” on defa “Allahuekber” derse; günde diliyle bunları yüzelli defa söylemiş olur ki, Allah katındaki karşılığı bin beş yüzdür.”
Peygamber (s.a.v) bunu söylerken parmaklarıyla sayıyordu.

Sizden biriniz yatağına girdiğinde otuz üç defa “Subhanallah” otuz üç defa “Elhamdulillah” otuz dört defa “Allahuekber” derse; gerçekten Allah’ı dili ile yüz defa zikretmiş olur. Fakat bunun Allah katındaki değeri bindir.
Rasûlullah (s.a.v) sözüne şöyle devam etti:
Hangi biriniz günde iki bin beş yüz günah işleyebilir? bunun üzerine: Ashab:
Öyleyse bunları neden yapmayalım dediler.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
Şeytan size namazda iken gelir şunları hatırla, şunları hatırla der siz de bu duayı yapmayı unutursunuz. Yine şeytan geceleyin aynı şekilde gelir ve bu duayı yapmadan sizi uyutur.”
(Tirmizî, Dua: 25; İbn Mâce, İkametu’s Salat: 32, Suneni Nesai, kitabu's sehv 91/ 1332 )


91- NAMAZDAN SONRA DEĞİŞİK BİR TESBİH

1332- Ka’b b. Ucre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Birbiri ardınca yapılması gereken zikirler vardır onları yapanlar sevaptan mahrum kalmazlar. Onlar şunlardır: “Otuz üç defa “Subhanallah” otuz üç defa, “Elhamdulillah” otuz dört defa, “Allahuekber” demek.”
(Muslim, Mesacid: 26; Tirmizî, Dua: 26)




Sunen-i Nesai C.1 , 13- KİTABU’S SEHV (NAMAZDA YANILMA), Abdullah Parlıyan , Konya Yayıncılık , 518-528



SUNEN-İ İBN MACE

926) Abdullah bin Amr (bin el-As) (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
"İki şey vardır ki bunlara devam eden her müslüman adam be­hemehal Cennet'e girer. Bunlar kolay şeylerdir de bunlarla amel eden­ler azdır.


(Birincisi şudur ) Müslüman kişi her namazdan sonra on defa teşbih eder, on defa tekbir getirir ve on defa hamd eder."
Abdullah (Radıyallâhu anh) : 'Ben Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i bu zikirlerin sayısını mübarek el (parmakları) ile zab-tederken (hesaplarken) gördüm,' demiştir. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyruğuna şöyle devam eylemiştir:.
-İşte bunlar dille (söylenmesi) itibariyle yüzelli (cümle) dir. Mizân'da (ise) binbeşyüz cümledir.

(İkincisi de şudur) Müslüman ki­şi yatağına girdiği zaman yüz defa teşbih, hamd ve tekbir okur. İş­te bunlar da dille söylenmesi bakımından yüz (cümle) dir. Lâkin mizân'da bin (cümle) dir. Şu halde hanginiz günde ikibin beşyüz kö­tülük işler?»
Sahâbîler (Radıyallâhu anhum) :
(Ya Rasûlallah!) Müslüman adam nasıl bunlara devam edemesin? dediler. (Bunlara devam edememezliği garibsediler.)
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
«Her hangi biriniz namazda iken şeytan ona gelerek: Falan şeyi ve şu şeyi hatırla, der. Tâ ki kul gafletle namazdan çıkıp git­sin ve her hangi biriniz yatağında (uzanmış) iken şeytan onun ya­nına varır ve kişi uyuyuncaya kadar şeytan durmadan onu uyutma­ya çalışır.
[Sunen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/198-200]




İzahı


Tirmizi ve Nesâi'de bu hadîsi az lâfız farkıyla riva­yet etmişlerdir. Nesâi' nin rivayetinde "Beş vekit namazların­dan sonra" kaydı mevcuttur.
Anılan üç zikir her farz namazdan son­ra onar defa okununca toplam yüz elli eder. Her hasene'nin en az on kat arttırılarak mu'min'in hayır defterine geçirileceği âyet ve
ha­diste sabit olduğu gibi burada da okunan yüz elli cümlenin binbeşyüz cümle olarak teraziye konacağı bildirilmiştir.
Yatağa girildiği zaman teşbih ve hamd cümlelerinin otuz üçer defa ve tekbir cümlesinin otuz dört defa olması durumu da Nesâî' nin rivayetinde belirtilmiştir. Toplamı yüz cümle olan bu zikir'de on kat arttırılmakla bine ulaşınca günlük zikir toplamı ikiyüz elli eder ve on katı da bilindiği gibi, ikibin beşyüzdür.
Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Hanginiz günde ikibin beşyüz kötülük işler?" ifâdesi ile bir müslümanın normal olarak günde bu kadar hatâ işlemediğine ve ikibin beşyüz hasenenin icâ­bında bu kadar hatâyı giderir durumda olduğuna işaret buyurur.
Sindi: "Eğer kulun hatâları varsa mezkûr hasenelerle gide­rilir. Şayet hatâları yoksa veya az ise artan haneseleri onun de­recelerinin yükselmesine vesile olur." demiştir.
Sahâbîler, bunca sevabı bulunup çok kolay olan bu iki şeye de­vam edilmemesini garibseyince Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) şeytanın bu güzel hasletlere devam etmeyi engellemeye çalış­tığına işaret buyurmuştur.
Teşbih : 'Subhânellah' demektir.
Hamd : -El-hamdu lillah' demektir.
Tekbîr : Allah u Ekber' demektir.
[Sunen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/200]


Hadîsin Fıkhı Yönü


1. Farz namazlardan sonra teşbih, hamd ve tekbîrin onar defa okunması meşrudur.
2. Yatağa girerken teşbih ve hamd'i otuzüçer defa ve tekbiri otuz dört defa okumak meşrudur.
3. Her hasene on kat arttırılarak mizana konur.
4. Bir hasene' bir seyyie'yi (kötülüğü) giderir.
5. Yapılan zikir sayısını elle hesaplamak meşrudur.

[Sunen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/200]
__________________
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞
۞..´*• *•. .•*´ •*´*• *•. .۞
۞. لا اله الا الله محمد رسول الله ۞
۞..•..* ¸.• •.¸ `*.. • *•. .۞
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞



ebuhasanelmakdisi şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-11-2009, 11:33   #6
Er
 
Katılım Tarihi: 11/2009
Mesajlar: 23
Rep Gücü: 0
USA_M hakkında şimdilik pek bilgimiz yok
Varsayılan Yanıt: NAMAZLA İLGİLİ ÖNEMLİ KONULAR

MESAJIN ALINDIĞI YER


ABDULHAKEM İZZETLİ

Tevhid - Islam-Tr.Net - islami filmler, islami kitaplar, islami programlar, islami sohbet


evet emeğe saygı gereği alıntı yaptığımız siteyi, linki eklemeliyiz.

Allah razı olsun. Eyvallah
USA_M şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 13:03


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2010 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2010 ilahi-Tr Forumları
Web Stats | ilahi Sözleri | şarkı sözleri